Peygamberler -salat ve selâm üzerlerine olsun- tevbeyi kesinlikle ertelemez, bilâkis ona koşarlardı. Tevbeyi geciktirmedikleri gibi yanlış yapmakta ısrar da etmezlerdi. Çünkü onlar bu tür tutarsız davranışları işlemekten tamamen masumdurlar.
Onlardan hangisi yanılgıya düştükten sonra tevbe etmeyi birazcık olsun geciktirmişse, Cenâb-ı Hak, peygamberlik geldikten sonra yaptığı hatadan ötürü Hz. Yunus'a -üzerine selâm- yaptığı gibi bir belâya uğratarak, işlediği suçun keffâretini ona ödetmiştir. Bu keffâret ödetme olayı biraz önce de değindiğimiz gibi kendisine peygamberlik görevi verildikten sonra vuku bulmuştur. Peygamberlikten önce olduğu söylenirse de bu doğru değildir. Çünkü bu dönemde işlediği bir suç nedeniyle, Allah'ın ona bir keffâret ödetmesine gerek yoktur.
Aslında daha önceki sayfalarda da belirtildiği gibi küfür ve günahtan tevbe eden kimse, hiç küfre ve günaha düşmeyen kimseden daha faziletli olur bazan. Tevbe eden kimse faziletli bir kimse olabileceğine göre, fazilette hiçbir insanın kendisine denk olamayacağı bir kimse peygamberliğe en çok lâyık olur.
Nitekim Allah, Hz. Yusuf un kardeşleri, onların ve torunlarının günahları hakkında da bilgi vererek şöyle buyurmuş:
"Lût ona iman etti ve İbrahim kavmine dedi ki:
Rabb'ime ibâdet edeceğim yere göç edeceğim. Kuşkusuz o, galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir." (Ankebût, 29/26)
Lût -üzerine selâm- öncelikle İbrahim -üzerine selâm- peygambere iman etti. Ardından Cenâb-ı Hak onu Lût kavmine peygamber olarak gönderdi.
Öte yandan Şuayb peygamber olayı hakkında da şu bilgiyi vermektedir, Kur'ân:
"Kavminden müstekbir olan ileri gelenler dediler ki: "EyŞuayb, ya mutlaka seni ve seninle beraber inananları kentimizden çıkarırız, ya da dinimize dönersiniz!" Dedi ki istemesek de mi bizi yurdumuzdan çıkaracak veya dinimizdendöndüreceksiniz ?"
Allah bizi, sizin dininizden kurtardıktan sonra, eğer tekrar ona dönersek Allah'a yalan iftira etmiş oluruz. Rabbimiz Allah dilemedikten sonra o sizin dediğiniz dine dönmemiz, bizim için olur şey değildir. Rabbimiz bilgi yönünden herşeyi kuşatmıştır. Biz Allah'a dayanıp güvenmişiz. Rabbim! Bizimle kavmimiz arasındaki durumunu hak ile açığa çıkar. Muhakkak ki sen hakikatleri açığa çıkaranların en hayırlısısın!" (Â'raf, 7/88-89)
Diğer bir âyette ise şöyle buyurmaktadır:
"Kâfirler peygamberlerine dediler ki: "Ya sizi mutlaka yurdumuzdan çıkarırız, ya da bizim dinimize dönersiniz!"
Rableri de onlara şöyle vahyetti:
"Zâlimleri mutlaka helak edeceğiz!"
"Ve onlardan sonra sizi o yere yerleştireceğiz. Bu, makamımdan korkan ve tehdidimden korkan için verdiğim sözdür." (İbrahim, 14/13-14)
Sonucun mükemmelliğinin dikkate alınması gerektiği hususu anlaşıldığına göre, konu kavranılmış demektir. İşte bu mükemmeliyet ancak tevbe ve istiğfar ile elde edilir. Tarihin ilk dönemlerinde ve son dönemlerinde yaşamış tüm kulların tevbe etmesi kesin bir gerekliliktir.
Cenâb-ı Hakkın buyurduğu gibi:
"Allah, emaneti insana vermekle münafık erkeklere münafık kadınlara, müşrik erkeklere ve müşrik kadınlara azab etsin; mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların da tevbesini kabul etsin. Allah gafur ve rahimdir." (Ahzâb, 33/73)