1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Kadının Sokağa Çıkması

Konu, 'İslamda Kadının Yeri ve Önemi' kısmında musali tarafından paylaşıldı.

  1. musali

    musali Islam-TR Üyesi Kullanıcı

      
    Kadının evde oturması /Önce hadisleri buraya atacağız ve sonra günümüz yorumlarıyla kadının sokağa çıkma meselesini inceleyeceğiz inşALLAH.

    Bu konuda varid olan hadisler şu şekildedir kardeşlerim;

    İbni Ömer, Ümmü Seleme ve Aişe(r.anha)'dan rivayet edilen hadiste buyrulur ki;

    "Kadınların cihadı evde oturmaktır." [hasendir. İbni Ömer'den: Ebu Ya'la; İbni Hacer, Metalibu Aliye(1591); Ümmü Seleme'den: Taberani, Evsat(6/198); Ebu Ya'la; İbni Hacer, Metalibu Aliye(1590); Aişe'den: Ahmed(6/68); İbni Kesir(4/1953); İbni Kayyım, İ'lamul Muvakkiin(4/221); Ebu Vakıd el-Leysi'den: Ahmed(5/218); İbnül Cevzi, el-Hadaik(2/336)]

    Enes(ra)'den; Rasûlullah(s.a.v) sallALLAHu aleyhi ve selem, kadınlara buyurdu ki;

    "Sizin evlerinizdeki mihnetiniz, Mücahidlerin ALLAH yolundaki ameline ulaştırır." [hasendir. İbni Hacer,Metalib(1595); Ebu Ya'la(6/140); Bezzar; İbni Ebi Şeybe, Mecma(4/304); Maksadu Ali(770); Dürrü Mensur(2/153); Busayri,İthaf(3919); Kenz(45146); İlelül Mütenahiye(2/631); Taberani,Evsat(3/163); Mizanul İtidal(3/91); İbni Adiy(3/143); Mecruhin(1/299);Beyhaki, Şuab(8742-3); Lisanul Mizan(2/468);Camiüs Sağir(9162); isnadındaki Ruh Bin el-Müseyyeb hakkında İbni Main ve Bezzar güvenilir dediler. İbni Hibban ise zayıf dedi. Mecruhin(1/299); ancak hadisin şahitleri vardır. Esma Binti Yezid ra'dan benzer bir rivayet için bakınız; İbni Abdilberr,el-İstiab(4/1788);İbni Hacer,el-İsabe(4/229); İbni Sa’d(8/319); İbnül Esir,Üsdül Gabe(7/19);Halebi, İnsanul Uyun(1/149); Heytemi,ez-Zevacir(2/121);Tergib(3/53); sahih kaydıyla: Hakim, Taberani, Bezzar, İbnül Cevzi,Ahkamun Nisa(65); İbnül Cevzi,Telkihu Fuhum(s158)]

    İbni Ömer(ra)'den;

    "Kadınların zaruret dışında sokağa çıkmaktan nasibleri yoktur. Onların kenarlar hariç yollardan da nasibleri yoktur." [Taberani, Kenz(45062); Camius Sagir(7657); Mecmauz Zevaid(2/200); İbni Adiy(3/454)] Bu hadisin isnadı zayıf olup, aşağıdaki hadis bunun şahididir;

    Ebu Amr Bin Hamas ve Ebu Hureyre(ra)'dan merfuan;

    "Yolun ortası kadınlar için değildir." [Hasendir. İbni Hibban(1969); Deylemi(5255); İbni Adiy(1/192); Beyhaki, Şuab(7821-23); İbni Ebi Hatim, Cerh veTa'dil(1/2/73); Heysem Bin Küleyb, Müsned(1/190); Elbani, Sahiha(856); Sahihul Cami(5425); Feyzul Kadir(7658); Busiri, İthaf(2670); Metalibu Aliye(2685); Taberani(3/158); Semerkandi, Bustan(854); Nevafihul Atire(1630)]

    "ALLAH'a ve Ahiret gününe iman eden bir kadının, bir gün bir gecelik yolu yanında mahremi bir erkek olmadan gitmesi helal olmaz." [Buhari(Mescidu Mekke, 6); Müslim(hac, 423); Darimi(2681); Ebu Davud(1724); Tirmizi(1170); İbni Mace(menasık, 7); Ahmed(3/7); Malik(1884); İbni Hibban(2714); Beyhaki(3/138); İbni Huzeyme(2523); Tahavi, Müşkil(2/113); Tayalisi(2317); Kayravani, Cami(256); İbni Hacer, Rahmetül Gaysiyye(s142); Leys Bin Sa'd, Erbaun(36)]

    Buraya kadar kadınların ancak zaruret halinde kocalarının izniyle dışarı çıkabilecekleri, çıktıklarında yolun kenarından gitmeleri, sefer mesafesini ise yalnız gitmemeleri gerektiği anlaşıldı.

    Kadının evinin balkonundan bir şey almak için dahi dış elbise (çarşaf veya pardesü) giymeden çıkması haramdır. [Faruk Beşer, Hanımlara Özel Fetvalar(1/82)]

    Hayırlı kardeşlerim günümüzde sözüm ona müslüman hanımlar malesef belden daraltmalı, rengarenk, hatta yarım pardösüler, süslü, çiçekli, yaldızlı eşarplar dış elbisesi olarak giyilmekte, pantolon giyen, makyaj yapan, elini yüzünü açtığı yetmezmiş gibi dış elbise de giymeyen, yırtmaçlı etek giyen, peruk takarak çalışan ve kendilerinin bütün bunlarla tesettürlü olduğunu zanneden bayanlar var. VALLAHi bunların hepsi Kur'an'daki ve hadislerdeki tesettür emrine muhalif şeylerdir. Ne olur ey Müslümanlar! Siz bari ALLAH'tan korkun! Namazlarınız bile kabul olmaz, lanete müstahak olursunuz! Kendi tercihiniz ile şeytanın tuzağı haline gelmeyiniz!

    Ebu Şakra(ra)'den merfuan;

    "Başlarını deve hörgücü gibi yapan kadınları gördüğünüzde onlara hiçbir namazlarının kabul olmayacağını bildiriniz"[Ahmed(2/223); Taberani(22/370); İbni Hacer, el-İsabe(7/206); Camius Sagir(644); Mecmauz Zevaid(5/137); Berika (5/346); Dümeyri, Hayatül Hayevan(s133); isnadında bulunan Mahled Bin Ukbe hakkında bkz: Buhari,Tarih(7/437); Cerh ve Ta'dil(8/348); İbni Hibban, Sükat(9/185); İbni Hacer, Lisan(6/9)]

    Zeyd Bin Halid el Cüheni, Ukbe ve İbni Mesud(ra)'dan, merfuan;

    "Gençlik delilikten bir şube ve kadınlar da şeytanın tuzaklarıdır"[sahihtir. İbni Ebi Şeybe(8/162); Ebu Nuaym, Hilye(1/138); Heytemi, Zevacir(2/450); Zübeydi, İthaf(7/280); Dürrü Mensur(2/225); Keşful Hafa(1528); Münavi, Camiül Ezher(2/334); Mekasıdu Hasene(586); Temyiz(92); Deylemi(3665); Camiül Kebir(10985); Feyzül Kadir ve Camius Sağir(4928); Darekutni(4/247); Fethul Vehhab(38); Lalkai, Sünne(1058); Beyhaki, Medhal(786); Kudai(56); Tergib(4/298); el-Amiri; sahih dedi, Suyuti ve İbnül Gırs hasen dediler] buyrulmuştur.
  2. musali

    musali Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Topulumsal yapılar ve oluşumlar genellikle kendi sosyal kültürel alanlarına, coğrafi konum ve şartlarına göre islami ilkelerden kendi fıkhını oluşturur. Doğu ve batı, şehir ve kırsal kesim arasında hayat düzeni değişkendir.
    Kavimlerin sosyal yaşamlarına baktığımızda gelen emirler o toplumun kötü ahlak ve yapılarına göre gelmiş ve kötülüğü bertaraf etmiştir.Kimi tartı ve adalet,kimi livata kimide isyan ve tuğyan...

    Efendimize gelince bu hadisleri iyi irdelemeliyiz. Hadislere baktığımızda cahiliye toplumundan yeni çıkılmış ve fitnenin engellenmesi için kadınların emniyeti ve güvenirli bir zeminde hayat sürmelerini ön görmüştür.Hadisler hernekadar şumullu olsada başında dedik ya toplumların yaşam biçimlerine ve coğrafi konumlara göre değişir..
    Uhudu hatırlayalım ve yaralılar göz önüne geldiğinde efendimiz kadınları çağırın yaralıların yaralarını sarsın der.(.evlerınde otursun demez.).
    Mus'ab Bin Umeyir medineye öğretmen olarak gönderilirken efendimizin sorusunu hatırlayalım..Oraya gittiğinde önce kuranla orda bulamassan efendimizin sunnetıyle onda bulamassan 2 hücetten çıkardığım içtihadla hükmederim..(Burda medine toplumun yaşamsal biçimine göre hükümdür)

    Geleneksel fıkha dair şimdi söylemlerimiz...

    islam ümmeti reşit halifelerden sonra mezhepsel bölünmeler yaşamış ve her mezhebin öncüsü bulunduğu cihedden olaya bakmıştır.
    mesela imamı şafi kırsal kesimde yaşadığından o bölgede ki fıkhi ve nas olmayan ictihada dayalı yorumlarda halkın kolaylığına dikkat çekmiştir.
    imamı azam ise şehir kültürü ve o toplumun sosyal yapısıyla ictihadlarını oluşturmuştur.

    Osmanlı dönemi ise malesef içtihad kapısını kapamış ve ümmet geleneksel fıkıhtan yaşadığı sosyal hayatı irdeleyememiştir. Günümüze kadar bu hadise devam etmiştir. Yaklaşık 10 asırdır bu sıkıntılar devam etmektedir..mesela osmanlı döneminde erkekler yolun ortasında giderken kadınlar erkekleri gördüğünde ya kenara çekilirlerdi yada kenardan yürürlerdi..İlginçtir bizim köydede buna şahid olmuştuk.Çok garibime gitmişti..Bu öyle bir sonuç açtıki bu ümmette''ERK'' lik dini haline geldi kardeşlerim.Erkeklerin egemen olduğu kadınların ise içeri hapsedildiği ve tamamen sosyal hayatın dışına itildiği bir hayat haline geldi..
    Batı ve emperyal güçler bunu kullanarak kadına özgürlük adı altında tamamen sokağa iterek annelik duygusunu malesef bertaraf etti.

    Benim hayırlı kardeşlerim yukarda dediğimiz gibi toplumun sıkıntıları ve sosyal yaşantısı çok ciddi bir etkendir..örnek verecek olursak İran mesela savaşlardan çıkmış ve yüzbinlerce erkeği şehid düşmüştür.Toplumda kadın nufüsü o kadar artmıştırki bunca kadını evde tıkadığınızda yaşam belki ciddi manada iflas etmiş olacak.
    afganistana baktığımızda enaz 2 milyon insan kaybetmiş taliban döneminde ise 400.000 erkek şehid olmuştur.Taliban ne yaptı kadınları geleneksel fıkha göre yorumlayarak evden dışarı çıkarmadı.Belki birçok bayanın yapabileceği meslek dallarının hepsini iptal etti.Oranın şartları gereği polis devletinden öteye geçemedi.
  3. musali

    musali Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Biz itidal ümmmet olmakla emroldunduk . İfrat- tefrite düşmekten ALLAH a sığınmalıyız.
    Kardeşlerim sahabe hanımları vakit namazlarını,cuma ve cenaze namazlarını erkeklerle beraber kılmışlardır.Hz.Aişe demez mi? Örtü ayeti indiğinde medinede adeta kargalar uçuşmuş gibi siyah örtülerle hanımlar dolaşırdı.

    Önceki konunun devamına dönersek; yukarda zikrettiğimiz meselelerin ehemmiyetine binaen şunu diyebilirzki;
    kavimlerin,bölgelerin,bulunduğu konjektürel ortam,siyasi ve sosyal yaşam,kültürel dengeler o anın fıkhını belirlemede gözardı edilemiyecek derecede ehemmiyetlidir. Mısır,suud vb. totaliter rejimlerde islami hareket fıkhını bile yorumlarken Türkiyedeki dengeler ve şartlar farklılık arzedebiliyor. Orda peçenin şeklinden tutun, kültür,sanat ve mesleki hayatta kadının yeri bile başka.

    Kısaca şunu diyebilirizki hiçbir fıkhi mesele bir illete dayanmadan cevap bulmaz...Günümüz ortamındada kadın elbette ihtiyaçlarını giderecektir.Sokağada çıkacak tesettürüyle ve öylesine izzetli ve onurlu yürüyecektirki açılan kadınlara örnek olsun izzet ve onurlu duruşla...
    Kadın umuma açık toplu taşıma araçlarına, ihtiyacını karşılamak için alışverişe, çeşitli sektörde hak ve hukuklarını zedelemeden bulunabileceğine dair birçok delil sunabiliriz günümüz alimlerinden..

    Size daha açık ve net bir şey diyeyim...90 km.üzerine bile hanımın gidebileceğine dair fıkıh alimlerimizin fetvaları vardır. Bugünkü teknolojık ortamda düşünün uçakla sefer yapan kadını değil 90 km.yüzlerce ve binlerce km.uzağa emniyetle gidebiliyor..

    Kadın ve cihad konusuna gelince işte burda hissi davranmamalıyız.Fıkıh hissiyattan ziyade nakli ve akli temele dayanır kardeşlerim.
    Kadının cihadına baktığımızda Bedir ve uhudu örnek gösterebilirsek hatta hendek savaşını.Kadınlar,çocuklar ve yaşlılar savunma hattında kalmış şehrin içinde yerlerini almışlardır. Bazı cevval hanımlar vardırki onların üzerine endirek savaş olmadığı halde o yiğitliklerini ve cesaretlerini ortaya koyduklarından şehadet şerbetini içer oldular. Bu umulurki kadınlarımızın yiğitliklerinden ve fedakarlıklarındandır.
    Günümüzde farz-ı ayn bir cihad yok memleketimizde. islam beldeleride kendi içinde farklılık arzeder. Biz kendi bölgemize dönersek kardeşlerim burda hanımların tebliğ ve davette dikkat etmesi gereken önemli meseleler vardır.İşte bu meseleler herkesi malesef ikileme düşürmektedir. Kim hangi tarafından çekerse meseleyi ordan alıyor. Bir tarafımız tebliğ edelim ve eylemlerden geri kalmıyalım.Mücadelede ön saflarda yerlerimizi almalıyız derken alanlardan artık kendini alamaz oldu.Kimileride evden dışarı çıkmaz hanım; deyip evde kendini hapsederek psikolojık bunalıma girdi. Sosyalleşmeyen silik ve kendini ifade edemeyen bir yapı haline geldi. Bu konuyu bizler daha önce araştırıken isminide verebilirim birçok alime ve ilmine hürmet ettiğimiz kişilere sorduk. Açıkcası onlarda kendi pencerelerinden yaklaşarak algıladıklarını bize aktardılar..
    En iyisinide bir muhterem hocadan duyduk.'' Kardeşim bu konuda kimseyi dinleme, ilmine ve hikmetine güvendiğin ilim ehli hocana uy.Süzgeçinden geçir ve tahlil et.Yanlış gördüysen sor ve eğer kafana takıldıysa gene sor çekinme.Defalarca sor ve iyice sindikten sonra kabulun olur..''
    Neden bunu dedim derseniz kardeşler ilk başlarken dedim ya 10 asırdan beri kopuk bir fıkıh geleneğinden geliyoruz.Osmanlı uleması saygısından önceki alimlerin fetvalarının altına sadece şerh koymayıpda günün meselelerine ışık tutabilseydi belki bugün şartlar daha farklı olabilirdi....
    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 4 Mart 2017
  4. ibni kayyım

    ibni kayyım Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Modernler kadını evden çıkartıp, evini yıktılar. Kadını ikna etmek için, evini ona “Bu senin zindanın” diye tanıttılar. Bu şeytani telkine aldanan modern kadın evi terk etti.

    Modern kadına ev yerine önerdikleri şey ne? Sokak, cadde, süpermarket, kulüp, dernek, fabrika, daire, dükkân, ofis vesaire vesaire… Ama bunların hiç biri evin yerine geçmedi. Kadın eve düşman dışarıya hayran edildi. Fakat dışarı onu korumadı. Koruyamazdı da. Onu dışarı çağıranlar zaten korumasız kalsın, savunmasız kalsın diye çağırmıştı. Onu dışarı çağıranlar, onu metalaştırmaya can atanlardı.

    Kadın onlar için süslendi, boyandı, pudralandı. Onlar için harcadı parasını, zamanını, hayatını. Onlar, içerden çıkarıp dışarının malı ettikleri her kadını yağlı ve bağımlı bir müşteri olarak alkışladılar. Nitekim öyleydi de. Kadın artık kazanmak için harcıyor, harcamak için kazanıyordu.

    Önce anneliğini unuttu. Zira kendine yabancılaştı. Zaten dışarlıklı bir hayatın yoğunluğunu hiçbir kadın annelikle birlikte kaldıramazdı. O nazenin omuzlara bu ağır gelirdi. Öyle de oldu. Yıktıkları evin yerine pansiyonu koydular. Yıktılar dedimse, damını duvarını yıktıklarını kastetmedim elbet. Bu mecazen bir yıkımdı. Evin misyonunu yıktılar, tıpkı kadının kadınlık misyonunu yıktıkları gibi.

    Artık evler iki kişilik pansiyondu. Baba işe anne işe çocuk kreşe; oh ne ala memleket! Siz buna ev diyebilecek misiniz? Zaten olmadı da. Önce çocuk sayısını azaltmaya ikna ettiler. Zaten evinden çıkardıkları kadın, buna mecburen ikna olmak zorundaydı. Başka türlü yapamazdı. Kendisini dışarıdan koparak her şey ayak bağıydı. Bu çocuk için de, hatta eşinden “hanımlık” bekleyen koca için de geçerliydi.

    Evsizliğin merkezi olan Batılı toplumlarda kadın doğurmuyor. Geçenlerde Kıbrıs Rum yönetimi her doğum için 60 bin dolar vereceğini açıkladı. Biliyorum yine ikna edemeyecekler. Çocuğu angarya gören bir kadını doğurmaya nasıl ikna edebilirsiniz. Dahası, “kamu malı” haline getirilmek için içindeki anne öldürülmüş olan modern kadın, fıtratın haykıran sesini, taş kesilmiş kalple nasıl duysun?

    Eline köpeğin zincirini tutuşturdular ve “çocuk yok, köpek olsun” dediler. Modern kadın farkına varmadan köpeği çocuğun yerine koyuverdi. Çocuğun kahrına katlanmamak için evden kaçan modern kadın köpeğin kahrına katlandı. Tıpkı bir kocanın kahrına katlanmamak için evi gözden çıkaran modern kadının, kocalık sorumluluğunun hiç birini taşımayan bir sürü sorumsuz ve iffetsiz erkeğin kahrına katlandığı gibi.

    Müslüman kadını önce birinci evi olan tesettürü, sonra ikinci tesettürü olan evi koruyor. Bu Allah’ın kendi talimatına uyan kadına bahşettiği bir lütuftur.

    Evet, İslami tesettür birinci evdir. Bazıları İslami tesettüre “ikinci deri” gibi bakarlar. Bu ifrattır, aşırılıktır ve fıtrata aykırıdır. Tesettür mümin kadının sosyal ilişkilerini düzenleyen bir talimattır. Karşıt cinsle ilişki kurarken dişiliğini arka plana atar ve kişiliğini ön plana çıkarır. Bunu tesettür sayesinde yapar. Muhatabına “Benimle kişiliğim üzerinden ilişki kur” mesajı vermiş olur.

    Tesettüre ikinci deri gibi gören ifrat anlayış, onu Müslüman kadının yalnız olsun başkalarıyla olsun deri gibi ondan kopmaz bir parça olarak görür. Bu ilk bakışta “hassasiyet” gibi gözükse de, derinden bakınca fıtrata zıt ve zorlama olduğu anlaşılır. Fıtrata uygun olmayan her dindarlık gösterisi, mutlaka ziyana yol açar. Ya bunu uygulayanın tavır, davranış, ilişki ve anlayışında, ya da muhataplarının üzerinde.

    İlk ev olan İslami tesettür, Müslüman kadınla birlikte yürür. Müslüman kadın nereye giderse gitsin, o da oraya gider. İşte bu nedenle o “ev”lidir. Tesettürü alınarak dışarı salınmış bir kadın, bu yüzden evi başına yıkılmış bir kadındır.

    “İlk evi” olan tesettürünü koruyamayan, “ikinci tesettürü” olan evini koruyamaz. Başta inşa edemez ki korusun. İşte bu yüzden, hakkı ifa edilen bir tesettür mucizedir.

    Dünyanın kadın açısından gittiği yöne dikkatlice bakınız. Muceza derken ne kastettiğimi o zaman anlarsınız. Yine tesettürün hürriyetin sembolü olduğu gerçeği, özgürlük adı altında metalaştırılan modern kadının içinde bulunduğu sıkıntılı duruma bakınca daha iyi anlaşılmaktadır.

    Kadın rahatsız olacaksa, değersizleştirme operasyonundan rahatsız olmalıdır. Kadının adı yoksa, ona bir ad konulur. Ama ya değeri yoksa ne yapılır? Değer isim gibi “koydum” demekle konulacak bir şey değil ki.

    Kadını değerinden koparanlar, ona “fiyat” biçiyorlar. Zira kendilerinde değer yok, para çok. “Parayı bastırırız, alırız” diye düşünüyor olmalılar.

    Kadın, değersizleştirme operasyonuna kurban gitmemek istiyorsa, euzü besmele çeksin. Çeksin de şeytanlar ondan elini çeksin.

    Gönderen: İsmail Akkoyun
    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 4 Mart 2017
  5. ibni kayyım

    ibni kayyım Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Ahmet Kalkan..//..Çeyrek Tesettür Gerçek Tesettüre Karşı ya da Başörtülü Çıplaklar
    02 Ağustos 2009 Pazar Saat 20:12
    Reklam

    Biraz da etkitepki meselesi olsa gerek. Egemen güçlerin bunca saldırısı ve zulmüne rağmen çarşılara, pazarlara baktığımızda başörtülü kızlardan geçilmiyor. Bardağın neresine bakalım? Hiç yoktan başı örtülü bayanların sayısı hâlâ çok sayıda diye sevinelim mi; yoksa, başörtüsü, rûhundan giderek soyutlandı, çarşılar başörtülü mankenlerin boy gösterdiği podyuma döndü, örtü sokağa (ayağa) düştü diye üzülelim mi? Sürpriz olan hangisi?

    Azçok kültürlü kızların başörtülü olabilmesi mi, yoksa her yönden gayrı İslâmî yaşama biçiminin kuşattığı ve modern Batı standartlarını içselleştirmiş, özgürlük putunun kurbanı ve sosyal hayatın, sokak ve çarşının tutsağı olmuş başörtülü kızların her aklı başında müslümana "bu kadar da yozlaşma olmaz!" dedirtecek anormallikleri mi? Okullarda karma eğitimin tezgâhından geçmiş, televizyon dizileriyle büyümüş, kadın-erkek eşitliğini ve kadın özgürlüğünü bayraklaştırmış, dünyevileşmiş, İslâm'ı yeterince bilmeyen, bildiklerini tümüyle yaşamanın getirdiği bedellere hazır olmayan kızların çeyrek tesettürü mü? Şuurlu müslümanların başörtüsü mücâdelesini önemli bir cihad gibi görmelerinin sebebi, onun Kur'an' ın bir emri, tesettürün ayrılmaz bir parçası, İslâmî inanç ve yaşama biçiminin dışa yansıyan bir göstergesi, müslüman hanımın hayâ ve iffetinin bir işareti olduğu içindi.

    Giyilen kıyafetin, örtünen başörtüsünün, erkeklerin dikkatini çekecek şekillerde olmaması, cinsel câzibeyi ortaya çıkarmaması gerekmektedir. (O yüzden şekil ve renk olarak sade, daha çok koyu siyah renkte giysi ve örtü, yirminci asra kadar bütün dünya müslümanlarının riâyet ettiği ölçü kabul edilmiştir.) Kim ne yorum yaparsa yapsın; başörtüsü Kur'an'ın emridir: "Mü'min hanımlara söyle: Gözlerini korusunlar, nâmus ve iffetlerini muhâfaza etsinler. Görünen kısmı müstesnâ olmak üzere, ziynetlerini (süslerini ve süs taktıkları organlarını) teşhir etmesinler. Başörtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler…" (24/Nûr, 31). Başörtüsü teferruat değildir. Allah'ın Kur'an'da emrettiği bir farz teferruat, ayrıntı kabul edilemez. Bu mantık(sızlık)la, eğer başı örtmek teferruat ise, meselâ göğsü örtmek de teferruattır; çünkü o da aynı şekilde farzdır. Başörtüsü, çarpık yorumlarla önemsiz ve hizmet(!) için tâviz verilecek basitlikte görülemez, olmazsa da olur denilecek bir husus kabul edilemez. Müslüman hanım, Ahzâb sûresi 59. âyete göre sadece vücudunu ve başını örtmekle emrolunmamış, aynı zamanda yabancı erkeklerden eziyet görmeyecek ölçüde ve iffetli olduklarını gösterecek biçimde cilbab (çekici olmayan ve baştan ayağa örten geniş ve kalın bir dış giysi) ile örtüneceklerdir. Bu özellik, başörtüsünün şeklini de, başörtüsü dışında dış giyimin nasıl olması gerektiğini ve bunun hikmetlerini de içermektedir. Vücudu örttüğü halde dış giysinin (cilbabın) içindeki bol elbise, cilbabsız olarak nasıl dışarıda tesettür için yeterli görülmüyorsa, aynı şekilde elbise desenlerinden daha çekici, allı güllü, bol süslü eşarplar ve kadını câzip gösteren kıyafetlerin de tesettürdeki temel espri ve hikmeti taşımayacağı bilinmelidir. Bilindiği gibi, Nur sûresi 31. âyeti, kadınlara istisnâ edilen şahıslar dışında hiçbir erkeğe ziynetlerini göstermemelerini emretmekte. Ziynet, kadını güzel gösteren saç, makyaj, parfüm, takı, mücevherât ve elbise gibi şeyleri içine almaktadır.

    Güzel kokudan (parfümden) kaçınmak şarttır: "Bir kadın, güzel koku sürerek bir topluluktan geçer, onlar da 'onun kokusu şöyle şöyleydi' diye konuşurlar. Böyle (koku sürünmesi ve) söylenmesi çirkindir." (Ebû Dâvud, hadis no: 351). Konuşurken ciddî olma mecbûriyeti vardır: "...Eğer (Allah'tan) korkuyorsanız, (yabancı erkeklere karşı) çekici bir edâ ile konuşmayın; sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır..." (33/Ahzâb, 32). Müslüman hanımın davranışı, yürüyüşü ağırbaşlı olmalı, dişiliğini, cinselliğini öne çıkarmamalıdır: "... Gizlemekte oldukları ziynetleri anlaşılsın diye, ayaklarını yere vurmasınlar (dikkatleri üzerlerine çekecek şekilde yürümesinler)." (24/Nûr, 31). Tesettürdeki gâye ve hikmet, ulemânın ittifakı ve ümmetin icmâı ile, kadının yabancı erkeklere karşı cinsî câzibesini gizlemektir. O yüzden, kadının bileğindeki altın bileziğin gözükmesine izin vermeyen din, kadını daha süslü gösteren bir eşyanın, bir aksesuar veya başörtüsü ya da giysinin kullanımına da izin vermez. Nûr Sûresi, 31. âyet, kadının yabancı erkeklere ziynetlerini/süslerini (ve ziynet yerlerini) göstermesini yasaklar. Halbuki şimdiki başörtülerin ve dış giysilerin büyük oranda ziynet/süs unsuru olması, aranacak ilk vasıf sayılabiliyor, ziyneti örtmesi gereken şeyin kendisi tümüyle ziynet özelliğine uyuyorsa bu nasıl tesettür olabilir? Tuz yiyeceği kokmaktan korur; tuz kokarsa o yiyeceğin hali ne olur?

    Başörtüsü, mü'min hanımlara sadece üniversitede farz olmamakta, bülûğa erdiği andan itibaren farz olmaktadır. Ayrıca üniversite gibi resmî kurumlarda ve erkeklerle kızların karma eğitim yaptıkları ya da içli dışlı oldukları yerde sadece başörtüsü değildir farz olan; onu tamamlayan diğer giysiler ve cinsî özellik ve câzibelerin tümünden arınmış, fitne ortamına hiç yer vermeyecek davranışlar da şarttır. Müslüman bayan, erkeklerin de bulunduğu sosyal hareketlere katılır veya yabancı erkeklerle meşrû ölçüler içinde konuşurken, her şeyden önce dişiliğiyle değil; kişiliğiyle bulunmalıdır. Bir kadın için, sosyal hayatta tesettür her şey değil; bir şeydir. Onsuz olmaz ama, onunla da her şey tamamlanmış değildir. Kahkaha gibi aşırı ve sesli gülme, yabancı erkeklerle şakalaşma, gereksiz samimi tavırlar, kadınsı işveler, yapmacık edâ ve sesin güzelleştirilmesi için doğal olmayan çabalar vb. iffetli müslüman bir hanıma yakışmayacak ve müslümanlarca yadırganacak ya da farklı gözle değerlendirilecek her türlü tavırdan kaçınılması gerekir.

    Müslüman hanımın bu ölçülere riâyet etmeden sosyal hayatta yer alması ya da erkeklerle konuşması, hem kendine, hem dâvâsına, hem tesettürlü hanımlara, hem İslâm'a ve hem de müslüman kadınların toplumda müslümanca yer etmesi için gereken ortamın ve örfün oluşması önündeki zincirlerin kırılma çabalarına çok büyük zararlar verecektir. Bugün çarşıda, pazarda, tezgâhta, masa ve kasa başında, başörtülü bayanların "örtülü çıplak" diye tanımlanabilecek başörtülü yozlaşmanın görüntülerini de şöyle özetleyelim: Çarşaf ya da bol ve uzun pardösü benzeri bir dış giysinin tamamlamadığı bir kıyâfet.

    Dış giysi cinsinden bir şey olmaksızın sadece başörtü, altına etek veya pantolon, üstüne bluz, elbise cinsinden bir şey giyerek çarşı pazarda dolaşma veya işyerlerinde ya da okullarda bu kıyafetle yabancı erkeklere (iş arkadaşlarına, sınıf arkadaşlarına, müşterilere…) gözükmek. Yasak savma cinsinden bile kabul edilemeyecek tarzda, çok ince veya çok kısa ya da çok dar pardösümsü bir dış giysi. Başörtünün altından sırıtan çirkinlik: Yüzde makyaj, dudaklarda ruj, yanaklarda allık, gözlerde boya ve hatta başörtüsünün rengine uygun özel lens, kaşlarda inceltme ve vücutta ağır parfüm kokusu gibi acâyiplikler. Yani, başörtülü sekreter ve başörtülü tezgâhtar bayanların büyük çoğunluğu başta olmak üzere ev hanımı veya ev kızı olmadıkları imajını her haliyle yansıtmaya çalışarak entel takılan genç bayanların da önemli bir kesiminin çarşıda, okulda, işte… başörtülü mankenlere benzeme gayreti. Üstü kapalı altı havalı, uygunsuz etek üstü türban, altta dar kot pantolon üstte başörtüsü, bacakları açık ama başı kapalı tipler; Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu dedirtecek şekilde, altı kaval üstü şişhane görüntüsü…

    Süslü kubbesi olan bir câminin alt katının tapınak olarak kullanıma açılması gibi bir şey. Başında sarık, ayağında mayo olan imam kıyâfeti ne ise onun gibi. Ne var bunda demeyin, sarıklı imamın giydiği mayonun HaŞeMa yani, Hakiki Şeriat Mayosu değil; Batılıların giydiği cinsten iki parmaklık mayo olduğunu düşünün. Sakallı ve başında sarığı olan genç bir imamın sosyete plajında bakınarak gezinmesi ne ise, aynı ve belki daha ağır değil midir, çarşı ve pazarda (hal diliyle "şişşt, baksana bana!" diye konuşan giysi içinde) kendine baktırarak gezinen başörtülü kız. İkişer kelimelik kısa tanımlarla özetlersek: "Başörtülü açıklık"; "örtülü çıplaklık"; "tesettürsüz örtü." Şunlar da üçer kelimelik: "Cilâlı baş devri"; "cennetle cehennem koalisyonu"; "sulandırılmış İslâm'ın görüntüsü"; "zakkum aşılanmış çiçek"; "zehir karıştırılmış bal." Konserlerde alkış ve ıslıkla da yetinmeyip dans eder gibi hareketlerle tempo tutup sanatçının ezgisine/şarkısına koro elemanı gibi katılan başörtülü kızlar kimse tarafından yadırganmıyor artık. Çarşılarda özgürce gezmekle tatmin olmayan başörtülü bayanların bir kısmı, deniz kenarlarında, park ve pastanelerde özgür takılıyorlar, herkesin içinde şuh kahkahalar atabiliyor, çarşıda (şimdilik) kız arkadaşlarıyla öpüşebiliyor, çok rahat tavır ve cıvık cinsellik kokan davranışlardan, bazen kol kola bir yabancı erkekle fingirdeşmekten bile çekinmiyorlar. Peygamberimiz (s.a.s.)'in "giyinik olduğu halde çıplak gibi görünen kadınları, Cehennem ehlinden" saymasının (Müslim, Libâs 125, hadis no: 2128) sebebi üzerinde düşünülüyor mu dersiniz? Hz. Peygamber, bunların Cennete giremeyeceği gibi, Cennetin kokusunu dahi alamayacağını belirtmiştir. Kimdir bu örtülü çıplaklar? Bunlar şeriatın koyduğu ölçülere uymayan, yani ince, dar ve uzuvları gösteren elbiseler giyen ya da vücudunda örtmesi gereken yerleri örtmeyen kadınlardır. Kadınların bu şekilde giyinmesi, küçük günahlardan olsaydı, Hz. Peygamber, onları Cehennem ehlinden saymaz, Cennetin kokusunu dahi alamayacaklarını söylemezdi. Farzedelim ki, sözkonusu şekilde giyinmek, küçük günahlardandır. Bu durumda küçük günahlarda ısrar etmenin, günahı büyüteceğini bilmiyorlar mı? Bilinmelidir ki, "sürekli yapılan hiçbir günah, küçük; tevbe edilen hiçbir günah da büyük değildir." Hasan Basri gibi: "Siz sahâbeyi görseydiniz deli (öcü) derdiniz, onlar da sizi görseydi müslüman (tesettürlü) demezdi" demeyeceğim; daha hafifini tercih edeceğim:

    Günümüz Mekke ve Medine'sinde, hatta Tahran'ında, Afrika'nın nice ülkesinde, Malezya'da… erkek ve hanım müslümanlar, bu giysi ve davranış sahiplerine hiç duraksamadan kötü kadın damgası vurabilirler, kendilerinden saymayacakları gibi, hicaplı/tesettürlü sınıfı küçük düşürdükleri için ajan muâmelesi yaparlar.

    Ama Batı ülkelerinde bu kıyafet ve tavrın, tepki almadan kabul göreceğinden emin olabilirsiniz. Başörtüsü dışındaki bu giysi ve davranışı kendi standartlarında gördüklerinden, "herhalde başı keldir de kapatma ihtiyacı duyuyordur veya başına bir bez bağlamaktan zevk alıyordur, imaj anlayışıdır, bu tür değişiklikle dikkat çekmek istiyordur" şeklinde değerlendirmeler yaparlar. Türkiye'deki fanatik laikler ve Kemalistler gibi (çoğunluğun tavrı ve çoğu özelliğiyle) âhı gitmiş vâhı kalmış başörtümsü cicili bez karşısında katı ve uzlaşmaz tavır takınmazlar. "Bunlar (iki inanç, iki grup) arasında bocalayıp durmaktalar; ne onlara (bağlanıyorlar, benziyorlar) ne bunlara. Allah'ın şaşırttığı kimseye asla bir (çıkar) yol bulamazsın." (4/Nisâ, 143). Hem Allah'ı, hem şeytanı râzı etmeye çalışmak, sadece şeytanı râzı edecek gülünç tavırlara, aldatış ve aldanışlara götürür insanı. "Yoksa siz Kitab'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezâsı ancak dünya hayatında rezillik, rüsvaylıktır; Kıyâmet gününde ise en şiddetli azâba itilmektir. Allah, sizin yapmakta olduklarınızdan asla gâfil değildir." (2/Bakara, 85) "Yoksa onların, dinden Allah'ın izin vermediği şeyleri şeriat (dinî kaide) kılan şirk koştukları ortakları mı var? Eğer azâbı erteleme sözü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilir (işleri bitirilir)di. Şüphesiz zâlimler için can yakıcı bir azap vardır." (42/Şûrâ, 21). Hakla bâtılın koalisyonu, güzel bir içeceğin zehirle karıştırılmışı gibidir.

    Altısı içinden, altısı dışından tavırlar dinle alay etme gibi değerlendirilebilir. Müslümanlığı çok kötü temsil eden kimselerin zararları, müslüman olmayanlarınkinden daha büyük olur çoğu zaman; akılsız dost ve akıllı düşman misali. İslâm'a en büyük zarar, tarih boyunca hep içeridekilerden gelmiştir. Dini yanlış temsil ile "müslümanlar işte böyle!" dedirtecek tavizci anlayışa ve kötü örnek olarak dini de küçük düşüren tavırlara kimsenin hakkı yoktur. Bütün bunların yanında saçının tekinin bile gözükmemesine ciddi özen gösterilerek takınılan ve çoğunlukla "bone"li başörtüsü; rengârenk, bin bir desen, cıvıl cıvıl.

    Anadolu'daki fazla kültürlü olmayan bayanların kıyafetinin diğer bölümlerinde bu denli yozlaşma olmamasına rağmen, başörtü bağlama konusunda biraz ihmalkârlık biraz alışkanlık gereği, yer yer saçlarından bir kısmının bazen veya devamlı gözükebilecek şekilde başörtüsünde gevşek davranmalarına tam ters bir uygulamayı andırıyor, büyük şehirlerdeki bu fotoğraf. Çok kültürlü olmayan halk sınıfından geleneksel örtünmeyi sürdüren bayanlar, başörtü örtme biçimine kadar örfleştirip âdetleştirdikleri şuursuzca örtünme görüntüsü sergilerken, onlardan ayrıldığını gösterme ihtiyacı duyan ve kültürlü olduğunu düşünen modern örtülü bayanlar da, saçlarını örtme konusunda gösterdikleri titizliği; başörtüsünün süslü câzibiyetinden kaçınma hususunda, başörtüsü dışındaki giysi ve tavır konusunda (sanki bilinçli ve kasıtlı bir tavırla) göstermekten kaçınıyorlar.

    Renkrenk, moda moda başörtüler, atlası, ipeği, yerlisi, ithali, bin bir çeşit… Ama, farklı etiketlere, değişik firma isimlerine aldanmayın; hepsinin markası tek: "Bak bana!" marka. Dışı kâfirleri hâlâ yakmayı sürdüren başörtüsü, içi müslümanları yakmaya başladı. Bâtıl cephesinde yeni bir şey yok; ilkeli de çağdaşı da aynı. Batının ve her çeşit bâtılın geleneksel tavrı değişmiyor: Zorla hakkından gelemediği hakkı, hile ile yozlaştırıp tahrif etmek. Yaşadığımız coğrafyada da bu filmin başörtülü versiyonu vizyona kondu; kanun ve baskılarla alt edemedikleri, önünü alamadıkları başörtüsünü cıvıklaştırarak yozlaştırdılar. Light İslâm, sulandırılmış, kitabına uydurulmuş, ılımlı müslümanlık diye dillendirilen İslâmizasyon anlayışının ne ölçüde tutacağını başörtülüler üzerinde test etti global ifsat çeteleri ve maalesef umutlanacakları netice aldılar. İmanla, tevhidle bağı koparılan, hiç değilse zayıflatılan ibâdetler, âdetlere dönüşür. Başörtüsü de öyle oldu. Kültürsüz halk kesiminde ninelerin, hizmetçilerin, temizlikçilerin ya da köylü kadınların geleneksel başörtüsü, âdet kabilinden değerlendirildiği için egemen güçlerin bunu hoşgörüyle (en azından düşman olunmaya gerekli olmayan, tahammül edilebilir şekilde) karşıladıkları bilinen husus. Şehirli bayanların, kültürlü kesimin de başörtüsü, çok yönlü yönlendirmelerle âdete dönüştürülüyor. Böylece derin egemen güçler, onu irtica (yeni adıyla siyasal/İslâmî) simge görmeyecek, âdete dönüşen başörtüsüyle uzlaşacaklar. Yeter ki imanın yansıması olarak örtülmesin örtü, yoksa bir kimlik alâmeti ve müslümanlık sembolü olmaktan çık(arıl)mış bir bez parçasıyla kimsenin bir alıp veremediği olmaz. Bizim açımızdan, yukarıda resmedilen şekliyle sorun ne kadar büyürse, zâlimler için de o oranda sorun olmaktan çıkacaktır başörtüsü.

    Bu değerlendirme ışığında, çok yakın bir zamanda başörtüsü meselesi çözülmüş olacak. Az kaldı, yozlaşmanın çapı ve şümûlü tamamlansın; başörtüsü AB standartları ve Batılı modern bayanların tüm olumsuz imajlarıyla arasında çok az kalan farklılıkları kaldırsın, başörtüsü sorun olmaktan çıkacaktır.

    Derin devlet, yani formalite icabı hükümette olanlar değil; devleti fiilen yöneten iktidar gücü her ne kadar şimdiye kadar hiç taviz vermiyor görünse, on yıl sonrasına bile yeşil ışık yakmayacak izlenimi verse de, tek taraflı olarak başörtülülerin kaahir ekseriyeti, her çeşit tavizi vermeye hazır olduğunu gösterdi. Ruhu soyutlanmış, tesettür görevi yaptığı çok şüpheli hale gelmiş başörtüsüne İslâm düşmanları niye taviz vermesin ki!? Hele o verecekleri taviz, bundan sonra alacakları muhtemel taviz yanında çok az kalıyorsa. Ama, dejenerasyonun yeterli olmadığını düşünüyor o çevreler besbelli. Taviz tavizi doğurur, "du bakalim n'olicek?" diye bekliyor sadece başörtüsü vurgusu yapan çevreler. Öteki taraf, başörtüsüzlerin her türlü olumsuz giyim ve tavırlarına bulaştırdıkları başörtülüleri "bu müslümancıklar, açık göbek modasına ve başörtüsü altına mayo ya da mini etek garâbetine kadar işi vardıracaklar mı" diye test etmeye devam ediyor ve sebep oldukları bu tablodan sadistçe zevk alıyorlar. Başörtüsü, modern giyim(sizlik) tarzıyla, Batılı modern tavırla, vücudun diğer giysilerdeki cinselliği açığa vuran çağdaş özelliklerle uyuştuğu oranda modern güçler ve düzen de başörtüsüyle uyuşacak.

    Başörtülü; Kur'ânî çizgi, takvâ giysisi ve yaşama biçiminden ne kadar taviz verip uzaklaşırsa, kendini doğuran bağla irtibatını koparırsa, o oranda İslâm düşmanı çevrelerin tavizini görecek. Görünen maalesef o ki; başörtülülerin kaahir ekseriyeti, bugünkü halleri ve gelecekte sergileyecekleri daha büyük yozlaşma sürecine girmeleriyle kendilerine taviz verilmeyi hak ettiler. Ama yine de Kenan Evren'in tabiriyle "sinek küçük ama mide bulandırır" diye düşünüyorlar.

    Kur'an bu güçlerin portresini şöyle çiziyor: "Sen onların dinine uyuncaya kadar Yahûdiler de Hıristiyanlar da (onların izinden giden müşrikler de) senden asla râzı olmazlar." (2/Bakara, 120). Başörtüsünün imanla irtibatının çoğu kızımızda çözüldüğünü gören âyette belirtilen sınıflar, başörtüsü problemini çözmek için girişimlerine başlama sinyalleri verdi biliyorsunuz. İktidar değişimlerini finanse eden dolar milyarderi Amerikalı yahûdi Soros, kendi emir kulları olan radikal laik çevrelere "yeter artık, bu kadarı kâfi" demeye başladı; ve ekledi: "Başörtüsü sorununu ben çözeceğim." Bu sözü, tabii ki, kendi adına değil, Batı, Amerika adına, yani çoğunluğu Hıristiyan olduğu değerlendirilen kesim adına, Hıristiyan Batıyı temsilen dillendirdi. Ve, üstüne üstlük; kısa zaman önce, başörtüsü sorununun çözümünün İsrail'den geçtiği yetkili ve etkili çevrelerin ağzından dökülmeye başladı. Demek ki, başörtülülerin bu yozlaşmasından râzı oldular, neticesi alındığı için artık baskının kalkması gerektiğine karar verdiler. Bakara 120'nin ışığında bu durumu yorumladığımızda, işin vehâmeti daha iyi anlaşılacaktır. Bu demektir ki, kendini tesettürde zannedenlerin çok önemli bir bölümünün taktığı başörtüsü, Allah'ın râzı olmayacağı şekle geldi. İsrail'in, ABD'nin râzı olduğu başörtüsü, artık Avrupa Birliği'ne girmek üzere.

    Onlardan yeşil ışık yakılmaya başlandığına göre, onların emir kulları egemen güçler de kamusal alan dedikleri etkin yerlerde değilse de, sözgelimi bazı üniversitelerdeki kırmızı ışıkların bir bölümünü söndürecekler. Yoksa, radikaller "İslâm'ın en önemli emirlerine bile yasak koyan üniversite, diğer okul ve resmî kurumlar ve de buraları bu hale getiren düzen olmaz olsun!" deyip uzlaşmayı tümüyle reddedebilirler; küçük de olsa böyle bir ihtimali hesap eden Batılı güçler, büyük tâvizler alındığına emin olduğu için küçük tâviz vermekten yana. Amerika'lardan fetvâlar veren "teferruat"çılar, hizmetin (kime, neye ve nasıl hizmetse?!) Allah'ın emrinden daha önemli olduğunu bağlılarına ve sempatizanlarına duyurdular.

    Üniversitelerdeki öğrenciler veya eğitim kurumları başta olmak üzere kimi alanlarda çalışan bayanlar başörtüsünü çözerek problemi çözmüş oldular. Yirmi sekiz şubat sonrası psikolojik baskılar başörtüsü bedelinin hafif olmadığını gösterdiği için bazı başörtülüler kolay yolu tercih etti. Hemen açılmakta zorlananlar, büyük bir buluşa imza atarak bere ile, peruk ile tesettür olabileceğini icat ettiler. Derken çığır açıldı, iş çığırından çıktı. Hâlâ başörtüsünü çıkarmayanlar da başörtüsündeki rûhu çıkardı. Bunun yanında, özellikle büyük şehirlerdeki "ben de müslümanım" diyenlerin en az yarısı zâten ne başörtüsünü, ne de başörtüsünü emreden İlâhî emir ve yasakları takıyor. Eh, tâvizi hâlâ hak etmesinler mi Batılıların gözünde. Evet, üç vakte kadar (bu üç vakit, üç ay mı olur, üç yıl mı, başörtülülerin dejenerasyonunun ve düzene uygun yaşam tarzının yeterli görülmesine bağlı) başörtüsü sorunu çözülecek. Rûhundan soyutlanmış, aksesuara dönüşmüş modern başörtüsü artık kamusal alanda tümüyle değilse, yavaş yavaş müsaade edilir hale gelecek. Bu ülkedeki hayranları tarafından yadırgansa da, Avrupa Birliği veya Kirliliği denilen İslâm düşmanı birlik standartları da zâten bunu gerektirmektedir. Buna rağmen, bunun çok kısa zamanda gerçekleşeceğini de düşünmüyorum. Çünkü bu coğrafyadaki örtü düşmanı egemen çevreler, kendi dinlerine tavizsiz bağlı fanatik İslâm düşmanı oldukları ve müslümanların dışa yansıyan en basit, en mâsum, şirk düzenine de hiç zararı olmayan görüntülerine karşı bile acımasızlar.

    Evet, ergeç başörtüsü sorunu çözülecek, çözülüyor; sevinin müslümanlar, sevinebilirseniz! Bu, başörtüsü mücâdelesinin bir zaferi midir, 28 Şubat süreciyle hızlanan light İslâm'ın Kur'an ve Sünnet İslâm'ına şimdilik bir galebesi mi, değerlendirin. Müslümanlar başörtüsünü şeklen değilse rûhen çözdüler, sıra örtü düşmanlarının lütfedip çözmesine kaldı. İktidarda olduğu sanılan sanal hükümet mi? Güldürmeyin adamı, onlar kendi karılarının başörtülerini bile savunamıyorlar; İslâm'ın İ'sini ağızlarına alamıyorlar (Eee n'apsınlar canım, yoksa gerginlik çıkar…). "Biraz daha zamanı var, zamanı geldiğinde gerginlik çıkmadan, konsensusla bu sorunu çözeceğiz" diyen hükümetin başının bu sözünün anlamı, bu açıklamalar ışığında daha iyi anlaşılmıştır herhalde.
    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 4 Mart 2017
  6. 1smyr99mavi

    1smyr99mavi HakUmmu Kullanıcı

    Bu konu hakkında bir sorum olacak. Bol bir elbise üzerine bol bir şal omuzlardan örtülerek şekilde olursa tesettür olarak caiz mi? Üzerine bir dış kıyafet bulunmak zorunda mı?
  7. Sena Farisi

    Sena Farisi لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ Moderatör

Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş