1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Piramit Satişi/ağ Satişi Caiz Midir?

Konu, 'İslam Fıkhı' kısmında Bellavi tarafından paylaşıldı.

  1. Bellavi

    Bellavi Islam-TR Üyesi Kullanıcı

      
    “BUSİNESS” YAHUT “HİBETÜL CEZİRA” İSMİYLE BİLİNEN PİRAMİT SATIŞI YAHUT PAZARLAMASI YAPAN ŞİRKETLERİN YAPMIŞ OLDUĞU SATIŞ CAİZMİDİR?

    Suudi Arabistan İlmi Araştırmalar ve Daimim Fetva Komisyonuna bu hususta birçok soru gelmiştir. Soru şöyledir: Piramit satışı(aşamalı) yahut pazarlama ağı gibi şirketler mevcut. Bu şirketler işleyişini şöylece özetleyebiliriz: Bir kişinin bir malı yahut bir ürünü satın alması konusunda ikna ediliyor. İkna edilen bu kişide başka kimselerin bu ürünlerden yahut maldan satın almasını ikna ediyor. Aynı şekilde bu kimseler bir başka kimselerin bu maldan yahut üründen satın alması konusunda ikna ediyor. Mesele böylece devam ediyor. Her aşamada kişilerin yani satıcıların çoğalmasıyla ilk baştaki kimse büyük miktarlarda kazanç elde ediyor. Bu binlerce riyali bulabiliyor. Bu işe girmiş her bir kişi diğer kimselerinde para kazanması için bir başka insanı üye yapmayı başardığı takdirde üye listesine dâhil olacağını haber veriyor. Nitekim bu üye yapma büyük paraların kazanılmasına sebep oluyor. Bu tür pazarlamaya Piramit satışı(aşamalı) yahut pazarlama ağı satışı deniliyor.

    CEVAP

    Suudi Arabistan İlmi Araştırmalar ve Daimim Fetva Komisyonu bu soruya şöyle cevap vermiştir:

    Bu tür muameleler (işler) haramdır. Çünkü bu tür muamelelerde hedef; malın yahut ürünün satılması değil mesele paradır yani ürünün kendisi değildir. Bu tür işlerde ise para miktarları binlerce riyale ulaşabilmektedir. Böyle olduğu takdirde satılan malın yahut ürünün fiyatı değersiz bir hale gelmekte ama kazanılan para ise binleri bulabilmektedir.

    Her hangi aklı olan bir kimseye; parayı mı istersin yoksa malı, ürünümü istersin? Diye sorulsa, elbette parayı seçer. Bunun için bu tür işler yapan şirketlerin ürünlerinin yahut mallarının pazarlama yahut reklamında dayanmış oldukları; üyelerinin kazanacak olmuş oldukları büyük miktarda para kazançlarıdır.

    Bu tür şirketler; büyük kazançlar karşılığında çok küçük değerdeki bir malın yahut ürünün elde edilecek kazanç ile aldatılmaktadır. Nitekim bu tür şirketlerin satmış yahut pazarlamış oldukları, büyük miktar ve kazançlar karşılığında sadece bir kapak yahut bir örtüden ibarettir. İşte bu tür muamelelerin içeriği ve hakikati bundan ibarettir. Nitekim şer-i açıdan bu tür muameleler aşağıda sıralamaya çalışacağımız sebeplerden ötürü haramdır.

    BİRİNCİSİ: BU TÜR MUAMELELER İKİ ÇEŞİT FAİZ İÇERİR.

    Nesî’e ribâsı (Nesî’e, bir şeyi bir süreye ertelemek, veresiye vermek demektir. Bir malı, kendi cinsinden bir mal ile bedelini bir süre sonra almak üzere değiştirmekten doğan fazlalık, nesî’e ribâsıdır. Meselâ kışın birine bir ölçek buğday verip yazın onun yerine iki ölçek buğday almak nesî’e ribâsıdır. Buradaki fazlalık, bedelin veresiye olmasından doğmuştur. Bu fazlalığı veren kimse, tamamen karşılıksız vermiş olur.)

    Fadl ribâsı (Aynı cins ve miktardaki malların peşin olarak birbiriyle değiştirilmesinden alınan fazlalıktır. Bir ölçek buğdayı peşin olarak bir buçuk ölçek buğday ile değiştirmek; on gram altını peşin olarak on bir gram altınla değiştirmek; bir batman balı, iki batman bal ile değiştirmek gibi.)

    Bu tür muameleler; Büyük miktarda kazanç elde etmek için küçük bir miktar ödeyerek üye olurlar. Bu iş ise paranın para ile hem fazlalık ve erteleme yoluyla elde edilmesi anlamına gelir. İşte ayet ve hadislerle, icma ile haram kılınan faiz budur. Şirketin yeni üyelere satmış olduğu ise sadece bir örtü yahut kapaktır. Bunun ise hüküm açısından hiçbir etkisi yoktur çünkü burada amaç satış değil üye elde etmektir.

    İKİNCİSİ: BU BİR ĞARARDIR (SONU BİLİNMEYEN) (AKDİN HAKSIZ KAZANCA YOL AÇACAK ÖLÇÜDE KAPALILIK TAŞIMASINI İFADE EDEN FIKIH TERİMİ.)[1]

    Bu ise şer-i olarak haramdır. Çünkü yeni üye olan kimse; kendinden istenilen miktarda üye kaydı yapabilecek mi yapamayacak mı, bu hususta başarılı olup olamayacağını bilmemektedir.

    Piramit satışı(aşamalı) yahut pazarlama ağı satışı denilen her nereye ulaşırsa ulaşsın mutlaka bir yerde duracaktır. Üye olan kimse ise; Piramidin üstünde olacak çokça kazanacak mı yoksa en altlarda olacak ve kaybedenlerden mi olacak? Her bir üye bu tür bir satış ağına üye olduğunda bunu bilmemektedir. Aslında hakikatte olan piramidin içerisinde yer alan üyelerin birçoğu kaybetmekte ancak piramidin en üstünde bulunanlarında çok az bir kısmı kazançlı olmaktadır. O halde ekseriyet kaybetmektedir. İşte buna dinimizde ğarar(sonu bilinmeyen) denilir. Ğarar(sonu bilinmeyen) ise iki şey arasında tereddüt etmektir. Bu iki şeyin ekseri olanı en tehlikeli olanıdır. Müslim’in sahihinde rivayet etmiş olduğu gibi: “Rasulullah (s.a.v) ğarar (sonu bilinmeyen) satışını yasaklamıştır.”

    ÜÇÜNCÜSÜ: BU MUAMELE; ŞİRKETLERİN, İNSANLARIN PARALARINI BATIL YOLLA YEMESİ ANLAMINDADIR.

    Şöyle ki; üyeler arasında yapılan anlaşmadan faydalanana ve kazançlı çıkan şirketlerdir. Üye olanlar diğer üye olmak isteyenleri kandırma amacıyla ve yoluyla üye yapmaktadırlar. İşte bu konunun haram olduğuna dair ayet gelmiştir. Rabbimiz şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin…” (Nisa, 29)

    DÖRDÜNCÜSÜ: BU TÜR İŞLERDE İNSANLARIN KAFASINI KARIŞTIRMA, DOLANDIRMA VE HİLE VARDIR.

    Şöyle ki: sanki esas gaye ve amaç bu imiş gibi; pazarlanmak istenilen mal yahut ürün gösterilerek, çoğu zaman elde edilemeyen büyük kazançlar kazanılacağı izlenimi verilerek işin hakikati gizlenmektedir.

    Bu şeriatın haram kılmış olduğu bir hiledir. Peygamber efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Alıcı ve satıcı ayrılmadıkları sürece satıştan cayabilirler. Şayet doğru sözlü olurlar ve malın ayıbını, kusurunu ortaya koyarlarsa, bu alış verişleri kendileri için bereketli ve mübarek olur. Şayet yalan söylerler (malın ayıp ve kusurunu gizlerlerse) alış verişin bütün bereketi gider.” (Buhari- Müslim)

    ŞAYET BİR KİMSE; BU TÜR BİR MUAMELE SİMSARA YANİ KOMİSYONCULUKTUR DERSE:

    Bu söz doğru bir söz değildir. Komisyonculuk; komisyoncunun yapmış olduğu girişim ve işlerle satılan bir mal karşılığında kazanç elde etmesidir. Ancak bahsedilmiş olan piramit satış muamelesinde üye olan kimse malı yahut ürünü pazarlamak için para ödemektedir. Bu iş ise tam komisyoncunun yapmış olduğu işin zıddıdır.

    Ayrıca komisyoncunun gayesi; gerçekten malı satmaktır. Bu bahsedilen piramit yahut ağ satışı muamelesinde ise gaye; malın/ürünün değil de (yeni üyeler yapılarak) paranın pazarlanmasıdır. Bunun için üye olan kimse; pazarlayacak olana, ona da pazarlayacak olana, ona da pazarlayacak olana pazarlar. İşte bu malı/ürünü gerçek anlamda pazarlayacak olan komisyoncunun yapmış olduğu işin tam zıddıdır. Bu iki muamelenin arasındaki fark ise aşikârdır.

    BU TÜR MUAMELELERDE; VERİLEN PARALARIN HİBE BABINDAN VERİLMESİ İSE DOĞRU DEĞİLDİR DERSE:

    Farz edelim ki, bu bir hibedir. Şer-i olarak her hibe caiz değildir. Zira bu; hibe karşılığında borç almak anlamına gelir.

    Buharî'nin Sahihinde şöyle bir hadis vardır: Ebu Bürde b. Ebi Musa anlatıyor: Medine'ye gittiğimde Abdullah b. Selam'la karşılaştım. Bana şunları söyledi: "...Sen faizin yaygın olduğu bir yerde ikamet ediyorsun. Şayet bir kimse üzerinde hakkın varsa, bir yük saman, arpa veya yonca hediye ederse sakın alma, çünkü bu bir faizdir."(Buharî, Menakıbu'l-Ansar, 19)

    O halde hibe; ortaya çıkış sebebine göre hüküm alır. Aynı bu olayda olduğu gibi. Allah Rasulü (s.a.v)

    Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) Ezd(esd) kabilesinden İbn-i Lütbiyye’yi, Süleymoğulları kabilesinin zekâtını toplamak üzere, âmil (zekat memuru olarak) olarak görevlendirmişti. Memur, görevini yapıp Medine’ye döndüğünde Resulullah’ın huzuruna varıp hesabını verirken; “Ey Allah’ın Resulü! Şu sizin zekât mallarınız, bunlar da bana verilen hediyelerdir.” dedi. (Bu söz Peygamber Efendimiz’in canını sıktı) ve Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayretle sordu: “Tuhaf şey! Sen doğru sözlü bir adamsan söyle bakalım, ananın-babanın evinde otursaydın bu mallar sana hediye olarak verilir miydi? Bunu bir dene bakalım!”(Buhari-Müslim)

    Nihayet bu muamelede piramit yahut ağ satışı sistemi ile elde edilmiş paralar yahut kazançlara her ne kadar farklı isimler verilse de: hibe, hediye yahut başka isimler asılda muamelelerin içeriğini, hakikatini ve hükmünü değiştirmez..

    Burada yeri gelmişken piyasada hangi isimle olursa olsun ortaya çıkan ve piramit yahut ağ satışı sistemi ile bir satış, pazarlama muamelesi içerisine giren bütün şirketler ve firmalar aynı hükümdedir, birbirinden farklı değildir. Bu şirket ve firmaların satış yahut pazarlamış olduğu mal veya ürünler her ne kadar farklı da olsa hepsinin yapmış olduğu iş aynıdır dolayısıyla hükümleri de aynıdır, değişmez.

    (Suudi Arabistan İlmi Araştırmalar ve Daimim Fetva Komisyonu tarih: 14-03-1425 h. 22935 rakamlı fetva)


    [1] Sözlükte “tehlike, risk, kişinin bilmeden canını veya malını tehlikeye sokması” gibi anlamlara gelir. İslâm hukuku terimi olarak değişik tanımları içinde en çok benimsenen Serahsî’ye ait tarifte gararın temel özelliği “mestûrü’l-âkıbe” (sonu bilinmeyen) şeklinde ifade edilmiştir (el-Mebsût, 12,194).
  2. Mustafa Sabri

    Mustafa Sabri Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Çok güzel açıklanmış.Dostlarını yada insanların güvenini kaybetmek istemeyen bu tür işlerden uzak dursun.
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş