1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Haber Türk Askerleri Afrin-idlib Sınırında

Konu, 'Suriye Haberleri' kısmında Muhammed Taha tarafından paylaşıldı.

  1. Muhammed Taha

    Muhammed Taha Allahu Ekber Kullanıcı

      
    Türk Silahlı Kuvvetleri, PKK/YPG'li teröristlerin işgali altında bulunan Afrin'in İdlib sınırında konuşlandı.

    HTŞ ile süren uzun müzakereler sonunda TSK'nın sadece Afrin sınırında kalması konusunda uzlaşıya varıldı.

    1507894684.jpg

    Tahriruş Şam Heyeti, Rusya destekli hiç bi grubun İdlib'e girmelerine izin vermeyeceklerini açıkladı. Bu açıklamaların ardından Fırat Kalkan'ında bulunan hiç bir ÖSO grubu TSK'nın elindeki bölgelere adım atmadı.

    "İşgalci Rusya’nın yanında duran gruplar şunu iyi bilsinler ki, İdlib onların gezinti yeri değildir. Cihad ve istişhad aslanları onları gözetlemektedir. Anasını evlatsız, çocuklarını yetim, eşini dul bırakmak isteyen oraya ayak bassın. Haber ise duyduklarınız değil gördükleriniz olacaktır."

    RUSYA DOST DEĞİL İŞGALCİDİR

    Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’adır. Allah’ın resulüne, ailesine ve tüm ashabına salat ve selam olsun.

    Mübarek Suriye devrimi hala zorlu imtihanlar geçirmekte; bu imtihanlar sonrasında ise daha sağlam, safları daha güçlü ve daha bilinçli bir hale çıkacaktır. Art arda gelen imtihanlarla emaneti taşımaya daha layık ve haklarında kurulan entrikaların karşısında daha sabit duran bir nesil çıkacak ve -Allah’ın izniyle- onların elleriyle köklü bir zafer kazanılacaktır.

    Hey’et Tahriru’ş-Şam sahada cereyan eden muhtelif olaylar karşısında hikmet, soğukkanlılık ve şer’i siyasetle hareket etmenin yanında, muteber şer’i maslahatları öncelemiş, Şam ehlinin cihadının kazanımlarını muhafaza etmeye çalışmış ve böylece izzet halkının devriminin ve mübarek cihadının devam etmesi için, çıkmış oldukları ve uğruna en değerli şeylerini feda ettikleri hedeflerinin gerçekleşmesine çabalamıştır.

    Bu yeni olaylar arasında tehlikeli bir gelişme daha olmuştur: Bugünlerde birçok cephede mücrim rejime ve müttefiklerine karşı savaşan mücahidlere karşı savaşmak için işgalci Rusya’nın muhalif gruplardan bazılarını desteklediği hususunda medyada çelişkili haberler çıkmaktadır. Bir de buna ek olarak, “Fırat Kalkanı” adıyla çıkan, Kuzey Suriye’nin fesat ve cürümleri altında inlediği grupların Astana 6 toplantısının kararlarını uygulama aracı olmasındaki hareketliliği gelmiştir. Böylece taksimat planlarının gerçekleşmesi ve devrimin ihanet toplantılarında satılması için, işgalci Rusya garantör ve hava destekçisi, icram grupları ise onun yerdeki araçları olacaktır.

    Dine karşı savaşan, hürmetleri çiğneyen, bombardıman ve zorunlu tehcirlerle Müslümanlara acılar tattıran Rusya’nın durumu, ilim ve basiret sahibi hiç kimseye kapalı değildir. Ne yaşlılar, ne dul kadınlar, ne de emzikteki çocuklar onların zulmünden salim kalabilmiştir. Bu durumda onlara yardım eden, güçlerini destekleyen, sayılarını artıran ve hatta cürümlerini ve planlarını uygulamaları için onların araçları olanların durumu ne olacaktır. Allahu Teâlâ şöyle buyurur: “Ey iman edenler, yahudi ve hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.” (Maide: 51) Kuşkusuz o da onlardandır, onun hükmü de onların hükmü gibidir.

    Bunlardan bir kimse, mücahid Suriye halkı evlatlarından murabıt bir topluluğa katılıp, ehlini düşman saldırılarından ve zorbalıklarından müdafaa edeceği yerde; yönetiminin sağlamlaşması için saldırgan Nusayri rejimini destekleyen zulüm ve istibdat topluluğuna sığınmaktadır; rejimin cürümlerini icra ettiği cephelere ilerlemek için ön hazırlık olarak uçakların bombardımanıyla kendisini Nusayri rejimin dengi ve benzeri bir konuma getirmektedir.

    İşgalci Rusya’nın yanında duran gruplar şunu iyi bilsinler ki, İdlib onların gezinti yeri değildir. Cihad ve istişhad aslanları onları gözetlemektedir. Anasını evlatsız, çocuklarını yetim, eşini dul bırakmak isteyen oraya ayak bassın. Haber ise duyduklarınız değil gördükleriniz olacaktır.

    “Allah emrinde galip olandır, ancak insanların çoğu bilmezler.”
    Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’adır.

    17 Muharrem 1439 / 7 Ekim 2017

    TSK'nın elindeki tüm bölgeler askeri ribat bölgeleri olup halkın bulunmadığı yerlerdir. HTŞ, halkın yaşadığı hiç bir köy ve şehirde TSK'nın bulunmasını kabul etmiyor. TSK ile yapılan anlaşmalarda da bunlar yer alıyor. HTŞ, eğer TSK bu anlaşmalara uymazsa uzun vadeli bir savaşın başlayacağını söylüyor.

    [​IMG]

    HTŞ Komutanı Muhammed Nazzal:

    "Türkiye'nin İdlib'e girerek PKK kontrolündeki sınır hattına konuşlanmasının 'işgal' anlamına gelmediğini ifade eden Muhammed Nazzal, intikalin açık ve sınırları net bir anlaşma doğrultusunda gerçekleştiğini bildirdi"

    HTŞ Komutanı Muhammed Nazzal:

    "Türkiye'nin, açık ve sınırları belli olan bir anlaşma doğrultusunda PKK'nın karşısındaki üç noktaya yerleşmesine izin verilmesi ile bölgenin tamemen işgali edilmesini aynı görenler yanılgı içerisindedir. Hiç kimse Türklerin bu noktalara girmesinin arzulanan birşey olduğunu söylemeyez, daha doğrusu, bu iki kötülük arasında daha az kötü olanıdır."
    HTŞ Komutanı Muhammed Nazzal:


    "Türkiye'nin bölgeye girişine izin vermesi nedeniyle Heyet'i [Tahriru'ş Şam] eleştirenlerin gözden kaçırdıkları bir şey var. Bizim şuanda yaptığımız, Astana ve Cenevre toplantılarında alınan kararlara karşı bir tepki ve ortaya çıkan durumdaki zararı en aza indirmek için çalışmaktır. Bu durum, bazılarının iddia ettiği gibi bu anlaşmaları kabul ettiğimiz veya onları uygulanmasına izin verdiğimiz anlamına gelmemektedir."
    HTŞ Komutanı Muhammed Nazzal:

    "Şuanda yaşananlar, birilerinin göstermeye çalıştığı gibi Astana anlaşmasının sahada uygulanmasını anlamına gelmiyor. Türkiye, Rusya ve diğerlerine Astana'da alınan kararları uyguluyormuş gibi görünmek istiyor ancak gerçekte durum böyle değil."
  2. Muhammed Taha

    Muhammed Taha Allahu Ekber Kullanıcı

    "Tahriru'ş Şam yetkilisi Türkiye ile yapılan anlaşmanın ayrıntılarını paylaşarak Türk askerlerinin İdlib'e intikalinin 'işgal' anlamına gelmediğini söyledi." Haberinin Tamamı:



    Suriyeli muhalif gruplardan Tahriru'ş Şam Heyeti (HTŞ)'nin medya yetkilisi Muhammed Nazzal, Türkiye'nin İdlib'e askeri güç göndermesiyle ilgili olarak bir açıklama yayınladı.

    Türk yetkililerle muhalif grup arasındaki anlaşmanın ayrıntılarını dile getiren Nazzal, -veya diğer adıyla Ebu Hattab El Makdisi- anlaşmanın bazı şartları olduğunu belirterek 'zararı en aza indirmeye çalıştıklarını' bildirdi.

    Türkiye'nin İdlib'teki askeri varlığının işgal anlamına gelmediği ifade edilirken, TSK unsurlarınınn bölgeye girmesine izin verilmesinin Astana ve Cenevre anlaşmalarını tanımak anlamına gelmeyeceği, Türkiye'nin amacının Astana'da alınan kararların uygulanması olmadığı savunuldu.

    HTŞ yetkilisi, İdlib'teki TSK varlığından Ahrar'uş Şam'la yaşanan çatışmalara kadar gündemdeki birçok konu hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu.

    'Türkiye'nin intikali işgal değil'

    Türkiye'nin İdlib'e girerek PKK kontrolündeki sınır hattına konuşlanmasının 'işgal' anlamına gelmediğini ifade eden Muhammed Nazzal, intikalin açık ve sınırları net bir anlaşma doğrultusunda gerçekleştiğini bildirdi.

    "Türkiye'nin, açık ve sınırları belli olan bir anlaşma doğrultusunda PKK'nın karşısındaki üç noktaya yerleşmesine izin verilmesi ile bölgenin tamemen işgali edilmesini aynı görenler yanılgı içerisindedir. Hiç kimse Türklerin bu noktalara girmesinin arzulanan birşey olduğunu söylemeyez, daha doğrusu, bu iki kötülük arasında daha az kötü olanıdır."

    'Amaç Astana'nın uygulanması değil'

    Tahriru'ş Şam Heyeti medya yetkilisi Muhammed Nazzal, Türkiye'nin İdlib'e intikalinin Astana anlaşması doğrultusunda gerçekleşmesine rağmen, gerçekte, toplantıda alınan kararların uygulanmadığını söyledi.

    "Şuanda yaşananlar, birilerinin göstermeye çalıştığı gibi Astana anlaşmasının sahada uygulanmasını anlamına gelmiyor. Türkiye, Rusya ve diğerlerine Astana'da alınan kararları uyguluyormuş gibi görünmek istiyor ancak gerçekte durum böyle değil."

    'Zararı en aza indirmeye çalışıyoruz'

    Türk askerlerinin bölgeye girmesine izin vermesi nedeniyle Tahriru'ş Şam'a yöneltilen eleştirilere cevap veren Nazzal, Astana ve Cenevre görüşmeleri konusunda hala aynı noktada bulunduklarını ifade ederek "Bu toplantıların sonuçlarındaki zararı en aza indirmeye çalışıyoruz" dedi.

    "Türkiye'nin bölgeye girişine izin vermesi nedeniyle Heyet'i [Tahriru'ş Şam] eleştirenlerin gözden kaçırdıkları bir şey var. Bizim şuanda yaptığımız, Astana ve Cenevre toplantılarında alınan kararlara karşı bir tepki ve ortaya çıkan durumdaki zararı en aza indirmek için çalışmaktır. Bu durum, bazılarının iddia ettiği gibi bu anlaşmaları kabul ettiğimiz veya onları uygulanmasına izin verdiğimiz anlamına gelmemektedir."

    'Astana ve Cenevre anlaşmalarını tanımıyoruz'

    Yaşanan gelişmelerin Astana ve Cenevre görüşmelerinde alınan kararları tanıma anlamına gelmediğini vurgulayan HTŞ medya yetkilisi, görüşmelere katılan gruplara eleştirilerini sürdürdü.

    "Mevcut durum bu anlaşmaların [Astana ve Cenevre anlaşmaları] tanınması anlamına gelmiyor. Birileri, bu görüşmelere katılan, oturup müzakere eden, anlaşmaları imzalayan, kendi merkezlerinin haritalarını ve koordinatlarını paylaşanlar ile yurtdışında yapılan bu toplantıların neden olduğu zararları en aza indirmeye çalışanları aynı gibi göstermeye çalışıyor."

    'Ahraru'ş Şam ile yaşanan savaşın nedeni Astana değildi'

    Tahriru'ş Şam Heyeti ve Ahraru'ş Şam arasındaki çatışmaların Astana görüşmelerinden kaynaklanmadığını söyleyen Nazzal, 'çatışmaya Ahrar'uş Şam'ın saldırganlığının yol açtığını' savundu.

    "Tahriru'ş Şam ve Ahraru'ş Şam arasındaki gelişmelerle ilgili olarak, Heyet'in Ahrar'a Astana görüşmelerine katıllması nedeniyle saldırarak adaletsizlik yaptığının söylenmesi de doğru değil. Herkes neler yaşandığını, olayın nasıl gelişip nasıl daha da kötü bir noktaya gittiğine şahit oldu. Heyet'in sınır bölgesini koruma altına almak, ve Ahrar'ın kendisine ihanet etmesini engellemek amacıyla talepte bulunmasına Ahrar'ın Badiye, Cebel Zaviye, Sarmada ve Salkin ve çevresinde çatışmaları genişletmesi, Ahrar'ın sınır bölgesinden atılmasıyla sonuçlandı. Heyet'in amacı bu olmasa da Ahrar'uş Şam'ın sınır hattındaki noktalardan önce Cebel Zaviye ve Sarmada'daki saldırgan tavrı ve tutumu buna yol açtı."

    'Şartlarımız var'

    Türkiye'nin bölgeye askeri güç konuşlandırmasına belirli şartlar doğrultusunda izin verildiğini ifade eden Tahriru'ş Şam yetkilisi Nazzal, bölgede kontrolün kendilerinde olacağını bildirdi.

    "Herkesin bilmesi gereken, bu intikalin bazı şartları vardır. Bunlar; Türkiye konuşlandığı bu bölgeleri kontrol etmeye veya şehirlerdeki ve köylerdeki yönetim şekillerine hiçbir şekile karışmaya kalkmayacak ayrıca bu bölgeler üzerinde tam anlamıyla bizim hakimiyetimiz olacak. Türklerin bu koşullar ve çerçevede bölgeye girişine izin vermekle, çatışmasızlık bölgesine, hiçbir koşul olmaksızın gözlemci olarak getirilmesini ve rejime karşı cephelerin tamamında konuşlanmasının istenmesi arasında büyük fark var. Eğer böyle birşey olsaydı devrim sona erer, bir gecede yok olmanın eşiğine gelirdi."

    'Türkiye ihanet ederse...'

    Türkiye'nin Tahriru'ş Şam ile varılan mutabakata sadık kalmasını beklediklerini ifade eden Nazzal, 'Türkiye'nin bölgeye girdikten sonra mutabakata ihanet etmesi halinde uzun vadeli bir savaşın başlayacağını' söyledi.

    "Türkiye, kurtarılmış bölgelere girdikten sonra bize ihanet ederse - ki bu mümkündür- yine de değişen birşey olmaz. Türk işgalini sınırın diğer tarafına geri püskürtmek amacıyla sınır hattı boyunca uzanan tek bir savunma hattı kurmak askeri açıdan hatadır. Bir işgal girişimi olsa dahi -Türkiye'nin girişinden bağımsız olarak söylüyorum- böyle bir durumda savunma hattı kurarak bununla başa çıkmazsınız. Bu, asıl yapılması gerekenin bir parçası olabliir ama asıl önemli, büyük ve güçlü kısmı kurtarılmış bölgelerin içinde olmalıdır. Böyle bir durumdan Allah korusun..."

    Kaynak: Mepa News
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş