1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Mümin Kullar, Insanların Kalplerinde Gizlediğini Bilir Mi?

Konu, 'iLMi Munazaralar' kısmında lafons7275 tarafından paylaşıldı.

  1. lafons7275

    lafons7275 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Bismillahirrahmanirrahim, Elhamdulillahi Rabbilalemin, Allahumme salli ala Muhammed.

    Değerli mümin kardeşlerim dün forum yöneticisi Abdulmuizz Fida hocamın iznini alarak müstakil bir başlık altında "Allahu Teala bazen insanların kalplerinde gizlediğini mümin kullarına bildirir mi?" meselesini inşeAllah ehli sünnet alimlerinin çoğunluğunun muteber gördüğü kaynaklardan nakiller yaparak öğrenmeye çalışacağız. Yanlışlar nefsimden, doğrular Rabbimdendir.

    Hep birlikte (sofi ve selefi) ittifak ettiğimiz mesele Allahu Teala bazen insanların kalplerinde gizlediğini Resullerine bildirir. Bu noktada Müslümanların itirazı yoktur, olamaz da.

    Ayrıldığımız nokta ise sofilerin şu itikadıdır:

    Biz sofiler diyoruz ki: " Allahu Teala dilerse insanların kalbindekini mümin kullarına da bildirir fakat bu bildirme mümin kulun her istediğinde gerçekleşecek değildir, bazen mümin ister Rabbim bildirir, bazen müminin böyle bir isteği olmadan Rabbim bildirebilir, bazen de mümin kul çok ister ama Rabbim bildirmez. Yani bu bildirme tamamen Rabbimin dilemesiyle gerçekleşir. Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. (Ayet meali)"

    Selefi kardeşlerimiz ise: " Allahu Teala insanların kalplerinde gizlediğini ancak ve sadece Resullerine bazen bildirir. Başka hiçbir kuluna bildirmez."

    Evet bu başlık altında bu meseleyi ama sadece bu meseleyi sahih kaynaklardan deliller ile konuşmaya başlayacağız, konuşurken de Rabbimizin şu ayetini unutmayacağız:

    "Muhammed, Allah’ın rasulüdür. Onunla beraber olanlar kafirlere karşı şiddetli, birbirlerine karşı ise merhametlidirler." (Feth: 29)
  2. lafons7275

    lafons7275 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Sofi olarak bizim 1. Delilimiz:

    https://www.islam-tr.net/konu/ruya-hakkinda-kuran-ve-sunnet-isiginda.44301/

    Allah Subhenehu ve Teala buyurdu ki:

    "Dünya hayatında da ahirette de onlara müjde vardır. Allah’ın sözlerinde asla değişme yoktur. İşte bu, büyük kurtuluşun kendisidir." (Yûnus Suresi, 64)

    Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bu âyet hakkında sorulan soru üzerine şöyle buyurdu: "O (müjde) Müslümanın gördüğü ya da kendisine gösterilen salih rüyadır." (Tirmizî, İbn Mâce)

    Avf b. Malik radıyallahu anh'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Rüya üç türlüdür. Bunların bir kısmı şeytanın oyalaması, bu yolla Ademoğlunu üzmek için korkutup dehşete düşürmesidir. Bir kısmı kişinin uyanıkken yapmak istedikleriyle ilgili olup bunları uykudayken görür. Bir kısmı ise peygamberliğin kırk altı bölümünden bir bölümdür." (İbn Mâce, 2/1285, Tabir, 3/3907'de rivayet etmiştir.)

    Âişe radıylallahu anha'dan rivayet edildiğine göre: "O (Rasûlullah) bir rüya görür ve gördüğü bu rüya mutlaka, sabah aydınlığı gibi, gerçekleşirdi." (Buhârî, Müslim)

    Enes radıyallahu anh'dan gelen rivayete göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Salih bir kimsenin gördüğü güzel rüya, peygamberliğin kırk altı cüz'ünden bir parçadır." (Buhârî)

    İbn Abbas radıyallahu anhuma şöyle demiştir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, vefatıyla neticelenen hastalığında başı bağlı olduğu halde (odanın kapısının üzerindeki) örtüyü açtı ve üç defa "Allah'ım, tebliğ ettim mi?" diye sordu. (Devamla: ) "Nübüvvetin müjdeleyicilerinden geriye sadece salih kulun göreceği yahut onun için görülecek rüya kalmıştır." buyurdu. (Muslim)

    Âlimler der ki: "Hadisin anlamı şudur: Vahiy, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in vefatıyla kesilmiştir ve geriye, kendisi vasıtasıyla gelecekte olacak şeylerin bilinebileceği tek araç olarak -sadece- rüya kalmıştır." (Kamûsu Tefsîri'l-Ahlâm)

    Rüya: Vahiy başlangıcıdır. Rüyanın doğruluğu rüyayı görenin doğruluğuna bağlıdır. Sözce en doğru olan insan, rüyasında en doğru olandır. Bu sadık rüya Nebi (sav)’in de buyurduğu gibi vahy zamanı gelinceye kadar, doğru çıkmaya devam eder. Nübüvvet nurunun ve tesirlerinin azaldığı zamanlarda, müminlere vahye mukabil rüya verilmiştir.Nübüvvet nurunun güçlü olduğu zamanlarda ise, onun nurunun yayılması ve güçlenmesi ümmeti rüyadan müstağni kılar.

    Bunun bir örneği sahabe asrından sonra ortaya çıkan kerametlerdir. Sahabe devrinde ashab güçlü bir imana sahip oldukları için keramete ihtiyaçları olmamış ve keramet zuhur etmemiştir. Sahabeden sonraki devirlerde insanların imanlarının zayıflığı için keramete ihtiyaç duyulmuştur. Şüphesiz Ahmet b. Hanbel de bu manaya işaret eder. Ubade b. Samit der ki:

    “Müminin rüyası Rabbinin kuluyla uykusunda konuşmasıdır.”


    İmam Malik (ra):

    “Rüya vahiy çeşitlerinden biridir” diyerek bilgisizce rüya tabir etmeyi meneder ve “Allah’ın vahyi ile mi oynuyorsunuz?” derdi.



    https://www.islam-tr.net/konu/salih-ruyalar.8948/

    https://www.islam-tr.net/konu/cihad-beldelerinde-gorulen-ruyalar-ve-kerametler.33406/


    * Bosna'da rüya gören bir Cezayirli anlatıyor:

    Gördüğüm rüyayı bir bilen kardeşe anlattığımda şu yorumu yaptı:

    "Sen Türkiye'ye gideceksin. Bir Türkle evleneceksin. Daha sonra da ilk cihad ettiğin beldede şehid olacaksın..."

    Vallahi bu rüyayı bana(Yazar: Ebu Dücane el-Mısri) anlatmıştı... Hatta onu şehid olmadan önce ben de rüyamda bacağı kanlı şehid olarak gördüm ve kendisine söyledim... Ve rüyalar sahih çıktı... Türk bir bacımızla evlendi, Afganistan'a gitti ve şehid oldu... İnşaAllah şehiddir.

    https://www.islam-tr.net/konu/imam-safi-r-a-ruyasi.38459/


    İmam Şâfiî’nin talebelerinden olan Rabî bin Suleyman anlatır:
    Bir gün İmam Şâfiî bana: “Rabî, bu mektubu al, Ahmed bin Hanbel’e götür ve sonra da cevabını getir.” dedi.
    Ben de mektubu aldım ve Bağdat’a gittim. Sabah namazında Ahmed bin Hanbel ile buluştum. Onunla birlikte sabah namazını edâ ettim.

    İmam Ahmed bin Hanbel mihrabdan ayrılınca mektubu kendisine takdim ederek: “–Bu, Mısır’dan kardeşin İmam Şâfiî’nin sana göndermiş olduğu mektubdur.” dedim.

    Bana: “–Mektub neden bahsediyor, biliyor musun?” diye sordu.

    Ben de: “–Hayır.” diye karşılık verdim.

    Bunun üzerine Ahmed bin Hanbel mektubun üzerindeki mührü çözdü ve okumaya başladı. Birden gözleri yaşlarla doldu.

    Ben kendisine: “–Ey İmam! Hayrola! Mektupta ne yazıyor?” dedim.

    O da bana: “–İmam Şâfiî rüyasında Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i görmüş.

    Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ona: «Ahmed bin Hanbel’e bir mektub yaz ve Ben’den de selâm söyle. Elbette o büyük bir fitneye mâruz kalacak ve ondan, ‘Kur’ân mahluktur(!)’ demesi istenecek. Sakın bu isteğe boyun eğmesin! Allah, onun adını kıyâmete kadar yaşatıp yükseltecektir.» buyurmuş.”
    Ben: “– Yâ İmam! Bu, senin hakkında ne büyük bir müjdedir.” dedim.
    Bunun üzerine İmam Ahmed bin Hanbel, sevincinden üzerindeki gömleğini çıkarıp bana verdi.

    Ben de mektubun cevabını aldıktan sonra Mısır’a döndüm. Mektubu İmam Şâfiî’ye takdim ettim.

    Bunun üzerine İmam Şâfiî bana: “Onun hediye etmiş olduğu bu gömleği alıp seni üzmek istemeyiz. Ancak, hiç olmazsa onu bir suya batır ve o suyu bize ver ki, biz de o gömleğin bereketine böylece ortak olalım.” dedi.
    (İbnu’l-Cevzî, Menâkıbu’l-İmâm Ahmed bin Hanbel, s. 609-610)
    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 19 Mart 2016
  3. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Kardeşim, konuyu farklı alanlara kaydırmadan "Keşif" meselesini işleyiniz.
    Keşif ehli, insanların kalblerinden geçirdiklerini, gizlediklerini bilmelerini Kur'an ve sunnetle delillendiriniz.
  4. lafons7275

    lafons7275 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Ebu Said El Harraz (r.a) dedi ki; Mescid-i Harem’e girmiştim. Üzerinde iki hırka bulunan bir fakir dilenerek girdi. Kendi kendime ” bunun gibiler insanlar üzerine yüktür dedim ”. Bana baktı ve dedi ki ”ve Allah ‘ın içinizde olanı bildiğini bilin! Artık ondan sakının.” Bakara 235. Hemen içimden istiğfar ettim. Bana şöyle nida etti ” ve o, kulların tevbelerini kabul edendir. ” Şura 25 .( Er Ruh İbni Kayyım s. 297 )
  5. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Ağzından çıkanı bilmiş; kalbden çıkanı bildir!
    (Ki sen benim hakkımda böyle dedin/düşündün de dememiş.)
    Birde ehl-i sunnet muslumanların iki kaynağından yaz!


    Ebû Saîd Ahmed b. Îsâ el-Harrâz (ö. 277/890 [?])
    Fenâ ve bekā nazariyesinin kurucusu olarak bilinen mutasavvıf.
    Allah’la benim aramda perde yoktur” şeklindeki sözü tepkiyle karşılandığından Mısır’ı da terketmek zorunda kaldı (Herevî, s. 183). Daha sonra Basra’ya gitti. Kuşeyrî’ye göre 277’de (890), Sülemî’ye göre 279’da (892), Câmî’ye göre 286’da (899) vefat etti.

    Harrâz’a göre Allah zuhur edince kul yok olur, kul yok olunca Allah zuhur eder. Mâverâunnehir sûfîleri, “Kişi benliğinden kurtulmadan O’nu bulamaz”; Iraklı sûfîler ise, “Kişi O’nu bulmadan benliğinden kurtulamaz” derlerdi. Ebû Ali Siyâh’a göre her iki görüş de aynı anlama gelmekle beraber içlerinde Harrâz’ın da bulunduğu Iraklılar’ın görüşü daha uygundur (Câmî, a.y.)
    Ebû Saîd el-Harrâz’ın, “Allah’ı zıtları bir araya getirerek tanıdım” sözünü Muhyiddin İbnü’l-Arabî kendi tasavvuf anlayışına göre yorumlamış ve bu yorum tenkitlere yol açmıştır (bk. Şeyh-i Mekkî, s. 46, 159-162).
    Harrâz’ın “Zâhire aykırı düşen her gizli ilim (ilm-i bâtın) bâtıldır” sözü, kendisinden sonraki sûfîlerin dillerinden düşürmedikleri bir vecize olmuştur. Bununla birlikte, “Mukarreb olanların günahı ebrârın sevabıdır”; “Âriflerin riyası müridlerin ihlâsından daha iyidir” gibi ifadelerle ortaya koyduğu görüşleri dolayısıyla tenkit edilmiştir. Harrâz hadis dinlemiş ve rivayet etmiş olmakla beraber güvenilir bir hadisçi sayılmamıştır.
  6. lafons7275

    lafons7275 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Hocam ağzından çıkanı bilmekte bir zorluk var mı?

    Sizin dediğiniz gibi olduysa bu sıradan bir olayı niçin kitabına alsın İbni Kayyım?

    Ebu Abdullah ibniFadl (r.a) dedi ki ; ”Kendi kendime dedim ki şayet imkanım olsa muvaffık (ibni kudame) için bir medrese bina eder ve ona hergün bin dirhem verirdim. Günler sonra geldiğimde bana baktı ve gülümsedi, dedi ki; ” Bir şahıs niyet ettiğinde ona niyet ettiği şeyin ecri yazılır. ” (Ez Zeylü ala Tabakatu’l Hanabile İbni Recep El Hanbeli c.2 s.137. Tahkik ‘ ül Mekal s.81)
    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 20 Mart 2016
  7. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Kitabda alıntı olan yerdeki konu başlığını yazarsan görürsün

    Bak kardeşim sofiyyenin kaynaklarını değil; ehl-i sunnetin iki kaynağından yazamayacaksan uzatma, tevbe et!
    Son düzenleme: 20 Mart 2016
  8. lafons7275

    lafons7275 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Ahmed bin Asım El Antaki (r.a) dediki, ”Sıdk ehlinin yanında oturduğunuz zaman sıdk ile oturunuz. Muhakkak onlar kalp casuslarıdır. Ummadığınız şekilde kalbinize girip çıkarlar.” Cüneyd (r.a) birgün insanlara konuşurken kılık değiştirmiş olan hristiyan bir genç durdu ve dedi ki ”Ya Şeyh Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şu sözünün manası nedir? ”Müminin ferasetinden sakının …”. Cüneyd (r.a) başını eğip sustu. Sonra başını kaldırıp dedi ki ”Müslüman ol. Muhakkak islama girme vaktin gelmiştir.” ve genç Müslüman oldu. (Medaricu ‘ s Salikin İbni Kayyım c.2 s.363)
  9. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Ehl-i sunnet muslumanların akidesinin kaynağı Kur'an ve sunnettir!
    Kalbden geçeni bilmek akidevi mevzudur ve sadece sofiyyeye ait bir akidedir!
    Kur'an ve sunnet dışında vahye dayanmayan hiç bir beşerin yorumlarını katmadan akidenin dayanağını isbatla ki herkes görsün neye dayandığınızı.

    Konuyu açan kardeşten başka kimse yazmasın ki mesele karışmasın, ortaya çıksın.

    Son !
  10. lafons7275

    lafons7275 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Sonra bil ki, Hz. Peygamber sallellahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor: “Müminin bakışından sakının. Zira o Allah'ın nuru ile bakar.”261

    Bu hadisi Tirmizî Ebû Saîd el-Hudrî rivayetinden nakletmiştîr.


    Cenab-ı Hakk da bir âyette : “Elbette bunda keskin anlayışlılar için alâmetler vardır.”262 buyuruyor:


    Tenbih edilmesi gereken hususlardan biri de şudur: Feraset üç nevidir. Birincisi imana taalluk eden ferasettir. Bunun sebebi nurdur. Allah bu nuru, imanının kuvvetlendiği ölçüsünde kulunun kalbine sokar. İmanı kuvvetli olanın bakışı daha keskindir, anlayışı daha keskindir. Ebû Selman ed-Dârânî rahimehullah şöyle diyor. “Feraset, nefsin bir şeye muttali olması ve gaybı görmesidir. Bu ise imanın makamlarından bir makamdır.”


    fıkhul ekber 116. sf..


    https://drive.google.com/file/d/0B932-w1kY0eQX2l0VFdMRU1sc3M/view?pref=2&pli=1
  11. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Alıntıladığın ayet ve hadisi "kalbde gizlenenleri bilmek, haber vermek" diye akide edinerek şerh eden ehl-i sunnnet âlimlerin kaynaklarını bekliyoruz.

    Birde yukarıdaki Fıkh-ı Ekber'in yayınevinin adını verebilecek misin? Neden içerisinde sofilerin isimleri geçiyor anlamadım da.


    Lafons kardeşim; lutfen ne istediğimi anla ve o şekilde cevab ver, her mesajın arkasından seni uyarmak istemiyorum. Delil vereceğin ayet ve hadisin sofi olmayan, ehl-i sunnet itikadından âlimlerce şerh ve izahatlarını koyunuz.
    Misal; senin üstte delil zan ederek eklediklerinin ehl-i sunnet itikadına göre muteber izahatı aşağıya mesaja alacağım.


  12. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    "Şafak vakti, korkunç bir çığlık yakaladı onları. Biz, onların memleketlerinin üstünü altına getirdik. Üzerlerine taşlaşmış çamurlar yağdırdık. Şubhesiz ki bunda, sezebilenler için nice ibretler vardır. O ülkenin harabeleri, insanların gelib geçtikleri yol üzerinde dimdik ayakta durmaktadırlar. Şubhesiz ki bunda, mu'minler için bir ibret vardır." (Hicr 73-77)

    Sabahleyin gün doğarken Lût kavmini korkunç bir çığlık yakalayıverdi. Memleketlerinin üstünü altına çevirdik. Aynca üzerlerine çamurdan yapılmış kızgın taşlar yağdırdık. Şubhesiz ki Lût kavmine verilen bu cezada basiret sahibi olan mu'minler için birçok ibretler vardır. İşte mahvolan Sodom şehrinin harabeleri. İnsanların gelib geçtikleri bir yol üzerinde bulunmaktadır. Onların yurtları, kokuşmuş bir su birikintisine dündürülmüştür. Şubhesiz ki bunda, mu'minler için ibretler vardır.

    Ayet-i Kerimede Lût kavminin nasıl cezalandırıldığı, memleketleri olan Sodom şehrinin altüst edildikten sonra nasıl kokuşmuş bir göl haline getirildiğine işaret edilmektedir. Bu göl, bugün "Ölü Deniz" diye adlandırılan ve Ürdün sınırları içerisinde bulunan bir göldür. Ayette, "Şubhesiz ki bunda, firaset sahibi olan (Sezebilen, derin bir kavrayışa sahib olan) mu'minler için nice ibretler vardır." bu vurulmaktadır. Buradan anlaşılıyor ki ancak firaset sahibi mu'minler ibret alırlar.
    Peygamber efendimiz (s.a.v.) de bir Hadis-i Şerifinde bu hususa işaret buyurmaktadır:
    Ebu Said el-Hudrî diyor ki:
    "Rasulullah (s.a.v.) :
    [FONT=Palatino, Palatino Linotype, Palatino LT STD, Book Antiqua, Georgia, serif]" [/FONT]اتقوا فراسة المؤمن فإنه ينظر بنور الله Mu'minin firasetin(anlayış ve keskin zekasın)den sakının. Çünkü o, Allanın nuruyla bakar" buyurdu ve sonra: -'Şubhesiz ki bunda, sezebilenler için nice ibretler vardır." âyetini okudu.
    (Tirmizî, K. Tefsir el-Kur'an, Sure: 16, Hadis No: 3127; Suyûtî, el Câmiu’s Sağir, 1, 24; Kuzâî, Şihâbu'I-Ahbâr, Sf: 136, Hadis no: 430; Beyhakî, Kitabu'z-Zuhd, Sf: 231, Hadis no: 810; Aclunî, Keşfu'l-Hafa, C. 1, Sf: 41, Hadis no: 80
    .
    Tirmizî dedi ki: Bu gârib bir hadistdr.)

    Ebu Ubeyde ise, basiret sahibi olanlar diye açıklamıştır. Hepsinin anlamlan birbirine yakındır. et-Tirmizî el-Hakîm'de Sabit b. Enes b. Malik'in şöyle dediğini nakleder: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: " Şubhesiz, aziz ve celil olan Allah'ın, insanları tevessum ile (feraset ile) tanıyan kulları vardır."
    (el-Tirmizî el-Hakim, Nevâdiru'l-Usûl, II, 222)
    İlim adamları derler ki: "Tevessum (basiret sahibi olmak)" kelimesi "vesm"den tefe'ul vezninde olub kendisi vasıtası ile varılmak istenen başka bir sonuca delil görülen alâmet demektir. el-mutevessimine; Zamanın ibretlerini ve işlerin iç yüzünü düşünenler manâsınadır. O bakımdan, bir kimsede hayrın alametleri görüldüğü vakit, Onda hayrın alâmetlerini gördüm" denilir.

    "Buna göre mutevessimîn diye nitelendirilenler "feraset sahibleri", "tahkîkî bir bakışla bakanlar", "tefekkur edib inceden inceye düşünenler", "ibret alanlar", "basiret sahibleri", "bakış ve incelemelerinde son derece ciddi ve ısrarlı olub, her şeyin alamet, vasıf ve özelliğini bilenler" ve "eşyanın hakikatine inen ve özelliğini anlayanlardır." (Fahraddin Râzî, Mefatihu'l Gayb, XIV, 127)


    Nehşei, İbn Abbas'tan "basiret sahibi olanlar (tevessum edenler)" ifadesini, salah ve hayır ehli kimseler diye açıkladığını rivayet etmektedir.

    Sufiler ise bunun keramet demek olduğunu iddia etmişlerdir. Şöyle de açıklanmıştır:
    Tevessum, bir takım alâmetlerle yapılan istidlaller demektir. Kimi alametler herkesin açıkça görebileceği ve ilk anda fark edebileceği türdendir. Kimi alametler ise gizli saklıdır, herkes tarafından görülemez ve ilk anda da idrâk olunamaz.

    el-Hasen der kî: "Basiret sahibi kimseler"den kasıt, işleri basiretle tetkik edib, Lût kavmini helak edenin, bütün kâfirleri helak etmeye kadir olduğunu anlayan kimselerdir. İşte bu, açık ve belli deliller arasında yer almaktadır, İbn Abbas'ın şu görüşü de buna benzemektedir: Bir kimse, bana her hangi bir hususu sordu mu, mutlaka ben o kimsenin lakin (ince bir anlayış sahibi) olub olmadığını bilmişimdir.

    Osman b. Affan (r.anh)'dan rivayet edildiğine göre, Enes b. Malik, Osman'ın huzuruna girmiş. O sırada da Enes, pazara girmiş ve bir kadına bakmıştı.
    Osman ona bakınca şöyle demiş: Sizden herhangi bir kimse gözlerinde zinanın eseri bulunduğu halde yanıma giriyor. Enes, Ona: Rasûlullah (s.a.v.)'dan sonra vahiy inmeye devam mı ediyor? deyince,
    Osman: Hayır dedi. Fakat bu bir burhana dayalıdır. Feraset ve doğruluktur. (İmam Kurtubî, Tefsiri, C. 10, Sf: 71; Ebu’l-Abbâs -Ebû Ca’fer- Muhibbuddîn Ahmed b. Abdillâh b. Muhammed et-Taberî el-Mekkî, Riyâdu’n-Nadara Fî Menâgıbi’l-Aşera, sf: 108, Mısr, hadis no: 1327; Nebhânî, Huccetu'l- İlahi‚ ale'l-Alemîn, sf: 862)

    "Ey iman edenler, eğer Allah'dan korkub sakınırsanız........" âyet-i kerimesinin tefsirinde İmam Fahruddin er-Râzî (rahimehullah) şunları beyan eder:
    "Bu şarta bağlı hükmün şartı tek bir şeydir. O da, Allah'dan ittika etmektir. Allah'dan ittika, bütün büyük günahları işleme hususunda Allah'dan korkmayı içine alır. Biz, bu ittikanın, bilhassa büyük günahlarla ilgili olduğunu söylüyoruz. Çünkü Allah Teâlâ, şartın cevabı olan (neticesi olan) hükümde, seyyiatın (suçların) bağışlanmasından bahsetmiştir. Halbuki neticenin (cevabın), şart koşulan şeyden başka olması gerekir. Binaenaleyh şart ile ceza (cevab) arasındaki farkın ortaya çıkması için, âyette bahsedilen ittikayı, büyük günahlardan korunma; seyyiatı da, küçük günahlar mânâsına hamlettik. (Fahruddin er-Râzî, Tefsiri, C. 11, Sf: 299)
    Takvalı davranan mu'min müslümanlar, kendilerini büyük günahlardan alıkor, böylece Allah onlara, doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve ince bir anlayış vererek, onların küçük günahlarını avfeder... Onların günahlarını dünyada örten Rabbimiz Allah, ahiratte ise kendilerini avfedib bağışlar... Ne mutlu, iman ve takva sahibi olan kullara!



    Tevessum ve Feraset Bir Hüküm İfade Eder mi?

    Ebu Bekr İbnu'l-Arabî der ki: Eğer tevessum ve ferasette bulunmanın manevi yolla bazı hususları idrâk etmek olduğu sabit olursa, hiç şubhesiz bu, herhangi bir hüküm ifade etmez ve hakkında feraset ve tevessümde bulunan hiçbir kimse bundan dolayı sorumlu tutulmaz. Benim Şam'da bulunduğum sırada, Bağdad'ta aslen Şamlı, Maliki mezhebine mensub Kadı'l-Kudât (baş kadı) İyaz b. Muaviye'nin yoluna uygun (onun mezhebine göre) hakimlik yaptığı sıralarda ahkâm ile ilgili hususlarda ferasete istinaden hüküm veriyordu.
    Bizim hocamız Fahru'l-İslam Ebu Bekr eş-Şaşi'de bu konuda ona reddiyede bulunmak üzere küçük bir kitabcık yazmıştı. Bunu kendi hattıyla yazmış ve bana vermişti. Onun bu söyledikleri doğrudur. Çünkü, hükümlerin nereden elde edileceği şer'an belli ve kafi olarak bilinmekledir. Feraset ise bunlar arasında, yer almamaktadır.
    Bir kişinin daha faziletli olması görüşünün daha doğru olduğu anlamına gelmeyebilir. Sahabenin en faziletlisi Ebû Bekir radıyallâhu anh’dır. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, bir konuda (Bedir esirleri hakkında fidye alınması) Ebû Bekir’in görüşünü tercih etmiş, daha sonra bunun yanlış olduğu ortaya çıkmıştır.


    "Ey iman edenler, Allah'tan korkarsanız o size, iyi ile kötüyü ayırdedecek bir anlayış verir. Kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah, büyük lutuf sahibidir." (Enfal 29)

    Âyet-i kerime'de geçen ve "İyi ile kötüyü ayırdedecek bir anlayış" diye tercüme edilen ( فُرْقَاناً furkanen) kelimesi, Mucahid, Abdullah b. Abbas, Dehhak ve İkrime'den nakledilen bir görüşe göre "çıkış yolu" demektir. Bunların izahına göre âyetin izahı şöyledir: "Ey iman edenler, Allah'tan korkarsanız o size bir çıkış yolu yaratır."
    Yine İkrime, Mucahid, Suddi, Abdullah b. Abbas ve Katade'den nakledilen diğer bir görüşe göre manası: "Kurtuluş" demektir. Bu izaha göre âyetin mânâsı şöyledir: "Ey iman edenler, Allah'tan korkarsanız o sizi kurtuluşa eriştirir." Taberi, tefsiri)
    İbn Vehb der ki: Ben, Malik'e, şanı yüce Allah'ın: "Eğer Allah'tan korkarsanız, O size bir furkan verir" ne demektir? diye sordum. O, "bir çıkış yolu gösterir" diye açıkladı, sonra da yüce Allah'ın: "Kim Allah'tan korkarsa ona bir çıkış yolu gösterir" (Talâk, 2) buyruğunu okudu.
    İbnu'l-Kasım ve Eşheb de aynen onun gibi, Malik'ten bunu nakletmişlerdir. Malik'den önce Mucahid'de bunu böylece açıklamıştır.
    İbn İshâk der ki: Furkan, hak ile batılı birbirinden ayırd etmek demektir. İbn Zeyd de böyle açıklamıştır. Es Suddî bunu kurtuluş, el-Ferrâ fetih ve zafer diye açıklamıştır. (Kurtubi, tefsiri)





    Ben Kulumu Sevince Onun İşiten Kulağı, Gören Gözü, Tutan Eli Olurum Hadisi
    https://www.islam-tr.net/konu/ben-k...agi-goren-gozu-tutan-eli-olurum-hadisi.25449/

    İslam'da Kerâmet
    https://www.islam-tr.net/konu/islamda-keramet.22561/
  13. lafons7275

    lafons7275 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    http://www.vesiletunnecat.com/vesiletun/arsiv-kitap-oku/tarih-kitaplari/islamtarihiibnikesir/

    1. Ebu Bekr b. Ebu Dünya, Zazan Ebu Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

    "Bir adam, Hz. Ali'ye bir şeyler söyledi. Hz. Ali de ona şöyle dedi:
    - Sen bana yalan söyledin.
    - Hayır, yalan söylemedim.
    - Eğer yalan söylemişsen sana beddua ederim.
    - Et bakalım.
    Hz. Ali ona beddua etti, yerinden kalkmadan gözü kör oldu."


    Not: Hz. Ali ra. kendisine yalan söylendiğini çok iyi bildi ve beddua ettiği anda adam kör oldu.


    2. Süfyan-ı Sevrî ile A'meş, Ebu'l-Bahteri'nin şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Adamın biri, Hz. Ali'ye geldi. Onu abartılı bir şekilde övdü. -Aslında o, Hz. Ali'ye öfke duyuyordu- Hz. Ali, ona şöyle karşılık verdi: Ben senin dediğin gibi değilim. Ben, senin kalbindeki şeyden daha üstünüm."

    Not: Hz. Ali kendisini öven adamın münafık olduğunu ve kalbindeki şeyi bildi.
  14. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Kardeşim sabrımızı mı deniyorsun?

    Bir insan, karşısındakinin yalanını yakalayınca, O'nun kalbini mi okumuş sanıyorsunuz? Bu nasıl hastalıkı bir beyin?

    Aynı sapkın anlayış devam ediyor. Kişi, dostunu düşmanını ilişkilerinden sezebilir. Herkesin sevmediği, hoşlanmayıb nefret ettiği kişiler olabilir. Bu durum karşılıklıdır. Bu sebeble karşılıklı nefret edenlerden birisi diğerini seni çok seviyorum diyecek olsa, karşısındaki onun yalan konuşub takiyye yaptığını anlayabilir. Bunun abartılacak olağanüstü bir hali yok. Kişi dostunun, muridinin kalbinden geçmesi ile ilgisi yok. Zorlama istersen.
  15. lafons7275

    lafons7275 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Özür dilerim hocam, sizin nasıl bir delil istediğinizi anlayamıyorum, hakkınızı helal edin.

    Sahabe hayatından örnek verdim olmadı, Ehli sünnet alimi İbni Kayyımın sözlerini getirdim olmadı, Fıkhul ekberden getirdim olmadı. Allahu Teala bizi affetsin.
  16. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Nedense ısrarla Kur'an ve sunnet dışında ne kadar fasid tevil edebileceğin alıntı varsa yapıyorsun.
    Evvela getirdiklerin sofilerin zorlama tevilleri! Hiç birisinde kalbden geçeni bilme veya keşf diye bir akide çıkmaz! Kur'an ve sunnet deyince sofilerin rengi kaçıyor. Oysa hakkımızda nasıl itham ve iddiada bulunmuştun:


    Ne oldu akidede sunnetten delillerinize?

    Halâ anlamadıysan önceden okuduğun aşağıdaki yazımı birisine okut, ne istediğimi târif etsin.

  17. lafons7275

    lafons7275 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Yarın İnşeAllah İbni Teymiyye'nin keşif hakkındaki sözlerini yazacağım, Abdulmuizz fida hocam İbni Teymiyye'ye itirazımız oluyor mu?
  18. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Kardeşim sen rahatsızsın!

    "Keşif -Kalbden geçeni bilme- akidemiz ehl-i sunnetin iki kaynağı Kur'an ve sunnete dayanmıyor" diye niye itiraf edemiyorsun? Şeytanın (nefsin) mı bırakmıyor?
  19. lafons7275

    lafons7275 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Hocam ama İbni Teymiyye keşfin Kuran ve sünnetten örnekleri olduğunu söylüyor.
  20. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Sana bir hafta yazma, düşünme ve araştırma cezası. Sonra istersen ehl-i sunnet gibi akidedeki delilleri (Kur'an sunnet) koyarsın veya itiraf edersin. İstersen sofi sitelerine gidib sunnetten delilleri koydum beni attılar dersin!
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş