İnsan ve hayvan yiyeceklerinde ihtikâr (karaborsacılık) mekruh olur. Şehirdeki ihtikâr, şehir ahalisine zarar verir. İhtikâr, kıtlık için yiyeceği hapsetmektir. İhtikâr, on şeyde olur:
Buğday, arpa, hurma, üzüm, darı (mısır), yağ, zeytinyağı, peynir, ceviz.

Karaborsacılık yapan hakkında nice hadîs-i şerif varid olmuştur ki:

اَلْجَالِبُ مَرْزُوقٌ وَالْمُحْتَكِرُ مَلْعُونٌ

“Pazara (satmak üzere) mal getiren (kâr etmiş, helâlinden) rızıklanmıştır. İhtikâr yapan (karaborsacı), lânetlenmiştir.”
Bir rivayette:

فَهُوَ خَاطِئٌ

“O (karaborsacı) hatadadır (günahkârdır).”

Bu hadiste, mel’un lafzı, iyi insanların derecesinden kovulmuş demektir. Hakikatte lanet murad edilmemiştir, belki bu işin hassasiyetini beyandır.

Ve bir rivayette:

مَنْ اِحْتَكَرَ الطَّعَامَ اَرْبَعِينَ يَوْمًا لِطَلَبِ الْقَحْطِ فَعَلَيْهِ لَعْنَةُ اللّٰهِ وَالْمَلَائِكَةِ وَالنَّاسِ اَجْمَعِينَ وَلَا يَقْبَلُ اللّٰهُ مِنْهُ صَرْفًا وَلَا عَدْلًا

“Her kim bir yiyeceği pahalanır gayesiyle kırk gün saklarsa, Allah’ın, meleklerin, insanların laneti onun üzerine olur. Allah-u Teâlâ ondan farz ve nafile (hiçbir ibadet) kabul etmez”

vâkî olmuştur.


مَنْ تَمَنّٰى الْغَلَاءَ عَلٰى اُمَّتِى لَيْلَةً وَاحِدَةً اَحْبَطَ اللّٰهُ عَمَلَهُ اَرْبَعِينَ سَنَةً

“Ümmetimin üzerine bir gece pahalılık temenni edenin, Allah kırk senelik amelini iptal eder.”
Başka bir hadis-i şerîfte:

اِنَّ الْمُحْتَكِرَ يُحْشَرُ مَعَ قَتَلَةِ الْاَنْبِيَاءِ

“Muhtekir (karaborsacı), peygamber katilleriyle haşrolunur.”

Zira karaborsacılık yapılan eşyada, umumun hakkı vardır. Çünkü satıştan men’ etmek, onların hakkını iptal etmektir. Ve halka zorluktur. Eğer şehir olup, ihtikâr şehrin ahalisine zarar vermezse, kendi malını hapsetmiş olur.

İhtikârın yiyeceğe has kılınması, İmam-ı Âzam ve İmam-ı Muhammed’e göredir. Ebu Yusuf katında yiyeceğe mahsus değildir. Umuma zararı olanın hepsinde ihtikâr mekruhtur.

Denildi ki; ihtikâr hapsetmektir. Kırk gün hapsedip, satmamaktır. Zira Nebi (Aleyhisselam):

مَنْ اِحْتَكَرَ طَعَامًا اَرْبَعِينَ لَيْلَةً فَقَدْ بَرِئَ مِنَ اللّٰهِ وَبَرِئَ اللّٰهُ مِنْهُ

“Her kim bir yiyecekte kırk gece ihtikâr ederse, Allah’tan uzaktır ve Allah da ondan uzaktır” buyurmuştur.


Kısacası, yiyecekten hapsetmekle yapılan ticaret, her halde şeriatın güzel gördüğü bir şey değildir. Bulunulan hâl, hâkime bildirilse, hâkim muhtekire (karaborsacıya) kendi giderinden fazla olanı satmasını emreyler. Muhtekir satmaktan kaçınırsa, hâkim satar.

Kendi çiftliğinin mahsülünü hapsedip muhafaza eylemek ihtikâr değildir. Başka şehirden alıp getirdiği şeyi muhafaza edip satmaması ihtikâr değildir.

Ebu Hanife’ye göre ihtikâr, halkın hakkı taalluk eden, şehirde olan şeyi toplayıp hıfz eylemektir. Yahut şehre yakın gelen şeyi karşılayıp almaktır. İmam-ı Muhammed katında mekruhtur. (Haram olduğuna dair rivayetler de vardır.)

Bulunan o beldeden şehre getirmek âdet olsa mekruh olur. Zira halkın hakkı taalluk eder. Kefen satmak da böyledir.

Beyit:
İşini verme götürü ve tâat-i İlahi yapma götürü,
Mahlûkuna merhamet et, Hakk’dan ötürü.


Hemcinsine merhamet ve şefkat etmeyen, Allah (Celle Celâluhu) tarafından merhamete mazhar olmaz. Her ne kadar dünyayı elde edeceğim diye insanlara zulüm ve hâinlik etse, yanına kalmaz. Dünya ve ahiret cezasını görür. Nitekim çok zalimlerin gördüğü gibi.

[Ömer Işıktekin, Dini Muhafaza Etmede Fıkhın Önemi - Muhibu-l'Fıkh: s.4]​