1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Kuran Ve Sünnet Işığında İman Ve İslam

Konu, 'İslami Kavramlar' kısmında IsLaM4eVeR tarafından paylaşıldı.

  1. IsLaM4eVeR

    IsLaM4eVeR لا اله الا الله - Lâ ilahe illallah Site Admin

    Ebu Hurayra (r.anh) şöyle anlatıyor:

    Peygamber (a.s.) bir gün insanların arasında oturuyordu. O sırada ona bir zat geldi ve: "Ey Allah'ın Resulü! İman nedir?" dedi. "Allah'a, meleklerine, kitaplarına, Allah'a kavuşmaya, peygamberlerine inanman ve keza son dirilmeye iman etmendir" buyurdu. İslâm nedir? dedi. "İslâm, Allah'a kulluk etmen ve ona hiç bir şeyi ortak yapmaman, Farz namazı dosdoğru kılman, farz kılınmış olan zekâtı vermen ve Ramazanda oruç tutmandır" buyurdu. Ey Allah'ın Resulü! İhsan nedir? dedi. "Allah'a onu görürcesine ibadet etmendir. Her ne kadar onu görmüyorsan da o seni muhakkak görür" buyurdu. Ey Allah'ın Resulü, Kıyamet ne zamandır? dedi. (Cevaben Efendimiz) Buyurdu ki: "Bu konuda sorulan sorandan daha çok bilgiye sahip değildir. Fakat onun alâmetlerini sana haber vereceğim: Cariyenin efendisini doğurması, onun alâmetlerindendir. Yalınayak ve çıplak kimseler, insanların idarecileri oldukları zaman, işte bu da onun alâmetlerindendir. Koyun çobanları yüksek bina kurmakta birbirleriyle yarışa başladıkları zaman, işte bu da onun alâmetlerindendir. (Kıyametin vakti) Allah'tan başka kimsenin bilemeyeceği beş şeye dahildir." Bundan sonra Peygamber: Kıyamet vakti hakkındaki bilgi ancak Allah'ın katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez, yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez, şüphesiz Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır ayetlerini okudu. Ebu Hureyre der ki: Sonra o şahıs dönüp gitti. Arkasından Allah Resulü (a.s.): "O adamı bana geri getiriniz" diye emretti. Bunun üzerine sahabeler onu geri getirmek için aramaya başladılar, fakat bir şey göremediler. Bunun üzerine Allah Resulü (a.s.): "İşte o, Cebrail'dir. İnsanlara dinlerini öğretmek için gelmiştir" buyurdu.


    Kaynak: Sahih-i Müslim




    Talha b. Ubeydullah (r.a.) şöyle anlatır:

    Necid ahalisinden saçı darmadağın bir kimse Allah Resulü'ne (a.s.) geldi. Uzaktan sesinin uğultusunu duyuyor, fakat ne söylediğini anlayamıyorduk. Nihayet Allah Resulü'ne yaklaştı. Anladık ki İslâm'ın ne olduğunu soruyor. Allah Resulü de (a.s.): "Gündüz ve gecede beş namaz (var)" buyurdu. O kimse Üzerimde bu namazlardan başka da var mı? diye sordu. "Hayır. Meğer ki kendiliğinden kılasın" cevabını verdi. Allah Resulü "Bir de Ramazan ayı orucu" buyurdu. O kimse "Üzerimde bundan başkası da olacak mı?" diye sordu. O da: "Hayır, meğer ki kendiliğinden tutasın" cevabını verdi. Talha der ki Allah Resulü ona zekâtı da söyledi. O zat yine "Üzerimde bundan başkası da olacak mı?" dedi. Yine Allah Resulü: "Hayır, ancak kendiliğinden vermen müstesnadır" buyurdu. Bunu takiben o (Necidli) adam: "Vallahi bunun üzerine ne arttırırım, ne de bundan eksiltirim" diyerek arkasına dönüp gitti. Bunun üzerine Allah Resulü (a.s.): "Eğer doğru söylüyorsa kurtulmuştur" buyurdu.
    .


    Kaynak: Sahih-i Müslim





    Enes b. Malik (r.a.) şöyle anlatır:


    Allah Resulü'ne (a.s.) bir şey hakkında soru sormamız yasaklanmıştı. Bundan dolayı bedeviden akıllı bir kimsenin gelmesi ve bizler dinlerken Peygamber'e soru yöneltmesi hoşumuza giderdi. (Bir keresinde) Bedevilerden bir kimse geldi ve şöyle dedi: "Ey Muhammed! Elçin bize geldi ve, Allah'ın seni Resul olarak gönderdiğini, senin söylediğini iddia etti (doğru mu?)." Allah Resulü "Doğru söylemiştir" buyurdu. O zat, göğü yaratan kimdir? diye sordu. (Hz. Peygamber) "Allah'tır" buyurdu. Yine o, yeri yaratan kimdir? dedi. (Efendimiz), "Allah'tır" cevabını verdi. O zat: Bu dağları diken ve onların aralarında (bunca) yaratıkları yaratan kimdir? dedi. Allah Resulü yine "Allah'tır" buyurdu. Bu sefer de o zat: Semayı yaratan, arzı halk eyleyen ve şu dağları yükseltip diken Allah'a yeminle soruyorum, Seni Allah mı Resul olarak gönderdi? dedi. Peygamber: "Evet" buyurdu. O zat: Ve elçin, gündüzümüzde ve gecemizde üzerimize beş (vakit) namaz farz olduğunu söyledi? Peygamber: "Doğru söylemiştir" buyurdu. O zat: Seni, Resul olarak gönderene yemin olsun ki: Bunları sana Allah mı emretti? dedi. Allah Resulü: "Evet" buyurdu. O zat: Elçin mallarımıza, zekât farz olduğunu söyledi, dedi. Hz. Peygamber yine "Doğru söylemiştir" buyurdu. O zat: Seni Resul gönderene yemin ediyorum: Bunu sana Allah mı emretti? dedi. Peygamber: "Evet" buyurdu. O zat: Senin elçin, senemiz içinde üzerimize Ramazan ayı orucunun farz olduğunu söyledi, dedi. Peygamber: "Doğru söylemiştir" buyurdu. O zat: Seni, Resul gönderene yemin ediyorum: Bunu sana Allah mı emretti? dedi. Peygamber: "Evet" buyurdu. O zat yine: "Senin elçin, yoluna gücü yetene Beyt'i haccetmenin üzerimize farz olduğunu söyledi?" dedi. Peygamber: "Doğru söylemiştir" buyurdu. (Enes) der ki: Sonra da o zat: "Seni hak ile gönderene yemin olsun ki bunların üzerine ne bir arttırır, ne de bunları eksiltirim" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (a.s.) "Eğer doğru söylüyorsa mutlaka Cennete girecektir" buyurdu.



    Kaynak: Sahih-i Müslim




    Ebu Eyyûb Ensarî (r.a.) şöyle rivayet etti:


    Allah Resulü (a.s.) bir seferde iken karşısına bir bedevi çıktı ve hemen Peygamber'in devesinin yularını, yahut dizginini tuttu. Sonra: "Ey Allah'ın Resulü" yahut "Ey Muhammed! beni Cennete yaklaştıracak ve Cehennemden uzaklaştıracak şeyi bana haber ver" dedi. Allah Resulü (a.s.) hemen durakladı ve ashabı arasında göz gezdirdi, sonra da şöyle buyurdu: "Andolsun ki şüphesiz başarıya ulaştırıldı" yahut "Yemin ederim ki muhakkak doğru yola ulaştırıldı" buyurdu. Sonra o kimseye: "Nasıl demiştin?" diye sordu. (Ravi) Dedi ki: O zat sorusunu tekrar etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber (a.s.): "Kendisine hiçbir şeyi ortak koşmayarak Allah'a kulluk edersin, namazı dosdoğru kılarsın, zekâtı (hakkıyla) verirsin, hısımların ile (her türlü) ilişkilerini sürdürürsün. Artık deveyi de bırak" buyurdu.



    Kaynak: Sahih-i Müslim




    Ebu Hurayra (r.anh) anlattığına göre:


    Allah Resulü'ne (a.s.) bir bedevi geldi ve "Ey Allah'ın Resulü! Bana bir davranış söyle ki onu işlediğim zaman Cennete gireyim" dedi. Allah Resulü: (a.s.) "Kendisine hiç bir şeyi ortak koşmayarak Allah'a kulluk edersin, farz olan namazı dosdoğru kılarsın, farz kılınan zekâtı verirsin ve Ramazan orucunu tutarsın" buyurdu. O kimse: "Nefsim kudret elinde bulunana yemin ederim ki hiç bir zaman bunun üzerine ne bir şey arttırırım, ne de eksiltirim" dedi. Dönüp gidince Peygamber (a.s.): "Cennet ehlinden bir kimseye bakması kimi sevindirecek ise, işte o zata baksın" buyurdu.



    Kaynak: Sahih-i Müslim



    İbn Ömer'in (r.ahm.) naklettiğine göre:


    Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: "İslâm beş esas üzerine kurulmuştur: Allah'ın tekliğini kabul etmek, namaz kılmak, zekât vermek, Ramazan orucunu tutmak ve haccetmek."



    Kaynak: Sahih-i Müslim



    İbn Abbas (r.ahm.) şöyle anlatıyor:

    Abdulkays heyeti Allah Resulü'nün huzuruna geldi ve şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü! Biz, Rabîa'dan şu kabileyiz. Senin ile bizim aramızda Mudar kâfirleri bir engel durumundadır. Bu yüzden sana sadece Haram aylarda gelebiliyoruz. O halde bize bir iş emret ki onu yapalım ve arkamızdakileri ona davet edelim." Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: "Size dört şeyi yapmanızı ve dört şeyden de sakınmanızı emrediyorum: Size Allah'a iman etmenizi, (sonra bunu kendilerine açıklayarak şöyle buyurdu. Allah'tan başka ilah olmadığı ve Muhammed'in Allah Resulü olduğuna şahadet etmenizi; namazı kılmanızı, zekâtı vermenizi ve savaşta ele geçirdiklerinizin beşte birini vermenizi emrediyor ve sizleri (içine şıra konan ve mayalanarak içki olmasını sağlayan) dubba'dan, hantem'den, nakir'den ve mukayyar'dan nehyediyorum."



    Kaynak: Sahih-i Müslim




    Muaz b. Cebel (r.a.) şöyle anlatır:


    Allah Resulü (a.s.) beni (Yemen'e) gönderdi ve (gönderirken) şöyle buyurdu: "Sen Ehl-i Kitap bir topluma gidiyorsun, onları Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim Allah'ın elçisi olduğuma şahitlik etmeye çağır. Eğer onlar bu isteğini yerine getirirlerse onlara, Allah'ın (c.c.) onlar üzerine her gündüz ve gecede beş (vakit) namaz farz kıldığını, onlar bunu da kabul ederlerse, kendilerine Allah'ın onlar üzerine zenginlerinden alınıp fakirlerine verilen zekâtı farz kıldığını bildir. Onlar bunu da kabul ederlerse, seni onların mallarının en iyilerini almaktan sakındırırım. Zulme uğramışın (bed) duasından da korun. Çünkü, zulme uğrayanla Allah arasında perde yoktur."



    Kaynak: Sahih-i Müslim



    NAMAZI KILINCAYA, ZEKÂTI VERİNCEYE, HZ. PEYGAMBER'İN GETİRDİĞİ ŞEYLERİN HEPSİNE İNANINCAYA KADAR İNSANLARLA SAVAŞMANIN EMREDİLMESİ, BUNLARI YAPANIN HAKSIZ OLMASI DIŞINDA CANINI VE MALINI KORUMUŞ OLACAĞI, NİYETİNİN ALLAH'A BIRAKILDIĞI, ZEKÂT VERMEYİ VE DİĞER AMELLERİ YAPMAYI KABUL ETMEYENLE SAVAŞMANIN İSLÂM HAKLARINDAN OLDUĞU VE DEVLET BAŞKANININ (İMAMIN) İSLÂM'IN ŞARTLARINA ÖNEM VERMESİ ;


    Ebu Hurayra (r.anh)şöyle anlattı:


    Allah Resulü (a.s.) vefat edip de ondan sonra Ebu Bekr Halife yapılınca Arapların bir kısmı tekrar küfre döndükleri zaman Ömer b. Hattab, Ebu Bekr'e: "Allah Resulü (a.s.) Allah'tan başka ilah yok deyinceye kadar insanlarla savaş etmem bana emredildi. Her kim La ilahe illallah derse, haksız olması dışında benden malını ve nefsini korumuştur, onun hesabı ise Allah'a aittir," demiş olduğu halde sen insanlar ile nasıl savaşıyorsun? dedi. Ebu Bekr: "Vallahi namazla zekât arasını ayırdedenlerle savaşacağım. Çünkü zekât malın hakkıdır. Vallahi bunlar Allah Resulü'ne verdikleri bir sicimi bile bana vermezlerse, onlarla hiç şüphesiz harp ederim."



    Kaynak: Sahih-i Müslim



    Ebu Hurayra (r.anh) şöyle anlattı:

    Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: "La ilahe illallah" deyinceye kadar insanlarla savaşa devam etmem bana emredildi. (Ancak) her kim "La ilahe illallah derse, haksız olması dışında benden malını ve canını korumuştur."


    Kaynak: Sahih-i Müslim




    Abdullah b. Ömer'in (r.ahm.) naklettiğine göre:

    Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah Resulü olduğuna şahadet edinceye, namazı dosdoğru kılıncaya ve zekâtı verinceye kadar insanlarla savaşmak bana emredildi. Onlar bunları yapınca kanlarını ve mallarını, haksız olması dışında benden korumuş olurlar. İnsanların bunlardan başka işlerden hesaba çekilmeleri ise Allah'a kalmıştır."

    Kaynak: Sahih-i Müslim



    Museyyeb b. Hazn (r.a.) şöyle anlattı:

    Ebu Talib'e ölüm yaklaşınca Allah Resulü (a.s.) ona geldi ve onun yanında Ebu Cehil ile Abdullah b. Ebu Umeyye b. Muğire'yi buldu. Allah Resulü (a.s.): "Ey Amca! Allah'tan başka İlah yok kelimesini söyle ki bununla Allah yanında senin lehine şahitlik edeyim" dedi. Bunun üzerine Ebu Cehil ve Abdullah b. Ebu Umeyye: "Ey Ebu Talib! Abdulmuttalib'in dinini terk mi ediyorsun?" dediler. Allah Resulü (a.s.) o sözü amcasına arzetmekte devam etti. Ötekiler de (durmadan) kendi sözlerini ona tekrar ediyorlardı. Nihayet Ebu Talib bunlara söylediği son söz olarak: "O, (kendini kastediyor), Abdulmuttalib dini üzeredir" dedi ve la ilahe illallah demekten çekindi. Allah Resulü (a.s.): "İyi bil, Allah'a yemin ediyorum ki nehyedilmediğim müddetçe muhakkak senin için Allah'tan bağışlanma dileyeceğim" dedi. Bunun üzerine Şanı Yüce Allah: (Kâfir olarak ölüp Cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar) Allah'a ortak koşanlar için af dilemek ne peygambere yaraşır ne de inananlara ayetini indirdi. Yüce Allah Ebu Talib hakkında da (şu ayeti) indirdi ve Resulüne şöyle buyurdu: (Resulüm!) Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi o bilir

    Kaynak: Sahih-i Müslim



    Ubade b. Samit'in (r.a.) rivayet ettiğine göre

    Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Her kim eşsiz, ortaksız bir tek Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in onun kulu ve Resulü olduğuna, İsa'nın Allah'ın kulu, Meryem'in oğlu ve ona ilka ettiği kelimesi ve kendisinden (kendi tarafından yaratılmış) bir ruh olduğuna, Cennetin bir hakikat, ateşin bir hakikat olduğuna şahadet ederse, Allah o kimseyi Cennetin sekiz kapısının hangisinden dilerse oradan Cennete girdirecektir."
    .

    Kaynak: Sahih-i Müslim



    Muaz b. Cebel (r.a.) şöyle buyurmuştur:


    Ben Hz. Peygamber'in (a.s.) bineğinin arkasına binmiştim. Onunla aramda sadece semerin arka kaşı vardı. Bana: "Ey Muaz b. Cebel!" diye seslendi. Ben, "Buyur ey Allah'ın Resulü, sana icabet eder, emrine koşarım dedim. Sonra bir süre yürüdü. Yine: "Ey Muaz b. Cebel!" diye seslendi. "Buyur ey Allah'ın Resulü, sana icabet eder, emrine koşarım" dedim. Sonra bir süre daha gitti ve: "Ey Muaz b. Cebel!" diye seslendi. Ben: "Ey Allah'ın Resulü sana icabet eder, emrine koşarım" diye cevap verdim. "Allah'ın, kulları üzerindeki hakkı nedir, biliyor musunuz?" diye sordu. "Allah ve Resulü en iyi bilendir," dedim. "Muhakkak ki Allah'ın, kulları üzerindeki hakkı, kendisine hiç bir şeyi ortak koşmaksızın ona kulluk etmeleridir" buyurdu. Sonra bir zaman daha yürüdü, sonra yine: "Ey Muaz b. Cebel!" diye seslendi. Ben yine: "Ey Allah'ın Resulü sana icabet eder, emrine koşarım" dedim. "Bunu yaptıkları zaman kulların Allah üzerindeki hakları nedir, bilir misin?" buyurdu. Ben yine: "Allah ve Resulü en iyi bilendir" dedim. "Onlara azap etmemesidir" buyurdu.
    .

    Kaynak: Sahih-i Müslim



    Enes b. Malik'in (r.a.) naklettiğine göre:


    Muaz b. Cebel binek üzerinde Hz. Peygamber'in arkasında iken Peygamber (a.s.) ona: "Ey Muaz!" diye nida etti. Muaz: "Buyur ey Allah'ın Resulü! Hazırım," dedi. Peygamber yine: "Ey Muaz!" buyurdu. Muaz: "Buyur! Ey Allah'ın Resulü hazırım," dedi. Hz. Peygamber tekrar: "Ey Muaz!" buyurdu. Muaz: "Buyur! Ey Allah'ın Resulü, hazırım," dedi. Allah Resulü: "Allah'tan başka İlah olmadığına ve Muhammed'in onun kulu ve elçisi olduğuna şahadet eden her kula Allah kesin olarak ateşi haram kılmıştır" buyurdu. Muaz: "Ey Allah'ın Resulü bunu insanlara haber vereyim mi ki sevinsinler?" dedi. Allah Resulü: "O takdirde (bu güvenceye) güvenerek tembellik ederler (de amel yapmazlar)" buyurdu.

    Kaynak: Sahih-i Müslim



    Itban b. Malik'in (r.a.) rivayet ettiğine göre:


    Mahmud b. Rabi şöyle anlattı: Medine'ye geldim ve (orada) Itban ile karşılaştım ve ona: "Senden bana bir hadis ulaştı" dedim. (Bunun üzerine) Bana şunları anlattı: "Gözümden bana bir arıza isabet etmişti. Bunun üzerine Allah Resulü'ne (a.s.) yanıma gelmesini, evimde namaz kılmasını arzu ettiğimi, (şayet gelirse namaz kıldığı yeri) namaz yeri edinmek istediğimi bildiren bir haberci yolladım. Bunu takiben Peygamber (a.s.), ashabından Allah'ın dilediği kimselerle beraber geldi, içeri girdi. O, evimde namaz kılarken, ashabı da kendi aralarında konuşuyorlardı. Bu konuşulanların büyük bir kısmı Malik b. Duhşum ile alâkalı idi. Peygamber'in ona beddua etmesini, onun helak olmasını istediklerini, onun başına bir kötülüğün gelmesini arzuladıklarını söylediler." Sonra Allah Resulü namazını bitirdi ve: "Allah'tan başka İlah olmadığına ve benim Allah'ın elçisi olduğuma şahadet ediyor değil mi?" buyurdu. "O, bunu kalbinde olmadığı halde söyler" dediler. "Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim Allah'ın elçisi olduğuma şahadet etmeyen kişi ateşe girer, yahut onu tadar" buyurdu.

    Kaynak: Sahih-i Müslim



    Ebu Hurayra (r.anh) rivayet ettiğine göre:


    Hz. Peygamber (a.s.): "İman, yetmiş küsur şubedir ve utanma imandan bir şubedir" buyurmuştur.


    Kaynak: Sahih-i Müslim




    İbn Ömer'in (r.ahm.) rivayet ettiğine göre:

    Hz. Peygamber (a.s.): Hz. Peygamber (a.s.), kardeşine utanma nasihati vermekte olan bir adamı duyunca "utanmak imandandır" buyurdu.

    Kaynak: Sahih-i Müslim



    İmran b. Husayn'ın (r.ahm.) naklettiğine göre:


    Hz. Peygamber (a.s.), "Utanmak hayırdan başka bir şey getirmez" buyurdu.


    Kaynak: Sahih-i Müslim



    Fieman illah
  2. deysan

    deysan Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Allah razi olsun
  3. IsLaM4eVeR

    IsLaM4eVeR لا اله الا الله - Lâ ilahe illallah Site Admin

    ecmain Azra kardeşim.
  4. sevim

    sevim Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    esselamu aleykum verahmetullah

    Islam ne demektir?

    Islam kelime olarak; kurtulusa ermek, boyun egmek, teslim olmak, tesli etmek, vermek, baris yapmak gibi anlamlara gelir. Islam literaturunde ise; Musluman olmak, Islam dinine girmek, Hz. Adem'den Hz. Muhammed (s.a.v)'e kadar Allah tarafindan gonderilen peygamberlere ve onlarin haber verdiklerine inanmaktir. Allah'in insanlik icin sectigi ve Hz. Muhammed (s.a.v) araciligi ile insanliga ulastirdigi tum emir ve yasaklara uymak ve kalp ile tasdik etmektir.

    Islam; sulh, selamet ve huzur bulmaktir.
    Islam; itikad, ibadet, hukuk, iktisat, siyer ve ahlak konulari ile bir butunluk arz eder. Bu konular, bir zincirin halkalari gibidir. Bu zincirin saglamligi en zayif halkadan fazla degildir. Zincir icindeki zayif halka oldugu muddetce kuvvetli halkarin bir onemi kalmaz.

    Islam'i anmak; Allah'in hoslanacagi her amel ve isi istekle, sevkle yapmak, hosnut ve razi olmadigi seylerden kesinlikle uzak durmaktir.

    Islam'i anlamak; fert, toplum ve Allah ile olan tum iliskilerde '' Oyle ise emrolundugun gibi dosdogru ol. Beraberindeki tovbe edenler de dosdogru olsunlar. Hak ve adalet olculerini asmayin. Suphesiz O, yaptiklarinizi hakkiyla gorur.'' (Hud, 11/112) emriyle uygun olmaktir.
    Kisacasi Islam'i, anlamak, Islam'i bilerek ona uygun yasamaktir.
  5. gezgin

    gezgin Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    paylaşımlarınız için Allah razı olsun
  6. icveat

    icveat Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Bir ibret tablosu

    Küçük Hafız Kız
    İlkokulu bitirip kursa gelmişti. Ailesi kendi isteğiyle geldiğini söylemişti. Kayıt için adını sorduğumda, hiç de çekinmeyen bir tavırla “Fatma ”dedi… Ve ekledi: “ Eğer hafızlık yaptırmazsanız kaydolmak istemiyorum.” Böyle tehdit edercesine konuşması onu yaşından daha olgun gösteriyordu. Tebessümle:” Korkmayın küçük hanım, siz isteyin, hafız da yaparız, hoca da...

    O küçük gözlerinin içi parıldadı birden. Annesi, “Hoca hanim kusuruna bakma hele sen, ille de hafız olacağım der de, baksa bir şey demez. Bizim köyün hocasından duymuş. Peygamberimiz (sav), hafız olanlara Cennette taç giydirilecekmis demiş herhalde. Siz daha iyi bilirsiniz ya, köylü kafası, biz de bu kadar duyduk anladık. Bu da çocuk iste.


    “Tabi teyze ne demek, keşke herkes sizin gibi duyduklarından etkilense de teslim olsa. Siz hiç merak etmeyin, kızınız önce Allah’a sonra, sonra bize emanet.” Kadıncağız elime yapıştı öpecekken geri çektim, utandım. Tuttum, ben onun elini öptüm. Gözleri yaşardı. “Hoca hanim bu eller, gözler hep günahlı, asıl sizinkiler öpülmeye layık.” “Estağfirullah teyze” dedim, “o ahrette belli olur.” Bu konuşmadan sonra kaydığını yaptığımda Fatma’nın Erzurumlu olduğunu öğrendim. Bir an düşündüm, “Küçük, nasıl kalacak bu kadar buralarda”…

    Zaman ilerledikçe Fatma’nın edepli tavırları daha da çok etkiledi beni. Azimliydi. Geceleri uykusunun arasında ayetleri sayıkları görüyordum çoğu kez. Böyle devam ederken, arada bir bana gelip soru soruyordu. Bir gün,“ Hocam, hafız olmak için Kur’an-ı bitirmek mi lazım?“ diye sordu. Ben de, “ Tabii ki, hepsini ezberleyeceksin ki hafız adını alacaksın.” Bu cevabıma çok üzülmüş gibiydi. Bir şey demek istiyordu sanki. Teşekkür etti ve döndü arkasına gitti. Derslerim arasında onlara sürekli Kur’an ezberlemekle isin bitmeyeceğini, mutlaka içindekiler uygulamak gerektiğini hatırlatıyordum. Talebelerden biri, “ Hocam” dedi, “Fatma’nın annesi ona abdestli olmayanın hafızlara dokunamayacağını söylemiş, doğru mu? “diye sordu. Çok ilginç doğrusu. “Maşaallah” dedim”, “ Osmanlı zamanında atalarımız Kur’an-a ve Hafız’a kıymet verdiklerinden öyle yaparmış” dedim. Çok hoşlarına gitmişti bu iş. Hepsi adeta kendilerini ulaşılması zor, kasa içindeki altın gibi görüyorlardı. “Görsünler” dedim içimden, bu yasta buralara gelmişler. Allah’ in kelamını ezberliyorlar, onlara fazla görmem bunu…

    Bu arada Fatma ara sıra rahatsızlanıyor ve revirde yatıyordu. Zaman geçtikçe Fatma’nın morali ve sağlığı daha da çok bozuluyordu. Bir gün dersini iki kez aksatınca sordum:” Ne oldu yoksa, anneni mi özledin?” “Hayır” dedi. “Neden moralin bozuk? Çok fazlada hasta oluyorsun“ dedim. “Yanlış anlamayın, inanın ki annemi özleyip de gitmek istediğim yok. Burayı çok seviyorum. Allah’ımdan çok korkuyorum. Buraları terk edersem bana ahrette hesabını sormaz mı? “ Bir şey diyemedim. Suçlu gibi hissettim kendimi.

    O küçük kalpte bu ne imandı Ya Rabbi!..

    Onu hayranlıkla izliyordum. Bir gün çok rahatsızlandı. Doktora götürmek zorunda kaldık. Bir çok tahlillerden sonra arkadaşım olan doktor hanim,“ Hoca hanım derhal bu talebeyi ailesinin yanına gönder“ dedi. Şaşkınlıkla: “Neden?“ diye sordum. Bana, “Belki üzülecek, hatta inanmayacaksın, fakat bu talebe kanser…” dedi.

    “Adeta başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü. Sanki her tarafımı şefkat sarmıştı. Hasta haneden ayrılırken Fatma’ya hiç bir şey diyemedim. Oysa anlamış gibi bana sorular sorup dikkatimi dağıtmaya çalışıyordu. Kulağıma eğilerek ”Hocam” dedi, “ Azrail insanların canını alırken nasıldır?” Ağlamamak için kendimi zor tuttum, “Güzel bir surettedir, mü’min kullara” dedim. Sevindi, sanki mırıldandı:” Belki hafız olamam, ama Elhamdulillah mü’minim” dedi…

    Simdi anlamıştım, bana önceden sormuş olduğu soruyu. Demek ki hastalığını biliyordu Hafız olmak için Kur’an-i bitirmesi gerektiğini söylediğimde, neden üzüldüğünü simdi anlamıştım. Birkaç gün sonra eşyalarını hazırlamaya başladık. Çünkü dayanılmaz acılar içinde olduğunu görüyorduk. Evine gitmesi gerekiyordu. Ailesi geldi. Fatma yanıma gelerek,” Bana kızmadınız değil mi? Eğer söyleseydim belki kursa almazdınız.” “Ne demek? Nasıl kızarım sana?” dedim. “Hem sonra sakin üzülme hafızlığımı bitiremedim diye. Bu yola girdin ya, Rabbim seni hafızlar zümresinden yazmıştır insaallah.” Öyle sevindi ki, sarıldı boynuma: “Gerçekten ben simdi hafız sayılırmıyım? Anne bak, duydun değil mi?”

    Ya Rabbi bu ne aşktı!..

    Rabbimin hikmeti tecelli etse de iyi olsaydı su Fatma, ne güzel bir kul olurdu. Böylece Fatma’yı gözyaşları ile Erzurum’a uğurladık. Çok geçmedi. Bir iki hafta sonra ailesi ağırlaştı haberini verdi. Bu bir iki hafta içinde ondan iki mektup almıştım. Bana hep hafızlık tacını merak ettiğini. Rüyalarına bile girdiğini yazıyordu.

    Bir gün sabah namazından sonra telefon çaldı. Fatma’nın annesiydi karşımdaki ses. Ağlamaklı bir sesle, “ Hoca hanım Fatma’yı uğurladık. Rica etsem bir hatim okurmusunuz?” deyince ben de dayanamadım ağlamaya başladım. Annesi beni teselli edercesine telefonu kapatmadan,” Size ölmeden önce sunu söylememi istedi” dedi hıçkırarak: “Anneciğim hocama söyle, Azrail söylediğinden de güzelmiş.”


    “-Ey Rabbim; senin kelamın için yanıp tutuşan, yoluna yapışıp kelamına sımsıkı sarılan kulunu, sen son nefesinde yalnız bırakır misin hiç?”


    selam ve dua ile RAHMAN'a emanetsiniz inş................
  7. by_deepeer

    by_deepeer Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    S.a. Paylaşımlarınız için Allah ebeden razı olsun Selametle kalın Dualarınız Eksik olmasın
  8. NESİB İSLAM

    NESİB İSLAM Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    ALLAH RAZI OLSUN KARDEŞİM SAĞOLASIN ...
  9. burak_

    burak_ Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Peygamber Efendimiz (sav)'in bir öğüdü şöyledir:
    "Kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Uyuşun, ihtilafa düşmeyin. insanlara yumuşak davranın, şiddet göstermeyin." (Müslim, 3263)
  10. deli

    deli Aktif Üye Site Emektarı Kullanıcı

    hadisler için !slamOuRLiFe kardeşten Allah razı olsun. gündelik hayatımızdaki tebliğlerde sıkça kullanabileceğimiz ve ezberlememiz gereken hadisler olduğunu düşünüyorum.
    icveat kardeşimizden de Allah razı olsun. bizleri duygulandırdı. imanımızdaki eksiklikleri birkez daha görmemize vesile oldu.
  11. temin_dari

    temin_dari Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    allah hepinizden razı olsun....
  12. temin_dari

    temin_dari Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    cok güzeldi allah sizden razı olsun.....
  13. IsLaM4eVeR

    IsLaM4eVeR لا اله الا الله - Lâ ilahe illallah Site Admin

    Allah sizlerden de razı olsun..
  14. OĞUZELİ

    OĞUZELİ Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    ALLAHRAZI OLSUN HEPİNİZDEN.
  15. hayat_cihad_ve_imandir

    hayat_cihad_ve_imandir Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    selamun aleyküm
    bismillahirrahmanirrahim
    hamd alemlerin rabbine salatu selam onun resulune ve aline ashabına olsun
    islam nedemektir _?
    bu sorunun cevabı hz ibrahimde ''rabbi ibrahime teslim ol dediği zaman ibrahim alemlerin rabbine teslim oldum dedi'' bakara süresinde geçen bu ayet islam olmanın teslim olmaktan geçtiğini açıkça beyan ediyor rabbimiz aynı emri bizede emrediyor ve bize teslim olun diyor bize düşen ise alemlerin rabbine teslim oldum demektir çünkü hz. ibrahim biziz
    bu teslimiyet nasıl bir teslimiyettir diye soracak olursak şöle tarif ederiz
    allahın emrettiği marufu kabul etmek nehyettiği münkerden vazgeçmek kayıtsız şartsız bir şekilde
    bu beyanı fazla açmak istemiyorum çünkü sayfa yetmiyor ayrıca sizin bunları bildiğinizden zerre şüphem yok
    allah yar ve yardımcınız olsun allah size dünyada ve ahirette iyilik ve güzellik versin allah müslümanları islam olan müslümanları kafir kavmi üzerine muzaffer etsin allah şehdeti isteyen bütün kardeşlerimize şehadet yolunu açsın selam ve dua ile abim allah razı olsun
  16. Pulcet

    Pulcet Forumun Bekçisi Site Emektarı Kullanıcı

    allah razı olsun kardeşim emeğine yüreğine sağlık....
  17. htc66

    htc66 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

  18. eylemzayi

    eylemzayi Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    hepinizden ALLAH razı olsun güzel paylaşımlar inşallah....
  19. uKaB

    uKaB Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Guncel
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş