بســـم الله الرحمن الرحيم

Herhangi bir kimse:
"Allah'ım! Sana ve Peygamberine olan imanım ve muhabbetim için senden istiyorum" dese, veya buna benzer şeyler söylese, güzel ve meşru birşey yapmış olur.
Nitekim Cenâb-ı Hak, mü'minlerin bu tarzdaki dualarını, Kur'ân-ı Kerim'de nakletmiştir:
"Rasul sizi arkanızdan çağırdığı halde kaçıyor, hiç kimseye bakmıyordunuz. Kaçırdıklarınızdan ve size isabet eden şeylerden dolayı üzülmemeniz için (Allah) size üzüntü üstüne üzüntü verdi. Şüphesiz ki Allah işlediklerinizden haberdardır." (3 Al-i İmran 153)
"Onlar: "Ey Rabbimiz! Biz gerçekten iman ettik. Günahlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından koru" derler." (3 Âl-i İmran 16)
"Çünkü gerçekten benim kullarımdan bir grup: Rabbimiz, iman ettik, sen artık bizi bağışla ve bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın, derlerdi de,"(23 Mü'minûn 109)
"(Havariler dediler ki) "Rabbimiz! Senin indirdiğin şeylere iman ettik ve rasulüne tabi olduk. Bizi şahidlerle birlikte yaz." (3 Âl-i İmran 53)
İbn Mes'ûd da şöyle dua ederdi:
"Allah'ım! Emrettin, itaat ettim. Çağırdın, icabet ettim. İşte seher vakti, bağışla beni"
Yağmura tutulup da mağaraya sığınan ye mağaranın kapısı bir kaya tarafından kapanıp içeride kalan, sonra sâlih amelleriyle Allah Teâlâ'ya dua eden ve mağaranın kapısı açılıp kurtulan üç kişinin durumu da böyledir. Hadis, Sahîhayn'da rivayet edilmiştir.
Ebûbekr İbn Ebi'd-Dünyâ (Hâlid b. Hırâş, el-Aclâni / İsmail b. İbrahim / Salih el-Murri / Sabit tarîkıyla) Enes'ten şunu rivayet etmiştir:
"Ensâr'dan ağır hasta yatan birini ziyaret etmiştik. Başından ayrılmadık. Nihayet ruhunu teslim etti. Üzerini örttük. Başucunda yaşlı bir anası vardı. İçimizden biri kadına dönerek dedi ki:
- Teyze, başınız sağolsun. Allah ecrini versin!
- Ne var? Oğlum öldü mü?
- Evet!
- Gerçek mi söylüyorsunuz?
- Evet!
Bunun üzerine kadın ellerini Allah'a açarak şöyle dua etti:
- Allah'ım! Sen biliyorsun ki, başıma gelen her musibette sıkıntımı giderirsin umuduyla müslüman olmuş ve Peygamberine hicret etmiştim. Bugün bana şu musibeti yükleme yâ Rab!
Sonra nâşın yüzündeki örtüyü açtı. Ve biz, adamla birlikte yemek yedik"
Ebû Nuaym'ın "Hilyetü'l-Evliyâ" adlı kitabında rivayet olunur ki:
"Dâvud (a.s.):
- Babalarım İbrahim, İshak ve Yâkub 'un, senin üzerindeki hakkı için yâ Rab!" diye yakarmıştı. Bunun üzerine Allah (c.c.), Davud'a şöyle vahyetti:
- Babalarının, üzerimdeki hangi hakkı ey Dâvud?!"
Her ne kadar bu rivayet, şer'i bir delil olmayıp isrâiliyâttan ise ve böylesi şeylere itimad edilmezse de, bu kabil şeyler te'yid ve destek için nakledilir"
Hayatta olan bir kimseden, gücünün yettiği diğer hususlarda olduğu gibi, dua istemenin caiz olduğu, sünnette varid olmuştur.
Fakat, ölülerden ve gaiplerden hiçbir şey istenmez. Bu mes'elede, şu muhakkaktır ki, Peygamberle Tevessül ve Teveccüh kelimeleri, ıstılâhi bakımdan mücmel ve müşterek lâfızlardır. Sahabenin dilinde bu sözler, Hz. Peygamber'den dua ve şefaat istemek mânasındadır.
Nitekim Sahabe (r.a.), O'nun dua ve şefaatiyle (Allah'a) tevessül ve teveccüh ederlerdi. Hz. Peygamberin dua ve şefaati Allah yanında vesilelerin en büyüğüdür.
Birçok kimsenin dilinde ise, bu kelimelerin mânâsı, Hz. Peygamberin zâtıyla Allah'tan istemek ve O'nun zâtıyla Allah'a karşı yemin etmektir. Halbuki, Allah'a karşı hiçbir yaratıkla yemin edilmez. Hattâ, hiçbir halde yaratığa yemin edilmez.
"Ey Rabbim! Sana meleklerinle, Kabe'nle, sâlih kullarınla yemin ederim" denmez.
Nitekim, insan, (konuşmalarında) bunlara yemin edemez. Ancak Allah Teâlâ'ya, O'nun isim ve sıfatlarına yemin eder. Bundan dolayıdır ki, Allah Teâlâ'dan, O'nun isim ve sıfatlarıyla, istemek sünnette varid olmuştur.
Hz. Peygamber şöyle dua etmiştir:
"Allah'ım! Yalnız sana hamdle senden istiyorum. Senden başka ibadete layık ilâh yoktur. Sensin ihsanı bol olan; gökleri ve yeri yoktan vareden. Ey celâl ve ikram sahibi! Ey ezeli ve ebedi diri ve mükemmel tedbir eden! Doğmamış, doğurmamış, eşi-benzeri olmayan, herkesin sana muhtaç olduğu yegâne Allah olmaklığınla senden istiyorum. Zâtına bizzat verdiğin tüm isimlerle senden istiyorum"(Ebû Dâvud, Vitr 23; Tirmizî, Deavât 99)
Fakat, Allah Teâlâ'dan, O'nun mahlûkatıyla istemek ve Allah'a karşı onlarla yemin etmek, İslâm dininde aslı olmayan birşeydir.
"Allah'ım! Senden, arşının izzet mahalleliyle, Kitabındaki sonsuz rahmetinle, ism-i a'zamınla, en yüce izzetinle ve mükemmel sözlerinle senden istiyorum" sözü de böyledir.
Mamafih, bu dua ile dua etmenin caiz olup olmadığında, âlimlerin iki görüşü vardır.
"Şerhu'l-Kerhî" adlı kitabında Şeyh Ebû'l-Hasen el-Kudûri şunu nakleder:
"Bişr b. el-Velîd demiştir ki:
"Ben Ebû Yûsuf'tan, İmam Ebû Hanîfe'nin şu sözünü işittim :
- Hiç kimsenin, Allah Teâlâ'ya, O'ndan (c.c.) başkasıyla dua etmesi doğru değildir.
ﺒﻤﻌﺎﻗﺪﺍﻠﻌﺰﻤﻦﻋﺭﺷﻚ"Arşının izzet mahalleliyle" veya,
ﺒﺤﻖﺧﻠﻗﻚ"Yaratıklarının hakkı için" denmesini doğru görmem".
Ebû Yûsuf 'un görüşü de böyledir. Fakat Ebû Yûsuf:
ﻤﻌﻗﺪﺍﻠﻌﺰﻤﻦﻋﺭﺷﻪ
"Cenâb-ı Hak'tır; bunu mekruh görmem. Lâkin:
"Enbiyâ ve Resullerinin hakkı için Kabe ve Meş'ar-i Haram hakkı için" denmesini doğru görmem (mekruh görürüm)".
Kudûrî der ki:
"Yaratıkları ile (onların hakkı için) Allah'tan istemek caiz değildir. Çünkü, yaratığın Yaratan üzerinde bir hakkı yoktur. Binâenaleyh bu, ittifakla caiz değildir".
İşte Ebû Hanife, Ebû Yûsuf ve diğerlerinin görüşü, Allah'tan başka biriyle Allah'tan istemenin yasaklanmış olduğuna dairdir.
"Rab Sübhânehû ve Teâlâ, yaratıklarından dilediğine yemin ediyor da, bizim O'na karşı O'ndan başkasıyla yemin etmemiz caiz olmuyor. 'Ona karşı yaratıklarıyla yemin etmek ve yaratıklarına karşı ancak Yaradan'la yemin etmek caizdir' denemez mi?" diye sorulursa, deriz ki:
- Hayır! Çünkü, Allah Teâlâ'nın kendi yaratıklarına yemin etmesi, Zât-ı Sübhânî'nin medh ve senası ve âyetlerinin yadedilmesi kabilindendir. Bizimse, bir başkasını teşvik veya men' yahut bir haberi tasdik veya tekzip gibi amaçlarla, yaratıklarla yemin etmemiz caiz değildir.
Kim, herhangi birine:
ﺃﺴﺄﻠﻚﺒﻛﻧﺍ'Şu şeyle (o şey hakkı için) senden istiyorum' dese, ya yemin etmiş olur; ki Allah Teâlâ'dan başkasına yemin değildir ve bu durumda keffâret, kendisine karşı yemin edilen şahsa değil, yemin eden kimseye aittir.
Nitekim, fakih imamlar böyle demişlerdir. Yahut da yemin etmemiş olur; o takdirde bu, bir isteme kabilinden olup, keffâret söz konusu olmaz.
Binâenaleyh, Allah Teâlâ'dan, yaratıklarıyla isteyen kimse, ya bir yaratığa yemin etmiş olur; ki bu caiz değildir. Yahut da bir yaratıkla istemiş olur. Ki bunu da yukarıda genişçe açıklamıştık.
Kişi karşısındakine:
"Allah aşkına şunu yap" dese, hiçbirine keffâret gerekmez. Fakat:
"Allah'a yemin ederim ki, şunu yapacaksın" veya:
"Vallahi yapacaksın" der ve yemin ettiği şey yerine gelmezse, yemin edene keffâret gerekir.
Yani, sual sığası (isteme kipi) ile dua edildiğinde, bu, o şeyle isteme kabilindendir. Fakat, meselâ:
"Sana karşı yemin ederim ki, şunu yapacaksın (yap) yâ Rab!" demek suretiyle Allah Teâlâ'ya karşı yemin ederse, bu, Allah'a karşı yine O'nunla (c.c.) yemin etmektir; yoksa Allah'a karşı bir yaratıkla yemin etmek değildir.
Nitekim Sahâbe'den Berâ b. Mâlik ve seleften bazıları, böyle yaparlardı. Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğu, Sahih-i Buhârî'de vârid olmuştur:
"Saçları dökük, dağınık boz benizli, elbisesi eski ve eşiklerde itilmiş nice kimse vardır ki, Allah'a karşı yemin etseler, Allah onların yeminini yerine vardırır"(Müslim, Birr 138, Cennet 48; Tirmizî, Menâklb 54)
Sahîh-i Buhârî'de vârid olmuştur ki :
"Enes b. Nadr, Hz. Peygamber'e:
"Ey Allah'ın Resulü, seni hak ile gönderen (Allah)'a yemin olsun ki, Rebil'in dişi kırılmayacak!" deyince, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem):
"Ey Enes! Allah'ın kitabına göre kısas yapmamız gerekiyor!" demiş, fakat davacılar kısastan vazgeçip affetmişler ve bunun üzerine Allah'ın Resulü " şöyle buyurmuşlardır:
"Gerçekten Allah'ın kullan içinde öyleleri vardır ki, Cenâb-ı Hakk'a karşı yemin etseler, Allah, yeminlerini yerine getirir"(Müslim, Birr 138, Cennet 48)
Bu, "Allah'a yemin olsun ki bu işi yapacaksın" kabilinden bir yemindir ki, Allah'a (c.c.), yine O'nunla yemin etmektir; yoksa Allah'a karşı bir yaratıkla yemin etmek değildir.
İnsanların, Kitab ve Sünnetçe bildirilen şer'î (meşru) dualarla dua etmeleri daha uygundur. Güzel ve üstün (faziletli) olanın bu olduğu şüphesizdir. Allah'ın kendilerine lûtufta bulunduğu Peygamber, sıddîk, şehid ve sâlih kullarının yürüdükleri sırât-ı müstakim budur. Onlar ne güzel arkadaştır; onlarla beraber olmak ne güzeldir.

Şeyhulislam İbn Teymiyye

Kaynak : İbn Teymiyye Külliyatı