1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

İlmi Konu Şamanizm'den Gelen Türk Adetleri

Konu, 'Atalar Dini' kısmında Abdussamed Seyhani tarafından paylaşıldı.

  1. Abdussamed Seyhani

    Abdussamed Seyhani Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Türkler'in Şamanizm'den İslamiyete geçişi yüzyıllar öncesine dayansa da günümüzde Şamanizm'den kalan birçok adet ve gelenekleri bulunuyor. İşte onlardan birkaçı:

    Su dökerek uğurlama:

    Gidenin arkasından su dökmek eski Türkler'deki su kültünün doğurduğu bir adettir.

    Mum:

    Câmi avlularında mum yakılması, ağaçlara bez ve çaput bağlanması da Şamanizm döneminden günümüze aktarılan geleneklerdir.

    Tahtaya Vurmak:

    Yine, istenmeyen bir olay duyulduğunda tahtaya el ile tokmak gibi üç kere vurulması da, kötülükten korunmak, kötü ruhların duymasını önlemek amacına yönelik eski bir Şaman inanışıdır.

    Kurşun Dökme:

    Kurşun Dökme de Şaman geleneklerinden kalan bir âdettir. Şamanlar bu ritüele “Kut Dökme” anlamına gelen “Kut Kuyma” adını vermişlerdi. İnsana musallat olan kötü ruhların olumsuz etkisini ortadan kaldırmaya yönelik olarak çok eski dönemlerde uygulanan sihir kökenli bir ritüeldi.

    Kırmızı kurdale:

    Loğusa kadınların başına bağlanan kırmızı kurdela Şaman döneminden günümüze kadar ulaşmış bir adettir. Bu kurdelanın anneyi ve yeni doğan çocuğu, albız denen şeytana karşı koruduğuna, özelikle Alevilik'de gözlemlenen mezarın başına bağlanan kırmızı kurdelanın da ölüye kötü ruhların musallat olmasını engellediğine inanılır

    AY:

    Anadolu'da yeni ayın görünmesi sırasında yere diz çökerek niyaz edilmekte, gökyüzüne, aya ve toprağa bakarak dilekte bulunulmaktadır. Yeni ayın yeni umutlara ve yeni başlangıçlara vesile olacağı düşünülür. Bu olgu da Türkler'in eski Göktanrı inancından kaynaklanmaktadır.

    40 Sayısı:

    Eski Türk inanışına göre ruh fizikî bedeni 40 gün sonra terk etmektedir. Türk destanlarında kırk sayısı çok yer alır ve kırk yiğitler, kırk kızlar epeyce geçer. Manas destanında olduğu gibi, Dede Korkut hikâyelerinde kırk yiğitler görülmektedir. Kırgız türeyiş efsânesinde de, Sağan Han’ın bir kızı ve otuz dokuz hizmetçisi ile kırk kız bir gölün kenarına giderek sudan gebe kalmışlardı. Oğuz’un verdiği şölende, diktirdiği sırıkların boyu kırk kulaç uzunluğunda idi. Hikâyelerde ve masallarda kırk gün ve kırk gece düğünler, kırk haremiler, kırk satır ve kırk katır çok geçer. Bazı ejderhalar vardır ki onlar yenilmez ve ölmezler, ancak bunların tılsımları bozulursa ölürler. Bu gibi ejderhaların kırk günlük bir uyku zamanı vardır. İşte bu zamanda ejderhanın yanına gidilir, üzerinden kırk tâne kıl koparılır, ateşe atılarak yakılırsa ejderha da ölür.

    Mezartaşı:

    Şaman âyin sırasında yardımcı ruhlarını kullanmaktadır. Ölülerin, âilenin vefat etmiş büyüklerinin, eski Şamanlar'ın ruhlarının, ormanın, suyun ve yerin yardımcı ruhlarının da Şaman'a yardım ettiği kabûl edilir. Ölen büyüklerin ruhlarının çoğalması sonucu bu ruhların en kıdemlisinin ruhların başına geçeceğine ve bunun da diğerlerinin yardımı ile Şaman'a yol göstereceğine inanılır. Kuş biçiminde düşünülen bu ruhlar Şaman'a gökyüzüne yapacağı yolculukta yardımcı olmaktadırlar. Toplumda ulu kabûl edilen kişilerin ölümünden sonra ruhlarından medet ummak mezarları kutsamış ve bu yerler medet umulan yerler hâline gelmişlerdir. Günümüzde mezar, türbe, yatır ve benzeri yerlerin ziyareti ve bunlardan medet umulması da bu inanç sisteminin devamı olarak ortaya çıkmıştır.
    Eski Türkler’de mezarları gizleme geleneği yoktur, aksine özellikle büyüklerin özel mezarları yapılıp, üzerlerine bir yapı (bark) yapılmış, barkın iç duvarları ölünün yaşarken katıldığı savaş sahnelerini gösteren resimlerle süslenmiştir. Ayrıca mezarın veya mezar yapısının üstüne Balballar dikilmiş, sıradan kişilerin mezarlarına da, belirli olması için tümsek biçimi verilmiştir. Arap dünyasında mezar taşı yoktur. Ölünün toprakla bütünleşmesi ve zaman içinde kaybolması istenir. Kutsanması günahtır. Mezarlara taş dikilmesi ve bu taşın san'at eseri hâline getirilecek kadar süslenmesi İslam coğrafyasında sadece Anadolu’da görülmektedir.

    Dilek tutma:

    Göktanrı inancında kanlı kurbanlardan başka bir de kansız kurbanlar vardır. Saçı, yalma, yani ağaçlara veya kamın davuluna bağlanan paçavralar, ateşe yağ atma, tözlerin ağızlarını yağlama ve kımız serpme gibi törenler bu kansız kurbanlardır.

    Ölüm:

    Şamanizm'de köpek ruhun yaklaştığını uzaktan acı ulumayla haber verebilmektedir. Sıradan bir kişi bu ruhu görürse bu onun pek yakında öleceğine işaret sayılır. Anadolu’da günümüzde köpek uluması uğursuz sayılmaktadır. Köpeklerin bâzı olayları önceden algıladıklarına ve bunu uluyarak anlattıklarına inanılır.

    İçki:

    Şamanlar (kamlar), Tanrı ve koruyucu ruhlar için arak (rakı) saçı saçarlar, bu kansız kurban sayılır. Oysa İslâm’da içki içilmesi kesinlikle yasaklanmıştır. Eski Türk kültüründe içki içilmesi yaygın bir gelenektir. Özellikle düğünlerde ve mutlu günlerde müzik eşliğinde içki içilmesi geleneği vardır.

    Kubbe:

    Ayrıca, cami mimarisine kattığımız "kubbe" gök tanrı dini'nden taşıdığımız bir durumdur.

    Nazar Boncugu:

    Anadolu’da halk arasında “nazar” olgusu çok yaygın bir inançtır. Bunun önüne geçmek için “nazar boncuğu”, “deve boncuğu”, “göz boncuğu” v.s. takılır.

    Halı Kilim Desenleri:

    Şaman'ın üzerine giydiği giysiye yılan, akrep, çiyan, kunduz gibi yabanî ve zararlı hayvan şekilleri çizilerek onların kaçırılacağına inanılırdı. Bugün Anadolu’da Türkmen köylerinde dokunan halı, kilim gibi örgüler Şaman giysilerinin izleri taşımaktadır.

    Müzik:
    Şamanlar âyinlerinde davul ve kopuz kullanmışlardır. Müziksiz bir âyin düşünülemez. Şaman geleneğinin devamı olarak Anadolu’da Hz. Muhammed'in, Hz. Ali’nin hayatları müzikle okunmaktadır. Mevlit ve İlâhiler sâdece Anadolu’da uygulanan müzikli anlatımlardır.
  2. Çay-Şakird

    Çay-Şakird Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    islam öncesi türk gelenekleri islama geçmekle birlikte tam olarak bırakılamamış malesef türk toplumunda. tamamen türklüğün geleneklerini bırakmak amaç olamaz elbette, ancak islama ters düşen şeyler var.
  3. portalkal

    portalkal Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Kubbe tasarımı ,romalılardan alınmadır.çadır biçimindeki koni desen olabilirde :)
  4. Abdussamed Seyhani

    Abdussamed Seyhani Islam-TR Üyesi Kullanıcı


    İlk kubbeyi tarihte sümerliler yapmıştır, belki onlardan almışlardır
  5. aknczlfkr

    aknczlfkr Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Kubbe, İslam Kavimlerinde eskiden beri vardır. Roma'dan alındı Ayasofya'dan çalındı diyenler de vardır.. Ama aslolan şu ki, Kubbeli mimari ve pencereleri köşeli değil kavistik olan yapılar hem depreme vs daha dayanıklı, ağırlığın dağıtımında en "ideal" yapı biçimidir, hem de daha güzeldir. Bunda bir sıkıntı yoktur.. Tüm medeniyetlerde Geometri kullanılmıştır.. Yani ya kümbet türü ya çadır türü ya kubbe türü, yani "dairesel" bir evin çatısının da "yuvarlak ve kubbeli veya ona bezer" olması vardır. Bilimsel olarak da münasiptir. Ses dağılımında da kubbenin ve diğer "dış bükey-çukur ayna modeli" duvarların en muhteşem misali Edirne Selimiye'dedir.. Ses mühendisleri hala hayranlıkla incelerler.. Ayrıca bu camilerde kandillerin isi bile zayi edilmeyecek derecede bir hava akımı güzergahı tasarlanmış olup, bir odada biriken isler katran olarak yığılır ve en şahane yazı mürekkebi buradan elde edilirmiş..
  6. masivaa

    masivaa Üyeliği İptal Edildi Banned

    kubbe şamnizmden gelsin veya gelmesin islam ile çelişen bir tarafı yokki..kubbe bir mimari akım ,zamanla değerini yitirecektir.
  7. emirha_K

    emirha_K Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Bir tanede ben ekleyeyim,ayinlerde kestikleri kurbanların kanlarını alınlarına sürmeleri muhakkak çocukken hepimize yapılmıştır bu bidat hurafe.
  8. Muvahhid Hanif

    Muvahhid Hanif Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Onlara "Allah'ın indirdiğine uyun" dendiğinde, onlar "Biz atalarımızdan ne gördüysek ona uyarız" dediler. Peki, ya şeytan onları alevli ateş azabına çağırıyorsa (Lokman 21)

    Onlara Allah'ın indirdiği Kur'an'a ve Peygambere uyun denildiğinde, "Atalarımızın miras bıraktığı düzen bize yeter" derler. Peki ya ataları hiçbir şey bilmeyen, doğru yoldan uzak kimseler idiyse? (Maide 104)

    Onlar bir kötülük işlediklerinde 'Biz atalarımızdan böyle gördük, böyle yapmamızı emreden Allah'tır' derler. Onlara de ki; Allah kötülük işlemeyi emretmez. Allah adına bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?(Araf 28)

    Allah'ı bir yana bırakarak taptığınız düzmece ilahlar, ya sizin ya da atalarınızın taktığı birtakım boş, içeriksiz adlardan başka bir şey değildirler. Allah onlara hiçbir kuvvet vermemiştir. Egemenlik sadece Allah'ın tekelindedir. O yalnızca kendisine kulluk etmenizi emretmiştir. Dosdoğru din işte budur. Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmiyor. (Yusuf 40)
  9. Mutedil Olun

    Mutedil Olun Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    burda önemli olan Dinimizle çelişip çelişmemesi. Arap cahiliyesinden gelen her türlü âdetin yasaklanmadığı gibi.
    Bir de şu var, dinimizde olmayan bir şeyin, âdet olmasına rağmen dinden bir cüz gibi toplumda yayılması. buna da bid'at diyoruz zaten
  10. İbn Muhammed

    İbn Muhammed الله اكبر و العزة الله Kullanıcı

    Bazı geleneklerin içinde İslama ters düşen örneklerin olduğu doğrudur. Ancak Gerek kendi Türk toplumumuz olsun gerek başka bir toplum (Çerkez, Arap, Rus, vs.) Bütün geleneklerin, örflerin İslama ters olduğunu düşünmemek gerek. Kötü ve batıl olanları atıp, kültürel zenginlik verenleri korumak kollamak gerekir diye düşünüyorum. Yaşam biçimi olarak her insan her toplum farklıdır köken aynı olsa bile. Ne insanlar tek tip olur ne de kültür, yaşayış.
  11. Muvahhid Hanif

    Muvahhid Hanif Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Brahmacılık, İrancılık, Neo-Platonculuk, Hıristiyanlık gibi birçok dış etkenin Müslüman mistisizminin gelişimi üzerinde etkileri uzun bir süre boyunca çeşitli bilim adamlarınca araştırıldı ve bu konu üzerine birçok görüş ileri sürüldü. Bu kısa araştırma yazısında, yalnızca, Türk-Moğol şamanizminin bazı mistik müslüman tarikatlar üzerindeki etkisinden söz edeceğiz ve özellikle tasavvuf tarihinde şimdiye kadar gözden kaçırılmış bir konu üzerine dikkatlerinizi çekmeye çalışacağız. Bir zamanlar, usta filozof sezgisiyle Wundt, sufi tarikatlarınca kullanılan bazı dans figürlerinin, İslam dünyasına büyük olasılıkla, Kuzey Sibiryalı Türk kabileleri aracılığıyla girdiğini düşünmüştü. İlk mistik Türkleri konu alan daha önceki çalışmamızda da, en eski mistik Türk tarikatı olan Yesevilik tarikatında göze batan birkaç şamanik etkiyi göstermiştik. Şimdi, tarihsel ve etnografik verilerin ışığı altında bu konuyu daha detaylı bir şekilde ele almayı arzuluyoruz. Büyük sufilerin mistik görüşlerinde şamanizme herhangi bir rol verilmesi düşünülemez, ama tarihi tasavvuf öğretilerinde ne kadar önemsiz olursa olsun, bu rolün dışarıdaki gelişimini de yadsımak anlamsızdır.

    Tüm bunları, tatmin edici deliller ışığı altında ve özellikle Türk dünyasına yayılmış tarikatlar aracılığıyla kanıtlayacağız.

    Diğer yandan sufizmin, müslüman dünyası üzerindeki etkisini; ya da diğer bir deyişle islamiyetin dört bir yana yayılmasıyla uluslar arası kimliğe bürünmesi ve tüm bu olayların mistik tarikatlar lehine gerçekleşmesiyle, üzerinde çalıştığımız soru Türk din tarihi açısından önemli bir konuma yerleşmektedir.

    En eski Türk tarikatı olan Yesevilikde şamanizmin ilk izlerini aramak kadar doğal bir şey olamaz. Bu tarikat, XII. yüzyılda aslen Yesi’li olan ve Ahmed Yesevi olarak tanınan bir Türk tarafından kurulmuş, yüzyıllar boyunca Türk kabilelerinin arasında varlığını sürdürmüş ve Kuzey Seyhun civarında yaşayan Türk kabilelerinin müslümanlaştırılmasında önemli bir rol oynamıştır. Göçebe hayat sürdüren ilkel dinlerinin izlerini taşıyan bu kabilelerin eski geleneklerinden Yesevilik tarikatı da etkilenmiş birkaçını da benimsemiş ve bu Türk kabilelerin müslümanlaştırılmasıda önemli bir rol oynamıştır. Yesevi dervişlerince söylenen bir efsaneye göre, peçesiz kadınların Ahmet Yesevi’nin zikir ayinlerinde erkeklerle saf tutmalarının Horasan ve Transoxian sufilerinin ve ulemaların hararetli protestolarına neden olduğu söylenir.

    Bu efsaneden yola çıkarak göçebe Türklerin şaman (Türkçe’de kam) olarak gördükleri ve kendi ırklarından olan sufiler tarafından islamiyeti kabul ettikleri sonucuna ulaşılabilinir.. Bu yüzdendirki kadınlar ve erkekler birlikte ayin törenlerine katılabilir, şamanların büyülü sözleri ve mislik şiirleri yerine, kendi ana dilleriyle söylenenleri dinlerlerdi.

    Eski bir müslüman yazar “zikir-i erre” olarak adlandırılan Yeseviyye tarikatına özgü zikretme yöntemi, (nakarat zikri) Türklerin zevklerine uygunluğunu belirtiyor. Bu tarz zikirlerde Kuzey Asyalı göçebe kabilelerinde şamanlara özgü kendinden geçirici danslarının izlerini bulmamız mümkündür.

    Yeseviliğin kuruluşu hakkında bilgilerimizin yetersiz olması, onu daha iyi anlayabilmek için bizleri efsaneleri incelemeye itiyor. Birçok eski Türk kabilelerin efsanelerinde olduğu gibi, bu tarikatta da öküz kurbanı geleneğinin varlığı görülüyor. Yesevilerin efsanelerinde dikkati çeken bir diğer olgu da; Budistlerin ve kendi kutsal insanlarının efsanelerinin arasındaki benzerlik. Örneğin, Ahmed Yesevi ve bazı dervişlerinin efsanesine göre kuşa dönüşerek, uçma yetisine sahip olduğunu görüyoruz; aynı yetilere Bektaşi efsanelerinde de rastlıyoruz. Bu olağanüstü uçuşları Türkistan Çinlilerinin kutsal efsanelerinde de bulabiliriz

    Hiouen Tsang tarafından anlatılan Budist efsaneleri ve öykülerin arasındaki benzerlik görülmüyor mu? Örneğin, Doğu Türkistan ve Seyhun civarları gibi Türklerin uzun süredir yaşadığı bazı bölgelerde varolan Budist geleneklerin bir devamı değil midir? Ya da eski bir Hindu folklor motifinin kutsal Türk efsanelerine girmesi sonucu mudur? Grenard, Hotan civarında bulunan kutsal Türklerin mezarlarının eski Budist tapınakları olduğunu, bu mezarların eski Türklerde ve bugün dahi birçokları için ziyaret mekanları olduğu belirtiyor. Hindu folklorunda rastlanılan figürlerin bazılarının sözü geçen efsanelerde rastlandığını da ekleyelim. Ahmet Yasevi’nin düşmanları, daha sonra onu hırsızlıkla suçlayabilmek için mutfağına kesilmiş bir öküz bırakırlar ama Yesevi düşmanlarını köpeğe dönüştürerek sözü geçen öküzü onlara yedirir. Buna benzer diğer örneklerde Türk şamanizminde budizm kalıntıları bulmak olasıdır. Yeseviyye’de direk olarak olmasa da şamanizmin aracılığıyla girmiş hindu izlerinin olabileceği ihtimalini de gözardı edemeyiz.

    Türk sufizmin ilk dönemi üzerine bilgilerimiz arttıkça, bunun üzerindeki şamanizmin izlerini, başka bir deyişle, islamlaştırılan eski Türk dininden geriye kalanlar bizlere daha somut gözüküyor. Örneğin Orta Asya efsanelerinde sıkça belirtilen kutsal ağaçlar ve Eski Anadolu’dakiler bu tarz kalıntılardan başkası değildir. Türklerin batıdaki müslüman ülkelere doğru göçü X. yy’dan XIV. yy’a kadar sürdü ve bu yüzden islamlaşma yüzlerce yıl sürdü, aynı zamanda şamanizim etkileri aynı şekilde yenilendi ve şamanizm gücünü tamamıyla hiçbir zaman kaybetmedi. Bu yüzden XIII. yüzyılda Harzemşah sarayında bazı geleneksel Eski Türk büyülerinin varlığına rastlıyoruz.
    Barak Baba olarak adlandırılan, İlhanlı saraylarında ünlenen XIII. yy sonralarında yaşamış biri, bizlere Moğol şamanizminin Sufilik üzerindeki etkisi üzerine güzel bir örnek teşkil ediyor.

    Bu mistik Türk, önce büyük Gazan soyuyla ve daha sonra prens Olcaytu’nun hizmetinde Geylan kıyılarına seferlerde bulunmuş ve 707’deki bir seferde de öldürülmüştür. Hacı Bektaşı Veli’nin müridi olan ünlü Sarı Saltuk’un müridiydi.

    XIII. yy. Türk din tarihi açısından çok önemli bu iki şahsiyet hakkında yeteri kadar geniş ama Sarı Saltuk konusunda yeterli olmayan belgelere sahibiz. Üzücü olansa Babak konusunda hala daha bir çalışma yapılmamış olmasıdır.

    Bunun yanında, bu mistik konusunda o tarihleri kapsayan detaylı tarihi bilgilerle, bu Sufinin özdeyişlerini, Mısır ve İran kaynaklarında bulabiliriz.

    Bu dökümanları baz alarak bir momografi hazırladık ve birkaç gün sonra yayınlamayı düşünüyoruz. Bu sebepten dolayı daha önce incelediğimiz kaynakları özet olarak verdik. Barak ve müritlerini inceleyerek Moğol şamanizminin dış etkilerini analiz etmeyi arzuladık.

    XIV. yüzyılın başlarında, Barak müritleriyle beraber Şam’a gelir, garip elbiseleri halkı çok şaşırtır; bunların üzerine halk türküleri söylenir ve hatta inanılmaz dış görüşlerinden dolayı gölge tiyatrolarına malzeme olmuşlardır. Bu yüzden elbiselerinin otantikliği üzerine anlatılanlardan hiçbir şüphe duyamayız. “Tıraşlanmış sakalları, gür bıyıkları vardı; çift boynuzlu başlıklar taşıyorlardı. Boyunlarından sarkan kınalı küçük öküz kemikçikleri, çanlar ve çengel asaları (...) vardı. Dış görünüşleri çirkin hatta korkunçtu. Tambur ve diğer aletlerden oluşan özel bir orkestraları vardı (...), toplu yürüyüşlerinde; müziğin tonu, çanların, kemikçiklerin ve asaların sesiyle karışıp öyle bir karmaşa yaratıyordu ki, Suriye halkı, tüm bunlardan Şeytanın bile ürktüğünden bahsediyor. Bir gün Barak’a niçin bu kılıkta dolaştığını sorduklarında: “Fakirlerin eğlencesi olmayı istedim” diye yanıt verir.

    Anlatılanlarda, şeyh, ilk defa Gazan Han’ın huzuruna geldiğinde, kızdırılmış bir kaplan salarlar ama adamın çığlıkları karşısında yırtıcı hayvan geri çekilmek zorunda kalır. Barak Şam’a geldiğinde, bu sefer de onu bir devekuşuyla korkutmak isterler ama şeyh bu kuşun üzerine atlar ve hayvanın sırtında sarayı dolaşır. Kimileriyse deve kuşunun binicisinden etkilenerek uçtuğundan bahsederler. Barak üzerinde hiç para tutmaz, hemen dağıtırdı. Müritlerin davranışlarını kontrol etmek için özel bir organizasyon kurmuş ve bu özel kontrol mekanizmasıyla müritlerini kontrol ettirmiştir; eğer müritlerinden biri namazı kaçırırsa kırk sopayla cezalandırılır ve aynı gün günbatımından sonra zikir ayini düzenlenirdi. Bunun yanında bazı kaynaklar bu kişilerin ramazan orucuna katılmadıkları ve bu ayda her türlü günahı işlemekten çekinmediklerinden bahseder.

    Çeşitli kaynaklardan topladığımız bu kısa açıklamalar Barak ve müritlerinin Moğol şamanizminden ne kadar çok etkilendiklerini görebiliriz. Bu verilerin daha anlaşılır olması için etnografların şamanlar konusunda yaptıkları birkaç açıklamayı verelim:

    I-Çift boynuzlu başlık

    Şamanizmde başlık, Doğudaki tac kadar önemlidir. Tac sözcüğü müslüman çevrelerde kullanılan birçok başlığı temsil eder. Müslüman olan Kırgız-Kazak bahşileri aynı ırkın bireyleriyle giysiler bakımından hiçbir farklılık göstermeseler de, başlıklarında bulunan kuş tüyleri ve diğer objelerle diğerlerinden ayırt edilirler. Altay şamanlarının başlıkları çok değişik bir tarzda yapılmıştır ve deri parçaları, tüyler ve demirlerle bezenmişlerdir. Buryat şamanlarında başlığın yerini demir bir çember alır ;bu çemberin üzerinde uçları geriye yönelmiş demirden iki boynuz bulunur. Alarski Buryatlarında da boynuzluşaman başlıklar bulunur ve bu konuda birkaç efsane bulunur.

    II. Kuşlara binmek:

    Kuşları binek olarak kullanmanın ve kaplanları büyülemenin şamanizmle bir bağlantısı vardır. Bir örnek vermek istersek Uranka efsanesinde, bazı şamanların hizmetinde olan cinlerin arasında ayı ve kurbağaların varlığından bahsedilir. Altay şamanlarının gösterilerinde de, elbise,başlık, kaz figürü ve tambur, şamanların gereçlerini oluşturur. Sözüm ona gökyüzünden yere inişlerinde şamanlar bu kuşu binek olarak kullanırlar bu kuşla konuşur, büyülü sözler söyler, yine onun ve kendi adına cevap verirdi. Cengiz’e Moğol imparotoru sıfatını veren şamanın mucizeleri arasında bir atın üzerinde gökyüzüne çıktığından bahsedilir.

    Müslüman Bakşis Türklerince kullanılan, sihire karşı büyüleri içiren kitapta aslanlara binen, yılanları asa olarak kullanan kutsal Türklerden bahsedilir. Bektaşi ve diğerlerinin efsanelerinde de benzer şeylere rastlanılır.

    III.- Traşlı sakallar, uzun bıyıklar:

    Kırgız –Kazak Bakşi’lerinin eski şamanların islamlaşmış dualarında uzun bıyıklı kutsal insanlardan bahsedilir.Abu Duaf ünlü seyahat ilişkilerinde bir Türk kabilesi olan “Boğrac”lardan bahsederken, bunların genelde traşlanmış sakallı ve sarkık bıyıklı olduklarından bahseder.

    Tüm bu yaklaşımlarla, Türk-Moğol şamanizminin bazı Müslüman tarikatlerinin üzerindeki etkileri verdiğimizi düşünüyoruz. Diğerlerinde de, Wundt’un da çok açıkça belirttiği gibi, bu tarz sızmaların olmaması düşünülemezdi. Bu tür sızmaları Kırgız-Kazaklarının arasında yayılan tarikatları incelediğimiz gibi Kalenderi, Haydari, Bektaşi gibi alternatif oluşumları arasında bulabiliriz. Ama bu çalışmamızı başka boyutlara taşımak istemediğimizden tüm bunları başka bir sefere erteliyoruz.

    Fuad Köprülü
  12. Nas

    Nas Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Zaten kendi kültürünü tamamen terk edip Batı kültürüne düşmesi insanların bundan.Stefan Zweig'ın Buluşmalar kitabının Tekdüze Bir Dünya bölümünü okumayı kardeşlerime tavsiye ederim.
  13. Ahadun Ahad

    Ahadun Ahad Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Rasulullah (sas) kabrine ve Mescid-i nebevi'de ki minberin tepesine yapılan kubbe'de osmanlı'nın yaptığı kubbeymiş. Ancak kubbe-i hadra'yı kim yapmış bilmiyorum
  14. Ahadun Ahad

    Ahadun Ahad Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    evet kubbei hadrayı da osmanlılarda gavur padişah diye adlandırılan 2. Mahmut yapmıştır. hucre-i saadet'in üstüne 2. Mahmut kubbe yaptırmış. ardından yeşile boyanmış. ve bu kubbeye kubbe-i hadra demişler.
  15. İbn Muhammed

    İbn Muhammed الله اكبر و العزة الله Kullanıcı

    Kubbe üzerinden gidersek Mescid-i Aksa Camii'nde de kubbe mevcut bu durum nasıl açıklanacak? Ayrıca @Ahadun Ahad kardeşim II. Mahmud'u sevmezsin veya hoşlanırsın bilemiyorum ama Kellesini isteyen Yeniçeri Ağalarının taktığı 'Gavur' lakabını vurgulaman hoş olmamış kanaatimce. En nihayetinde Bir islam Halifesinden bahsediyorsun.
  16. Ahadun Ahad

    Ahadun Ahad Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    بسم الله الرحمن الرحيم

    essalamu aleykum. öncelikke allah (svt) razı olsun. padişah 2. mahmut'u yaptığı yenilikler ve sakalıni kestiği için "gevur" lakabını aldığını duymuştum. kendi duyduğum şey yüzünden zan ile konuştum sanırım bu hatamı düzelttiğin için allah (svt) razı olsun.

    Mescid-i aksanın yanında bulunan Kubbetus Sahra islam tarihinde ki ilk kubbeli mimari eserdir. emeviler döneminde yapılmıştır. burdan anlıyoruz ki kubbetus sahra'dan sonra Mescid-i aksaya kubbe inşa edilmiştir. ayrıca kubbetus sahra camii değildir mescid-i Aksa ise kanuni Sultan Süleyman döneminde bir çok yenilige uğramıştır. bu yaptığı onarımlar bir kitabeye yazılmış ancak kitabe kaybolmuştur. yine halife 2. Mahmut tarafından tamir edilmiş. bu tamirler bir belgeleyen kitap bir müzede bulunuyor. daha sonra 1920li yıllarda ingiliz mandası döneminde Mimar kemaleddin yönetiminde mescidi aksa'ya kubbe, sebil, minare, kuyu ve sarnıç yapılmış.
  17. Muvahhid Hanif

    Muvahhid Hanif Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Şamanist inanç ve ayinlerin tasavvufa geçişinde genelde İslâm`a geçen Türk kitlelerinin özellikle de Yesevilik; Bektaşilik, Mevlevilik, Kalenderilik vs. gibi tarikatların büyük payı vardır. Tarikat sisteminin temelini oluşturan şeyhle ilgili inançlar kadar şeyh-mürid ilişkisinin şekli ve anlamı, tarikat ayinlerinden bazıları şamanizmin tasavvuftaki unsurlarındandır.

    Şeyhlerin duyular ötesi alemle ilişki kurabilmeleri, gaybdan haber vermesi(!), insan kılığından çıkıp hayvan kılığına girebildiği inancı, uçabilmesi, suda yürümesi, ateşte yanmaması vs. şeyhle ilgili inançlardan olan şamanist unsurlardır. Vecd haline geçerek duyular ötesi alemle irtibat kurmak, vecd haline geçmek için müzik aletleri çalmak, sema, raks, vucud hareketleri, müzik (ilahi) gibi şeylerden yararlanmak, muskalarla kötülüklerden korunmak, Kitabî bilgiye sahip olanları aşağılamak, şeyhe kayıtsız şartsız itaatin gerekliliği gibi inanç ve uygulamalar da şamanizmin tasavvuftaki etkileri arasında yer alır.

    Bunların yanısıra Acemlerin ve Türklerin İslâm'a girerken eski dinleriyle birlikte taşıdıkları tortuların, sûfi ekolün oluşmasında önemli rol oynadığı biliniyor. Özellikle Bektaşi kültürü, şamanist çizgiler taşımaktadır. Türklerin yerleşmesinden çok önce, Anadolu medeniyetlerinde Tanrı ve Kainat birliği düşüncesinin yerleşik olduğu ve bu iddiaların Herakletius ve Permenides tarafından ileri sürüldüğü yine araştırmacılar tarafından iddia edilmektedir.

    (Alıntı)
  18. uKaB

    uKaB Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Guncel
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş