بِسْمِ اللهِ، اَلْحَمْدُ ِللهِ وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلَى رَسُولِ اللهِ وَ بَعْدُ
Sünnete Tâbi Olma Hakkında İmamların Sözleri

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَإِنْتُطِعْ أَكْثَرَ مَنْ فِي الأَرْضِ يُضِلُّوكَ عَنْ سَبِيلِ اللّهِ إِنْيَتَّبِعُونَ إِلاَّ الظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلاَّ يَخْرُصُونَ

“Eğer sen yeryüzünde bulunanların çoğuna itaat edersen, seni Allah’ın yolundan saptırırlar! Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak yalan söyleyenlerdir.”

En’am 116

Burada imamların sözlerinden vakıf olabildiklerimizi vermemiz faydalı olacaktır. Onları taklid edenlere, hatta mertebe bakımından onlardan alt derecede olanları körü körüne taklid edenlere ve onların sözlerine ve mezheplerine gökten inmiş gibi tutunmuş olanlara umulur ki bir nasihat ve hatırlatma olur. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

اِتَّبِعُوا مَا أُنْزِلَ إِلَيْكُمْمِّنْ رَّبِّكُمْ وَلاَ تَتَّبِعُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ قَلِيلاً مَّا تَذَكَّرُونَ

“Rabbinizden size indirilene uyun ve O’ndan başka velilere (dostlara) uymayın! Ne kadar da az hatırlıyorsunuz (öğüt alıyorsunuz)!”

Araf 3

Ebu Muaz (Rahmetullahi Aleyh) der ki; sahabelerin taklidin kınanması hakkında bazı sözleri şu şekildedir:

Abdullah ibni Mesud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Sizden biriniz, dininde bir kimseyi taklid etmesin! Zira o iman etmişse iman etmiş, küfretmişse küfretmiş olur. İlle de birine uyacaksanız ölmüş olan sahabelere uyunuz! Zira hayatta olanın fitneye düşmesinden emin olunamaz!”

Taberani 9/152, Mecmau’z-Zevaid 1/180, Beyhaki 10/116, Lalkai İtikadı Ehli’s-Sunne 1/93, İbni Hazm el-İhkam 6/255, Hilye 1/136, Safvetu’s-Safve 1/421

Muaz bin Cebel (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Şu üç şeyden sakının!

1) Âlimin sürçmesi,

2) Münafığın Kur’an ile mücadelesi ve

3) Boyunlarınızı koparan dünya. Âlimin sürçmesine gelince; hidayet üzere olsa bile onu dininizde taklid etmeyin! Lakin ondan ümidinizi de kesmeyin! Münafığın Kur’an ile mücadelesine gelince, şüphesiz ki Kur’an, yolu aydınlatan bir fener gibidir. Bildiğinizi alın, bilmediğinizi âlimine havale edin. Boyunlarınızı koparan dünyaya gelince, Allah kimin kalbini zengin kılmışsa işte gerçek zengin odur!”

Lalkai İtikad 1/116, 117, Taberani Evsad 8/307, Darekutni İlel 6/81, İbni Hazm%c/?l-İhkam 6/236, Ebu Nuaym Hilye 5/97, İbni Asakir 58/438, Mecmau’z-Zevaid 1/186

Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle demiştir:

“Hataları olan âlime tabi olana yazıklar olsun!”

Oradakiler:

−Bu nasıl olur? deyince, Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle cevap verdi:

−“Bir âlim kendi görüşüne göre bir şey söyler. Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den gelen ilim ona ulaşınca hatalı olan görüşünden döner. Fakat kişi hala bu âlimin hatalı görüşünü taklit etmeye devam eder, işte böyle kimselere yazıklar olsun!”

İbni Abdilberr Camiu’l-Beyanil İlm 12019, İbni Hazm el-İhkam 6/824, İbni Kayyim İ’lamu’l-Muvakkiin 2/296, 4/54, Albâni el-Hadisu Huccetun Bi Nefsihi Fil-Akaid Ve’l-Ahkam 78

1) Ebu Hanife Rahmetullahi Aleyh
İmam Ebu Hanife, Hicri 80 yılında Kufe’de doğmuştur. Hicri 150 yılında, 70 yaşında ölmüştür.

Bunların ilki İmam Ebu Hanife (Rahmetullahi Aleyh) Numan bin Sabit’tir. Mezhebinden olanlar ondan çeşitli söz ve ifadeler nakletmişlerdir. Hepsi de tek bir şeye götürmektedir ki, o da şudur:

“Hadisi esas almak, ona muhalif olan görüşleri terk etmek vaciptir.”

İmam Ebu Hanife (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

1)“Hadis sahih olduğunda, benim mezhebim, hadistir.”

İbni Abidin Hâşiye 1/63, Resmul-Müfti 1/4, Şeyh Salih el-Fellâni İkaz’ul-Himem 62

İbni Abidin Şerhu’l-Hidaye’de İbnu’l-Humam’ın hocası İbnu’s-Şahna el-Kebir’den şunu nakleder:

“Eğer hadis sahih olur da, mezhebe muhalif olursa hadis ile amel edilir. Bu da onun mezhebi olur. Hadis ile amel etmekle de kişi Hanefi olmaktan çıkmaz! Çünkü Ebu Hanife (Rahmetullahi Aleyh)’in:

“Hadis sahih olursa benim mezhebim, hadistir,” sözü sahih bir yolla gelmiştir. Nitekim ibni Abdilberr bunu Ebu Hanife (Rahmetullahi Aleyh) ve başka âlimlerden rivayet etmiştir.

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Bu, ilimlerinin ve takvalarının kâmil olmasının bir sonucudur. Çünkü burada bütün sünneti kuşatamadıklarına işaret etmişlerdir. Daha sonra geleceği üzere İmam Şafii (Rahmetullahi Aleyh) bunu açık bir şekilde ifade etmiştir. Yani, bazen onlar kendilerine ulaşmamış bir sünnete muhalif görüş serdedebilirler. Böyle bir durumda bizlere, sünnete tabi olmayı ve bunu onların mezhebi olarak kabul etmeyi emretmişlerdir. Allah hepsine rahmet etsin.”

İmam Ebu Hanife (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

2)“Bir kimsenin nereden aldığımızı bilmeden bizim sözümüzü alması (onunla amel etmesi) helal olmaz!”

Başka bir rivayette İmam Ebu Hanife (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Benim delilimi bilmeyen bir kimsenin sözlerimle fetva vermesi haramdır! Çünkü biz beşeriz. Bugün bir söz söyler, yarın ondan geri dönebiliriz.”

İbni Abdilberr el-İntika fi Fedaili’s-Selaseti’l-Eimmeti’l-Fukaha 145, İbnu’l-Kayyim İ’lamu’l-Muvakkıîn 2/309, İbni Abidin el-Bahru’r-Raik’in Haşiyesi 6/293, Resmu’l-Müfti 29, 32, Şarani el-Mizan 1/55, Abbas ed-Dûrî İbni Main’in Tarihinde 6/77/1

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Delillerini bilmeyenler hakkında söyledikleri bu ise, sözlerinin delile muhalif olduğunu bildiği halde delile muhalif fetva verenlerin durumu nedir acaba! Bu sözü iyice düşünün! Çünkü bu tek başına körü körüne taklidi yıkmaya yeterlidir. Bundan dolayı bazı taklitciler, İmam Ebu Hanife’nin delilini bilmeden onun sözüyle fetva veremeyeceğini söylediğimde, bu sözün İmam Ebu Hanife’ye ait olduğunu reddetmektedir.”

Diğer bir rivayette de İmam Ebu Hanife (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Dikkatini çekerim ey Yakub! (Ebu Yusuf) Sakın ola ki, benden duyduğun her şeyi yazayım deme! Çünkü ben bugün bir kanaat bildirir, yarın ondan vazgeçebilirim. Yarın da bir kanaat bildirir, öbür gün ondan vazgeçebilirim.”

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Bunun sebebi İmam Ebu Hanife’nin çoğu zaman görüşlerini kıyasa dayandırmaktadır. Daha sonra daha güçlü bir kıyasa vakıf olur yahut Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den konu hakkında bir hadis ona ulaşır, bunun üzerine onu alır ve eski görüşünü terk ederdi.

İmam Şarani şöyle demiştir:

“İmam Ebu Hanife hakkında bizim gibi her insaflının kanaati şudur:

Şayet o, şeriat tedvin edildikten hafızların şeriatı toplamak üzere yaptıkları rihleler bittikten sonra yaşamış olsaydı ve bunlara ulaşsaydı, bunları esas alır yapmış olduğu her kıyası da terk ederdi. O zamanda diğer mezheplerde az olduğu gibi kıyas, onun mezhebinde de az olurdu. Ancak onun döneminde şeriat tabiinler ve tebeitabiinler arasında köylerde ve şehirlerde dağınık bir halde olunca, mezhebinde kıyas diğer mezheplere oranla daha çok olmuştur.

Çünkü kıyas yaptığı meselede nass mevcut değildi. Diğer imamlar ise bundan farklıdır. Çünkü onların dönemlerinde hafızlar hadisleri cem işini bitirmişler ve onları tedvin etmişlerdi. Böylece hadisler birbirlerinin cevabı olmuşlardı. İşte kıyasın onun mezhebinde çok, diğerlerinin mezheplerinde az olmasının sebebi budur.”

İmam Şarani el-Mizan 1/62, Ebu’l-Hasenât en-Nafiu’l-Kebir 135

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Eğer bu, İmam Ebu Hanife’nin bazı sahih hadislere muhalefet etmiş olmadaki mazereti ise kaldı ki bu kesinlikle geçerli bir mazerettir o zaman bazı cahillerin yaptığı gibi onu tenkid edip eleştirmek ve eleştiride aşırı gitmek caiz değildir! Bilakis ona karşı edepli olmak lazım gelir.

Çünkü bu dinin korumasını yapan imamlardan bir imamdır. Dinin fer’i konuları hakkında ondan nice görüşler elimize ulaşmıştır. Ayrıca hata da etse, isabet de etse her halükarda ecrini alacaktır. Bunun yanında ona saygı duyanların, onun sahih hadislerle muhalif görüşlerine bağlı kalmaları da caiz değildir! Çünkü sözlerinde de beyan edildiği gibi bunlar onun mezhebi değildir! Bunlar bir vadide, diğerleri de bir başka vadidedir. Hak ise ikisinin arasındadır:

“Rabbimiz bizlere ve iman etmede bizden önce gelen kardeşlerimize mağfiret et. Kalbimizde Mü’min olanlara karşı en ufak bir kin bırakma. Rabbimiz Sen Raufsun, Rahîmsin.”

İmam Ebu Hanife şöyle demiştir:

3)“Allah’ın Kitab’ına ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hadislerine muhalif bir söz söylersem, benim sözümü terk edin!”

El-Fellâni el-İkaz 50

Ayrıca bunu İmam Muhammed’e de nispet etmiştir. Ardından şöyle demiştir:

“Bu ve benzeri sözler tabi ki müctehid için değildir! Çünkü bu hususta onların sözlerine ihtiyacı yoktur. Bilakis bu mukallid için geçerlidir.”

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Şa’rani el-Mizan’da 1/26 bu söze binaen şunları söyler:

Şayet imamın vefat ettikten sonra sahih olduğu ve bunlarla amel etmediği ortaya çıkan hadisleri ne yapayım? dersen, cevabım şudur:

−Yapman gereken hadislerle amel etmektir. Çünkü imanım bunlara ulaşsaydı ve ona göre sahih olsaydı, belki bunlarla amel etmeyi sana emrederdi. Çünkü imamların hepsi şeriatın esiridir. Bunu yapan da iki eliyle hayrı kucaklamış olur. Kimde; “İmamım onunla amel etmedikçe bir hadisle amel etmem,” derse hayrın çoğunu elinden kaçırır.

Nitekim mezhep mukallitlerinin çoğunluğunun durumu böyledir. Hâlbuki yapmaları gereken imamlarının vasiyetini yerine getirmek üzere ondan sonra sahih olduğu ortaya çıkan her hadisle amel etmekti. Çünkü bizlerin onlar hakkındaki kanaatimiz şudur:

Şayet onlar yaşasalardı ve onlardan sonra sahih olduğu ortaya çıkan bu hadisleri elde etselerdi hadisleri esas alır ve onlarla amel ederlerdi. Yapmış oldukları bütün kıyasları da, söylemiş oldukları sözleri de terk ederlerdi.

2) İmam Malik Rahmetullahi Aleyh
İmam Malik, Hicri 93 yılında Medine’de doğmuştur. Hicri 179 yılında, 86 yaşında ölmüştür.

İmam Malik (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demektedir:

1)“Ben bir beşerim, isabet eder, hata da ederim. Benim görüşlerime bakın; Kitap ve Sahih Sünnete uyanları alın, Kitap ve Sahih Sünnete uymayanların hepsini terk edin!

İbni Abdilberr el-Câmi 2/32, İbni, Hazm Usulü’l-Ahkam 6/149 ve el-Fellâni 72

2) “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dışında her insanın sözlerinin bir kısmı alınıp, bir kısmı terk edilebilir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ise müstesnadır.”

İbni Abdilhadi İrsâdû’s-Salik 1/227, İbni Abdilberr el-Câmi 2/91, İbni Hazm Usulü’l-Ahkam 6/145, 179

Hakem bin Uteybe ve Mücahid’in sözü olarak rivayet etmişlerdir. Takıyuddin es-Subki de el-Fetava 1/147’de Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma)’dan rivayet etmiş ve çok güzel bir söz olduğunu belirtmiştir. Ardından şöyle demiştir:

Bu sözü, Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma)’dan Mücahid, onlardan da İmam Malik almıştır ve ondan meşhur olmuştur.

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Onlardan da İmam Ahmed almıştır. Ebu Davud Mesailu’l-İmam Ahmed 276’da diyor ki:

Ahmed’in şöyle dediğini işittim:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dışındaki herkesin muhakkak ki sözlerinden alınır da, bırakılır da.”

İbni Vehb şöyle demiştir:

“İmam Malik’e, abdest alırken ayak parmaklarının arasını el parmaklarıyla arasına su ulaştırma meselesi sorulduğunda o şöyle dedi:

−Bunu yapmak vacip değildir! İnsanlar gidinceye kadar sustum.

Sonra İmam Malik’e dedim ki:

−Bu hususta elimizde varid olan bir sünnet vardır.

İmam Malik:

−O nedir? dedi.

Bende:

−Bize Leys bin Sa’d, ibni Lehia ve Amr bin Haris anlattı ki, Yezid bin Amr el-Meafirî’den, o da Ebu Abdurrahman el-Habelî’den, o da el-Müstevrid bin Şeddat el-Kureşî’den dedi ki:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in serçe parmağıyla ayak parmaklarının arasını ovaladığını gördüm.

İmam Malik dedi ki:

−Bu güzel bir hadistir, şimdiye kadar da duymuş değilim. Daha sonra bu mesele tekrar sorulduğunda, insanlara böyle yapmalarını emrettiğini gördüm.”

İbni Ebi Hatim el-Cerh ve’t-Tadil 31, 32, Beyhaki Sünen 1/81

3) İmam Şafiî Rahmetullahi Aleyh
İmam Şafii, Hicri 150 yılında Filistin’in Gazze şehrinde doğmuştur. Hicri 204 yılında, 54 yaşında ölmüştür.

İmam Şafiî (Rahmetullahi Aleyh)’e gelince bu hususta ondan nakledilenler daha çok ve daha da güzeldir.

İbni Hazm 6/118 şöyle demiştir:

“Taklid edilen fukahanın kendileri taklidi reddetmişlerdir. Talebelerini taklidden nehyetmişlerdir. Bu hususta en titizleri İmam Şafii (Rahmetullahi Aleyh)’dir. Sahih hadislere tabi olmak ve delilin gerektirdiğiyle amel etmek hususunda başkalarından daha açık ifadelerde bulunmuştur. Ayrıca her şeyde taklid edilmekten de beri olduğunu belirtmiştir. Bunu da açık bir şekilde ifade etmiştir. Allah ecrini bol bol versin, birçok hayrın sebebi olmuştu.”

İbni Hazm 6/118

İmam Şafiî (Rahmetullahi Aleyh)’in mezhebine tâbi olanlar da bununla daha çok amel etmişlerdir. Bu sözlerden bazıları şunlardır:

1) “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sünnetlerinden bazılarının ulaşmadığı veya kaybolmadığı hiç kimse yoktur. Söylediğim her söz ve koyduğum her asıl, şayet Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bir sünnetiyle aykırılık arz ediyorsa, uyulacak olan, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sözüdür. O ayrıca benim de sözümdür.”

Hakim, İbni Asakir Tarih-u Dımeşk 15/1/3, İbnu’l-Kayyim İ’lâmu’l-muvakkiîn 2/363-364 ve el-İkâz 100

2) “Müslümanlar, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sünneti ortaya çıktıktan sonra, bir kimsenin o sünneti başka birinin sözü için terk etmesinin helal olmayacağı hususunda icma etmişlerdir.”

İbnu’l-Kayyim 2/361 el-Fellani 68

3) “Kitaplarımda Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sünnetine muhalif bir şey bulursanız, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sünnetiyle amel edin benim sözlerimi terk edin!”

Başka bir rivayette İmam Şafiî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e tâbi olun ve başka hiç kimsenin sözüne iltifat etmeyin!”

İbnu’l-Kayyim 2/361, el-Fellani 100, Ebu Nuaym el-Hilye 9/107, İbni Hibban sahihinde 3/284

4) “Hadis sahih olduğunda benim mezhebim, o hadistir.

Nevevi, Şarani 1/57, Hâkim, Beyhaki, Cellani 107

5) “Sizler (Ahmed bin Hanbel’i kast ediyor) hadisleri ve ricali benden daha iyi bilirsiniz. Eğer hadis sahih olursa onu bana da söyleyin. Kufe’liler, Basra’lılar ve Şam’lılar rivayet etsin fark etmez, eğer sahih ise ben onlara giderim.

6) “Hakkında Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den sahih hadis bulunan her meselede muhalif görüşlerimden hayatımda da, öldükten sonra da vaz geçmişimdir.”

Ebu Nuaym el-Hilye 9/107, Harevi 1/47, İbnu’l-Kayyim İ’lamu’l-Muvakkiin 2/363, Fellani 104

7) “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den sahih bir hadis olduğu halde benim ona muhalif bir söz söylediğimi görürseniz, bilin ki, aklım başımdan gitmiştir.”

İbni Ebi Hatim Adabu’ş-Şafii 93, Ebu’l-Kasım es-Semerkandi el-Emali, Ebu Hafs el-Müeddip, Münteka 1/234, Ebu Nuaym el-Hilye 9/106, İbni Asakir 1/10/15

8) “Ben bir söz söyler de, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sözüme muhalif sahih bir hadisi varsa, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hadisi amel etmekte evladır, beni taklid etmeyin!”

İbni Ebi Hatim 93, Ebu Nuaym ve İbni Asakir (2/9/15

9) “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den gelen her hadis benim sözümdür, benden duymamış olsanız bile!”

İbni Ebi Hatim 93, 94

4) İmam Ahmed bin Hanbel Rahmetullahi Aleyh
Ahmed bin Hanbel, Hicri 164 yılında Bağdad’ta doğmuştur. Hicri 241 yılında, 77 yaşında ölmüştür.

İmam Ahmed bin Hanbel (Rahmetullahi Aleyh)’e gelince; imamlar arasında hadisleri daha çok toplayan ve bunlara bağlanan odur. Öyle ki fer’î konuları ele alan kitapların telif edilmesini hoş görmezdi. Bundan dolayı şöyle demektedir:

1) “Beni taklid etmeyin, Malik’i de, Şafiî’yi de, Evzaî ve Sevrî’yi de taklid etmeyin! Onlar nereden aldılarsa siz de oradan alın!”

El-Fellani 113, İbnu’l-Kayyim İ’lam 2/302

Başka bir rivayette İmam Ahmed bin Hanbel (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Dininde, bu kimselerden kimseyi taklid etme, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve sahabelerinden varid olan ne ise onu al! Sonrasındaki tabiînlerde ise kişi muhayyerdir.”

Bir defasında Ahmed bin Hanbel (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“İttiba, kişinin, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e ve sahabelere tabi olmasıdır. Ancak tabiînden sonra kişi muhayyerdir.”

Ebu Davud Mesailu’l-İmam Ahmed 276, 277

2) “Evzaî’nin görüşü, Malik’in görüşü, Ebu Hanife’nin görüşü... Bunların hepsi birer görüştür. Bana göre de hepsi eşittir. Delil ise ancak hadislerdir.”

İbni Abdilberr el-Câmi’ 2/149

3) “Kim, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hadisini reddederse, o helak olacağı bir uçurumun kenarındadır!”

İbnu’l-Cevzi 182

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Buraya kadar naklettiklerimiz, imamların, hadislere sarılmayı emretme, basiretsiz bir şekilde taklidi nehyetme hususunda ki söyledikleri sözlerdir. Bunlar öyle açık ifadeler ki hiçbir tevil veya münakaşayı kaldırmaz! Kaldı ki sünnette sabit olana sarılan kişi, imamların bazı sözlerine muhalif de olsa onların mezheplerinden ve yollarından ayrılmış olmaz! Bilakis o, hepsine tâbi olmuş, kopması mümkün olmayan sağlam bir kulpa tutunmuş olur.

Ancak onların sözlerine muhalif olan sünnetleri terk eden kimse böyle değildir. Böyle biri onlara isyan etmekte ve biraz önce onlardan nakletmiş olduğumuz sözlerine muhalefet etmektedir. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Rabbine yemin olsun ki, aralarındaki anlaşmazlıklarda seni hakem seçip sonra da verdiğin hükme içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamıyla boyun eğmedikçe, iman etmiş olmazlar!”

Nisa 65

Yine Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Onun emrine muhalefet edenler başlarına bir musibet gelmesinden veya acı bir azaba uğramaktan sakınsınlar.”

Nur 63

Hafız ibni Receb (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Kendisine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in emrinin ulaştığı her kişinin yapması gereken; bunu ümmete beyan etmek, onlara nasihat edip bu emre tabi olmaları için çalışmaktır. İsterse bu, ümmette büyük bir zatın görüşüne ters olsun. Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in emri, hata ederek muhalefet eden büyük bir zatın sünnete aykırı emrinden tazim edilmeye ve uyulmaya daha layıktır.

İşte bu itibarla sahabeler ve onlardan sonra gelenler, sahih sünnetlere muhalefet edenleri tenkid etmişlerdir. Bazen belki de tenkidlerinde sert ifadeler de kullanmışlardır. Mesela:

Salim bin Abdullah bin Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

“Mescidde Abdullah bin Ömer (Radiyallahu Anhuma) ile otururken Şam’lılardan bir adam geldi ve ona:

−Hac zamanına kadar umreden faydalanmayı sordu? Abdullah bin Ömer (Radiyallahu Anhuma):

−Bu güzel bir şeydir, dedi.

Adam:

−Ancak baban bunu nehyediyordu! dedi.

Abdullah bin Ömer (Radiyallahu Anhuma) adama:

−Yazıklar olsun sana! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu yapmışken babam bunu nehyetse, sen, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in emrine mi, yoksa babamın nehyine mi uyarsın? dedi.

Abdullah bin Ömer (Radiyallahu Anhuma) adama:

−Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in emrine uy! dedi ve adama:

−Hadi kalk, git! dedi.

Tahavi Şerh Meani’l-Asar 1/372, Ebu Ya’la Müsned 3/1317

Ondan nefret ettikleri için değildir bu. O bilakis o sevdikleri ve saygı duydukları biridir. Ancak ne olursa olsun, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i daha çok sevmektedirler. Onun emri de bütün mahlûkatın emrinin üstündedir.

Eğer Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in emri ile bir başkasının emri çelişirse, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in emri öne alınmalı ve ona tabi olunmalıdır. Onun emrine muhalif olana duyulan saygı, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in emrine tabi olmaya engel teşkil edemez. Her ne kadar o kişi hatasında bağışlanmış olsa da. Hatta ecir bile alacaktır. Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Hâkim içtihad eder de isabet ederse ona iki ecir vardır. Hüküm verirken içtihad eder de hata ederse ona da bir ecir vardır.”

Buhari, Müslim

Kaldı ki, o zat, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in muhalif emri kendisine geldiğinde kendi görüşüne muhalefet edilmesine itiraz da etmez.”

İkazu’l-Himem 93

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Bu imamlar kendilerine tabi olanlara sünnete muhalif sözlerini terk etmelerini emretmişlerdir. Hatta İmam Şafiî tâbilerine, kendisi onu almamış olsa bile sahih sünneti ona nispet etmelerini emretmiştir. Bu yüzden ibni Dakik el-İyd teker teker ve toplu olarak dört imamdan her birinin sahih hadislere muhalif olan görüşlerini topladığı tek ciltlik büyük eserinin mukaddimesinde şöyle demiştir:

“Bu meseleleri müctehid imamlara nispet etmek haramdır! Mukallid fakihlerin de bunları bilmeleri gerekir ki, bu görüşleri onlara nispet ederek, onlara iftira etmesinler!”

El-Fellani 99

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî Rahmetullahi Aleyh

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
----------------------------------------
Allah'ım! Sen Ümmeti Tembellikten Kurtar!!!
----------------------------------------
Daha fazlası için: www.sahihhadisler.com