1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Selefiyye, Ehl-i Sünnet Ve'l-cemaat Mezheplerden Olarak Diyanet Ilmihallerine De Girdi

Konu, 'Serbest Kürsü' kısmında Talha bin Asım et-Turkî tarafından paylaşıldı.

  1. Talha bin Asım et-Turkî

    Talha bin Asım et-Turkî Sen neden korkuyorsun ölmek varken kaderde?!. Kullanıcı

    السلام عليكم ورحمة الله وبركاته

    Selefiyye, Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat mezheplerden olarak diyanet ilmihallerine de girdi -Elhamdülillah-.

    Lütfi Şentürk/Seyfettin Yazıcı, İSLAM İLMİHALİ
    [​IMG]

    Hayreddin Karaman/Ali Bardakoğlu/Yunus Apaydın, İSLAM İLMİHALİ
    [​IMG]


    [​IMG]
    السلام عليكم ورحمة الله وبركاته
  2. Talha bin Asım et-Turkî

    Talha bin Asım et-Turkî Sen neden korkuyorsun ölmek varken kaderde?!. Kullanıcı

    السلام عليكم ورحمة الله وبركاته

    T.C.'ti de resmen bizi tanımış oldu arkadaşlar -hayırlı olsun/sahife 38'e bakın-. Sofilerde artık çırpınsın dursun.


    diyanet37.png diyanet38.png diyanet39.png

    السلام عليكم ورحمة الله وبركاته
  3. Ahadun Ahad

    Ahadun Ahad Islam-TR Üyesi Kullanıcı



    2.30da faruk beşer ehli sünnet 3 tanedir diyor. eşari maturidi ve selefi diyor.

    videonun başında da sofileri eleştiriyor.
  4. akıncıbir

    akıncıbir Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Bir sofi olarak seni kınıyorum akhi laf atmışsın bize :D
  5. Talha bin Asım et-Turkî

    Talha bin Asım et-Turkî Sen neden korkuyorsun ölmek varken kaderde?!. Kullanıcı

    السلام عليكم ورحمة الله وبركاته

    Allah Teala bizleri sapan ve saptıranlardan uzak eylesin İnşeallah -onlardan olmaktan beri eylesin-. Sofilere sorsan -çoğu "itikad nedir?" bilmez, bilenlerde- Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat olan iki itikad mezhebi var "Maturidi ve Eşari" derler. Diğerleri Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat değil ve bunların en tehlikelisi "Sellefiyye/Vahabilik"dir onlara göre. Selefi reddederek halefe uyuyorlar -ne kadar ahmaklar/ki onlara kulak verenlerde aynı durumdalar-. Allah Razı olsun.

    السلام عليكم ورحمة الله وبركاته
  6. KavaFiL

    KavaFiL Bir kişiyi kurtarmak için çapalayınız.. Kullanıcı


    faruk hoca bu konuda çok iyidir kardeşler. sufizm ondan dinleyin derim. red eder durur :)
  7. İbn Muhammed

    İbn Muhammed الله اكبر و العزة الله Kullanıcı

    Sufizm=New Age=Hinduzim=Budizm=Spritualizm=Panteizm=Kabbala= Vb.=Şirk

    Nabza göre şerbet derler ya hani, ondan işte. Bu arada adına 'Dinler Tarihi' dedikleri güzel şey. Anlatılanlar din olmasa da.
  8. Hilafet Sancağı

    Hilafet Sancağı Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    kardeş,eğer tasavvuftan kasıt güzel ahlak,nefis terbiyesi,haramlardan kaçınma ve takva gibi şeyler ise bunlar zaten İslam dininde mevcut.Yok eğer vahdeti vücud,rabıta,hülul,istiğase,şirk olan şekliyle tevessül,teberrük,türbe sevicilik v.b şirk,küfür ve bidatlar ise bunlardan sakındırırım.Eğer bu son saydıklarımdan biri sende mevcut ise yani akidende bunlardan biri varsa tevbe etmeni tavsiye ve nasihat ederim.Umarım bu nasihatı kötüye yorumlamazsın.İyiliğin için diyorum bunu.
  9. akıncıbir

    akıncıbir Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    O ikinci saydıkların yok bende inşallah.Günümüzdeki Tasavvufculara bende düşmanım ama Tasavvufa değil.Günümüzde Ümmet Irakta, suriye de, Libyada katledilirken, bebeklerin kanları akar iken, bunların dergahta göbek şişirmesi ve Cihattan kaçması affedilemez.Sadece bunlar değil diğer Cemaatlerde aynıdır.Cihat edenleri görmeyenler, yardım etmeyenler.Hiç olmazsa dua etsinler ama bunu bile yapmıyorlar.Bizler bu sahtekarların maskesini düşürmek zorundayız.
  10. İbn Muhammed

    İbn Muhammed الله اكبر و العزة الله Kullanıcı

    Akhi @Hilafet Sancağı nın ilk saydıkları zaten İslam'ın değerleri arasında. Buna tasavvuf demenin anlamı ne?
  11. Hilafet Sancağı

    Hilafet Sancağı Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    elhamdülillah.senin adına sevindim kardeşim.lakin yinede tasavvuf,tasavvufçu,sofi v.b isimleri kullanmak doğru değil.Çünkü insanlar bundan ikinci saydığım küfür,şirk ve bidatları anlayacaktır.Bunun yerine müslüman,mümin yada muvahhid gibi güzel isimleri kullanmak daha iyi olur.ibn teymiyye'nin karşı çıkmadığı şey ilk saydığım gruptaki şeylerdir ki bunun ismi tasavvuf değil İslamdır.

    ve mezhebi yada menheci sorulmadığı müddetçe hanefi,şafii,hanbeli,maliki yada selefi veya vahhabi gibi mezheb isimlerinin kullanılması dahi doğru olmaz.Bende selefi akidedeyim.Fakat en güzel isim "müslüman" ismidir.
  12. akıncıbir

    akıncıbir Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Uyarın için Allah razı olsun.Bu konular çok tartışıldı.En güzeli tartışmaya mahal verecek şeylerden kaçınarak Ümmetin kurtuluşuna vesile olacak durumlarda birleşmek, o yolda çalışmaları arttırmak.
  13. Hilafet Sancağı

    Hilafet Sancağı Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    evet kardeşim.Allah senden de razı olsun.Ve hepimize cenneti nasip etsin.Amin.
  14. ENSAR

    ENSAR Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    akhi ,tasavvuf denmesinde bir sıkıntı yok allahualem,nasılki ahkam husundaki görüşlere fıkıh denmişse,güzel ahlak,zühd,nefis terbiyesi vs kavramlarada tasavvuf denmiştir...Şeyühislam ibni teymiyyeden tut daha öncesinden bir çok alim tasavvuf ismini kullanmıştır,hatta mecmuul feteva nın 10 veya 11. cildinin ismi tasavvuf tur,tasavvufun inceliklerini vs anlatır,alllahualem seyr,sulük vs kavramlar vardı...Yine tasavvufun büyükleri denilen bir çok şahsı övmüştür şeyhülislam,isim verneye kalksak saatlerimizi alır,lakin günümüz tasavvufundan ötürü bizlere tasavvuf deyince bir anda kan beynimize sıçrıyor bidat,sapık vs diyoruz..Unutmayalım ki yakın tarihimizde bir çok tasavvufa intisaplı ,mücahid ve alim mevcuttur,şeyh said,hasan el benna,şeyh şamil,ismini unuttum afrikada bir ülkede emperyalistlere karşı kıyama kalkan bir tasavvuf şeyhi vardı yakın tarihte...
  15. Ahadun Ahad

    Ahadun Ahad Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    bugunkü tasavvufçuların bi tek kital ile ilgili sıkıntıları yok. onların tevhid ile sıkıntısı var. tevhid yoksa kital seni kurtarmaz.
  16. Horasani

    Horasani اعيدوا إلى الحق سلطانه Kullanıcı

    bugünkü selefiyyeyi de mi kabul ediyorlar yoksa şimdikiler vahhabi,bir selefiyye varsa o da budur,doğrusu budur mu diyorlar? ben şimdiki selefileri, bu kabul ettikleri selefiyyenin içine katacaklarını sanmıyorum. paylaşılan fotoğrafları okumadım.
  17. Talha bin Asım et-Turkî

    Talha bin Asım et-Turkî Sen neden korkuyorsun ölmek varken kaderde?!. Kullanıcı

    السلام عليكم ورحمة الله وبركاته

    Hadi tembellere okumadıkları için kızıyoruz da okumadan mesaj atmanda ayrı bir abeslik. Okursan görürsün diye umuyorum.

    السلام عليكم ورحمة الله وبركاته
  18. Mutedil Olun

    Mutedil Olun Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    tasavvufa değil, hulul, vahdeti vücud, gavs, gibi inançlara karşıyız. Yoksa takva, zühd, marifetullah, zikir, nafilelerde yarışmak gibi faziletli ameller tasavvuf diye bir çatı altında toplandıysa buna asla bid'at diyemeyeceğimiz gibi, bizim de bu manada mutasavvıf bir kimliğimiz olması gerekir. Bu önemli bir meseledir, zira bazen öyle insanlarla denk geliyoruz ki, tasavvufla yoğrulmuş olduğu için İmam Gazali rahimehullah hakkında bile ileri geri konuşabiliyor. İmam Rabbani (rahimehullah)'a dil uzatıyor. Ki kendisi Hindistan'da İslam'a ciddi hizmetler vermiştir. bugün Hindistan ve civarındaki ülkelerde 200-300 milyon müslüman varsa O'nun sebebiyet boyutu büyüktür.
  19. Hilafet Sancağı

    Hilafet Sancağı Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    tasavvuf büyüklerinin kendi eserlerinden küfür akideleri'nden(kitabından) alıntıdır(imam rabbani kısmı)

    İmam Rabbani'den Misaller


    1. Şeyhülislam Ahmed Namık-i Cami ALLAH adına yalan söylüyor. (S.331)Mevlânâ Abdürrahmân Câmî (k.s.) Nefehât kitabında diyor ki:
    Şeyhülislâm Ahmed Nâmık-i Câmî buyurdu ki: "Evliyanın çektiği riyazetlerin, sıkıntıların hepsini yalnız başıma çektim ve daha çok da çektim. ALLAHü teâlâ, evliyaya verdiği hâllerin, ihsânların hepsini bana verdi. Her dörtyüz senede, Ahmed isminde bir kuluna böyle büyük ihsanlar yapar ve bunu herkes görür." Ahmed Câmî'den, Imâm-ı Rab bânî (k.s.) zamanına kadar dörtyüzotuzbes sene olup, bu zaman içinde evliya arasında bu büyüklükte, Ahmed isminde biri bulunmadı. Ahmed Câmî'nin haberi, büyük bir zan ile Imâm-ı Rabbânî'ye (k.s.) âid olmaktadır. Şeyhülislâm Ahmed Câmî'nin; "Benden sonra benim ismimde onyedi kişi gelir. Bunların sonuncusu bin târihinden sonra olup, en büyüğü ve en yükseği odur" sözü de, bu hususu kuvvetlendirmektedir.

    2. İmam-ı Rabbani ALLAH adına yalan söylüyor. (S.336)

    Birgün Imâm-ı Rabbani hazretleri murakabe halkasında bir kırıklık' ve amellerindeki kusurlan görme hâlinde iken: "Seni ye kıyamete kadar vâsitalı veya vasıtasız seni tevessül, vesîle edenleri, senin yolunda gidenleri ve sana muhabbet edenleri magfiret eyledim" nidâsını duydu. Ve "Bunu herkese söyle" diye kendilerine emrettiler. Nitekim Mebde' ve Me'ad risalelerinde bunu bildirmiştir.
    İmam-ı Râbbânî hazretlerine; "Elbette o, müttekîlerdendir" ilhamı geldi. Bunun sebebi şu idi: Birgün vefat eden oğullarından birinin ruhuna sadaka olarak bir yemek verdi. Bu arada inkisarlarının (kırıklıklarının) kendisini istilâ etmesinden dolayı buyurdu ki: "Bu sadakamızı nasıl kabul ederler. ALLAHü teâlâ sadakayı kabul hakkında; "ALLAH ancak müt-tekîlerinkini kabul eder" buyuru-yor. Bunu derken, şöyle bir nidâ geldi: "Elbette o müttekilerdendir."
    İmâm-ı Rabbânî hazretlerine: "Cenaze namazında bulunduğun herkes mağfiret olunmuştur" müjdesi ilham olundu.
    Magfiret olunması için hangi mezarın başına gitse, kendisine o mezarda bulunanlardan azabın kaldırıldığı ilham edilirdi.
    İmâm-ı Rabbânî hazretlerine ilham olundu ve müjde verildi ki: "Senin söylediğin ve yazdığın ilimlerin hepsi bizdendir." Kendisine mahsûs olup, tereddüt ve şüphe ettiği ilimlerin doğrularını ve hakikatlerini de kendisine bildirdiler.

    3. “ALLAH şöyle bildirdi.” diyerek ALLAH’a iftira ediyor. (S.336)
    İmâm-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki: "Ramazân-ı şerifin son on gününde idi. Teravih namazını kıldıktan sonra, kendimde bir gevşeklik hissedip yatağıma yatmak istedim. Yatarken, bu gevşekliğin çokluğundan evvelâ sağ tarafa döneceğimi unuttum. Hâlbuki bu sünnet idi. Sol tarafa dönüp yattım. Bir müddet sonra sünneti terk ettiğim hatırıma geldi. Bunu ilk defa terk ettiğimi düşündüm. O anda unutarak ve sehven olduğu bildirildi. Fakat, sünneti terketmek korkusu benden gitmedi. Hemen kalktım; sağ tarafa dönüp yattım. Bunu yaptık tan sonra ALLAHü teâlânın nihâyetsiz nur ve feyzleri zâhir oldu ve şöyle bildirildi: "Sen bu kadar sünnete riayet edince, ahirette hiçbir şekilde sana azâp etmem!"

    4. “ALLAH Rasulu icazet yazmak için gelip yatağının üzerine oturuyor.” Yalanı (S.236-237)

    Yine Ramazan-ı şerifin son on gününde buyurdu ki: "Bu gün son derece güzel bir hâl zahir oldu. Yatağımda uzanmış yatıyordum. Gözlerimi kapamıştım. Yatağımın üzerine bir başkasının gelip oturduğunu hissettim bir de ne göreyim evvelkilerin ve sonrakilerin seyyidi, efendisi Peygamberimizdir(s.a.v.).Buyurdu ki: " Senin için icazet yazmağa geldim.Hiç kimseye böyle bir icazet yazmadım." Gördüm ki , o icazetnamenin metninde bu dünyâya ait büyük lütuflar yazılı idi. Arkasında da öbür dünyaya ait, çok inayetler yazmışlardı." İmam-ı Rabbani hazretleri bu hususu "Mektubat" ının 3. cilt 106. mektubunda uzun bildirmektedir.

    5. “Şeytanı İmam-ı Rabbani’nin sinesinden dışarı çıkardılar.” Yalanı (S.337)Vesveler veren Hannası (Şeytan) İmam Rabbani'nin sînesinden dışarı çıkardılar. Kendisi bunu söyle anlatmıştır: "Duhâ (kuşluk) namazında idim. Aniden sinemden büyük bir belanın çıktığını gördüm. Ondan sonra, onun yuvasının da sinemden çıkarıldığını gösterdiler. Etrafında bulunan büyük zulmetten de bir eser kalmadı. Kalbimde büyük bir inşîrâh (ferahlık) buldum.Göğsümden çıkanın, Resûlullahın (s.a.v.) ondan ALLAHü teâlâya sığınmakla emir olunduğu Hannâs olduğunu bildirdiler. Ve yine bildirdiler ki, usûl-i dinde zahir olan düşünce ve tehlikelerin menşei bu Hannâsdır ki, göğüste yuvası vardır. Kalbi her zaman oradan iğneler.

    [İslam Alimleri Ansiklopedisi c. 15, Türkiye Gazetesi, İhlas Gazetecilik, İstanbul]


    İmam Rabbani ALLAH c.c. zahir ismiyle nasil alay ediyor:

    Kamil ve herkesi kemale kavuşturan, vilayet derecelerine ulaşmış, nihayeti başlangıca yerleştirmiş olan yolda gidenlerin önderi, ALLAH-u Teala’nın beğendiği dinin kuvvetlendiricisi.. Şeyhimiz ve imamımız Şeyh Muhammed Baki Nakşibendi ve ahrari (K.S.) hazretlerine kölelerinin en aşağısı olan Ahmet’den en yüksek makama dilekçedir. Kıymetli emirlerinize uyarak bu mektubu yüzümün karasıyla yazıyorum. Dağınık , bozuk olan hallerimi titreyerek arzediyorum. Bu yolda ilerlerken, ALLAHü Teala’nın ism-i zahirleri o kadar çok tecelli etti ki, her şeyde ayrı ayrı göründü. Hatta nisa şeklinde, onların organları halinde ayrı ayrı zahir oldu. Bu taifeye o kadar bağlandım ki, nasıl bildireyim, kendimi tutamıyorum. Onların şeklindeki zuhur başka hiçbir şeyde yoktu. Alem-i emrdeki latifelerin halleri ve acaip güzellikler bu şekilde göründüğü kadar başka hiçbir şeyde görülmüyordu. Onların yanında eriyordum. Yanıp kül oluyordum. Bunun gibi her yiyecekte, her içecekte ve her cisimde ayrı ayrı tecelliler oldu.

    [Mektubat, Ahmed Faruki Serhendi, Ter.H.Hilmi Işık]

    (Not: Nisa ; Kadınlar demektir)


    EVLİYAYA ADAK ADAMAK CAİZDİR. (s.479)

    Şarta bağlı olarak Evliyâya adak yapmak da, kendini, günâhı çok, düâ etmeğe yüzü yok bilerek, mubârek birini vesîle edip, Allahü teâlâya yalvarmak demekdir. Meselâ (Hastam iyi olursa veyâ şu işim hâsıl olursa, sevâbı (Seyyidet Nefîse) hazretlerine olmak üzere, Allah için, üç Yasîn okumak veyâ bir koyun kesmek nezrim olsun) deyince, bu dileğin kabûl olduğu çok tecribe edilmişdir. Burada, Allahü teâlâ için Kur’ân-ı Kerîm okunup veyâ koyun kesip, sevâbı seyyidet Nefîse hazretlerine bağışlanmakda, onun şefâ’ati ile, Allahü teâlâ, hastaya şifâ vermekde, kazâyı, belâyı gidermekdedir.

    Mektubattan bir çok alıntı yaptıkları ilmihallerinde nedense 453. Mektubun bir kısmını alıp aşağıdaki kısmını yazmamışlar:

    Kadınların, meşayih niyeti ile oruç tutmaları da böyledir. Bunların isimlerini ekseriyetle kendiliklerinden uydururlar; onların niyeti ile de oruç tutarlar. Her gününün iftarı için, hususi bir vaziyet tayin ederler. Oruç için de, günler tayin ederler. Taleplerini ve maksatlarını da bu oruçlara bağlı kılarlar. Bu oruçlar sebebi ile, o meşayihten hacetlerinin yerine gelmesine talep ederler. Sanırlar ki, işlerinin yerine gelmesi onlardandır. Böyle bir fiil, Allah'ın ibadetinde başkasını ortak etmektir. Ona ibadet yolu ile hacetlerin talebini başkasından yapmaktır. Üstte anlatılan fiilin şenaatini bilmek gerek. Bir hadis-i kusdisede şöyle geldi: "Oruç benim içindir; onun mükâfatını ben veririm."

    (…) Bu şeni (alçakça) fiili izhar ettikleri zaman, bazı kadınlar der ki: -Biz, bu oruçları Allah için tutarız. Ancak, onun sevabını meşayihin ruhlarına hediye ederiz.

    Böyle bir söz, onlardan gelen hile yoludur. Eğer bu sözlerinde doğru iseler; oruç için günlerin tayinine ne hacet? Hususi taam vermek, iftarda çeşitli şeni vaziyetlerin tayinine neden gerek duyulur?
    Onlar, çok kere, iftar vaktinde haram işler irtikâb ederler. Haram olan bir şeyle de oruç açarlar. Hiç de muhtaç olmadıkları halde, dilenirler ve o dilenerek aldıkları ile oruç açarlar. Sanırlar ki, hacetlerinin yerine gelmesi, bu haramı irtikâbına bağlıdır.
    (Mektubat-ı Rabbani/453. Mektup)
    Üstte anlatılan manada yapılan işler aynen dalâlet olup, şeytanın aldatmacalarıdır. Allah korusun.


    İmam-ı Rabbani’nin küfür sözleri tevil edişi ve iki yüzlülüğü (S.251)

    Tesavvuf büyüklerinden birkaçının “rahmetullahi aleyhim ecma’în” sekr hâlinde iken söyledikleri başka sözler de böyledir. (Cem’i Muhammedî, cem’i ilâhîden dahâ genişdir) sözleri gibi. Muhammed aleyhisselâmda, imkânın ya’nî mahlûkların kendileri ile vücûbün ya’nî ALLAHü teâlânın ve sıfatlarının sûretlerini, örneklerini bir arada görüyorlar. Böylece, Muhammed aleyhisselâmda, ALLAHü teâlâda bulunandan dahâ çok şey bulunuyor sanıyorlar. Burada da, birşeyin örneğini kendisi sanarak, yanılıyorlar. Muhammed aleyhisselâmda bulunan şey, vücûb mertebesinin kendisi değildir, örneğidir. ALLAHü teâlâ, hakîkî vâcib ül-vücûddur. Vücûb mertebesinin kendisi ile örneğini birbiri ile karışdırmasalardı böyle şey söylemezlerdi. İşin doğrusu, onların sekr, şü’ûrsuzluk hâlinde iken söyledikleri gibi değildir. Muhammed “aleyhissalâtü vesselâm” sınırlı, küçük bir kuldur. ALLAHü teâlâ ise, sınırsızdır, sonsuzdur.
    Sekr hâlinde olan şeyler, Vilâyet makâmlarında bulunmakdadır. Sahv hâlinde olan şeyler ise, Nübüvvet, Peygamberlik makâmındadır. Peygamberlerin “aleyhimüssalevatü vetteslîmât” yolunda gidenlerin büyükleri, onlara tâm uydukları için, o makâmın, onların makâmının sahvından pay alırlar. Bistâmiyye denilen büyükler, sekrin sahvdan dahâ üstün olduğunu söylemişlerdir. Bunun için, şeyh Bâyezîd-i Bistâmî “kuddise sirruh”, (Benim bayrağım, Muhammed aleyhisselâmın bayrağından dahâ yüksekdir) dedi. Kendi bayrağı vilâyet bayrağıdır. Muhammed aleyhisselâmın bayrağı nübüvvet bayrağıdır. Vilâyet bayrağında sekr olduğu için ve Peygamberlik bayrağında sahv olduğu için, onu bundan üstün tutmuşdur.
    Birçokları da, (Vilâyet, nübüvvetden dahâ üstündür) dedi. Velîlerin “rahime-hümullah” ALLAHü teâlâdan yana olduğunu, Peygamberlerin “aleyhimüssalevât” ise, insanlardan yana olduğunu gördüler. Hakka karşı olanın, insanlara karşı olanlardan dahâ üstün olacağı meydândadır. Birkaçı da, bu sözü çevirerek, (Bir Peygamberin vilâyeti, kendi nübüvvetinden dahâ üstündür) dedi. Bu fakîre göre, bu sözlerin hepsi, doğru olmakdan çok uzakdır. Çünki Peygamberler yalnız insanlardan yana değildir. Hem insanlardan, hem de, Hakdan yanadırlar. Bâtınları ya’nî kalbleri, rûhları Hak iledir. Zâhirleri, halk iledir. Hep ve yalnız halk ile olanlar, ALLAHü teâlâdan yüz çevirmiş olan gâfillerdir. Peygamberler “aleyhimüssalevatü vetteslîmât”, bütün varlıkların en üstünleridir.

    . Muhiddin-i Arabi ve İmam-ı Rabbani’nin ALLAH’a ve Kur’an’a iftiralar (S.575-576)

    Süâl: Dağda yetişip, hiçbir din duymayıp puta tapan müşrikler, Cehennemde sonsuz kalmazsa, Cennete girmesi lâzım gelir. Bu da olamaz. Çünki müşriklere, Cennet harâmdır, ya’nî yasakdır. Bunların yeri Cehennemdir. Nitekim, ALLAHü teâlâ, Mâide sûresi yetmişbeşinci âyetinde, Îsâ aleyhisselâmın meâlen, (ALLAHü teâlâdan başkasına tapanlar, başkalarının sözlerini Onun emrlerinden üstün tutanlar, Cennete giremez. Onların konacağı yer Cehennemdir) dediğini beyân buyurdu. Âhıretde Cennet ile Cehennemden başka yer de yokdur. (A’râf)da kalanlar, bir müddet sonra Cennete gideceklerdir. Sonsuz kalınacak yer, yâ Cennetdir, yâ Cehennem! Bunlar hangisinde kalacakdır?
    Cevâb: Buna cevâb vermek çok güç! Kıymetli yavrum! Biliyorsun ki, çok zemân bunu, bana sormuşdun. Kalbe râhat verecek bir cevâb bulunmamışdı. Bu süâli, hal etmek için, (Fütûhât-i mekkiyye) sâhibinin [Muhyiddîn-i Arabî]: (Peygamberimiz “sallALLAHü aleyhi ve sellem”, kıyâmet günü, bunları dîne da’vet eder. Kabûl eden Cennete, etmiyen Cehenneme sokulur) sözü, bu fakîre iyi gelmiyor. Çünki âhıret, mükâfat yeridir, hesâb yeridir. Emr yeri, iş yeri değildir ki, oraya Peygamber gönderilsin! Çok zemân sonra, ALLAHü teâlâ, merhamet ederek, bu mes’elenin hâllini ihsân eyledi. Şöyle bildirdi ki, bu müşrikler, ne Cennetde, ne Cehennemde kalmıyacak, âhıretde dirildikden sonra, hesâba çekilip, kabâhatleri kadar mahşer yerinde azab çekecekdir. Herkesin hakkı verildikden sonra, bütün hayvanlar gibi, bunlar da, yok edileceklerdir. Bir yerde sonsuz kalmıyacaklardır. Bu cevâbımız Peygamberlerin “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” huzûrunda söylenseydi, hepsi beğenir, kabûl buyururdu. Herşeyin doğrusunu ALLAHü teâlâ bilir. Herkesin aklı, birçok dünyâ işlerinde bile, şaşırıp yanılırken, iyiliklerine, merhametine son bulunmıyan sâhibimizin, Peygamberleri ile haber vermeden, yalnız aklları ile bulamadıkları için, kullarını sonsuz olarak ateşde yakacağını söylemek, bu fakîre ağır geliyor. Böyle kimselerin sonsuz olarak Cennetde kalacaklarını söylemek, nasıl çok yersiz ise, sonsuz azâb çekeceklerini söylemek de, öyle yersiz oluyor. Nitekim, i’tikâdda ikinci imâmımız Ebül-Hasen-i Alî Eş’arî, bunların Cehenneme girmiyeceklerini söyliyorsa da, bu sözünden, Cennetde kalacakları anlaşılıyor. Çünki, ikisinden başka yer yokdur. O hâlde, cevâbın doğrusu bize bildirilendir. Ya’nî mahşer günü, hesâbları görüldükden sonra, yok edileceklerdir. Bu fakîre göre, kâfirlerin çocukları da böyle olacakdır. Çünki Cennete girmek, îmân iledir. Yâ kendisi îmân etmiş olacak veyâ îmânlının çocuğu olduğu için, yâhud ana-babası birlikde mürted olunca, kendisi Dâr-ül-islâmda kaldığı için îmânlı sayılmış olacakdır. Dâr-ül-islâmda bulunan müşriklerin çocukları ve zimmîlerin çocukları da Dâr-ül-harbdeki kâfirlerin çocukları gibidir. Çünki bu çocuklarda îmân yokdur. Bunlar Cennete giremez. Cehennemde sonsuz kalmak da, teklîfden sonra, inanmamanın cezâsıdır. Çocuk ise, mükellef değildir. Bunlar hayvanlar gibi, diriltilip, hesâbları görüldükden sonra, yok edileceklerdir. Eskiden, bir Peygamberin vefâtından sonra, çok vakt geçip, zâlimler tarafından din bozulup, unutulduğu zemânlarda yaşayıp, Peygamberlerden haberi olmıyan insanlar da kıyâmetde böyle sonradan, tekrâr yok edileceklerdir.


    İmam-ı Rabbani müritlerini kula kul olmaya yönlendiriyor (S.807-808)

    Tâlib, gönülden, herşeyi çıkarıp, bütün varlığı ile pîrine bağlanmalıdır. Onun yanında, ondan izn almadan, nâfile ibâdet ve zikr yapmamalıdır. Onun yanında iken, ondan başka hiçbirşeye bakmamalıdır. Bütün gücü ile, ona bağlanıp oturmalıdır. O emr etmedikce, zikr bile yapmamalıdır. Onun yanında farz ve sünnet nemâzlardan başka nemâz kılmamalıdır. Bir sultânın vezîri, sultânın yanında iken, kendi elbisesine bakar. Eli ile kuşağını düzeltir. O anda, sultân ona bakıyordu. Kendinden başkası ile olduğunu görünce, onu azarlıyarak, benim vezîrim olasın da, benim karşımda, elbisenin kuşağı ile oynıyasın. Buna dayanamam diyerek onu azarlar. Düşünmelidir ki, bu alçak dünyânın işleri için, ince edeblere dikkat edilince, ALLAHa kavuşduran işlerde edebleri tâm ve olgun olarak gözetmek ne kadar çok lâzım olacağı anlaşılır. Kendi gölgesi, onun elbisesine veyâ gölgesine düşmiyecek bir yerde durmağa veyâ oturmağa dikkat etmelidir. Onun nemâz kıldığı yere hiçbir zemân basmamalıdır. Onun abdest aldığı yerde abdest almamalıdır. Onun kullandığı kkardeşrı kullanmamalıdır. Onun yanında, birşey yimemeli, içmemeli ve kimse ile konuşmamalıdır. Hiç kimseye, hiçbir yere bakmamalıdır. O yok iken, onun bulunduğu yere doğru ayak uzatmamalıdır. O yere doğru tükürmemelidir. Onun her yapdığını, her söylediğini, yanlış görünse bile, doğru ve iyi bilmelidir. O herşeyi ilhâm ile ve izn ile yapar. Bunun için, hiçbir işine, birşey söylenemez. İlhâmında hatâ olsa bile, ilhâmda yanılmak, ictihâdda yanılmak gibidir. Ayblamak ve karşı gelmek câiz olmaz. Bu yolda vâsıta olanı seven bir kimseye, Onun her yapdığı ve her sözü sevgili gelir. Ona karşılık vermenin yeri olmaz. Her işde, yimekde, içmekde, elbise giymekde, yatmakda ve ibâdetlerde, hep ona uymalıdır. Nemâzı onun gibi kılmalıdır. Fıkhı, onun ibâdetlerini görerek öğrenmelidir
  20. Hilafet Sancağı

    Hilafet Sancağı Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    imam rabbani mektubat 1. cild 1. mektubta aynen şöyle ifade edilir: “Yolda (ruhani ilerleyiş) ilerlerken, Allahu Teala’nın zahir ismi o kadar tecelli etti ki, her şeyde ayrı ayrı göründü. Hatta nisa(kadın) şeklinde. Ruhlar alemindeki latifelerin(nurların) halleri ve acaib güzellikler bu şekilde görüldüğü kadar başka hiç bir şeyde görülmüyordu. Onların yanında eriyor, yanıp kül oluyordum.”

    alıntıdır
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş