Esselamu aleykum ve rahmetullah

Günümüz ehli ğulatının ayetlerin tefsirleri üzerinde yaptığı tahrifler, ayetlerde geçen kelimelere olmadık mana vermek suretiyle oluyor genelde. Mesela tekfir konusunda mezheplerine delil olabilecek açık sarih ifadeler bulamayınca kelimelerin manalarında oynama yapıyorlar. Tıpkı geçmişteki Yahudilerin tevrata karşı tutumları gibi...

Allah teala onların bu davranışları hakkında Maide-13'te ''Kelimeleri yerlerinden oynatarak tahrif ederler'' demektedir.

Tebalarından samimi fakat cahil gençlere dinlerini telbis etmek, onların kalplerinde sanki çok ilmiymiş gibi duygu oluşturmak için mezheplerini daima bir takım batıl akli ilzamlar üzerine kurarlar.

Mesela şöyle derler; ''Sen şunu dersen şu lazım gelir'' yada ''şunu demek aslında şu demektir de.!'' türünden...

Tahrif ettikleri kavramlardan biri de beraat kavramıdır. Sözü dinlenilir saygın imamlardan tekfir konusundaki mezheplerine delil bulamadıkları zaman da başlarlar emsali bulunmayan zorlama ve şahsi çıkarımlara.

Neymiş efendim! Beraat zaten tekfir etmektir de. Yani beraat ile tekfir arasında bir telazum vardır derler. Kitap ve sünnetin veya alimlerin nasslarında kafirden beraat edildiğini duyarsan bu aynı zamanda onların tekfir edildiğini de ifade eder.! Dolayısı ile kişi beraat ettimi tekfir etmiş demektir derler. O halde tekfir etmeyen, kafirin üzerinde bulunduğu batıldan beraat etmediği için kafir olur derler.

Evet, kişi şirkten beri olmadığı zaman kafir olur olmasına bunda sorun. Ancak beraat nasıl gerçekleşir, tekfir olmadan beraat olmaz mı? işkal noktası bu. Şimdi bunun cevabını arayalım.

Luğat anlamı itibari ile...

البراءة تجمع البعد و إعلان عدم الانتساب وبغض ذلك الشيء

Beraat; Uzaklaşmayı,birşeye intisap etmemeği ve ona buğz etmeyi birarada toplamaktır.

Görüldüğü gibi tanım çok basit ve açık olup tekfir diye birşey geçmemektedir.

Fakat şeri bir hükmün takriri esnasında salt luğata iltica etmek hatalı bir yöntemdir. Bunu baştan söyleyelim.

Çünkü Şeriat bazen luğat anlamına ilavede bulunabilir. Luğatın delalet ettiği külli anlamı kayıt altına alarak yeni bir takım kendine hass dilde olmayan ıstılahlar ortaya koyar. Dolayısı ile konuya sadece luğat manası itibari ile yaklaşmak doğru değildir.

O halde şeriata da bakmamız icap eder.Şeriata baktığımızda ise beraatin tekfir anlamında kullanıldığına dair bir tanecik bile sarih delil bulamadık.

Sözü dinlenilir hiç bir müfessir veya imam da aksini söylememektedir. onlar daima beraati ele alırken luğavi manasına uygun olarak tefsir ederler.

Mesela İmam İbn Teymiyye kafirun suresinin tefsirine ilişkin şirkten beraat etmeği kısa ve net bir şekilde fetavada şöyle vasfeder:

[ فإذا قال {ما أنا عابد ما عبدتم} دل على البغض والكراهة والمقت لمعبودهم ولعبادتهم إياه ، وهذه هي البراءة ]

Kişi muhatabına ''Sizin ibadet ettiklerinize ibadet etmem'' dediğinde bu sözü; onun şirke buğz ettiğine, kerih gördüğüne, gerel mabudlarına gerek mabudlarına yapılan ibadete düşmanlığına delalet eder. İşte şirkten beraat etmek budur.''

Görüldüğü gibi İmam rahmetullahi alehy beraati tefsir ederken tekfir olgusuna hiç değinmemiş, bilakis, buğzedip kerih görüp düşmanlık ederek beraatin kamil bir şekilde tamamlanacağını ifade etmiştir.

Kafirun suresine yaptığı bu tefsirin ayrıca bir kıymeti vardır. Çünkü tekfirin vacipliğini ispatlama sadedinde bu sureyi çok kullanıyorlar. Bu kimselere göre beraat bu ayet ile değil, birinci ayet olan ''De ki ey kafirler'' ayeti ile tahakkuk eder.!

Oysa hiç bir müfessir o ayeti o şekilde tefsir etmemiştir.

Tekfir ile beraat arasında telazum olmadığının bir diğer delili şudur.

Biz, şirk ameline bulaştığı halde şeri bir özrü olanı tekfir etmeyebiliyoruz.

Halbuki tekfir olmadan beraat olmamış olsaydı, ikrah altındaki bir müslümanı tekfir etmeden onun şirkinden beraat etmemiş olucaktık. Oysa biz gerek ikrah gerek başka diğer özür sahiplerini tekfir etmediğimiz halde onların şirkinden beraat etmiş oluyoruz.

Sonra sanki çok ilmi bir cevap bulmuş gibi şöyle cevap verdiklerini görürsün: Ama bunun şeri özrü var o yüzden tekfir edilmedi.

Buna cevaben şöyle deriz: Eğer tekfir etmek beraat etmenin rüknü olsaydı bunun hiç bir istisnası olmazdı kardeşim. Dinin asıllarında istisna mı olurmuş? Tıpkı şirkin kendisinden beraat etmek gibi. Kişinin ikrah altında bile kalben şirk koşması asla mubah kılınmaması bunun hiç bir şekilde mükelleften sakıt olmayan bir rükün olduğunu gösterir.

Sonra bu düşünceye göre namazı terkedeni tekfir etmeyen kişi onun küfür ve şirkinden beri olmamış olur.

Ya da içkili halde şirk işleyeni tekfir eden Kadı İyaz, içkili olmayı özür görüp böyle birini tekfir etmeyen İbn Teymiyye ve benzerlerini şirkten beraat etmedikleri gerekçesi ile tekfir etmesi lazım.

Oysa bu imamların herbiri tekfir eden de etmeyen de, söz konusu şirk fiiline buğzediyor ve kerih görüyorlar. İbn Teymiyye nin de yukarıda dediği gibi: ''İşte beraat etmek budur.''

Sonra şöyle de deriz: Şu tekfir edemeyen kişi; ya söz konusu şeri özürlerden cahildir, ya da biliyordur fakat muayyene uygulamakta hata etmiştir. Neticede bu kişi de kendisine göre şeri bir özür sebebi ile tekfirden imtina ettiği için herne kadar hatalı da olsa da bu kişiye ''tekfir etmemesi kafirin şirkinden razı olduğunu gösteriyor'' tarzında bir ilzamında bulunamayız.

(Konu ile ilgili daha fazla detaylı bilgi, ilerki günlerde eklenecektir inşaAllah.)