1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Zikir Çekmek Bidat Mi?

Konu, 'iLMi Munazaralar' kısmında Muaz ibni Cebel tarafından paylaşıldı.

  1. Muaz ibni Cebel

    Muaz ibni Cebel Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Soru:
    “Zikir çekmenin bidat olduğunu anlatan hâdiseyi biraz daha açıklayabilir misiniz? Bidat olan topluca çekmek mi, sesli çekmek mi yoksa çakıl taşları ya da tesbihle çekmek mi?” diye sormuş.
    Cevap: Saydıklarınızın hepside bidattır! Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunların hiç birini yapmamıştır. Bir kişi Allah (Azze ve Celle)’yi zikretmek veya O’na dua etmek istiyorsa, yapacağı zikirin ve duanın Kur’an ve sahih Sünnet’ten delili olması gerekir!
    Öncelike Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anh)’ın zikir çekenlere siz sapıksınız dediği hadisi hatırlayalım…
    Hakem ibnu’l-Mübarek haber verip dedi ki: Bize Amr bin Yahya haber verip dedi ki; babamı babasından şöyle rivayet ederken duydum: babam dedi ki: ‘Sabah namazından önce Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anh)’ın kapısının önünde oturduk. O çıkınca onunla birlikte mescide yürürdük. Birgün Ebu Musa el-Eşarî (Radiyallahu Anh) yanımıza geldi ve:
    −“Ebu Abdirrahman şimdiye kadar yanınıza çıktı mı?” dedi.
    −“Hayır” dedik. O da bizimle beraber oturdu. Nihayet Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anh) çıktı. O çıkınca hep birden ayağa kalktık. Sonra Ebu Musa (Radiyallahu Anh), Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh)’a şöyle dedi:
    −“Ebu Abdirrahman biraz önce mescidde yadırgadığım bir durum gördüm. Ama yine de Allah’a şükür hayırdan başka bir şey görmüş değilim. Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anh):
    −“O nedir?” diye sordu. Ebu Musa (Radiyallahu Anh):
    −“Birazdan mescide gidince göreceksin” dedi ve şöyle devam etti:
    −“Mescidde halkalar halinde oturmuş ellerinde de çakıl taşları olan bir grup ve bu grubun başında bir adam:
    −“Yüz defa Allah-u Ekber deyin” diyor, onlarda yüz defa Allah-u Ekber diyorlardı.
    −Sonra, “Yüz defa Lailahe İllallah deyin” diyor, onlarda yüz defa Lailahe İllallah diyorlardı.
    −Sonra, “Yüz defa Subhanallah deyin” diyor onlarda yüz defa Subhanallah diyorlardı.
    −Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anh):
    −“Peki onlara ne dedin?” dedi. Ebu Musa (Radiyallahu Anh):
    −“Senin görüşünü bekleyerek veya senin emrini bekleyerek onlara bir şey söylemedim” dedi. Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anh):
    −“Onlara kötülüklerini sayıp hesap etmelerini emretseydin ya. İyiliklerinden hiçbir şeyin zayi edilmeyeceğine dair onlara güvence verseydin ya” dedi. Sonra Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anh)’la beraber mescide gittik. Nihayet Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anh) bu halkalardan birine geldi, başlarına durdu ve şöyle dedi:
    −“Bu yaptığınızı nedir?”
    Onlar:
    −“Ebu Abdirrahman bu çakıl taşları ile Allah-u Ekber, Lailahe İllallah ve Subhanallah deyişlerimizi sayıyoruz.” dediler. Bunun üzerine Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
    −“Artık kötülüklerinizi sayıp hesap edin! Ben iyiliklerinizden hiçbir şeyin zayi edilmeyeceğine kefilim dedi. Yazıklar olsun size! Ey ümmeti Muhammed ne çabuk helak oldunuz! Nebiniz Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şu sahabesi içinizde hala bolca bulunmaktadır. İşte onun elbiseleri henüz eskimemiş, kabları henüz kırılmamıştır. Canım elinde olan Allah’a yemin olsun ki sizler kesinlikle Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in dîninden daha doğru yolda olan bir din üzerindesiniz ki bu imkânsızdır veya bir sapıklık kapısı açmaktasınız.”
    Onlar:
    −“Vallahi, Ebu Abdirrahman! Biz sadece hayrı elde etmek istedik” dediler. Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anh)’da şöyle karşılık verdi:
    −“Hayrı elde etmek isteyen niceleri vardır ki onu hiç elde edemeyeceklerdir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize bildirdi ki:
    “Bir topluluk Kur’an’ı okuyacaklar da (bu okuyuşları sadece dilde kalacak), onların köprücük kemiklerinden ileriye geçemeyecek”
    −“Vallahi bilmiyorum, belki onların çoğu sizdendir.” Sonra Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anh) onlardan yüz çevirdi. Amr bin Yahya’nın dedesi Amr bin Selime bundan sonra şöyle dedi:
    −Bu halkalardaki insanların genelini en-Nehveran olayında Haricilerin yanında bize karşı vuruşurken gördük.
    Darimi: 1/23/210
    Not: En-Nehveran olayında ki Hariciler bilindiği gibi kâfirdi. Çünkü onlar sahabeye kafir diyorlardı. Bir grup insanın hayrı elde etmek istediklerini söyleyerek Allah’a ibadette mübalağa kasdettiklerini anlıyoruz. Tabiki bu yanlıştır, bid’attır. Burada bu halkadaki insanlar eğer gerçekten hayrı istiyorlar ise daha sonra neden Hariciler safına katılarak sahabilere karşı savaştılar.
    Bizce onların asıl amacı dinde insanları sapıklığa düşürmektir. Onlar hayrı istediklerini öne sürüyorlar fakat yaptıkları şerdir. Biz Müslümanlar hayrı elde edeceğiz diye Kur’an ve Sahih Sünnet yolundan sapmamalıyız. Bizler zaten Kur’an ve Sahih Sünnete göre yaşarsak Allah-u âlem hayrı elde ederiz. O yüzden bu gibi dinde saptırıcı şeylere mü’minlerin ihtiyacı yoktur.
  2. akilli55

    akilli55 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Ben şurayı anlamadım. Hepsi bidattır derken Zikir çekmek (nasıl ve ne şekilde olursa olsun ) bidat mıdır? Yoksa belli şekillerle yapmak mı bidattır? Eğer zikir çekmek bidat değilse sünnette bunun nasıl yapıldığını öğrenebilir miyim?
  3. Ebu & Dücane

    Ebu & Dücane Misafir

    Kuran ayet ve hadislerinde okuduğumuz ve anladığımız kadarıyla,zikirde namaz haricinde bir sayı mefhumu yok.otururken,yatarken,yürürken hep Allahı zikr etmek vaciptir.Zikr için meclis kurmak yada toplanmak belli bir kaideye göre zikir çekmek bidattir.Riya ve gösterişe girmekten Allaha sığınırız.Ancak Allahı zikr etmek için,ilim öğrenmek,namaz kılmak,cihad etmek gibi hususlarda toplu olarak meclis oluşturulabilinir.Bunlarla ilgili deliller bu sitede de mevcut ama araştırırsan iyi olur.
  4. akilli55

    akilli55 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Eyvallah kardeş. Şu hadisler zayıf mıdır? veya uydurma mıdır? Bunları öğrenmek istiyorum.

    Ebu Hureyre'den rivayetedilen hadis : "Her kim her namazın peşinden 33 kere Allah'ı tesbih eder, 33 kere Allah'a hamd eder, 33 kere Allah'ı tekbir ederse bunların tamamı 99 olup esma-i hüsna'nın sayısı kadardır. Yüzüncü de "Allah'tan başka ilah yoktur, tek ilah sadece odur, ortağı da yoktur. Bütün mülk ona aittir. Bütün hamdü senalar O'nadır. o dilirtir, ve öldürür, her şeye kadirdir" derse denizdeki köpüklerin sayısınca günahı olsada bu kişinin günahları bağışlanır (Bu hadisi Müslim rivayet etmiştir.)

    Yine onar kere tesbih, tahmid, tekbir getirilmesi gerektiği başka bir rivayette nakledilmiştir.(Bu hadisi beş hadis imamı rivayet etmiş olup Tirmizi Abdullah b.Ömer'den sahih olarak rivayet etmiştir.
    [Vehbe Zuhayli islam fıkhı C.2 - S.114]

    -----------------------------------------------------------------------------------------

    Kà'a İbnu Ucre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) duyurdular ki: "Namazın takipçileri (muakkibat) var. Onları her namazın peşinden söyleyenler -veya yapanlar- (cennet ve mükafaat hususunda) hüsrana uğramazlar. Bunlar otuz üç adet tesbih, otuz üç adet tahmid, otuzdört adet tekbir'dir".

    Nesai'nin Zeyd İbnu Sabit (radıyallahu anh)'ten yaptığı bir rivayette şöyle denmektedir: "Bu emredildiği zaman Ensar'dan bir adam rüyasında görür ki bir kimse: "Bunu yirmi beş yapın, tehlili de ilave edin" demektedir. Sabah olunca bunu Resûlullah (aleyhissalatu vesselam)'aanlattı. Efendimiz : "Söylendiği şekilde yapın!" buyurdu".

    Müslim, Mesacid 144, (596); Tirmizi Daavat 25, (3409); Nesai, 91, (3, 75).

    -----------------------------------------------------------------------------------------

    Abdullah İbnu Amr İbni'l-As (radıyallahu anhüma) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "İki haslet veya iki hallet -vardır ki onları Müslüman bir kimse (devam üzere) söyleyecek olursa mutlaka cennete girer. Bu iki şey kolaydır. Kim onlarla amel ederse, azdır da... Her (farz) namazdan sonra on kere tesbih (sübhanallah), on kere tahmid (elhamdülillah), on kere tekbir (Allahu ekber) söylemekten ibarettir."

    (Abdullah der ki : "Ben Resûlullah (aleyhissalatu vesselam)'ın bunları söylerken parmaklarıyla saydığını gördüm. Resûlullah devamla buyurdular: "Bunlar beş vakit itibariyle toplam olarak dilde yüzellidir. Mizanda bin beş yüzdür. "İkinci haslet" ise yatağa girince Allah'a yüz kere tesbih, tekbir ue tahmid'de bulunmanızdır. Bu da lisanda yüzdür, mizanda bindir. (Her ikisi toplam iki bin beş yüz eder.)"

    Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) sözlerine şöyle bir soru ile devam etti:

    "Hanginiz bir günde, gece ve gündüz iki bin beş yüz günah işler?"

    "Bunları niye söylemiyelim ey Allah'ın Resülü?" dediler. Şu cevabı verdi:

    "Şeytan, namazda iken her birinize gelir: "Şunu şunu hatırla" der, ve namazdan çıkıncaya kadar devam eder. (Bu hatırlatmaların neticesi olarak) kişi bu tesbihatı terk bile eder. Kişi yatağına girince de şeytan ona gelir, (zikir yapmasına imkan vermeden) uyutmaya çalışır ve uyutur da."

    Tirmizi Daavat 25, (3407); Ebu Davud, Edeb 209, (5065); Nesai, Sehv 90, (3, 74).

    -----------------------------------------------------------------------------------------
    Son hadisde çokça rakam zikrediliyor. Böyle çokça rakam zikredilen hadisler genelde zayıf oluyor ama araştıranlar, inceleyenler bu konuda söz sahibidirler. Bu hadisler zayıf veya uydurma mıdır? Ebu Hureyre hadisinde geçen Namazdan sonra 33 kere parmaklarla tesbih, tahmid, tekbir yapıyordum. Bu bidat oluyor sizin söylediğinize göre. Bunu tespit edelim de öğrenelim bidat olduğu kesin tespit edersek, yapmayalım.
  5. Ebu & Dücane

    Ebu & Dücane Misafir

    Bir gün başta Ebu Zer olmak üzere Muhacirlerin fakirleri Peygamberimize gelerek şöyle dediler:

    “Ya ResulAllah! Varlık sahipleri yüksek dereceleri ve daimi nimetleri alıp gittiler. Çünkü onlar da bizim gibi namaz kılıyorlar, oruç tutuyorlar. Ancak onlar sadaka veriyor biz veremiyoruz, onlar köle azâd ediyor, biz edemiyoruz.”
    Peygamberimiz onlara şu müjdeyi verdi:

    “Ben size bir şey öğreteyim mi. Onunla sizi geçenlere yetişir, sizden sonrakileri de geçersiniz. Hem hiçbir kimse sizden daha faziletli olamaz; meğerki sizin yaptığınız gibi yapmış olsunlar.

    “Her namazdan sonra 33 kere “SübhânAllah”, 33 kere “Elhamdülillahamdülillah”, 33 kere “Allahuekber” derseniz tamamı 99 eder; yüzün tamamında da ‘Lâilâhe illallâh vahdehûlâ şerîke leh, lehü’l- mülkü velehü’l- hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr’ derseniz, günahlarınız denizin köpüğü kadar da olsa bağışlanır.” (Müslim-Mesacid 146)

    Peygamberimizin öğrettikleriyle amel etmeye devam ediniz.
  6. Ravzagülü

    Ravzagülü Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Kur’an zikri emrediyor

    “Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde, selim akıl sahipleri için gerçekten açık, ibretli deliller vardır. Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı zikrederler; göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Ve ‘Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, Sen yücesin, bizi ateşin azabından koru’ derler.” (Âli İmran, 190-191)

    Bu ayet, tek başına mutasavvıflara yöneltilen çok zikirle ilgili tenkitleri çürütmeye yeter. Çünkü zikrin özel bir tarifi bu ayette yapılmıştır. Mutasavvıflar buna “Murâkabe” ismini verirler ki, ileride daha detaylı değineceğiz. Bu ayette, zikredenlerin her durumda zikrettikleri ve tefekkürde bulundukları belirtilerek, zikir ehli övülmektedir.

    ‘Zikir’ lügatte; anmak, hatırlamak, zihinde tutmak, unutmamak manalarına karşılık gelmektedir. Kur’an’da ise; Allah’ı anmak ve hiç unutmamak manalarında kullanıldığı gibi namaz (1) ve Kur’an (2) manalarında da kullanılmıştır. Bu itibarla namaz kılmak da bir zikirdir, Kur’an okumak da. Ancak sufîlerin ‘zikr-i daimi’ veya ‘zikr-i sultani’ olarak isimlendirdikleri, her an Allah’ı hatırda tutma, yani her an O’nu anmak ise işte bu ayetin övdüğü zikirdir.

    “Ey iman edenler! Allah'ı çokça anın. Ve O'nu sabah akşam tesbih edin.” (Ahzab, 41- 42) Kuran’ı Kerim’de hiçbir ibadet için çokça yapın emri gelmediği halde, sadece zikrullah için çokça yapın buyrulmuştur. Sabah-akşam demekle de tüm vakitler kast edilmiş ve çokça ifadesi te’kid edilmiştir.

    Ebu Said-el Hudri’nin rivayet ettiği “Zikrullahı çokça yapın, hatta size deli desinler” (Sizin için deli denilinceye kadar, Allah’ı zikredin.) (3) hadisi ise zikrullahta ne kadar ileri gidilmesi gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.
    İbn-i Abbas’tan (ra) nakledilen bir rivayete göre, Allah, zikir hariç diğer farz ibadetlere bir sınır koydu. Zikre ise böyle bir sınırlama koymadı, kişi aklı başında olduğu her anda ve yerde (tuvalette ve cima dışında) zikir yapabilir. Ebu Musa (ra)’ın Efendiler Efendisinden (sav) yaptığı rivayette buyrulur ki: “Rabbi olan Allah-u Teala Hazretlerini zikreden kimse ile zikretmeyen kimselerin misali diri ile ölü gibidir.”( 5)

    Sadece bu deliller bile “Tasavvuf ehli neden bo kadar çok zikrediyor?” sorusunun cevabı olmaya yeterlidir.
    Zikir hakkında daha pek çok hadis-i şerif ve ayet-i celile delil getirilebilir. Ancak biz, meramımızı anlatma noktasında bu kadarı ile yetindik. Bu yazımızın bundan sonraki kısmını ise “Zikir” konusundaki temel tenkitleri ve soruları cevaplamaya ayırdık.

    Halka olup zikretmek caiz midir?

    Peygamber-i Zişan Efendimiz (sav)’in, “Cennet bahçesine uğradığınızda, ondan istifade edin” buyurması üzerine, Ashab-ı Kiram; “Cennet bahçesi nedir?” diye soruyor. Efendimizin cevabı ise “Zikir halkasıdır” oluyor. (4)

    Yine Efendimiz (sav), mescitte halka şeklinde toplanmış bir grup ashabının yanına uğradı. Onlara: “Burada ne yapıyorsunuz?” diye sordu. Halkadakiler: “Allah’ı zikrediyoruz, bizi İslam’a ulaştırdığı ve ihsanlarda bulunduğu için O’na hamd ediyoruz.” dediler. Efendimiz (sav) onlara: “Allah için soruyorum, siz gerçekten bunun için mi oturdunuz? “ diye sorunca Ashab, “Vallahi biz ancak bunun için oturduk.” dediler. Bunun üzerine Efendimiz (sav): “Yanlış anlamayın, ben sizi suçlamak için yemin etmenizi istemedim. Ben sizin asıl niyetinizi öğrenmek ve size şu müjdeyi vermek için geldim. Bana Cibril geldi ve haber verdi ki: Allah sizinle, melekleri yanında övünmektedir.” (6)

    Görülmektedir ki; Efendimiz zikir halkalarını övmüş, Ashabına (ve bizlere) tavsiye ve teşvik etmiş, halkaya iştirak edenleri müjdelemiştir. Bu hadisleri bir kenara bırakarak, kişisel görüş ve rey ile halka şeklinde zikretmeyi bid’at saymanın bir açıklaması yoktur. Nakşîlerin ‘Hatm-i Hacegân’, Rufâîlerin ‘Kıyam’, Halvetilerin ‘Devran’ diye isimlendirdikleri zikir halkaları, işte bu hadisin gereğidir.

    Dikkat çekmek istediğim diğer bir husus ise bu hadislerde, zikir halkalarında ne okunacağı sınırlandırılmamış ve zikredenler serbest bırakılarak, ümmete bir ruhsat tanınmış ve kolaylık sağlanmıştır. İlk dönemlerinde ‘Hacegan (Hocalar) Yolu’ olarak bilinen Nakşiler, üç defa İhlas Suresini okuyan kimsenin, Kuran’ı bir defa hatmetmiş sevabı alacağı (7) müjdesinden hareket etmiş ve hatmelerinde 1001 İhlas okumuşlardır.

    [TABLE="align: right"]




    [​IMG]






    Niçin Gizli Zikrediliyor?

    Nakşibendiyye yolunda zikir ‘hafi’ yani gizli yapılmaktadır. Dil damağa yapıştırılmakta ve ağız kapalı olarak zikredilmektedir. Maalesef günümüzde bu tür zikir usulü, tenkit edilmekte ve bir takım bilgisizlerce bid’at diye yaftalanmaya çalışılmaktadır.


    Halbuki, “Sabah-akşam demeden, kendi içinden, korkarak ve yalvararak, alçak sesle Rabbini an ve gafillerden olma!” (Araf, 205) ayetiyle Rabbimiz, gizli zikre işaret etmektedir. Yine, Ebu Musa El Eşari’den nakledilmektedir ki bir seferde, bir topluluk, yüksek sesle tekbir getirirken Efendimiz (sav) buyurmuşlar ki: “Ey insanlar! Kendinize sahip olunuz, çünkü sizler sağıra yada uzaktaki birine dua etmiyorsunuz. Sizler duyan, yakın ve sizinle birlikte olana dua ediyorsunuz.”(8)

    Bu ayet ve hadisten anlaşılacağı üzere, insana şah damarından yakın olan Allah’ın, hafî, yani kalbî olarak, gizlice zikredilmesi bizatihi kendi emridir.


    Dipnotlar:
    1.Ankebut 29 /45, Cuma 62 /9
    2.Hicr 15 / 9
    3.Acluni, Keşfül Hafa
    4.Müslim Zikr 25 , Tirmizi
    5.Zübtetül Buhari 1089 Nolu. Had. Şer.
    6.Müslim, Zikr 40
    7.Tirmizi, Fedailül-Kuran, 11.
    8.Müslim Zikr 44
  7. ENSARİ

    ENSARİ Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Allah lafzının bilimsel tedavi şeklinde kullanılmasının neticeleri...!
    (c.c.) Kelimesinin Psikolojik Tedavideki EtkisiMüslüman Olmayan Psikiyatristler “Allah” kelimesinin Psikolojik Tedavide Etkisini Keşfetti!
    Hollandalı Psikiyatrist Vander Hoven, hastalarda ve normal insanlarda
    uyguladığı yeni deneyi Kur’ân okumanın ve Allah kelimesini tekrar
    etmenin etkilerini açıkladı..

    Hollandalı profesör araştırmasının ve çalışmalarının üç
    yıl sürdüğünü söyledi. Hastalarından bazıları müslüman
    değildi, bazıları Arapça bilmiyordu ve “Allah” kelimesini
    söylemeyi öğrendiler; sonuç muhteşemdi, özellikle tansiyon ve
    stres problemi olanlar için. “El Vatan” isimli Suudi günlük
    gazetesi, Arapça okuyabilen ve düzenli Kur’ân okuyan insanların
    psikolojik hastalarıklardan kendilerini rahatça uzak tutabildiklerini
    söyledi. Psikolog “Allah” kelimesindeki her harfin hastalıklara
    nasıl tedavi olduğunu açıkladı.

    “ALLAH” kelimesindeki ilk harf olan (A)yı söylemek respiratory
    sisteminden gelen bir ses ve nefes alışınızı kontrol ettiğini
    belirtti. Arapçadaki sesli harf (L)yi teleffuz ederken dil üst
    dudağa hafifçe değer ve bu bir duraklamadır. Ondan sonra tekrar
    aynı nefes kontrolünü yapmak (tekrar (LA) demek) aspiration u
    rahatlatır. Ayrıca, son harf olan (H)yi söylerken ciğerler ve kalp
    arasında bağlantı kurulur ve bu bağlantı kalp atışlarını
    düzenler.

    Araştırmanın ilginç yanı ise, araştırmayı yapan profesörün
    müslüman olmaması ve fakat islâmî ilimleri araştırması ve
    Kur’ân’daki sırları öğrenmeye çalışması. Cenâb-ı Hak

    Kur’ân-ı Kerîm’de de [meâlen] ;
    “Kalpler Allah’ı zikretmekle tatmin
    olur” (42:53) buyurmaktadır.
  8. halid.bin.velid

    halid.bin.velid Üyeliği İptal Edildi Banned

    ZİKİRDE BİDAT

    [video=vimeo;54274329]https://vimeo.com/54274329[/video]
  9. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

  10. akilli55

    akilli55 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Hocam verdiğiniz linkte bidatler bahsedilmiş fakat bir tek bidat denilen zikrin şu olduğu belirtilmiş.

    [FONT=&amp]Hulasa, Allah Allah, hay, hu diye zikretmek sünnetten çok uzak, bidatın en içinde ve şeytanın saptırmasına en yakın olandır… İbni Teymiye Ubudiyet(s.110-112)

    Yani Allah Allah diye dille zikretmemek mi gerekiyor. Allah'ın 99 ismi Esmaul Hüsna yı dille zikretmek bidat mi oluyor? Ben bu meseleyi anlayamadım.

    Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki; "Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru." Ali İmran 191
  11. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Yazının devamında açıklanmıştır :

    Şeyhul İslam İbni Teymiye (Rahimehullah), der ki; “her kim; “La ilahe illallah avam halkın zikridir, havasın zikri Mufred isimdir. Yani zikir yalnız Allah kelimesidir” diye iddia ederse sapıtmış, fahiş bir hataya düşmüş olur. bazılarının;
    “Sen Allah de, sonra onları bırak batıl dedikodularında oynaya dursunlar.”(En’am 91) ayetini alıp da iddilarına delil getirmeleri, bunların en açık yanılmalarıdır. Çünkü bu ayetteki “Allah” ismi şerifi, ayetin baş tarafındaki; “Musa’nın nur ve insanlara hidayet olarak getirdiği kitabı kim indirdi?”sorusunun cevabıdır.
    Kastedilen, tek olarak “Allah” demek değildir. Sonra tek bir isim ister şahıs zamiri, isterse gayb zamiri olsun tam bir kelam ve mana ifade eden bir cümle değildir. (yani Allah Allah Allah, hu hu hu kelimeleri tam bir anlam ifade eden cümle değildir.) bu çeşit tek kelime ne iman, ne küfür, ne emir ne de yasak ifade etmez. Bu çeşit zikri seleften ve ashabdan hiçbir kimse yapmamış ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de meşru kılmamıştır. Bir tek ismi zikretmek, bizzat kalbe anlamlı bilgi de vermez. Sadece kalbe mutlak bir tasavvur verir ki onun üzerine ne menfi ne musbet hiçbir fikir bina edilmez. Öyleyse bu faydasızdır. Şeriat ise, bizatihi manalar ifade eden zikirleri meşru saymıştır...

    Bazı şeyhlerin söylediği nakledilen; “La ilahe illallah derken la ilahe deyip te, illallah diyemeden ölürsem diye korktuğum için Allah Allah diyorum” sözü sakattır. Zira bu korkunç bir hatadır. Çünkü ameller niyetlere göredir. Şubhesiz sahih hadiste; can çekişen kimseye la ilahe illallah kelamı şerifini telkin etmek emredilmiş, “her kimin son sözü la ilahe illallah olursa cennete girer” buyrulmuştur. Eğer bu mubârak cümle zikredilmesi mahzurlu cümle olsaydı, o söylerken her an ölmesi beklenen bir kimseye telkin edilmez, kötü bir şekilde ölmesine meydan verilmezdi. “Allah” demesi telkin edilirdi. Hulasa, Allah Allah, hay, hu diye zikretmek sünnetten çok uzak, bidatın en içinde ve şeytanın saptırmasına en yakın olandır… (İbni Teymiye, Ubudiyet(s.110-112)

    Şeyhul İslam İbni Teymiye’nin sözlerine şunu da eklemek gerekir;

    ـ5037 ـ4ـ وعن أنس رَضِيَ اللَّهُ عَنْه قال: ] قَالَ رَسُولُ اللَّهِ #: َ تَقُومُ السَّاعَةُ عَلى أحَدٍ يَقولُ : اللَّهُ اللَّهُ [. أخرجه مسلم، وهذا لفظه، والترمذي
    .4. (5037)- Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Rasulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
    "Kıyamet Allah Allah diyen bir kimsenin üzerine kopmayacaktır."

    (Muslim, İman 234, (148); Tirmizî, Fiten 35, (2208)
    AÇIKLAMA:
    1- Hadisin bir başka veçhinde: "Yeryüzünde Allah Allah diyen kaldıkça kıyamet kopmaz" buyrulmuştur. Buna göre, yeryüzünde Allah Allah diyen insan bulundukça kıyamet kopmayacaktır. Bir başka ifade ile, gün gelip yeryüzünde Allah Allah diyen insan kalmayacak. Bu sebeple de kıyamet kopacaktır; hadisin zahirinde bu mana çıkar. Halbuki az yukarıda da belirtildiği üzere, başka hadislerde kıyamete kadar yeryüzünde Allah'a ibadet edenlerin eksik olmayacağı ifade edilmiştir. Az ileride kaydedeceğimiz 5043 numaralı hadiste de "kıyametin insanların en şerirleri üzerine kopacağı" ifade edilmiştir.
    Arada gözüken tearuz, alimlerce muhtelif şekillerde giderilmiştir. Birine göre: "Kıyametin kopmasından murad, kıyametin yaklaşmasıdır. Bir başka deyişle, Yemen cihetinden esip mü'minlerin ruhunu kabzedeceği belirtilen rüzgârın gelme zamanıdır. Bu rüzgârla Allah Allah diyen bütün mü'minlerin ruhu kabzedilecek, kıyamet de geri kalan şerirlerin tepesine kopacaktır. O dehşetli hadiseyi onlar gözleriyle görüp, fiilen yaşayacaklardır.

    2- Hadiste geçen اللَّهُ اللَّهُ tabiri bazı rivayetlerde اللَّهَ اللَّهَ şeklinde nasb olarak gelmiştir. Bu durumda mana şöyle olur: "Allah'tan sakın diye emr-i bi'lmaruf'ta bulunan hiç kimse üzerine kıyamet kopmaz." Böylece hadis emr-i bi'lma'rufa teşvik etmiş olmaktadır.

    Bu hadisler İbni Teymiye’nin söylediklerine zıt değildir. Zira bu rivayetlerde lafzatullah mansub (son harfinin harekesi üstündür) olarak gelmiştir. Bu takdirde nasba amil olan fiil muzmerdir, ismin tekrarı, fiil yerini tutmuştur. Buna nahiv ilminde “tahzir” derler ki, mef’ulun bih çeşitlerindendir. Tahzir, bir şeyden sakındırmak demektir. O halde; “Allahe Allahe” cümlesindeki muzmer fiil de; “ihzer” yani; “sakın” fiilidir. Böylece cümlenin manası; “Allah’tan sakın diyen hiçbir kimsenin üzerine kıyamet kopmaz.” demektir. İmam Muslim bu hadisi rivayet ederken merfu (ötreli) okumuştur. Bu takdirde de cümle mübteda ve haber olur. İbni Ca’fer bu hadisi “La ilahe illallah” tevhidi olarak rivayet etmiştir ki, “Allah Allah” lafzıyla gelen rivayetin tefsiridir. (Ahmed Davudoğlu Sahihu Muslim Şerhi(2/26)


    En Efdal (geçerli) Zikir Beyan olunur ki, Tirmizi'nin de rivayet ettiği gibi; zikrin en gerçek ve efdali:
    "Lâ ilahe illallah" dır
    Tirmizi'nin ve diğer muhaddislerin zikrettiği hadis-i şerif şöyledir:
    "Zikrin en efdali "la ilahe illallah", duanın en faziletlisi ise "Elhamdulillah" dır"
    (İbn Mace Edeb: 55; Tirmizi Deavat: 8.)

    Muvatta ve diğer hadis kitaplarında Ubeydullah oğlu Talha'dan rivayet edildiğine göre, Allah'ın Rasulu şöyle (s.a.v) buyurmuştur:
    "Benim ve benden evvel gelen Rasûllerin söylediklerinin en faziletlisi:
    "Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerike lehu lehu'l-mulku ve lehu'l-hamdu ve huve alâ kulli şey'in kadîr"dir." ("Allah (c.c)'tan başka ibadete layık hiç bir ilâh yoktur. O (birdir) tektir ve (eşi) şeriki yoktur. Mulk ve hamd O'nundur. O her şeye kadirdir.") (Malik, Muvatta, Kurlen: 20.)

    Her kim zan ve iddia ederse ki bu, avam halkın zikridir, havasın (ileri sûfilerin) zikri mufrad isimdir. Halbuki bu zamir ismidir. Yani, zikir yalnız "Allah" kelimesinden ibarettir derse, bunu söyleyenler, sapıtmış, fahiş bir hataya düşmüş ve yoldan çıkmış olurlar.
    Bazılarının, Allahu Teâlâ'nın:
    "Sen, "Allah" (o kitabı indirdi) de, sonra onları bırak, bâtıl dedikodularında oynaya dursunlar" (En'am: 91) ayetini alıb da iddialarına delil getirmeleri, bunların en açık ve büyük yanılgılarıdır.
    Çünkü ayetteki "Allah" ismi, istifhamın, yani sorunun ve acabanın cevabındaki emirde zikredilmiştir. Ki ayetin evveli:
    "Musa'nın nur ve insanlara hidayet olarak getirdiği kitabı kim indirdi?"
    şeklindedir. Ayetin arka kısmında da "Allah de" denmektedir. Böylece yurakıdaki soruya cevap verilmiş olmaktadır. Yani, "Musa aleyhisselâmın getirdiği kitabı Allah indirdi de" denmektedir. Tek olarak "Allah" demek değildir bu. "Allah" ismi (mubteba) başlangıç, haberi de sorunun delalet ettiği cümledir. Mesela:
    Sana kim geldi? diye sorulduğu zaman, cevaben Zeyd denildiği gibi...
    Sonra tek bir isim, ister şahıs zamiri, isterse gayb zamiri olsun, tam bir kelam ve mana ifade eden bir cümle değildir. Yani, "Allah Allah Allah", "hu hu hu" kelimeleri tam bir anlam ifade eden kelime değildir.
    Bu çeşit tek kelime ne iman, ne küfür, ne emir, ne nehiy ifade etmez.
    Bu tarz (çeşit) zikri, selefden ve ashabdan hiç bir kimse yapmamış ve Allah'ın Rasûlu (s.a.v) de yapılmasını söylememiş, meşru kılmamıştır.
    Bir tek özel ya da sıfat isimini zikretmek, kalbde bir (marifet) bilgi meydana getirmez ve kişiyi faydalı biri yapacak hale sokmaz. Sadece kalbe mutlak bir tasavvur verir ve bir kımıldama meydana getirir ki, bu tasavvurun üzerine ne menfi ve ne de müspet hiçbir fikir bina edilmez.

    (Yani, Allah, Allah, Hu, Hu, deyince, hiçbir mana kasdedilmiş olmaz. Fakat, "Lâ ilahe illallah" deyince, "Allah (c.c)'tan başka ibadete layık hiç bir ilâh olmadığı" ifade edilmiş olur.)
    Bizâtihi mana ifade etmez, kalbe bir bilgi ve marifet kazandırmaz ise, böyle bir zikir faydasız ve boşuna yapılmış olur.
    Şeriat ise, bizatihi (tek başına) manalar ifade eden zikirleri meşru saymıştır. Başka kelimelerle destekli değil, (sadece) bizzat kendisi bir mana ifade etmesi lazımdır, fayda verecek zikirlerin.
    Şubhesiz, bu çeşit tek isim, "Allah, Allah; Hu, Hu" zikrine devam edenlerin bazısı çeşitli "ilhada" (dinsizliğe), çeşitli "ittihada" (vahdet-i vücuda, Allah (c.c) ile mahlûkatı birleştiren, ikisini aynı şey sayan itikada) düştüler. Ki, bazı şeyhlerin söylediği rivayet edilen:
    " Nefyi (yok) ile isbat arasında ölmekten korkuyorum" sözleri bu kabilden sözlerdir. Yani, "La ilahe illallah" derken, "la ilahe", (ibadete layık -hiçbir ilah- yoktur) deyip, "illallah" (ancak -ibadete layık- Allah vardır) demeden ölürsem, kafir olarak ölüp giderim diye korkarım denmek istenmektedir. Bir başka deyimle işte bu korkudan dolayı, sadece "Allah" "Allah" derim denmeye getiriliyor.
    İşte böyle bir te'vil sakattır. Zira bu sözün korkunç bir hata olduğu apaçıktır. Ve asla böyle bir söze iltifat ve itibar edilemez. Çünkü ameller, hareketler niyetlere göre olmaktadır.
    Allah'ın Rasûlu (s.a.v) bir sahih hadisde can çekişmekte olan bir kişiye:
    "Lâ ilahe illallah" kelâmı şerifini telkin etmeyi emretmiş ve:
    "Bir kimsenin son sözü "La ilahe illallah" olursa, cennete girer" buyurmuştur.(Muslim, İman: 53-154.)

    Eğer bu mubârak cümle zikredilmesi mahzurlu bir cümle olsaydı; o, söylerken her an ölmesi beklenen bir kimseye telkin edilmez, kötü bir şekilde ölmesine meydan verilmez ve bu kelâmın yerine mufrad bir isim telkin edilirdi.
    Özetle: yalnızca (munferid) tek isim olarak, "Allah, Allah; Hu, Hu; Hay, Hay, diye zikretmek sünnetten çok uzak, bid'atın en içinde ve şeytanın dalâletine (sapıklığına) en yakın düşen bir faaliyettir:
    Çünkü bir kimse, "ya hu, ya hu"; veya "hu, hu" (Ey O, Ey O; veya O, O,) dediği zaman, bu zamir (O zamiri) ancak kalpten geçen anlama, manaya göre şekil alır. Yani kalbinde tasavvur ettiği şeye ait (uygun) olur. Kalb ise, bazen iyi düşünür, bazen ise kötü...

    Fusus sahibi Muhyiddin-i Arabî bir kitab yazarak adını "Kitabu'l- Hu" koymuştur!...
    Bunlardan bazısı Âl-i İmran süresindeki yedinci ayet olan "Ve mâ yâ'lemu te'vilehu illallah"ın manasını "Lehu" isminin tevilini Allah (c.c)'tan başka kimse bilmez şeklinde tefsir etmiştir. Halbuki ayetteki "hu", yukarıda geçen müteşabih ayetlere ait olan zamirdir.
    Ayetin manası ise, "O muteşâbih ayetlerin tevilini (gerçek manasını) Allah (c.c)'tan başka kimse bilmez" şeklindedir. Her ne kadar bütün müslümanlar, hatta aklı başında bütün insanlar böyle bir iddianın apaçık bir bâtıl olduğunda ittifak etmiş iseler de, yine de bunlardan birisine şöyle dedim:
    "Eğer bu, sizin dediğiniz gibi olsaydı,ayeti kerimede "Te'vilehu" diye bitişik yazılmaz da; "Te'vile-hu" diye munferid (ayrı) yazılırdı.
    Kur'an'da Allah Teala şöyle buyurmaktadır mealen:
    "Hem Rabbinin ismini zikret, hem de yalnız O'nu yücelt" (Muzemmil: 8)
    "Yüce Rabbinin ismini tesbih (tenzih) et."(A'la: 87/1)
    "Temizlenen (zekat vererek malını temizleyen) ve Rabb'inin ismini zikredib de namaz kılan şubhesiz felâha ermiştir." (Â'la: 14)
    "Azim olan Rabbinin ismini tesbih et" (Vakıa: 74)

    Bunların benzeri ayeti kerimelerde emredilen zikirlerin tek isim olarak (Allah, Allah) gibi yapılması iktiza etmez (gerekmez). Çünkü, Allah Rasulu'nun sünnetinde sabit olmuştur ki:
    "Azim olan Rabbinin ismini tesbih et" (Vakıa: 7) ayeti kerimesi nazil olduğu zaman, Allah'ın Rasûlu (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
    "Bunu secdenizde yapınız" (Ebu Davud ve Ahmed) diye emir buyurmuştur.
    Bunun üzerine müslümanlar için rûkuda:
    "Subhane rabbiye'l-azim" (azim olan Rabbimi tesbih ve tenzih ederim) secdede:
    "Subhane rabbiye'l-a'lâ" (Yüce olan Rabbimi tesbih ederim.) diye zikir ve tesbih eylemek sünnet kılınmıştır.
    Sahih olan rivayete göre Allah'ın Rasûlü (s.a.v) rukûunda aynen (yukarda zikrettiğimiz tesbihi söylüyordu) "sübhane rabbiye'l-a'lâ" diyordu. Bunda bütün müslümanlar ittifak etmişlerdir.
    Hulâsa; (Demek ki), yüce olan Rabbin ismini tesbih etmek ve Allah (c.c)'ın ismini zikretmek emri tek isim olarak, "Allah Allah" şeklinde değil de, tam bir mana ifade eden cümle halinde (yüce Rabb'imin ismini tesbih ederim) şeklinde tatbik olunmuş ve sünnet kılınmıştır.

    Nasıl ki bir sahih hadis-i şerifde de Allah'ın Rasûlu şöyle buyurmaktadır:
    "Kur'an-ı Kerim'den sonra en faziletli kelâm:
    "Subhanallah, vel-hamdulillah ve lâilahe illallahu vallahu ekber (Allah'ı tesbih ve tenzih ederim. Hamd Allah'a mahsustur. Allah (c.c)'tan başka ibadete layık hiç bir ilâh yoktur. Allah her şeyden büyüktür) kelâmıdır."
    (Buhari, iman: 19; Muslim, Edeb: 12; Tirmizi, Deavat: 127; İbn Mace, Edeb: 56; Ahmed: 5/10-11-20-21.)

    Diğer bir sahih hadis-i şerifde şöyle buyrulmaktadır:
    "İki kelime vardır ki, dilde hafif, fakat mizanda, keyfiyette ağır ve Rahman'a göre sevgilidir. Bunlar: Subhanallahu ve bihamdihi, subhanallahilazim" (Buhari, Deavat: 65; Tevhid: 58; Muslim, Deavat: 31; Tirmizi, Deavat: 59; İbn Mace, Edeb: 56; Ahmed: 2/232.)

    Başka bir sahih hadisde şöyle buyurulmuştur:
    "Her kim günde yüz defa;
    "Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerike lehu, lehu'l-mulkü ve lehu'l-hamdu ve huve alâ kulli şeyin kadir
    " (Allah (c.c)'tan başka ibadete layık hiç bir ilâh yoktur, O birdir, şeriki yoktur; mülk O'nun, hamd O'nundur; O herşeye kadirdir.) derse;
    Allah o kimseyi o gün şeytanın şerrinden emin kılar, ta akşamlayıncaya kadar, kendi gibi veya kendinden fazla söyleyenden başka hiç kimse o adamdan daha faziletli olamaz.
    "
    (Buhari, Deavat: 54; Bedil-Halk: 10; Muslim, Zikir: 28; Tirmizi, Deavat: 61.)

    Başka bir hadisde de şöyle buyurulmuştur:
    "Her kim günde yüz kere:
    "Subhanallahi ve bihamdihi subhanallahilazim
    " (hamd ile Allah'ı tesbih ve tenzih ederim; azim olan Allah noksanlardan munezzehdir) derse o kimselerin hataları silinir isterse deniz köpüğü kadar olsun". (Buhari ve Muslim)

    Malik'in (Allah (c.c) ondan razı olsun) "Muvatta" isimli hadis kitabında rivayet edilen bir hadisi şerifde Allah'ın Rasulu (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:
    "Ben ve benden önceki nebilerin söylediği en faziletli kelâm:
    Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerike lehu, lehu'l-mulku ve lehu'l-hamdu ve hüve alâ kulli şeyin kadir" kelamıdır
    "

    İbni Mâce'nin ve diğerlerinin sahih hadis kitaplarında Allah'ın Rasûlu (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
    "Zikrin en efdali ve faziletlisi "lâ ilahe illallah"; duanın en faziletlisi "Elhamdulillah" dır."

    Zikir ve dua konusunda bunlara benzer hadis-i şerifler çoktur.
    Kur'an-ı Kerim'de de birçok ayet-i kerime zikir ve duayı talim ve beyan buyurur. Fakat hiç birinde bir tek ismin zikredilmesi gerektiği söylenmemiş böyle bir şey emredilmemiştir. Emredilen bütün zikirler ya cümle halinde, veya tek başına bir anlam taşıyan (mana ifade eden) kelâmlardır.
    Müslümanlara namazlarında, ezanlarında, bayramlarında bir tek ismin zikredilmesi emredilmemiştir. Hepsi, söylenmesi gerek bütün kelamlar, (ancak ve ancak tam mana ifade eden cümlelerdir) mutlaka bir anlamı tam olarak ifade etmelidir.
    Mesela muezzin;
    "Allahu ekber Allahu ekber, eşhedu enlâ lâ ilahe illallahu ve eşhedu enne Muhammeden Rasûlullah" demektedir.
    Namazda ise;
    "Allahu ekber, subhane rabbiye'l-azîm, subhane rabbiye'l-alâ, semiallahu li-menhamide, rabbena leke'l-hamd, ettehiyyatu lillahi",
    ve hac yapmakta olanın;
    "lebbeyk Allahumme lebbeyk" ve diğer ibadetlerimizdeki bütün zikirler hep bir mana ifade eden cümleler halindedir. Allah (c.c) böyle emretmiştir. Hiçbirinde, tek bir ismin veya zamirin zikredilmesi emredilmemiştir.
    Hülâsa, maksadımız, anlatmak istediğimiz şudur:
    Allah (c.c)'ı zikretmede şubhesiz meşru kılman kelimeler tam mana ifade eden kelimelerdir. Buna kelam ismi verilir. (Kelâm, en az iki kelimeden ibaret cümlelerdir.)
    Bu çeşit zikir; (kalpleri takviye eder ve kalbin sahibine iyi işler yaptırır). Kalblere fayda verir, onunla sevab ve ecir hasıl olur. (Böylece insana sevap ve mukafat kazandırır). Kalbleri Allah (c.c)'a, marifetine, muhabbetine ve haşyetine çeker, cezbeder. (büyüklüğü karşısında boyun eğmeye zorlar).
    Bu çeşit zikir ile daha nice yüksek arzular ve büyük maksatlar hasıl olur. (Bu çeşit zikirde burada sayıp dökmeye imkan bulamadığımız nice faydalar vardır.)


    Bu isterse "Allah, Allah" gibi tek isim, isterse "hu, hu" gibi zamir olsun, (üstün önderlerin) hassların ve ariflerin zikri olduğu şöyle dursun, bu çeşit (tek isim veya zamirle yapılan) zikirlerin hiçbir aslı esası yoktur.
    Tam aksine bu çeşit zikir, çeşitli dalâlet ve bid'atlara vesile ve vahdet-i vucud ve ilhâd (zındık) ehlinin fasid hallerine ve tasavvurlarına, niyetlerine bir vasıtadır. Bunlar hakkındaki fikirlerimiz başka yerlerde beyan edilmiştir. (bu kitabın başka satırlarında ifade edilmiştir.)

    (Şeyhulİslam İbn Teymiyye, Kulluk Risalesi)
  12. journalistbaho

    journalistbaho Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Son zamanlarda bid'at meselesi çok kullanılmaya başlandı. İnsanlar dinimizi yeni mi keşfetmeye başladılar. Dedelerimiz den önce bile var olan ve kimseye zararı olmayan bir çok uygulama bid'at olmaya başladı. Yapmayın beyler, siz yok iken bu dini bugüne getiren insanlara haksızlık ve hakaret ediyorsunuz. Zikir'in cevşen'in kime zararı var. Üstelik bunalr ALLAH (cc)'ın emri olan ibadetlere aykırı ve onları engelleyen bir şeyler değil ki. Kendinizce dini düzene koymaya çalışıp insanların kafasını bulandırmayın.Bu güne kadar bunlarla beraber ibadetini yapan insanlar artık'' ya bu da bid'atmış hep yanlış yapıyormuşuz '' diyerek ibadetlerini şüphe içinde sorgulamaya başlayacak ve şeytana uyarak terk edecek. Vebaliniz çok büyük.
  13. akilli55

    akilli55 Islam-TR Üyesi Kullanıcı



    Bu meseleyi başka kişilere de sorayım. Bidat ehli, zındık ehli bunu yapıyor diye esmaul hüsnayı zikretmek bidat olduğunu anlayamadım. Nasıl ki Bidat ehli, zındık ehli namaz kılıyor, oruç tutuyor ve bunlar yapıyor diye bizim bu ibadetleri bırakmamamız gerekiyorsa esmaul hüsna dan herhangi birini zikretmek de bidat değilse yapılmasında mahsur var mı yok mu iyice araştırılmalı.

    "Allah (c.c)'ı zikretmede şüphesiz meşru kılman kelimeler tam mana ifade eden kelimelerdir. Buna kelam ismi verilir. (Kelâm, en az iki kelimeden ibaret cümlelerdir.)"

    İbn Teymiyyenin bu içtihadını anlayabilmiş değilim. Bidat, zındık ehlini yermek için bu şekil hüküm verilirse "Savaşta hücuma kalkan ordunun da "Allah Allah" demesi yasaklanmış olur ki" bu kelime bile Ordudaki müslümanların kalbini fevkalade harekete geçirmesi garip olmasa gerek.

  14. ENSARİ

    ENSARİ Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Osmanlıda mevcudiyetlerine son verilen önce şia ve vehhabi tehlikesi yeniden hortlatıldı asırlardır islamda yazılan eserler ve alimleri hiç edildi yalınız bir İbn Teymiyye kabul gördü veya diğer mezhep imamlarının aynı görüşte olan fetvaları yer aldı bunun içerisinde...Şimdi ise selefin yaşadığı akide altında islamı yeniden yazdırıyorlar ,geldiğimiz günlerde şia tehlikesi canlandırıldı aktif duruma geçti,sonrada yine osmanlının son verdiği vehhabilik te karşılık olarak çıkarıldı canlandırıldı..şimdi geldiğimiz noktaya bakıyorumda bir gerçek ehl-i sünnet ortada yok..
  15. Ebu'l Bera

    Ebu'l Bera Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Sen ehl-i bidatı, ehl-i sünnet sanarsan, tabii ki Ehl-i Sünneti göremezsin. Bugün Osmanlı'yı çok özlüyorsan, al sana Kaplancılar. Birebir Osmanlı akidesinde yaşayan adamlar. Hem fıkhen, hemde elfazı küfr konusunda birebir Osmanlı.

    Osmanlı'nın elinin altında ki Kerbela'da insanlar Hüseyin'in kabrine namaz kılıp adak adıyordu, Ahsa halkı ise taşlardan medet umuyordu. Az buçuk bölgelerin ve yönetimlerin halini bilseniz, şu ağzınızdan çıkan kötü sözleri sarfetmezdiniz. Düşünün ki Ahsa halkı bir yerde toplanıp, aynı sene hamile kalmak isteyen milyonlarca kadın karnını "Hamilelik taşına" sürüyordu. Yine Kerbela'da insanlar Hüseyin'in mezarını tavaf ediyordu. (Bugün ki gibi)

    Ki Vahhabi dediğin adamlar 1760'tan 1870'lere kadar İngiliz ve Fransızlarla savaştı. Neden biliyor musun? Müslüman korsanlar Kuveyt açıklarında bu kafirler tarafından vuruldu diye. İki korsan gemisi için onlarca kez bu iki Avrupa ülkesine karşı savaşıldı.
  16. Ebu'l Bera

    Ebu'l Bera Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Lafları yanlış bölgelere çekmeye çalışma. İbn Teymiyye, bunu zındıklar yapıyor diye değil, bidat olduğu için inkar ediyor. Bu cümlelerden bunu çıkarman çok garip. Ayrıca bu bir ictihad değildir. Bu Ehl-i Sünnetin üzerine ittifak ettiği şeydir. Allah kelimesi tek başına zikr olmaz.

    Vereceğim akli örneği anlamanız için vereyim, Allah yarattıklarına benzemez : Şimdi bir adam düşünün, adı Ali, Veli, Ahmet, Mustafa. Birde bunun bir tane kölesi olsun. Bu köle, sahibini ve üstadını övmek için şöyle mi yapar : " Ali, Ali, Ali, Ali, Ali, Ali ".
    Yoksa önüne ve arkasına kelime ekleyerek manalı birşeyler mi söyler, tıpkı şunun gibi : " Cömert Ali, Yiğit Ali, Güzel Ali "

    Bu bağlamda düşünürseniz meseleyi daha iyi idrak edersiniz.

    Zaten kimse Selefin ve alimlerin zikrlerinden "Allah", "Rahman", "Rahim" gibi zikr getiremez. Çünkü böyle bir zikr yok. Zahidlerin önderi Cüneyd-i Bağdadi, Bişr el-Hafi gibi kimseleri zikrlerine, Zühd kitaplarından bakın bakalım bir tane Allah Allah zikri bulabilecekmisiniz.
    Onların zikrlerinin özü manalı şeylerdir. Mesela, Allah'ım seni tüm eksikliklerden tenzih ederim, Allah'ım sen mülkün tek sahibisin, Allah'ın seni gani ve hamid olansın gibi zikrlerdir.

    Bu tarz bir zikr ancak ve ancak müşrik, zındık hululiyye ve sufiyye akımlarının eseridir. Onlardan önce kimsede bunu yapmamıştır.

    Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin dediği gibi : "Kim bizim yapmadığımız bir iş yaparsa, o reddolunur."
  17. cihad_38

    cihad_38 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    1450. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ’nın yollarda dolaşıp zikredenleri tesbit eden melekleri vardır. Bunlar Cenâb-ı Hakk’ı zikreden bir topluluğa rastladıkları zaman birbirlerine “Gelin! Aradıklarınız burada!” diye seslenirler ve o zikredenleri dünya semâsına varıncaya kadar kanatlarıyla çevirip kuşatırlar. Bunun üzerine Allah Teâlâ, meleklerden daha iyi bildiği halde yine de onlara: - “Kullarım ne diyor?” diye sorar. Melekler:
    - Sübhânallah diyerek seni ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tenzih ediyorlar, Allâhü ekber diye tekbir getiriyorlar, sana hamdediyorlar ve senin yüceliğini dile getiriyorlar, derler. Konuşma şöyle devam eder: - “Peki onlar beni gördüler mi ki?” - Hayır, vallahi seni görmediler. - “Beni görselerdi ne yaparlardı?” - Şayet seni görselerdi sana daha çok ibadet ederler, şânını daha fazla yüceltirler, ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan seni daha çok tenzih ederlerdi. - “Kullarım benden ne istiyorlar?” - Cennet istiyorlar. - “Cenneti görmüşler mi?” - Hayır, yâ Rabbi! Vallahi onlar cenneti görmediler. - “Ya cenneti görseler ne yaparlardı?” - Şayet cenneti görselerdi onu büyük bir iştiyakla isterlerdi, onu elde etmek için büyük gayret sarfederlerdi. - Bunlar Allah’a neden sığınıyorlar?” - Cehennemden sığınıyorlar. - “Peki cehennemi gördüler mi?” - Hayır, vallahi onlar cehennemi görmediler. - “Ya görseler ne yaparlardı?”
    - Şayet cehennemi görselerdi ondan daha çok kaçarlar, ondan pek fazla korkarlardı.
    Bunun üzerine Allah Teâlâ meleklerine: - “Sizi şahit tutarak söylüyorum ki, ben bu zikreden kullarımı bağışladım” buyurur. Meleklerden biri: - Onların arasında bulunan falan kimse esasen onlardan değildir. O buraya bir iş için gelip oturmuştu, deyince Allah Teâlâ şöyle buyurur: - “Orada oturanlar öyle iyi kimselerdir ki, onların arasında bulunan kötü olmaz.” Buhârî, Daavât 66. Ayrıca bk. Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 251-252, 358-359

    1451. Yine Ebû Hüreyre ile Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
    “Bir topluluk Allah’ı zikretmek üzere bir araya gelirse melekler onların etrafını sarar; Allah’ın rahmeti onları kaplar; üzerlerine sekînet iner ve Allah Teâlâ onları yanında bulunanlara över.”
    Müslim, Zikr 39, 38. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitir 14; Tirmizî, Daavât 7; İbni Mâce, Mukaddime 17

    Bu iki hadis uydurmamıdır? bilen arkadaşlar cevap verebilir mi ?
  18. cihad_38

    cihad_38 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    1453. Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh şöyle dedi:
    Muâviye radıyallahu anh mescidde halka halinde oturan bir cemaatin yanına geldi ve: - Burada niçin böyle toplandınız? diye sordu. - Allah’ı zikretmek için toplandık, diye cevap verdiler. O tekrar:
    - Allah aşkına doğru söyleyin. Siz buraya sadece Allah’ı zikretmek için mi oturdunuz? diye sordu. - Evet, sadece bu maksatla oturduk, dediler. Bunun üzerine Muâviye: - Ben sizin sözünüze inanmadığım için yemin vermiş değilim. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e benim kadar yakın olup da benden daha az hadis rivayet eden yoktur. Bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir ilim halkasında oturan sahâbîlerinin yanına geldi de onlara: - “Burada niçin oturuyorsunuz?” diye sordu. - Bize İslâmiyet’i nasip ederek büyük bir lutufta bulunması sebebiyle Allah’ı zikretmek ve ona hamdetmek için oturuyoruz, diye cevap verdiler. Resûl-i Ekrem: - “Gerçekten siz buraya sadece Allah’ı zikretmek için mi oturdunuz?” diye sordu. - Evet, vallahi sadece bu maksatla oturduk, dediler. Bunun üzerine Allah'ın Resûlü: - “Ben size inanmadığım için yemin vermiş değilim. Fakat bana Cebrâil gelerek Allah Teâlâ’nın meleklere sizinle iftihar ettiğini haber verdi de onun için böyle söyledim” buyurdu.
    Müslim, Zikir 40. Ayrıca bk. Nesâî, Kudât 37




  19. Ebu'l Bera

    Ebu'l Bera Islam-TR Üyesi Kullanıcı




    Verdiğin hadislerin hepside sahihtir. Zikr halkası nedir öğrenmek istiyorsan hadis şarihlerine bak.
  20. Çay-Şakird

    Çay-Şakird Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    bu zikir halkalarının bidat olduğunu söyleyen de yine bu hadislerden haberdar olan alimler değil mi, Allahu alem bir izahı vardır.
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş