1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Seyyid Kutub - Yahudi Ile Savaşımız

Konu, 'İslam Tarihi' kısmında ruveyda tarafından paylaşıldı.

  1. ruveyda

    ruveyda Islam-TR Üyesi Kullanıcı

      
    Yahudi ile Savaşımız
    Büyük İslam alimi ve dava önderi Şehid Seyyid Kutub, yahudilerle olan savaşımızın dini, siyasi ve tarihsel nedenlerini ortaya koyuyor.

    Siyonizm Ortadan Kalkmadıkça İnsanlık Huzur Bulamayacaktır

    İslam dini ve Müslümanlar, ilk günden başlayarak günümüze kadar daima yaudilerin hile, fitne, desise ve bozgunculuklarına maruz kalmış ve bundan pek çok zara görmüşlerdir. Ne yazık ki, Müslüman olarak bunlardan ders almış değiliz. Oysa Kur'an-ı Kerim'de, Yahudilerin tarih boyunca inananlara karşı takındıkları taktikler ve uyguladıkları planlar birer birer anlatılmakta ve bu hususta bizleri uyarmaktadır. Kur'an-ı Kerim'de bu konuda şöyle buyurulmaktadır;

    “Onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa, onlardan bir takım kimseler, Allah'ın kelamını(sözünü) işitiyor ve ona akılları yattıktan sonrada bile bile tarif edip değiştiriyorlar. Onlar, inananlarla karşılaştıkları zaman, biz de”inanandık” derler. Birbirleriyle yalnız kaldıklarında: ”Rabbinizin katında size karşı hüccet göstersinler diye mi Allah’ın size açıkladığını onlara anlatıyorsunuz? Bunu, hiç düşünmüyor musunuz?” derlerdi. Allah’ın onların gizlediklerini de ve açığa vurduklarını da bildiğini bilmiyorlar mı?” (1)

    Eğer günümüzün Müslümanları, bulundukları her yerde Yahudilerin hile, desise, plan ve bozgunculuğuna karşı uyanık olmaz ve medinede Peygamber(s.a.v) in Yahudilerin ve onların çevirdikleri dolaplara karşı aldığı tedbirlerin aynısını almaz ise, içinde bulundukları perişanlık ve dağınıklıktan kurtulamıyacaklardır. Emperyalizmin ve siyonizmin kölesi olarak, kendi ülkelerinde esir kalmakta devam edeceklerdir.

    Şayet akıllarını başlarına alır, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) in Medine’de islamın ilk olarak yayılmaya başladığı bir dönemde, Yahudilerin hile ve desiseleri ile karşılaştığı zaman aldığı tavır ve tedbirlerinin aynısını alıp uygularlarsa, ülkelerini emperyalizmin ve siyonizmin dipçiği altında ezilmekten kurtaracaklardır. Yahudinin çevirdiği hile ve desise dolaplarından kurtulup, huzur ve güven içinde olacaklardır…

    Yahudilerin tarih boyunca, Müslümanlar için başvurduğu taktik, hile ve desiselerden biri de şudur:

    Müslümamların ilham aldıkları kaynakları kurutmak, din ve Kur’an esaslarından uzaklaştırmaktır. Şerefli geçmişimizden koparmak ve manevi değerleriyle kendisi arasında engel duvarlarını örmek ve böylece inancından yoksun bırakmaktır. Bunun sonunda Müslümanları, her yönden zayıf düşürüp, rahatlıkla onları yönetmeye çalışmaktır. Yahudiler bu taktiğe her zaman baş vurmuşlardır. Müslümanları, bu noktadan yenmeyi denemişlerdir.

    Bu milleti, dininden ve kur’an’dan uzaklaştırmaya çalışanlar bilseler veya bilmeseler,isteseler veya istemeseler Yahudilerin dostu ve yardımcısıdır. Onlar,Yahudilerin bu ülkede her türlü kötülüğünü ve bozgunculuğunu sürdürmeye fırsat veriyorlar.

    Bu millet, Din ve Kur’an’ından uzaklaşmış olarak bulunduğu sürece, Yahudi bu ülkede güven ve huzur içinde at koşturacak ve istediği oyunu oynatabilecektir. Yahudinin, bu ülkede olmasını istediği ortam budur. Çünkü o, böyle bir ortamda ellerini, kollarını sallayarak yürüyecek ve istediği gibi her şeyi yapabilecektir. Zaten yahudinin bütün çabası, böyle bir ortamı oluşturmaktır.

    Yahudinin hayatta tek korktuğu nokta ise, bu ülkede din ve inancın yeniden yaşanması ve Müslüman halkın yeniden Kur’an’ın etrafında toplanmasıdır. Yahudinin, bundan korktuğu kadar dünyada başka hiçbir şeyden korktuğu görülmemiştir. Çünkü Yahudi, tarih boyunca bu dini inancın ve uyanışın daima karşısında yenilmiş ve zarar görmüştür.

    İşte, o yüzden Yahudi, bu ülkede dini uyanışı istemez ve bütün gücü ile bu uyanışın karşısında dikilmeye çalışır. Ne zaman İslam adına bu ülkede bir uyanış ve diriliş olmuş ise hemen yan kuruluşlarını harekete geçirir ve bu uyanışın önüne geçmeye ve bunu anında söndürmeye çalışır. Bu, yahudinin tarih boyunca değişmeyen ve islami uyanışlara karşı uyguladığı birinci taktiğidir.

    Yahudinin bu oyununu bozmanın tek yolu, yeniden İslama ve Kur’an’a dönmek ve onların esaslarına sımsıkı sarılmaktır. Bu, yahudinin sonu demektir. Müslümanlar için ise bu bir zaferin başlangıcı, hürriyet bağımsızlığın tam olarak sağlanması ve düşmana karşı üstün gelmenin sevincidir. işte, kurtuluşumuzun tek yolu budır. Bu yolda uyulacak işaretler ise, iman ve cesarettir…

    Yahudiler, medinede ekonomik yönden çok güçlü idiler. Bu yüzden Medine halkı ile çok sıkı bağlantı kurmuşlar ve her alanda onlarla ekonomik ilişkilerde bulunmuşlardır. Medine halkı ile çelişen ve onların çıkarlarına dokunacak her hangi bir problemleri yoktu. Ancak, Müslümanlar Medine’ye geldikleri zaman, Yahudiler huzursuz olmuş ve bundan sonra hile ve desiselere baş vurmuşlardır. Çünkü, Müslümanlar inançlarının yayıldığı her yeri, kendirli için vatan kabul ediyorlar ve inançlarının yayılmadığı yerde ise, orada sonsuz kalmanın mümkün olamayacağına inanıyorlardı.

    İşte, Yahudiler, bu noktadan şüphe fitne ateşini yakmayı başardılar. Müslümanlar arasında, onları dinleyen ve söylediklerine inanan kimseler de vardı. Yahudiler bunları, kendi çıkarları için kullanıyor, söylemek ve yapmak istedikleri bir çok şeyleri de onlara söyletip yaptırıyorlardı. Peygamber efendimiz(s.a.v.) in, Yahudiler için almış olduğu bir çok kararlar hususunda bunlar, onları savunup ve alınan kararlardan vaz geçirmeye çalışırdı. Mesela; Münafıkların başkanı Abdullah ibn.ubeyy, Beni Kaynuka savaşın'da, (2) yahudilere şefaatçı olmaya kalkmış ve bu hususta Peygamber(s.a.v.) ile konuşmuş ve sözünün dinlenmediğini görünce de öfkelenmiştir. En sonunda Beni Kaynuka Yahudilerinin sürgün edilmesi şartı ile münafıkların başkanı Abdullah ibn. Ubeyy’in koruyuculuğu kabul edilir.

    Şüphesiz, bu gün Müslüman topluluğunun düşmanları, artık onlarla savaş meydanlarında kılıç, ok, silahla savaşmıyorlar. Müslümanların düşmanları, sadece onların inaaçlarıyla savaşıyorlar. Ellerindeki bütün imkanlarıyla onları inançlarından uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Müslümanların kalbine dinlerine karşı şüphe, terddüt ve inkar tohumlarını ekiyorlar.

    Çünkü, Müslüman topluluğunun düşmanları, Müslümanları ayakta tutan, güçlü kılan, onları cihad meydanlarına koşyuran, hürriyet ve bağımsızlıklarını elde etmek için emperyalizme karşı telkin edenin din ve inanç duyguları olduğunu çok iyi biliyorlardı. islam dininin temelinde, haksızlığa ve düşmanlarına karşı karşı cihad için son nefesine kadar mücadele etme ruhunun var olduğunu da çok iyi anlamışlardı. İşte bu yüzden önce Müslümanları içten yıkmayı, inançlarını ellerinden almayı ve cihad ruhunu söndürmeyi planladılar. Yüce Allah’a, Peygamber(s.a.v.)’e Kur’an ve İslam dininin temel esaslarına karşı iftira etmeye, şüpheler saçmaya ve aleyhinde propaganda yapmaya başladılar. Müslümanları dini inançlarından uzaklaştırmak için ne gerekli ise onu yaptılar. İslam ve Kur’an’a karşı korkunç propagandalarda bulundular. Gazete, dergi, kitap, radyo, okul, eğitim ve açıktan verilen konferanslarla bu fitne ve bozgunculuklarını körüklemeye çalıştılar.(3)

    Anlaşıldığı gibi, dün emperyalistlerin yaptığı gibi bu günde Siyonistler Müslümanları içten yenmeyi deniyorlar. Bütün saldırılarını, sadece dini inançlarına yöneltiyorlar. Gerek yakın ve gerekse uzak hedeflerine ulaşmak için aynı metodu kullanıyorlar.

    Bugün,müslüman topluluğunun gerek yer altı ve gerekse yer üstü bütün hammaddeleri ve ekonomik ürünleri, onlara düşmanlık yapanların ellerinde bulunmaktadır. Müslümanlar kendi elleriyle bunları onlara vermekte ve daha sonra verdiklerinin kendi aleyhlerine kullandığını görmektedirler. Fakat, bütün bunlara rağmen Müslüman topluluğunun düşmanları, durmadan ve usanmadan İslam dini hakkında başlattıkları propagandalara devam etmekte, inkar ve şüphe tohumlarını ekmeye çalışmaktadırlar. Çünkü onlar bu ülkede emperyalist emellerini sürdürmeleri istedikleri her şeyi gerçekleştirmeleri için en uygun ortamın, Müslümanları dini inançlarından uzaklaştırmak ve ruhen çökertmek olduğunu çok iyi biliyorlar. Elde ettikleri yüzlerce deney de bunu ispat etmiş, Müslümanları yenmenin ve kendi ülkelerinde tutsak tutmanın, onları kul ve köle olarak kendi yararlarına çalıştırmanın tek yolunun bu olduğunu da çok iyi anlamışlardır. Onun için durmadan bütün güçleriyle, müslümanın inancına yükleniyorlar. Yeni yeni vasıta ve metotlarla Müslüman topluluğunun inancına saldırıyorlar. Yüce Allah’ı varlığı ve İslam dininin hak olması yönünden Müslümanlar arasında oluşan birliği ve bütünlüğü bozmaya ve böylece onları parçalamaya çalışıyorlar. Böylece, Müslüman topluluğunun düşmanları, her gün yeni şüpheler ortaya atarak Müslümanları inanç yönünden sarsıyorlar, parçalıyorlar ve parçaladıklarınıda kolayca yutabiliyorlar…

    Müslüman topluluğuna karşı yürütüle bu düşmanlık şekli (inançlarıyla savaşma şekli), yeni değildir. Eskiden de bu yola baş vurulmuştur. Ancak, Kur’an-ı kerim Müslüman topluluğunu uyarmış, bu duşmanlık şekline karşı uyanık olmalarını ve düşmanlarının bu hususta yaptıkları propagandalara kanmamalarını istemiştir. Ku’ran-ı Kerim'de bu hususta şöyle byurulmaktadır:

    “Kendilerine kitap verilenlerden bir takım kimseler, sizi sapıtmak isterler…” (4)

    Hak ve doğru yoldan sapıtmak, her çağda geçerli olan bir düşmanlık şeklidir. Kur’an-ı Kerim bu yüzden Müslümanları uyarmakta ve onlara çevrilen bu zehirli silahı geri tepmektedir. Düşmanların sinsi planlarını da böylece açığa vurmaktadır…

    Kur’an-ı Kerim, Müslüman topluluğunun üzerinde bulunduğu hak dinin temel esaslarını birer birer tespit edrken, diğer yanda “Kendilerine kitap verilenlerden bir takım kimselerin inkar ve şüphe propagandalarıyla onları saptırmak istediklerini” haber vermekte, yeryüzünde büyük emaneti omuzlarında taşıyıp, insanlık tarihinde yeni bir devir açabilmeleri için bu hususta uyanık olmaları gerektiğini buyurmaktadır. Böylece, açık ve kesin olarak Müslüman topluluğunun önünde kurulan tuzakları bildirmekte, düşmanın pis ve çirkin emellerine ulaşmak için hangi tehlikeli planlara baş vurduğunu öğretmektedir. İslam ve Müslüman topluluğunun düşmanları, onlarla şavaşmak için önce bu hilelere baş vuruyor, inkar ve şüphe yolu ile onları hak dinlerinden uzaklaştırmayı planlıyor…

    Daha sonra Kur’an-ı Kerim, bunların (yahudilern) bu iftira ve şüpheleri yaymak hususunda yaptıkları propagandayı derinleştiriyor, inceliyor. iç yüzünü açığa vuruyor, akıl ve vicdan ölçüleriyle bu iftira ve şüphelerin karşılaştırılmasını istiyor. Yahudilerin, tarih boyunca Allah’a, Allah’ın Peygamberlerine ve buyruklarına karşı geldiklerini, hakkı dinlemedikleri için de Allah’ın lanetine uğradıkları haber vermektedir. Allah’ın hükmünü ve hak dinin temel esaslarını inkar edip değiştirmeleri ve kendilerine gönderilen hak peygamberleri öldürmeleri dolayısıyla da bu lanet ve azabın kendileri üzerinde dahada güçlendiğini açıklayıp bildirmektedir.

    Bütün bu kesin bilgi ve açıklamalarından sonra Yüce Allah Müslümanlara, Yahudilerden korkup sinmemelerini, üstün gücün sahibi, yer ve göklerin tek egemeni Yüce Allah’ın yardım ve desteğinin onlarla beraber olduğunu buyurmaktadır. Her şeye gücü yeten, ortağı ve eşi bulunmayan yüce Allah’ın, daha önce müşrikleri yenilgiye uğrattığı gibi Yahudileri de Müslümanları eliyle yenilgiye uğratacağını, dünya ahirette azabın en şiddetlisini tattıracağını bildirmektedir…..

    Bildirilen bu ayetlerden sonra Müslüman topluluğu, yahudiden hile ve desisesini n her türlüsünü öğrenmiş, artık söylediklerine inanmamaya başlamış ve yüzlerine karşı peygamber(s.a.v.) e gelen şu emirle şöylece haykırmaya başlamışlardır:

    “Ey kitap ehli! Niçin hakkı batıla karıştırıyor ve bile bile hakkı gizliyorsunuz?” (5)

    Hakkı batıla karıştırmak, Yahudilerin her zaman baş vurdukları bir taktiktir. Müslümanların bu taktiğe karşı da uyanık olmaları gerekir.

    Yahudilerin tarih boyunca başvurdukları hile desiseler:

    Kur’an-ı Kerim’in inmeye başladığı günlerden itibaren Yahudiler, Müslümanlara karşı amansız bir savaşa girişmişler, her türlü desiselere ve hilelere baş vurmuşlardır. Yahudiler daima perde arkasında görüşmeyi, hile dolap çevirmeyi isterler. Tarih boyunca izledikleri yol budur.

    Müslümanları sapıtmak, doğru yoldan ayırmak, aralarında fitne ve bozgunculuk çıkarmak, Müslümanları bölmek, parçalamak ve daha sonra birbirine düşman yapmak gibi hile ve desiselere ilk baş vuranlar, Yahudiler ve onların gizli emellerini gerçekleştirmeye çalışan dünya Siyonist birliğidir. Daha sonra misyonerlerin faaliyetleri de gelir. Esasen misyonerler, siyonizmin birer maşası olarak İslam dünyasında faaliyetlerini sürdürmüşlerdir.

    İslama ve Müslümanlara karşı bu iki azgın düşman elele vererek amansız bir mücadeleye girişmişlerdir. İslam kültürünü, Müslümanlar arasında yok etmek veya bu kültürün etkisini azaltmak için ne gerekli ise onu yaptılar. Hakkı batıla karıştırdılar ve Müslümanları, kendi ülkelerinde şaşkına çevirdiler. Ancak, yüce Allah’ın korumasını üstüne aldığı Kur’an-ı Kerim’e el uzatamadılar. Yüce Allah’a binlerce kere şükürler olsun ki, Kur’an-ı Kerim sonsuza dek elimizde baki kalacak ve daima bize doğru yolu, sönmez aydınlığı ile gösterecektir. Bu, yüce Allah’ın bize olan nimet, fazilet ve kereminin en büyüğüdür.

    Yahudiler, İslam tarihini karıştırdılar. Haktan ve doğrulukta ayırdılar. Bu hususta akıl almaz hikayeler ve yalanlar uydurdular. Gerçeği örtbas etmeye çalıştılar. İslam’ın, tarihi olaylarıyla ve tarihi kahramanlıklarıyla alay etmeye ve onları küçük düşürmeye kalkıştılar.

    Peygamber efendimiz (s.a.v.) in hadislerinide karıştırdılar. Müslümanları aldatmak için yalandan hadisler uydurdular. Fakat, yüce Allah bu ümmete büyük hadis alimlerini ihsan buyurdu. Yahudilerin açtığı uydurma hadis gediğini, yazdıkları ve içine sadece, sahih ve makbul hadisleri topladıkları değerli hadis kitapları ile kapattılar. Bu, hususta bir çalışma gösterdiler.

    Kur’an-ı Kerim’in tefsiri hakkında da çok ileri derecede karıştırmalarda bulundular. Tefsir kitaplarını, gerçekle ilgisi olmayan bir sürü safsatalarla doldurdular…..

    İslam’la ve Müslümanlıkla hiçbir ilgisi bulunmayan bir çok kimseleri de İslam bilgini ve kahraman olarak tanıttılar. Kendi yararlarına kullandıkları bazı sahte kişileri de birer önder olarak takdim ettiler.Bu sahte ve yalanlarını da birer gerçekmiş gibi göstermeye çalıştılar….

    Bu gün, İslam dünyasında Siyonizm ve misyonerlerin işbirliği ile yapılan yüzlerce ve binlerce İslam aleyhindeki propagandalar sonucu, Müslüman ülkelerde yeni yetişen nesil arasında İslam düşüncesi ve ideali zayıflamaya başlamıştır. Bu propagandalar, o kadar ileri gitmiştir ki, bu ülkelerde artık bir İslam düşüncesinden söz edilemez olmuştur…

    Bu İslam ülkelerinde, siyonizmin dostu ve söz birlikçisi binlerce kişi, lider, önder, düşünür, yazar, kumandan ve kahraman olarak ilan edilmiş ve en önemli işlerin başına getirilmiştir. Geçmişleri kirli ve karanlık olan bu kişiler (6) devletin yönetimini teslim etmişler ve istedikleri her şeyi bunlara yaptırmışlardır. İslam’ın bu düşmanları, açık olarak yapamadıkları bir çok işleri ve görevleri de bunlar vasıtası ile gizli olarak yaptırmış ve başarmışlardır.(7)

    Yahudinin ve diğer İslam düşmanlarının (ki bunların hepsi, yahudinin yan kuruluşlarıdır) Müslümanların aleyhinde başlattıkları yalan ve iftira propagandaları, hala bütün İslam ülkelerinde aynı hız ve aynı tempo ile devam etmektedir. Bizim için ve yer yüzünde yaşayan bütün insanlık için tek kurtuluş yolu, ve huzur yolu, Kur’an ve İslam esaslarına sımsıkı sarılmak ve gereğince amel etmektir. Çağımızın burhan ve huzursuzluğunun kaynağı, hiç şüphesiz siyonizmdir. İnsanlığın ve huzurun düşmanı Siyonizm, bulunduğu her yerde huzursuzluk ve anarşi çıkarmakta, dünyanın dengesini bozmakta ve barış çabalarını engellemektedir. İnsanlık bu büyük düşmanından kurtulduğu gün, huzur ve barışa tamamı ile kavuşabilir…

    DİPNOTLAR:

    (1) Bakara suresi, ayet: 75_77

    (2) Hicretin ikinci yılı, şevval ayında, Peygamber(s.a.v.) in yaptığı bu savaşa İslam tarihinde: “Beni Kaynuka Savaşı" adı verilir. Beni kaynuka savaşı, Hz. Peygamberin Medine'de Yahudilerle yaptığı ilk savaştı. Resul-i Ekrem’le yaptıkları ilk antlaşmayı, Yahudilerden ilk bozan Beni Kaynuka Yahudileri oldu: Beni Kaynuka savaşı büyük Bedir savaşı ve uhud savaşı arasındaydı.

    Müslümanların Bedir savaşını kazanmış olması, Yahudilerin hoşuna gitmedi. Esasen Yahudilerle münafıklar, Müslümanların aleyhinde gizli gizli çalışıyordular. Bedir’den önce Kureyşliler, Müslümanlar aleyhinde münafıkları nasıl teşvik etmişlerse, Yahudileri de tehdide kalkışmışlardı. Yahudilerin Müslümanlara karşı siyasi durumu hiç de iyi değildi. Hatta Resul-i Ekrem’in hayatı bile tehlikedeydi. Yahudiler, müşriklerle birlikte Peygamber (s.a.v.) i ortadan kaldırmayı tasarlıyorlardı.

    Bedir savaşı üzerinden henüz bir ay geçmişti. Yahudilerin en yüreklisi sayılan Beni Kaynuka Yahudileri ilk defa, ensarla yapılan vatandaşlık şözleşmesini bozarak savaşa karar verdiler. Kendilerinin Kureyşliler gibi olmadıklarını da ileri sürdüler.

    Beni Kaynuka savaşına bir Müslüman ile bir Yahudi arasında çıkan kavga sebep olmuştur. Ensar’dan bir Müslüman kadını, bir kuyumcu dükkanında Yahudiler tarafından hakarete uğruyor. Kadını kurtarmaya çalışan bir Müslüman, Yahudilerin hücumuna uğruyor. Bu hareketi yapan Yahudi de kadına taraftarlık yapan Müslüman da öldürülüyor. Bu sebepten Müslümanlarla beni kaynuka Yahudilerinin arası açıldı.

    Rasulullah, Yahudilerin başkanıyla görüştü: Yahudilere: “Allah’tan korkunuz! Yoksa, Bedir’de müşriklerin uğradıkları felakete sizde uğrarsınız” dedi. Bunları hem tehdit etti, hem de sulhu bozmak istemiyordu. Kendilerine, sözleşmenin yenilenmesini teklif etti. Yahudiler Peygamberimizin fikrine yanaşmadıkları gibi: "Ey Muhammed! Sen bizi savaşın ne olduğunu bilmeyen kureyşliler mi zanne diyorsun? Bizimle bir defa harp edersen o zaman savaşın tadını anlarsın!” diyecek kadar cüretlerini arttırmışlardı. Esasen Yahudiler, sözleşmeyi bozdukları için, Müslümanlara karşı savaş açmışlar, Peygamber(s.a.v.) de bu savaşa katılmışlardı.

    Yahudiler, kalelerine kapandılar. Kendilerini müdafaaya başladılar. Diğer Yahudi kabileleri ile münafık kabilelerden yardım geleceğini umuyorlardı. Müslümanlarda bunların mahallelerini kuşattılar. Çarpışma on beş gün sürdü. Beni Kaynuka beklediği yardımı göremedi. Dara düştü. Teslime karar verdi. Sözlerinde durmayarak, sözleşmeyi bozdukları için, Peygamber efendimiz(s.a.v.in vereceği cezaya boyun eğdiler. O zamanın örf ve adedi gereğince, teslim olanlar öldürülüyorlardı. Fakat, Beni Kaynuka Yahudileri Hazreç kabilesinin himayesinde bulunuyorlardı. Münafıkların lideri Abdullah ibn. Ubeyy, hazreç eşrafındandı. Yahudilerin affını Hz. Peygamberden diledi. Bu sebepten sayıları yedi yüz olan Yahudilerin hayatı kurtuldu. Medineden çıkıp gitmeleri sağlandı. Suriyeye sürüldü. Geri kalanı gazilere teslim edildi.topraklarıda Müslümanlara verildi. Beni Kaynuka kabilesinden sonra Hz.Peygamber artık Yahudi katibi kullanmamaya karar verdi. Necran oğullarından Zeyd ibn. Sabit'i yanına katip aldı. Suriye, Mısır, Irak’ın resmi dili olan “aramiceyi” öğrenmesini Zeyd’e tembih etti. Medine Yahudilerinden ilk sözleşmeyi bozan, beni kaynuka kabilesiydi. Medine'den ilk sürülen kabilede beni kaynuka kabilesi oldu.

    (3) Siyonizmin ve emperyalizmin, bu noktadan başlayarak çok şeyler elde etmiş ve büyük işler başarmıştır. 1967 yılı savaşından önce, Mısır askerleri arsında inançsızlık propagandasını yapmış ve onu manen yenmeyi başarmıştı. Bu ruhi çöküntü ve manevi yenilgiden birkaç hafta sonra da savaşı başlatmış ve mısır ordusunu rahatlıkla hezimete uğratmıştı. Bu günde aynı metotlarla Müslümanları, Filistin’den uzaklaştırmaya çalışmaktadır.

    (4) Al-i İmran suresi ayet: 69.

    (5) Al-i İmran suresi ayet: 71.

    (6) Siyonizmin onuncu protokolünde aynen şöyle denilmektedir:” pek yakın bir zamanda devletin en kilit noktalarına ve devlet başkanlığına kendi taraftarlarımız olanları getirmeliyiz. Başkanlığa getireceğimiz kişinin geçmişi kirli ve karanlık olmalıdır. Çünkü böyle kişiler, kirli geçmişlerinin bilinmesini istemezler. Bu yüzden de bize boyun eğer ve dediğimiz her şeyi yerine getirirler…”

    (7) Yüce Allah’ın izni ile pek yakında Müslümanların eliyle bu başarıları kırılacaktır. O günlerin ümidi içinde bütün Müslümanlar için kurtuluş bekliyoruz.

    2. BÖLÜM

    Yahudilerin bu eski hile ve taktik yolu, İslam’a karşı olan diğer düşmanları tarafından da bazen baş vurulmuş ve aynı şekilde uygulanmıştır.

    Çağımızda bu taktik ve hileler, profesör, doktor, araştırmacı, bilgin, şair, yazar, gazeteci ve sanatçılar tarafından daha güzel ve daha ustaca kullanılmaktadır. Bunlar, sözde Müslüman geçinirler ve her fırsatta Müslüman olduklarını ileri sürerler. Fakat bunlar, İslam’la ve Müslümanlıkla hiçbir ilgisi olmayan iş ve faaliyetlerde bulunurlar. Kendilerinin iş ve davranışları, asla İslam’a uymaz. Konuşmalarında, araştırmalarında , şiir ve yazılarında İslam dışı yorum ve açıklamalarda bulunur ve böylece Müslümanları doğru yoldan şaşırtırlar. Bu yanıltma ve şaşırtmalar öyle bir dereceye gelir ki, bunlar arasıdan doğru yolu ve gerçeği bulabilmek son derece zorlaşıyor.

    Siyonizm tarafından kiralanan bu satılmış kalemler, Müslümanların kalbinde inanç birliğini bozdular, felsefi ve edebi ekoller halinde saldırılarda bulunarak, İslam dünyasının birlik ve beraberliğini bozdular. (9)

    Bu satılmış kimseler, yahudiden aldıkları talimat üzerine dinde, anlam ve anlayış yönünden değiştirmeye başladılar. Dinin ayrıntılarına daldırlar ve esaslarını unutturmaya çalıştılar. Müslümanları, kendilerinden uzaklaştırmak için akıl ve mantığın kabul edemeyeceği yalan yanlış açıklamalarda bulundular. Dini zorlaştırmaya kalkıştılar. İslam’ın temel esaslarını, sosyal hayatın gerçeklerini göz önünde bulundurmayarak, Kur-an ve sünnetin esasları kaynak kabul edilmeyerek sadece, kendi kişisel düşüncelerine dayanarak anlatmaya çalıştılar.

    Bütün bu yorum ve açıklamaların sonunda sosyal hayattan uzak, akıl ve mantık ölçülerine uymayan çok tuhaf bir dini inanış kavramı ortaya çıktı. Ortaya çıkan bu dini anlayış kavramını da kendilerine yanaşılmaz bir biçimde tasvir edildi.

    Böylece bunlar, İslam’ın temel esaslarını, tarihini ve kaynaklarını, anlayış ve uygulama yönünden değiştirmeyi- bir dereceye kadar- başardılar. Bunu yapanlar, bunu İslam ve Müslümanlık adına yaptıklarını söylediler. Bunlar, eski Yahudilerin “günün başlangıcında Müslümanlığını ilan edip, günün sonunda ise ondan döndüklerini söylemeleri “ gibi taktik ve hilelere baş vurarak aynı metodu, başarı ile yürütmüş oldular. Bunu, gizli protokollerinde karara bağlayıp öylece uyguladılar. İşin gerçek yüzünü, Müslümanlardan gizli tuttular. Kur-an-ı Kerimde buyurulan: “ Dininize uymayanlardan başkasına inanmayın… “ (10) ilkesine bağlı kaldılar. Sadece dinlerinin inanç esaslarını, bütün dünyada uygulamaya çalıştılar..

    Bu gün, dünyada Siyonizm adına çalışanların hepsi, aynı inanç ve aynı gayretle çalışmakta belirtilen hedefler doğrultusunda faaliyetlerini sürdürmektedirler. Bunların çalışma faaliyetleri, son derece gizli tutulmaktadır. Açıklamasında hiçbir yararı olmayan hiçbir faaliyeti, açıklamaya kalkışmazlar. Bütün çalışmalarını,karar ve toplantılarını gizlilik içinde yürütürler. (11)

    Siyonistler, sadece kendi localarının üyelerine açılırlar. Yapacakları işler hakkında, kendi aralarında gizlice danışır ve bunu gene gizlice karara bağlarlar. Kararlaştırdıkları her işi, zamanında yapmaya çalışırlar. Bu hususta, birbirilerinden yardım ve destek görürler.

    Ortamı müsait buldukları zaman, hemen plan ve taktiklerini uygulamaya çalışırlar. Bu hususta, ellerine geçen herhangi bir fırsatı asla kaçırmazlar. İnsanları yanıltmak için ellerinde bulunan modern araçlarla hemen harekete geçerler. Gerçeğin bilinmesi hususunda, ortada var olan bütün delilleri kaldırıp yok ederler. Gerçeği bilen kimseleri ise, ya zararsız hale getirir veyahut da ortadan silerler…

    Kur-an-ı Kerimin bir çok süre ve ayetlerinde, Yahudilerin tarih boyunca baş vurduğu her çağda uygulaya geldiği hile ve desiselerinden söz edilmektedir. Bunlara aldanmamak ve bunlardan öğüt almak için birer birer açıklanıp anlatılmaktadır. Kur-an-ı Kerimde bu hile ve desiselerin anlatılması, hiç şüphesiz boşuna değildir. Bütün insanlık için ve inanalar için büyük bir önem taşımamış olsaydı, bu hile ve desiseler Kur-an-ı Kerimde, bu kadar büyük bir önemle açıklanıp anlatılmazlardı.

    Dünya tarihinde hiç bir millet, İsrail Oğulları gibi zülüm yapmamış, fitne ve bozgunculuk çıkarmamış, hile ve desiselere baş vurmamış, hakka ve doğru yola çağıranlara işkence yapmamış ve peygamberlerini öldürmemiştir. Yeryüzünde, inkar ve isyan bakımında da İsrail Oğulları gibi hiçbir millet, yaşamış değildir. Tarihi vesikalar, bunun birer şahidi olarak durmaktadır.

    İsrail oğulları, çıkardıkları bu fitne ve bozgunculuk hareketleriyle daima yer yüzünü kana bulamışlardır. Kur-an-ı Kerimde, Yahudilerin bu çirkin saldırılarından söz edilirken, onların iyi, güzel, yararlı ve hayırlı olan her şeye düşmanlıkları şu tuhaf tutumlarıyla anlatılıyor:

    “Ey Muhammed! Onlara de ki: “ Cebrail’e düşman olan kimse Allah’a düşman olur. Çünkü o, Allah’ın izniyle Kur-an-ı, kendinden önce gelen kitapları tasdik ederek, yol gösterici ve insanlara müjdeci olarak senin kalbine indirmiştir. Hiç şüphesiz Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve Mikail’e düşman olan kimse inkar etmiş olur. Doğrusu Allah, inkar edenlerin düşmanıdır.” (12)

    Kur-an-ı Kerimin anlattığı bu ayetteki mesele, Yahudilerin inkar hususunda ortaya koydukları hile ve desiselerin bir başka taktiğidir. Yahudiler, Yüce Allah’ın kendi bağışından ve kereminden peygamberliği ve vahyi, kendi kullarından dilediği kimselere vermesinden dolayı çılgına döndüler. Buna karşı çıkmak için akıl almaz yollara baş vurdular. Bir çok hile ve desise yollarını uydurdular, bununla inananları şaşırtmaya çalıştılar. İnananlara ve hak peygamberlere karşı içlerinde gizledikleri kin ve düşmanlığı kustular. Hak peygamber Hz.Muhammed(s.a.v.) in, yüce Allah’tan vahyi getirdiğini işitince şu akıl almaz hikayeyi uydurdular:

    “Cebrail, İsrail oğullarının düşmanıdır. Çünkü, Cebrail İsrail oğullarını helak etmek için daima Allah’tan azap ve felaket getirmiştir. Eğer, Hz. Muhammed’e vahyi Mikail getirmiş olsaydı, biz de inanırdık. Çünkü Mikail, bolluk, yağmur, rahmet, bereket ve bağış meleğidir. Cebrail ise, azap ve felaketi getirmekle görevli bir melektir. Ve İsrail oğullarına düşmandır. Bu yüzden de O’nun getirdiklerine, inanmayacaklarını ileri sürdüler…”

    Bu gülünç iddia, ahmaklıktan başka bir şey değildir. İnkar ve inadın son derecesine varmış bir hile şekliydi. Onları bu ahmaklığa iten sebep, onların içine düşen kin ve düşmanlık duygusudur. Çünkü Yahudiler, bütün insanlığa karşı acımasız davranan bir millettir. Yüreklerinde kin ve düşmanlık olduğu için Cebrail (a.s) a bile düşmanlık yapmakta ve içindeki kötü niyeti açığa vurmaktadırlar. Yoksa, Cebrail onların ticaretini ellerinden alan ve onların çıkarlarına karşı gelen bir beşer değildir. O, Allah’ın meleğidir. Sadece, yüce Allah’ın buyruğunu yerine getirmekle görevlidir. Yüce Allah’ın buyruğuna karşı gelemez.

    Kara vicdanlı Yahudilerin Cebrail(a.s) a olan düşmanlığı, Hz. Peygamber’e kadar uzanmaktadır. Çünkü Yahudiler, Yüce Allah’ın Hz. Muhammed(s.a.v.) i peygamber olarak göndermesini kıskandılar ve bu kıskançlıklarını Cebrail (a.s) a düşmanlık şekline –hile yolu ile- dönüştürdüler.

    Evet, kin, düşmanlık, çekememezlik, kıskançlık, fitne ve bozgunculuk Yahudi ruhunun değişmeyen birer özelliğidir. Ruhuna yerleşen bu çirkin özelliklerinden dolayı, bütün insanlığın başına bela olmakta,huzur ve barış imkanlarını ortadan kaldırmaktadır. Kendisinden başka hiç kimseye yaşama hakkı tanımamaktadır .

    Yahudiler, en küçük bir çıkarı dahi olsa, binlerce ve hatta milyonlarca insanın ölümü pahasına olsa bile gözünü kırpmadan ve kalbini sızlatmadan savaş çıkartır ve yer yüzünü kana bulaştırır. İnsanların rahat,barış ve huzur içinde yaşamalarından huzursuz olur. Başkasına, iyiliğin dokunmasını istemezler. Kur-an-ı Kerimde, bu hususta şöyle buyurulmaktadır:

    “Allah, kullarından dilediğine, bol ihsanından indirmesini çekemeyerek, Allah’ın indirdiğini inkar etmekle, kendilerini çok kötü bir şey karşılığında sattılar.” (13)

    Kara vicdanlı Yahudilerin, peygamber (s.a.v.) e ve ona gelen kutsal kitap Kur-an-ı Kerime karşı kin ve düşmanlıkları, bu noktadan kaynaklanmaktadır. Onlar, sadece her şeyin kendilerine gelmesini ve yalnız her şeyin kendilerinin olmasını isterler. Hatta bu istek ve arzularında o kadar ileri gitmişlerdir ki, Yüce Allah’a eş koşmuşlar ve O’nun gönderdiği hak peygamberleri bile inkar etmişlerdir.

    İslam’a ve hak dine olan düşmanlıklarından dolayı her türlü hile ve desise yolunu mubah görürler. Onlar için her hangi bir sosyal ve siyasi düzen önemli değildir. Onlar, sadece kendilerinden ve çıkarlarından yana olan düzenleri desteklerler. Mesela: Bugün, İslam ülkelerinde, İslam’dan yana bir uyanış hareketi gördüğü için komünizmi yaymaya ve desteklemeye çalışmaktadır. İslam dini ile savaşmak için her türlü sapık felsefi ekolleri yaymaya çabalamakta ve Müslümanların arasına ayrılık tohumlarını ekmektedir. (14)

    Hendek savaşı hakkında Muhammed ibn.ishak şöyle rivayette bulunmuştur: “ Hendek savaşından önce Yahudilerden bir heyet Mekke’ye gidip Hz. Peygamber(s.a.v) in aleyhinde muhbirlik ve casusluk yapmış ve kureyş kabilesine bilgi vermişler ve Medine’ye yapacakları bir sefer ve savaş hazırlığı hususunda yardımcı olacaklarına dair söz vermişlerdir.” İbn. İshak, daha sonra bu olayı, şu şekilde rivayet etmektedir: “ Beni Vail ve Beni Nudayr kabilesinden Selam İbn. Ebi Hakik Nudari, Havza İbn. Kays Vaili ve Ebu Ammar Vaili’den meydana gelen bir heyet, Medine2den yola çıkarak Mekke’ye gittiler. Mekke’de Kureyş kabilesinin ileri gelenleri ile görüştüler. Peygamber Efendimize (s.a.v) e ve Müslümanlara karşı savaş açmak için yeni bir sefer yapmaya ikna ettiler. Karşılaştıkları herkese, Peygamber (s.a.v) in aleyhinde konuştular. İslam ve Müslümanlar hakkında iftira ve beyanlarda bulundular.

    Bu konuşma ve görüşmeler esnasında Kureyşliler, Medine’den gelen bu Yahudi heyetine şöyle dediler:

    Ey Yahudiler topluluğu! Sizler, kendilerine kitap verilenlerin ilkisiniz. Bu din hakkında ihtilafa düştük. Siz bizden, kitap ve din hakkında daha bilgilisiniz. Söyleyin bakalım, bize: Acaba bizim atalarımızın dini mi, yoksa Muhammed’in getirdiği din mi daha iyidir? “Kureyşlilerin bu sorusuna Yahudiler, şu cevabı verdiler: “ Sizin dininiz, Muhammed’in dininden daha üstündür. Sizin dininiz uyulmaya daha layıktır.”

    İşte, Yüce Allah bu Yahudi heyetinin söyledikleri yalan ve iftiralar hakkında, Kur-an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır: “ Kendilerine kitap verilmiş olanların, puta ve şeytana inanıp, inkar edenlere: “ Bunlar inananlardan daha doğru yoldadırlar.” Dediklerini görmedin mi? İşte, Allah’ın lanetledikleri onlardır. Ey Muhammed! Sen, Allah’ın lanetlediği kimseye yardımcı bulamazsın. Yoksa(sandıkları gibi) onların hükümranlıktan bir payı mı var? O zaman insanlara bir çekirdek parçası bile vermezler. Yoksa onlar, Allah’ı bol nimetlerden ihsan buyurduğu kimseleri mi çekemiyorlar?” (15). Bu Yahudi heyeti, Kureyşlilere iftira ve yalanda bulunduktan sonra, Kureyşliler savaş için hazırlıkta bulundular. Mekke’nin etrafındaki kabilelere, Yahudi heyetinin verdiği gizli bilgileri yaymaya başladılar…” (16)

    Yüce Allah bu hususta, ezeli kelamı Kur-an-ı Kerimde, doğru ve kesin olarak şöyle buyurmuştur: “ Ey Muhammed! İnsanlar arasında inananlara, en şiddetli düşman olarak Yahudileri ve Allah’a eş koşanları bulursun…” (17)

    Bu hitap, Peygamber(s.a.v) in şahsında bütün insanlığa yapılan bir hitaptır. Yüce Allah’ın hitabı umumi,ezeli ve ebedidir. Bütün insanlar ve çağlar için geçerlidir. Her çağda inananlara, insanlar arasından en çok düşmanlık yapanın Yahudi olduğu kesindir. Bu düşmanlık tarihi belgelerle de tespit edilmiştir.

    Gene bu ayette açık olarak anlatıldığı gibi, inananlara düşmanlık hususunda Yahudiler, Allah’a eş koşan müşriklerden daha önce gelir. Ayette bu yüzden, önce Yahudilerin düşmanlığı ve sonra da müşriklerin(Allah’a eş koşanları) düşmanlığı anlatılmıştır. Gerek günümüzde ve gerekse tarihimizde Yahudiler, müşriklerden daha çok bize düşmanlık yapmış ve zarar vermişlerdir. Düşünen ve gerçeği görmeye çalışanlar, bunu kesin ve açık olarak görüp anlayacaklardır…

    Burada, Yahudilerin kitap ehlinden olmalarına rağmen, inananlara düşmanlık noktasından, müşrikleri geçmesi bakımından da önemli bir gerçeğe işaret buyurmaktadır. İnananlara karşı düşmanlık hususunda Yahudiler, müşriklerden(Allah’a eş koşanlardan) farksız davranır ve hatta onların yapmadıklarını yaparlar. Onların, kitap ehlinden olmalar, yaptıkları hususlar için hiçbir şeyi değiştirmez…

    Eğer, İslam’ın doğuşundan itibaren Müslümanlar için yapılan düşmanlıkları incelemiş olursak, en şiddetli düşmanlığın Yahudilerden geldiğini görürüz… Dün olduğu gibi, bu günde aynı ölçüde ve şiddette Yahudilerin Müslümanlara karşı olan düşmanlıkları sürmektedir. Medine’de başlayan bu düşmanlık savaşı, tam on dört yüz yıldır devam edip gelmektedir. İslam’a, İslam Peygamberine, Kur-an-a ve İslam ümmetine en büyük iftirayı Yahudiler yapmıştır. Bu günde Yahudiler, İslam ve Müslümanlara karşı açık ve kesin olarak bu düşmanlıklarını ilan etmiş bulunmaktadır. Bugün, yer yüzünde Yahudi’nin en büyük düşmanı müslümandır. Müslümanın’da en büyğk düşmanı yahudidir. Yahudi, her fırsatta bu düşmanlığını açığa vurmakta ve Müslümanlara karşı meydan okumaktadır..(18)

    Bilindiği gibi, İslam daima barıştan yanadır. Barışı sever. Gerekli kalmadıkça savaşa razı olmaz. İslam dininde, çözüm için önce barış yolu aranır. İslam dininin temel esasları, bu barış ortamında yayılmaya başlanır. Kur-an-ı Kerimde de bu usul ve esas emredilmiştir. Bu yüzde peygamber efendimiz(s.a.v.) Medine’ye göç ettikleri zaman, ilk olarak Yahudilerle bir antlaşma imzaladı. Yahudiler’le birlikte Medine de barış içinde yaşayacaklarına dair karşılıklı olarak birbirilerine söz verdiler. Bu antlaşma ve sözleşmeden sora peygamber efendimiz(s.a.v.) Yahudileri islam’a çağırdı. İslam’ın ve kur-an-ın, Hz. Musa’ya Yüce Allah’tan hak olarak indirilen Tevrat’ı kabul ettiğini ve onun doğruluğunu tasdik ettiğini söyledi. Hz. Musa ve Hz. İsa’nın geleceğini haber verip müjdeledikleri son peygamberin, kendisi olduğu ve bu yüzden de kendisine iman etmeleri gerektiğini buyurdu.

    Fakat Yahudiler, geçmişte bütün hak peygamberlere karşı yaptıkları isyan ve azgınlığın aynısını, Peygamber (s.av.) in bu çağrısına karşıda gösterdiler. Yalan beyan ve iftiralarda bulundular. Yüce Allah Kur-an-ı Kerimde bu hususta şöyle buyurmuştur:

    “Ey Muhammed! And olsun ki, sana apaçık ayetler indirdik. Onları ancak, doğru yoldan çıkmış olanlar inkar eder. Onlar, ne zaman bir antlaşmada bulunmuşlarsa, içlerinden bir takımı bozmamış mıdır? Fakat, onların çoğu zaten inanmazlar. Ellerinde olanı(Tevrat ve İncil’i) doğrulayan bir peygamber, Allah katından onlara gelince, kendilerine kitap verilenlerden bir takımı, bilmiyorlarmış gibi Allah’ın kitabını arkalarına attılar…” (19)

    Yahudiler, İslam’a ve İslam peygamberine karşı düşmanlık ettiler. İslam’ı ve İslam peygamberini ortadan kaldırmak için her türlü çareye baş vurdular. Müşrikleri kışkırttılar ve onlara her türlü yardımı ve desteği sağladılar. Fakat, yüce Allah Evs ve Hazrec kabilelerinden bir İslam kitlesini ihsan buyurarak, Yahudilerin bütün saldırılarını ve hilelerini etkisiz hale getirdi. Yahudiler bu iman ve İslam ordusundan oluşan bu yüce safı, bir türlü yarıp hedeflerine varamadılar. Hak peygamber Hz. Muhammed(s.a.v) in ümmeti ve önderliği karşısında daima yenildiler. Bir türlü gaye ve emellerini gerçekleştirme fırsatını bulamadılar…

    Yahudiler, gerek Babil (20) sürgününde ve gerekse Mısır ve Roma’da bulundukları kölelik devirleride, her türlü hile ve desise yollarına ulaştılar. Bu devirde, nesilden nesile anlatılan hileleri metotlaştırıp, siyasi hayatlarında sistem haline getirdiler. Öğrenmiş oldukları hile ve desise yollarını, böylece, çağlar boyu bir birilerine aktara geldiler…

    İslam’a karşı Yahudiler , ilk günde yenilgiye uğradılar. Fakat, İslam dini, zamanla bütün dünyaya yayıldı. Devletinin sınırları genişledi. Bütün dünyada sadece, ondan söz edilmeye başlandı. Bu yayılma ve genişleme tarih boyunca, bir çok millet ve devlet onu tanımaya ve kabul etmeye başladı. Yahudiler, bunu çekemediler. Tarih boyunca, bir çok deneylerle öğrenmiş oldukları hile ve desiseleri, İslam’a karşı kullandılar. Bu savaş için bütün maddi ve manevi güçleri seferber kıldılar. En sonunda Hiristiyan Devletlerini, haçlı orduları hazırlayarak İslam dünyası üzerine saldırmaları için ikna ettiler. Onlara maddi imkanlar sağladılar. İsrail devletini, yeniden kurmak için büyük planlar peşinden koştular….

    DİPNOTLAR:

    (8) Al-i İmran Süresi ayet: 72.

    (9) "Siyonizmin on dördüncü protokolünde bu hususta aynen şöyle denilmektedir: Bulunduğunuz her yerde, sadece dininizin(Yahudiliğin) temel esaslarını uygulamaya çalışın. Açık ve gizli bu görevi, mutlaka yerine getirin. Başka dinlerle savaşın. İnsanları, dinsiz ve inançsız bırakmak için ne gerekli ise yapın. Çünkü, dinsiz ve inançsız bir topluluğa, istediğiniz her şeyi yaptırmanız kolay olur. Böyle kişiler, en küçük bir maddi çıkarla satın alınabilir. İyi bilin ki, kendi dininizin inanç esaslarından başka , her hangi bir ideolojiye bağlanmak asla doğru olmaz…”

    (10) Al-i İmran Süresi Ayet: 73.

    (11) Siyonizmin on üçüncü protokolünde aynen şöyle denilmektedir: Üyelerimizden hiç kimse, karar ve faaliyetlerimizi açıklayamaz ve başkasına bu hususta bilgi veremez. Bu hususta yeteri derecede güven duygusu veremeyenler saflarımızda yükselmesine imkan verilmez….”

    (12) Bakara Süresi Ayet: 97-98.

    (13) Bakara Süresi Ayet: 90.

    (14) Siyonizmin ikinci ve üçüncü protokolünde aynen şöyle denilmektedir: Bizim ilke ve çabalarımızın boşuna olduğunu sanmayın. Yaptığımız her şeyi, planlı yaparız. Şimdiye kadar planladığımız her şeyi de başarı ile sona erdirmişiz. Uyguladığımız her ilke ve planın boşa çıkacağına, sakın inanmayın. Marksizmi biz planladık ve başarıyla uygulama safhasına getirdik. Kominizmi: eşitlik,hürriyet ve kardeşlik prensipleri altında daima kanatlarımızın altında koruyup yaşatmalıyız. Mason localarında bu prensipler kabul edilip uygulanmalıdır…”

    (15) Nisa Süresi Ayet: 51-54

    (16) Bu hadiseyi, Muhammed İbn. İshak’tan sahih bir senetle “El-Cema’a” rivayet etmiştir…

    (17) Maide Süresi Ayet:82

    (18) İsrail askerleri 1967 tarihin’de Kudüs’e girdikleri zaman, zafer sarhoşluğu ile İslam’a , İslam Peygamberine ve bütün Müslümanlara olan kin ve düşmanlıklarını kusarak şöyle bağırdılar: “ Muhammed, şimdi öldü ve bize geride Müslüman kızlarını bıraktı…”

    (19) Bakara Süresi Ayet: 99-101.

    (20) Yahudiler, millattan önce yaklaşık 2000 yılları arasında tarih sahnesinde görünmüş ve daha sonraları Babil’e sürgün edilmişlerdir. Mısır’da köle bulundukları tarih ise millattan önce 1600 yıllarıdır.

    3. BÖLÜM

    İslam’ın ilk doğuş günlerinde de Yahudiler, Arap yarım adasının müşriklerini, kabile kabile gezip İslam aleyhinde kışkırtılar. Müslümanların aleyhinde akıl almaz iftiralarda bulundular, onlarla alay ettiler ve müşriklerin onlara saldırıda bulunmasını sağladılar. Kur-an-ı Kerimde, buna işaret edilerek şöyle buyurulmaktadır:

    “ Kendilerine kitap verilmiş olanların, puta ve şeytana inanıp, inkar edenlere: “ Bunlar inananlardan daha doğru yoldadırlar “ dediklerini görmedin mi? “ (21)

    Hakkın ve İslam’ın üstün gelmesi ile Yahudiler, mücadele savaşma alanlarının yönünü değiştirdiler. Direk olarak İslam’la baş edemeyeceklerini anlayınca, bu sefer de teni Müslüman olanların kalbini çelmeye, onlara yanlış bilgi öğretmeye, Müslümanların saflarını içten bölüp parçalamaya başladılar. Müslümanları, birbirine düşürdüler. İslam toplumunun arasına fitne soktular. Daha sonraki tarihlerde Hiristiyan Misyonerleri’nin gösterdiği faaliyetleride kendi emelleri doğrultusunda kullandılar. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, Haçlı Ordularını, İslam dünyasına saldırmalarını sağladılar. İslam dünyasında, kendilerine bir sürü hizmetçi yetiştirdiler. Bunlar vasıtası ile bir çok işler başardılar. Sahte ve hain kahramanlar türettiler. Böylece, Siyonistler ve Misyonerler el ele vererek İslam dünyasını yıkmaya, bölüp parçalamaya çalıştılar. İslam dininin temel esaslarını, bir daha dirilmemek ve anılmamak üzere kökünden söküp atmaya çabaladılar.

    Daha öncede işaret ettiğimiz gibi, İslam tarihinin ilk gününden başlayarak günümüze gelinceye kadar Kur-an-ı Kerim şu ayeti: “ Ey Muhammed! İnsanlar arasında inananlara, en şiddetli düşman olarak Yahudileri ve Allah’a eş koşanları bulursun…” (22) her zaman geçerliliğini korumuştur.

    Eğer söyleyeceklerimizi özetleyecek olursak, Yahudinin İslam ve Müslümanlara karşı olan düşmanlığını şöylece sıralamamız gerecektir: Medine’de yeni doğmakta olan İslam devletine karşı, putperest Arap kabilelerini ve Mekkeli müşrikleri kışkırtan Yahudilerdir. Beni Kaynuka, Beni Kureyza ve Beni Nudayr kabilelerini (23) bir arya toplayıp İslam’a karşı bi güç meydana getirmeye çalışan Yahudidir.

    Müslümanlar arasında fitne bozgunculuk hareketini çıkaran, dedi kodularla Müslümanları birbirine düşüren ve Hz. Osman (r.a.) ın şehit edilmesine sebep yahudidir.

    Peygamber(s.a.v) in siyer ve hadislerinde yalan iftiralı rivayetler uyduran yahudidir.

    Koca Osmanlı Devletini parçalayan, milliyetçi ve ırkçı hareketlerin ardında sinsi emellerini gerçekleştirmeye çalışan, Sultan Abdulhamid Han hazretlerini tahtan indiren ve İslam halifeliğini sona erdiren yahudidir..

    Yer yüzünün her bölge ve ülkesinde, İslam’a karşı savaşan güçlerin arkasında Yahudi vardır. Müslümanlara karşı başlatılan savaşları her yerde destekleyen, para ve silah yardımında bulunan yahudidir.

    Materyalizm felsefesini kuran, maddeyi ilahlaştıran Yahudidir. Cinsi arzuların serbest olmasını isteyen, sexsi teşvik eden ve cinsi arzunun hayatın temeli olduğunu savunan yahudidir. Aile hayatını yıkan ve sosyal ilişkileri bozan yahudidir…(24)

    Müşriklerin, putperestlerin ve ateşperestlerin İslam ile olan savaşları pek uzun sürmedi. Bu savaşların hepsi, toplu olarak yirmi yılı geçmez. Bu savaşlar Müslümanlar için Yahudilerle yapılan savaşlar kadar pek fazla zararlıda olmamıştır. Hindistan’da İneğe tapanların Müslümanlara yaptıkları zülüm ve haksızlık, Dünya Siyonizmin Müslümanların başına ördüğü zülüm ve haksızlık ağının yanında hiç denilecek kadar azdır. İslam ülkelerinde Müslümanların başına Marksizmi musallat kılan da Yahudi değil midir?

    Kur-an-ı Kerimde, İsrail Oğulları ile ilgili olarak verilen ayrıntılı bilgilerin bir çok hikmetleri vardır. Boş yere Kur-an-ı Kerim, bu kadar uzun ve geniş olarak İsrail Oğullarından söz etmemektedir. Kur-an-ı Kerimde, İsrail oğulları ile ilgili verilen ayrıntılı ve geniş bilginin hikmetlerini, şöylece sıralaya biliriz:

    1- Medine’de ve Arap yarım adasında, İslamın çağrısına karşı çıkanların, fitne ve bozgunculuk hareketiyle İslamın yayılmasına engel olmaya çalışanların, münafıkları koruyan ve kullananların Yahudi olması.

    Bu yüzden yüce Allah, Kur-an-ı Kerimde, İsrail Oğullarından, tarihlerinden, çektikleri çileden, başlarına gelen olaylardan ve bunlardan ders almadan daima hak peygamberlere karşı yaptıkları isyandan uzun uzun söz etmekte ve Müslümanlarla savaşanların kimlikleri hakkında geniş ayrıntılı bilgi vermektedir. Bunların, daha önce hak peygamberlere karşı takındıkları tavırları, haksızlıkları, hile ve desiseleri de bu gaye ile birer birer açıklamaktadır.

    Yüce Allah’ın bildirdiği hak dini inkar eden ve gönderdiği bütün hak peygamberlere karşı savaşan bu milletin, Müslüman topluluğu tarafından da iyi tanınması ve ona göre tedbirli davranmaları için her şey Kur-an-ı Kerimde, açık açık bildirilmiştir.

    2- İsrail Oğulları, son din olan İslamdan önce, kendilerine kitap verilen hak dinin mensubu olanlardan olması dolayısıyla Kur-an-ı Kerimde, onlardan söz edilmiş onların dinlerinin esaslarını kendi elleriyle nasıl değiştirdiklerini anlatmış ve Müslümanlarında böyle yanlış bir yola sapmamaları için uyarıda bulunmuştur. Hak ve doğru yoldan ayrılmakla, din ve ahlak esaslarından uzaklaşmakla Yahudilerin başına uzun yıllardaki felaketlerden ders alınması konusunda, İsrail oğullarının başına gelen olaylar, kur-an-ı Kerimin bir çok sürelerinde, birer birer açıklanmıştır.

    3- İslam dini son dindir. Ondan sonra hiçbir din gelecek değildir. Hak din olarak kıyamete gününe kadar sadece, onun hükmü geçerli olacaktır. İnsanlık, bu zaman zarfında onu yaşamak ve ona yürekten inanmak zorundadır. Onu, her devirde yaşamak ve inkarcılara karşı savunmak için Hz.Musa’nın ve Hz. İsa’nın ve diğer hak peygamberlerin mucize ve mücadelelerinden Kur-an-ı Kerimde, uzun uzun söz edilmiştir. Bilindiği gibi İsrail oğullarının tarihi, hayli eskidir. Bunların tarihinde, geçen olaylardan kazanılan bir çok tecrübeler vardır. Bunların bilinmesinde hiç şüphesiz, sayılamayacak kadar pek çok fayda vardır…

    Kur-an-ı Kerimin ve tarihin ışığında yaptığımız bu açıklamalardan sonra, siz değerli okuyucularımıza diyorizki: Yahudi ile olan savaşımız dün olduğu gibi bu günde bütün şiddetiyle davam etmektedir. Yarında yanı şiddetle devam edecektir. Çünkü Yahudiler, İslam dinini yer yüzünden silmedikçe, bu savaşlarına aralıksız olarak devam edeceklerdir. Onlar, her yerde Müslümanları yenilgiye uğrattıkları ve dinlerinden uzaklaştırmayı başardıkları halde, genede islam’a karşı olan savaşlarını bütün güçleriyle sürdürmektedirler. Bu hususta, milletler arası hile ve desiselere baş vurmakta ve Müslümanların aleyhinde kararlar çıkarmaktadır. (25)

    İsrail, kendi devletini kurduklarını ilan ilan ettikten sonra, İslama ve İslam ülkelerine saldırı ve düşmanlıklarını daha da hızlandırmaktadır. Devletinin sınırlarını genişletmek için yeni planlar peşinden koşmaktadır. Onun bu emel ihtiraslarının sonu gelmez…

    Ancak, Müslüman olarak şuna inanıyoruz ki, Yahudi devletinin sonu mutlaka gelecektir. Onun kurduğu devlet, zülüm ve diktatörlük üzere düzenlemeye çalıştığı egemenlik, pek yakında yıkılacaktır. Kur-an-ı Kerimin İsra suresinde, bu hususta inananlara müjdeler vardır…

    Yahudiler, Filistin toprakları üzerinde, tarih boyunca bir çok devlet kurmuştur. Yer yüzünün egemenliğini ellerine geçirmeye çalışmış, hile, fitne ve bozgunculuk hareketleriyle de bütün dünyanın huzurunu kaçırmış ve bu yüzden de yüce Allah’ın gönderdiği güçlü kulları vasıtası ile de yenilgiye uğramıştır. Kurdukları devlet ve egemenliği yıkılmış, Filistin’in temiz toprakları üzerinden uzaklaştırılmışlardır. Bütün dünya insanları için yaktıkları kin, düşmanlık ve savaş ateşi böylece söndürülmüştür. Tarihin akışı içinde bu olay ve bu sonuç, daima bu şekilde devam edip günümüze kadar gelmiştir. Yahudiler için bu azap ve yıkılış, Yüce Allah’ın değişmeyen bir kanunu haline gelmiştir. Ezeli kanun hikmeti, daima bu şekilde tecelli etmiştir.

    Bugün Yahudi, gene Filistin toprakları üzerinde yeni bir devlet kurduğunu ilan etmiştir. Dünyanın bir çok ülke bölgesinde bulunan Yahudiler, bu devlete güç katmak için Filistin topraklarına göç etmekte ve burada yerleşme merkezleri yapmaktadırlar. Bütün dünya insanlarının gözleri önünde, bu topraklar üzerinde çağlar boyu yaşayan ve bu toprakların asıl sahibi olan Filistin Müslüman halkını, haksız olarak bu topraklardan çıkarıp sürmektedir. Böylece bu gün, bilfiil olarak Yahudi ve Müslüman savaşı başlamış bulunmaktadır. Eğer Müslümanlar, bu savaşta bir an önce üstün çıkmak istiyorlarsa, Kur-an-ı Kerimde İsrail oğulları ile ilgili verilen bilgileri çok iyi anlamaları gerekir. Bu bilgilerin ışığında hareket ettikleri zaman, üstün gelmelerinin an ve saatinin pek yakın olduğunu bilsinler.

    Peygamber Efendimiz(s.a.v) in Mescd-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya Mirac gecesinde hareket etmesi ve bu olayın Kur-an-ı Kerimde müstakil bir sürede (İsra Süresinde) anlatılması, hikmetsiz ve anlamsız değildir. Peygamber efendimiz(s.a.v) in bu yolculuğu, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in dinleri ile islamın temel inançları arasını, Ka’be ile Kudüs’ün arasını birleştirmek içindi.

    Ne yazık ki bu mukaddes toprakların sahibi ve varisi olan müslümanlar, bu gün yahudinin zalim elleriyle Kudüs’ü ve Mescid-i Aksa’yı ellerine geçirmek ve burada yeniden egemenlik sürdürmek içinçaba sarf etmekte ve müslümanlara karşı savaş ilan etmektedir. Bu savaş, devam edecektir.Akıl almaz siyasi dolaplarını tekrar çevirecek, hile ve desiselere baş vuracak ve yer yüzünü yeniden bozgunluğa döndürecektir. En sonunda yahudinin bu yeni devleti, güçlü ve inançlı bir ordu vasıtası ile yıkılıp gidecektir…

    Bakınız bu hususta Kur’an-ı Kerimde neler buyurulmaktadır…

    *Kitapta İsrailoğullarına: diye bildirdik. Bu ikisinden birincisinin vakti gelince, üzerinize kullarımızdan p*ek güçlü olan kimseleri salacağız. Bu güçlü kullarımız, ülkenizde her köşeyi kontrolüne alacaklardır. Bu mutlaka yerine gelecek bir vaaddir. Bunun ardından tekrar sizi, onlara üstün kılacağız. Mal ve evlatlarla size yardım edecek ve sizin sayınızı çoğaltıp artıracağız. İyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz. Kötülük yaparsanız, o da gene kendinizedir. İki vaadden ikincisinin vakti gelince, yüzlerinizi karartarak kötülük yapmaları, önceden Mescid’e girdikleri gibi girmeleri, ele geçirdikleri yerleri yıkmaları için onları tekrar üzerinize göndereceğiz. (isra süresi ayet 4-7)

    Yahudiler, tarihlerinde çok kere denemiş olarak Filistin’e girip yerleşmiş, fitne ve bozgunculukları dolaysı ile de çıkarılmışlardır. Onlara iki vaad verilmiştir. Birincisini: tarihin sayfaları arasında bir çok kere deneyerek kapatmışlardır. Allah’ın vaadi haktır. Onda zerre kadar yalan ve şüphe yoktur. İkinci vaadi ise; -Allah’ın izni ile – Müslümanların elleriyle gerçekleşecektir. Yahudilerin kurdukları her devlet ve egemenlik, fitne ve bozgunculuklarından dolayı mutlaka yıkılacaktır. Kur-an-ı Kerimde bu hususta (isra süresi ayet 5) diye işaret edilmiştir.

    İsrail oğulları yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya başladıkları zaman, hemen başlarına yüce Allah, vaad ettiği kullarını saldırmış ve onların bozgunculuklarına son vermiştir.Kur-an-ı Kerimde, buna da şu şekilde işaret edilmiştir: (isra süresi ayet:8)

    Hz.Peygamber (S.A.V.) in devrinde bozgunculuk yaptılar,yüce Allah’tan ceza görüp Arap yarımadasından kovuldular.Son çağda tekrar bozgunculuk yapmaya başladılar, Hitler’in gazabına uğradılar ve gerekli cezalarını gördüler. Bugün, gene bozgunculuk hareketlerini yeniden hortlatmaya çalışıyorlar. Filistin toprakları üzerinde yerli Müslüman halka, akıl almaz işkenceler yapmakta ve topluca soykırıma yönelmektedirler. Hile ve desise planlarını yeniden uygulamakta ve yeryüzünü bozguna çevirmektedirler. Yüce Allah, yakın bir zamanda, onların bu zulüm ve baskılarına son verecek, devlet ve egemenliklerini yıkacak olan kullarını, onların üzerine gönderecektir. Yüce Allah’ın vaadi haktır. Kur’an-ı Kerimde buyurulan vaadin vakti, mutlaka bir gün gelecektir.Bekleyenler, vaad edilen vaktin, pek yakın olduğunu göreceklerdir.

    Yahudinin devleti, egemenliği, dünyada oluşturduğu güç, maddi üstünlüğü ve bu üstünlüğüne güvenerek savurduğu tehditler Müslümanları sala korkutmamalıdır. Yüce Allah’ın vaadına ve Kur-an-ı Kerim’in ayetlerine samimi olarak inanırlar, yahudinin savurduğu tehditlerden ürküp sinmezler. Cihad emrini bırakıp köleliğe razı olmazlar. Bakınız yüce Allah, Kur-an-ı Kerimde Yahudilere karşı yapılan savaş hakkında, mü’minlere cesaret yönünden nasıl müjde vermektedir:

    “ Ey Mü’minler! Onların(Yahudilerin) yüreklerine korku salan Allah’tan çok sizlersiniz. (29)

    Çünkü onlar, anlayışsız kimselerdir. Onlar , sizinle toplu olarak, ancak surlarla çevrilmiş kasabalar içinde veya duvarlar arkasında savaşmayı kabul ederler. Kendi aralarındaki çekişmeleri ise şiddetlidir. Sen, onları birlik içinde olduklarını sanırsın. Oysa onların kalpleri, birbirilerinden ayrıdır.” (30)

    Bazen dış görünüşler bizi aldatır. Yahudilerin ve münafıkların birbirilerine karşı gösterdikleri sadakat ve sevgiyi, onlar arasında bir büyük birlik ve beraberliğin meydanda oluştuğuna bakar ve yanılırız. Bu güce karşı koymanın ve bu birliği bozmanın zor olduğuna inanır ve böylece ümitsizliğe kapılırız.

    DİPNOTLAR:

    (21) Nisa Süresi Ayet: 21

    (22) Maide Süresi Ayet: 82

    (23) Beni Kaynuka, Beni Kureyza ve Beni Nudayr adlı kabileler, Medinede bulunan Yahudi kabileleridir. Müslümanlar bu üç kabile ile ayrı ayrı savaşmışlardır.

    (24) Bu üç ayrı felsefe ekolünü kuran, Yahudi asıllı kimselerdir. Bu üç yahudinin isimleri sırayla şöyledir:

    1- Karl Marx

    2- Fruit

    3- Dricham

    Daha sonraki çağda ise, din ve ahlak kurallarını bozmaya çalışan Yahudi asıllı Can Pul Clarther’dir.

    (25) Yahudinin, tek korkusu islamdır. İslam’ın yeniden dirilmesidir. Yahudinin, gece ve gündüz olarak savaştığı tek düşman islamdır. Yahudi için kominizm ve başka batıl inançların yayılması hiçbir anlam taşımaz ve önemli bir tehlike teşkil etmez. Onun için tek tehlike, islam’ın uyanmasıdır. Bu yüzden Yahudi, İslam’ın uyanmaması için ne gerekli ise yapmaktadır…
  2. Abdussamed Seyhani

    Abdussamed Seyhani Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Evet Fitne başı Yahudilerdir. Allah Subhanahu ve Teala Peygamberlerin bir çoğunu İsrailoğullarından çıkarmıştır. Hz İsa as Musa a.s. Davud a.s Yusuf as. ... ve Üstün kadınlardan Meryem ... Yinede Nankörlük etmişler
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş