1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

İlmi Konu Ibni Hacer (rh)in Ve Diğer Ulemanın Ibni Teymiyye (rh) Hakkında Görüşü

Konu, 'Mârifetullah - İsim ve Sıfat' kısmında salihmusab tarafından paylaşıldı.

  1. salihmusab

    salihmusab Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    İbn-i teymiye'ye atılan iftiralar hakkında....

    İnsanların bir kısmını sadece ilim sebebi ile diğerlerine üstün kılan rabbimize hamd olsun. "Her Müslüman erkek ve Müslüman kadına ilim öğrenmek vaciptir" diye buyuran son Rasul ve Nebi'ye, O'nun seçkin sahabilerine ve ailesine salât ve selam olsun.

    Elinizdeki bu kısa ve muhtasar çalışma aslen bir İbn-i Teymiye savunması yapma adına kaleme alınmamıştır. Zira tarih boyunca kendisine ve fikirlerine bir çok konuda haklı ya da haksız eletiriler getirilen ve saldırılan bir şahsiyeti kısa bir makale sınırları dahilinde savunmak pek mümkün olmasa gerek. Bununla birlikte bizim bu çalışmamızın asıl hedefi özelikle "Ahbaşlar" olarak tanınan belirli bir gurubun ve tabiilerinin İbn-i Teymiye hakkında bütünüyle adalet sınırlarını aşan iddialarını iptal etmek ve böylelikle Allah'ın dini adına kendisinden bugüne kadar oldukça faydalandığız Şeyhul İslam İbn-i Teymiye'ye şükranlarımızı sunmaktır.

    Ahbaşlar olarak tanınan bu taifenin İbn-i Teymiye'ye yönelik saldırılarında metotlarını iki şekilde gruplandırmak mümkündür. Bunlardan ilki Şeyhu'l İslam'ın akîdesine yöneliktir ki bizim yazımızın konusu yukarıda da değindiğimiz gibi bunları savunmak değildir.

    İbn-i Teymiye'ye yönelik saldırılan ikinci şeklini ise tarih boyunca yaşamış muhaddis ve fakihlerden yapılan nakiller oluşturmaktadır. Ahbaş cemaati bir çok alimden İbn-i Teymiye aleyhinde sözler naklederek O'nun akıdesinin ve menhecinin batıl olduğunu ortaya koymaya çalışmaktadırlar. Ki bunda da başarılı olmaktadırlar. Zira Türkiye'de olduğu gibi ilmin bütünüyle yok olduğu, kişilerin tahkikli bir şekilde ilmi kaynaklara başvurmadığı bir dönemde yüzlerce alimden, bir kişinin sapkın olduğuna dair yapılan nakiller elbette ses getirecektir. Zira kim olsa hakkında birçok muhaddisin ve fakihin olumsuz ifadeler kullandığı bir şahsiyetten şüphe duyar. Ancak burada kanaatimce gözden kaçırılan husus olaya olduğu gibi adaletsizce yaklaşılması, bir kavme olan düşmanlığın adaletsiz bir şekilde hareket etmeye sürüklemesidir ki bu bizzat Rabbimiz tarafından yasaklanmış bir tutumdur:

    "Bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya sürüklemesin" (5, Maide/2)


    Hafız İbn-i Hacer'in İbn-i Teymiye'ye Taan Ettiği İddiası Üzerine

    Adalet ilkesine zerre kadar bağlı kalmamakta büyük direnç gösteren Ahbaş cemaatinin İbn-i Teymiye hakkında söze başladıkları zaman ilk öne sürdükleri iddia Hafız İbn-i Hacer'in, Şeyhul İslam İbn-i Teymiye'nin akîdesinin bozuk, görüşlerinin sapkın olduğu yönünde sözlerini nakletmeleridir. Ancak işin aslı onların bu iddialarının bütünüyle yalan ve iftira olduğu yönündedir. Kendisi hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığım bir zevat "Bera’atü’l-Eş’ariyyin min Akaidi’l-Muhâlifin" isimli bir kitap yazmış ve o kitapta bu iddiasını dile getirerek şöyle demiştir:

    Hafız İbni Hacer el-Askalânî, Ed-duraru’l-Kâmine isimli kitabında, İbni Teymiyye'nin sahabenin büyükleriyle ilgili sözleri hakkında alimlerden bazı nakiller yapmaktadır:

    “İbni Teymiyye Ömer ibnu’l-Hattab’a üç talak meselesinde ve Hazret-i Ali'ye de on yedi meselede Kur'anın nassına muhalefet etti diye isnadda bulunmuştur. Hazret-i Ebu Bekir ne dediğini (bilmeyen) yaşlı birisi olarak müslümanlığı kabul etti ama Hazret-i Ali çocukken İslamiyeti kabul edip bir kavle göre çocuğun İslamiyeti sahih değildir, demesi ve yine Hazret-i Ali hakkında, kendisi Ebu Cehil'in kızını istemiş ve ölünceye kadar onu severek unutmamıştır, demesi üzerine alimler ona münafıklığı isnad etmişlerdir. İbni Teymiyye Hazret-i Osman hakkında (Osman malı severdi) demiş ve (Peygamberden -aleyhisselam- istigasede bulunmazdı) dediği için ona zındıklık isnad etmişlerdir.”

    Yazar İbn-i Hacer'in bu sözlerini kitabında zikretmiş ve ondan sonra herkes bu sözleri tekrar edip durmuştur. Ancak hiç kimse insaf üzere hareket etme adına bir adım atmamış ve bu iddianın doğruluk payını araştırmaya kalkışmamıştır. Ve bugün bu görev bize düşmüştür.

    Öncelikle yazar tam bir şarlatanlık örneği göstererek yukarıda vermiş olduğu alıntıda aslen bu sözleri kimin söylediğini zikretmemiş bilakis sözleri nakledeni zikretmiştir. Ancak işin aslı bu sözler daha sağlığında iken İbn-i Teymiye'ye atılmış iftiralardan başka bir şey değildir. Ancak yazar "İbn-i Hacer bazı alimlerden naklediyor" diyerek tam bir şarlatanlık örneği sergilemiştir. Yazarın ifadelerini okuyan okuyucu hemen ümmet tarafından büyük kabul görmüş İbn-i Hacer'in nakline güvenecektir. Bir de İbn-i Hacer'in bazı alimlerden İbn-i Teymiye'nin sapkınlığını naklettiği düşünüldüğü takdirde artık o okuyucu için İbn-i Teymiye sapkın bir kişilik olmaktan öteye gitmeyecektir.

    "Peki işin aslı nedir" sorusuna gelince… İşin aslı şudur: Hafız İbn-i Hacer el-Askalanî "Ed-Durerul Kamin…" isimli bir eser yazmıştır. Eserin konusu saklı hazinelerdir. İbn-i Hacer gerçekten değer addettiği bir çok alimin hayatını, eserlerini bu kitabın da ele almıştır. Haklarında uzun uzun bilgiler kaydetmiştir. Ve bu alimler içerisinde Şeyhul İslam İbn-i Teymiye'de vardır. Dikkat ederseniz kitabın ismi ile beraber İbn-i Hacer'in kitabında İbn-i Teymiye'den uzun uzun bahsetmesi bir arada düşünürseniz yukarıda bahsetmiş olduğumuz kitabın sahibinin ne derece bir yüzsüzlük yaptığı açığa çıkmaktadır. Aslen İbn-i Hacer el-Askalani "Saklı Hazineler" şeklinde yazdığı kitapta İbn-i Teymiye hakkında uzun uzun bilgiler verirken, hakkında oldukça övücü sözler sarfederken yazar bunu tersine çevirmiş, apaçık aydınlığı kendi karanlıklarıyla örtmeye çalışmıştır. Halbuki bakınız İbn-i Hacer Şeyhul İslam hakkında ne demektedir:

    “En hayret edilecek hususlardan birisi de şudur: Bu adam Rafızî, Hulûlcüler, İttihatçılar gibi bid’at ehline karşı bütün insanlar arasında en ileri derecede duran bir kimse idi. Bu husustaki eserleri pekçok ve ünlüdür. Onlara dair verdiği fetvaların sınırı yoktur.”

    “Şeyhu’l-İslam İbn-i Teymiye kanaatlerini kabul edenin de, etmeyenin de çokça istifade ettiği bir kimsedir. Dört bir yana yayılmış eserlerin müellifi ünlü öğrencisi Şemsuddin İbn Kayyim el-Cevziyye dışında şayet İbn-i Teymiye'nin hiçbir eseri bulunmasaydı dahi, bu bile İbn Teymiyye’nin ne kadar yüksek bir konuma sahip olduğunu en ileri derecede ortaya koyardı. Durum böyle iken bir de gerek akli, gerek nakli ilimlerde Hanbeli mezhebine mensup ilim adamları şöyle dursun, çağdaşı olan Şafîi ve diğer mezheblere mensup ilim adamları akli ve nakli ilimlerde oldukça ileri ve benzersiz olduğuna da tanıklık etmişlerdir.”

    Yine aynı şekilde "Bera’atü’l-Eş’ariyyin min Akaidi’l-Muhâlifin" isimli eserin sahibi kitabında Hafız ibn-i Hacer'in İbn-i Teymiye'ye hadis konusunda güvenilmeyeceğini, onun ne söylediğini bilmediğini nakletmektedir. Ancak bu da yazarın bir önceki iddiası gibi boş ve batıl bir iddiadan başka bir şey değildir. Zira İbn-i Hacer İmam Buhari'nin sahihine yönelik yazmış olduğu "Fethul Bari" isimli eserinde 25 kere İbn-i Teymiye'den nakilde bulunmuş bunlardan sadece iki yerde İbn-i Teymiye'nin görüşlerini eleştirmiştir. Aslen Fethul Bari okunduğu zaman Hafız İbn-i Hacer'in özellikle hüccet makamında Şeyhul İslam İbn-i Teymiye'den nakillerde bulunduğu görülür. Örneğin yaratılışla ilgili bir konuda konuya dair uzun uzun açıklamalarda bulunduktan sonra tenbih diye bir bölüm açar ve bu bölümde birçok kaynakta geçen bir rivayetin aslının olmadığını söyler ve arkasından hemen "bu önemli bilgiyi İbn-i Teymiye kaydetmiştir" der. Ve özellikle burada İbn-i Teymiye'ye "Allame" sıfatını verir. Gerçekten de Şeyhul İslam İbn-i Teymiye Mecmuul Fetava isimli eserinde üç yerde Hafız İbn-i Hacer'in işaret ettiği bilgiyi kaydetmiştir. Kanaatimce bu Hafız İbn-i Hacer'in İbn-i Teymiye'nin eseri olan Mecmuul Fetava'ya ne derece önem verdiğini ortaya koymaktadır.

    Fethul Bari'de dikkat çeken diğer bir husus Hafız İbn-i Hacer birçok yer de "ben derim ki" dedikten sonra hemen arkasından sanki kendisini İbn-i Teymiye ile delillendirirmişcesine "İbn-i Teymiye'de böyle der" demiştir. Örnek olarak Ensar ile Muhacirin kardeş kılınması hadisesini anlatan İbn-i Hacer alimlere ait uzun uzun bilgiler sunduktan sonra Muhacirlerin birbirileri ile kardeş kılınması noktasında "ben derim ki" diye söze başlamış ve hemen arkasından kendisine İbn-i Teymiye'den delil getirerek "Nitekim İbn-i Teymiye'de Muhtarade ki hadislerin Müstedrekte ki hadislerden daha kavi ve sağlam olduğunu söylemiştir" der.

    En dikkat çekici hususlardan bir tanesi ise Hafız İbn-i Hacer'in herhangi bir fıkhi konuda mezheplerin görüşlerini zikrederken "Hanefiler şöyle demiştir, Şafiler şöyle demiştir, İbn-i Teymiye'de şöyle demiştir" diyerek İbn-i Teymiye'yi mutlak bir müctehidmiş gibi anmasıdır. Örneğin boşanmanın ve ric'atin yapıldığı ay halinin akabinde ki temizlikte, hanımı boşamanın cevazı hususunda görüş ayrılıklarına değinirken Şafilerin, Hanefilerin, Malikilerin görüşünü getirdikten sonra "İbn-i Teymiye'de şöyle der" diyerek İbn-i Teymiye'yi müstakil olarak zikreder. Kendisi Şafi olmasına ve İbn-i Teymiye'nin görüşüne katılmamasına rağmen İbn-i Teymiye'ye eleştiri nitelikli tek bir kelime dahi kullanmaz. Yine sigar evliliği meselesinde büyük fakihlerin görüşünü zikrettikten sonra hemen arkasından "İbn-i Teymiye'de şöyle der" diyerek İbn-i Teymiye'ye ne kadar önem atfettiğini ortaya koyar.

    İbn-i Hacer İbn-i Teymiye'ye muhalif olduğu konularda dahi Fethul Bari'de İbn-i Teymiye hakkında tek bir olumsuz söz sarfetmemiştir. Özellikle Rasulullah'ın kabrine ziyaret amacı ile yolculuğa çıkılması meselesinde sarfettiği tek söz "bu onun en çok tepki toplayan görüşüdür" şeklindedir. İbn-i Teymiye ile ayrı düştüğü sıfatlar meselesinde hiçbir şekilde İbn-i Teymiye'nin aleyhinde söz etmemiştir. Yine büyük ihtilafın yaşandığı ay halinde olan kadını boşamanın durumu meselesinde önce Nevevi'den zahirilerin görüşünü nakleder ve arkasından İbn-i Teymiye'nin ve İbn-i Kayyim el-Cevziyye'ninde bu görüşte olduklarını söyler ve onların sözlerini uzun uzun aktarır. İşin ilginç boyutu ise kendisi Şafi olmasına rağmen ne Zahiriler hakkında ne de İbn-i Teymiye ve İbn-i Kayyım hakkında tek bir olumsuz ifade kullanmaz. Sadece İbn-i Kayyım'in sözlerine itiraz kabilinden tek bir satırda "Merhum kanaatimce şu rivayeti görmedi" şeklinde bir itiraz getirir.

    Bu nokta da vermek istediğimiz son bir örnek ise fakirliğin mi yoksa zenginliğin mi daha faziletli olduğu ihtilafıdır. Bu konuyu izah eden İbn-i Hacer önce alimlerin görüşlerini ele almış ve daha sonra "Ben de şunu ekliyorum" demiş ve hemen arkasından İbn-i Teymiye'de benim gibi düşünüyor dercesine "İbn-i Teymiye'de böyle diyor" diyerek konuyu bağlamıştır.

    Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu noktada sözü biraz uzatmamızın sebebi ise şu son günlerde birçok kimsenin ağzından "Hafız İbn-i Hacer bile İbn-i Teymiye'nin sapkın olduğunu söylüyor" şeklinde hiçbir ilmi geçerliliği olmayan sözler sarfetmeleridir. Yukarıda vermiş olduğumuz örnekler İbn-i Hacer'in İbn-i Teymiye'ye ne derece önem verdiği, O'nun kitaplarına ne derecede sahip çıktığı ve O'nun ilminden ne derecede istifade ettiğini göstermesi açısından kanaatimce yeterlidir.


    Alimlerin İbn-i Teymiye Aleyhinde Sözleri

    Ahbaşlar cemaatinin İbn-i Teymiye'ye saldırdıklarını yönelttikleri ikinci nokta ise bir çok alimin İbn-i Teymiye aleyhinde sözlerini nakletmeleridir. Özellikle bir liste yapmışlar ve bu listede İbn-i Teymiye'nin sapkın olduğunu iddia eden alimlerin isimlerini yazmışlardır. Listelerinde çoğu mechul, kim olduğu bilinmeyen kimselerin olması yanı sıra Necip Fazıl, Zahid el-Kevseri gibi İslam tarihinde hiçbir değeri olamayan kimselerinde ismi geçmektedir.

    Burada Ahbaşların yaptığı büyük hata "alimlerin birbiri lehlerinde ve aleyhlerinde sözlerinin hiçbir ilmi değer taşımadığı" gerçeğinden bihaber olmalarıdır. Zira geçmiş dönemde yaşamış ve birçok esere imza atmış bir kimsenin ister istemez birçok seveni de olacaktır sevmeyeni de... Bu insanlığın tabiatında olan bir durumdur. Bugün dünyada her kesim tarafından sevilen ve hiç sevmeyeni bulunmayan kim vardır ki? Yine aynı şekilde herkes tarafından sevilmeyen ve hiç seveni bulunmayan kim olabilir? Tarihte en iğrenç insanların haklarında dahi birçok övücü söz bulmak mümkün iken bütünüyle mükemmel insanlar içinde aleyhlerinde birçok söz bulmak mümkündür. Buna çok basit bir örnek olması açısından Hatıb el-Bağdadi'nin Tarihini verebiliriz. Orada bir çok alim hakkında övücü ve yerici cümleleri bulmak mümkündür. Nitekim büyük İmam Ebu Hanife hakkında büyük alimlerden O'nun Deccal olduğu, hadisleri reddettiği, ilimden zerre kadar nasibi olmadığı yönünde sözler bulmak mümkün iken aynı şekilde O'nun büyük bir muhaddis olduğu yönünde de bir çok nakle şahit olmak mümkündür. Yine "şayet ehli kitap ile evlenmek caiz ise Hanefilerle de evlenmek caizdir" şeklinde büyük alimlere nispet edilen kavillerin olduğu "Teracim ve Tabakat" kitaplarından isteyenin istediği kimsenin lehinde ya da aleyhinde bir çok nakil bulması mümkündür.

    Bu, İslam tarihinde özellikle mezhep çatışmalarının sebep olduğu bir durumdur. İmam Şafi'nin dahi hadisçiliğinin eleştirilmesi, İmam İbn-i Cerir et-Taberi gibi büyük bir müfessirin Ahmed bin Hanbel'i fakih olmamakla nitelendirmesi, bunun üzerine Hanbelilerin onu bir köye hapsetmeleri ve orada vefat etmesi sadece mezhep kavgasının ne boyutlara vardığını göstermesi açısından birkaç örnektir.

    Burada anlatmak istediğimiz tarihte yaşamış kim olursa olsun herhangi bir şahsiyete sadece "şu şunu dedi, bu bunu dedi" şeklinde saldırmanın sadece ahmakların işi olduğudur. İslam alimleri bunun caiz olduğu tek durumun cerh ve tadil ilminde ravilere yönelik olduğunu belirtmişlerdir. Bu da genel olarak hıfz ve adalet noktasındadır.

    Şayet bugün İbn-i Teymiye hakkında kötü söz serdeden alimlerden oluşan bir liste yayınlanıyorsa bunu yapanlara şunu hatırlatmak isteriz ki onların yayınladığı listenin en az 10 misli uzunluğunda İbn-i Teymiye'nin lehinde konuşan, onu övücü sözlerle vasıflandıran alimlerin isimlerinden oluşan bir liste hazırlamak mümkündür. Burada 10 misli derken abarttığımı düşünmenizi istemiyoruz. Zira bu abartı değil görünen bir gerçektir. İbn-i Kayyim el-Cevziyye, İbn-i Kesir, İmam Zehebi gibi büyük alimlerin üstadı olan İbn-i Teymiye hakkında böyle bir liste oluşturmak kanaatimizce pek zor olmasa gerek.

    Burada İmam Zehebi ile ilgili yine aynı taife tarafından ortaya atılan bir iftiraya da değinmekte fayda vardır. Ahbaşlar İmam Zehebi'nin, hocası İbn-i Teymiye hakkında kötü sözler sarfettiğini İbn-i Teymiye'yi kibirli olmakla suçladığını ve ona nasihat ettiğini iddia ederler. Bu iddiaya karşı sadece Zehebi'nin İbn-i Teymiye hakkında söylediği şu sözler yeterlidir:

    “İbn-i Teymiye benim gibi bir kimsenin onun niteliklerine dair söz söylemesinden çok daha büyüktür. Eğer Kâbe’de Hacer-i Esved’in bulunduğu rükün ile Makam-ı İbrahim arasında bana yemin ettirilecek olsa, hiç şüphesiz benim gözüm onun gibisini görmemiştir, diye yemin ederim. Allah’a yemin ederim bizzat kendisi bile ilim bakımından kendi benzerini görmüş değildir.”

    “Henüz buluğa ermeden Kur’an ve fıkıhı okudu, tartıştı, delilleriyle, görüşlerini ortaya koydu. Yirmi yaşlarında iken ilim ve tefsirde oldukça ileri dereceye ulaştı, fetva verdi ve ders okuttu. Pek çok eserler yazdı, daha hocaları hayatta iken büyük ilim adamları arasında sayılır oldu. Develere yük teşkil edecek kadar pek büyük eserler yazdı. Bu sırada onun yazdığı eserler belki dört bin defter, belki de daha fazla tutar. Cuma günlerinde seneler boyunca herhangi bir kitaba başvurmaya gerek görmeksizin yüce Allah’ın kitabını tefsir etti. Fışkıran bir zeka idi, pek çok hadis dinlemiştir. Kendilerinden ilim bellediği hocalarının sayısı iki yüzü aşkındır. Tefsire dair bilgisi en ileri noktadadır. Hadis, hadis ravileri (Ricâli), hadisin sahih olup olmamasına dair bilgisine hiçbir kimse ulaşamaz. Fıkhı, nakli -dört mezheb imamının da ötesinde- ashab ve tabîin’in görüşleri eşsizdi. Mezheb ve fırkalara dair, usul ve kelâma dair bilgisine gelince, bu hususta onun seviyesinde bir kimse bilmiyorum. Dile dair geniş bir bilgisi vardı, Arapçası oldukça güçlü idi. Tarih ve siyere dair bilgisi şaşırtıcı idi. Kahramanlık, cihad ve atılganlığı ise nitelendirilemeyecek kadar, anlatılamayacak kadar ileri idi. Örnek gösterilecek derecede çok cömert idi. Yemekte ve içmekte az ile yetinir, zühd ve kanaat sahibi bir kimse idi.”

    İmam Zehebi bu sözlerini en meşhur kitabı olan "Siyer-u A’lami’n-Nubelâ" eserinde kaydetmiştir.


    Alimlerin İbn-i Teymiye Hakkında Sözleri

    Burada sadece birkaç alimden İmam İbn-i Teymiye hakkında söyledikleri sözü nakletmek istiyoruz. Aslen biz yukarıda da söylediğimiz gibi bir alim hakkında övücü ya da yerici nitelikte sözlerin ilmi bir değer taşımadığına inanıyoruz. Ancak birkaç tane de olsa İbn-i Teymiye hakkında söz sarfeden alimlerden örnek vermemiz yerinde olacaktır

    “Tabakatu’ş Şafîiyye el-Kübrâ” adlı eserin müellifi Tacu’d-Din’in babası Takıyu’d-Din es-Subkî şunları söylemektedir:

    “Aklî ve şer’î ilimlerdeki geniş bilgisi, üstün kadri ve kaynayıp coşan denizi andıran hali ile ileri zekası, içtihadı ile bütün bu alanlarda anlatılamayacak ileri dereceye ulaşmıştı. Bana göre o bütün bunlardan daha büyük, daha üstündür. Bununla birlikte yüce Allah ona zühd, vera, dindarlık, hakka yardımcı olmak, hakkı yerine getirmek gibi özellikleri vermişti; bütün bunları da yalnızca Allah için yapardı. Bu hususta selef-i salihin izlediği yolu izlerdi. Bu konuda çok büyük bir pay sahibi idi. Bu dönemde hatta uzun dönemlerden beri onun benzeri görülmüş değildir.”

    Muhammed b. Abdi’l-Berr eş-Şafîi es-Sübkî (v. 777)’de şunları söylemektedir: “İbni Teymiyye’ye cahil bir kimse ile yanlış kanaat ve görüşlere sahib bir kimseden başkası buğzetmez. Cahil bir kimse ne söylediğini bilmez, yanlış kanaat sahibi kimseyi ise sahib olduğu yanlış kanaat onu bilip tanıdıktan sonra hakkı söylemekten alıkoyar.”

    Hasımlarından birisi olan Kemalu’d-Din b. ez-Zemelkanî eş-Şafîi (v. 727) Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye hakkında şunları söylemektedir:
    “Herhangi bir ilim dalına dair kendisine soru sorulacak olursa, onu gören ve onu dinleyen bir kimse, onun bu ilim dalından başka bir şey bilmediğini zanneder ve bu seviyede kimsenin o ilmi bilmediğine hükmederdi. Diğer mezheblere mensub fukaha onunla birlikte oturduklarında kendi mezhebleri ile ilgili olarak daha önceden bilmedikleri şeyleri ondan öğrenirlerdi. Herhangi bir kimse ile tartışıp da hasmı tarafından susturulduğu bilinmemektedir. İster şer’î ilimler olsun, ister başkaları olsun herhangi bir ilim hakkında söz söyledi mi mutlaka o ilim dalının uzmanlarından ve o ilmi bilmekle tanınanlardan üstün olduğu ortaya çıkardı. Beşyüz yıldan bu yana ondan daha ileri derecede hadis hıfzetmiş kimse görülmüş değildir.”

    Mâlikî ve (sonraları) Şafîi mezhebine mensub İbn Dakîk el-Iyd (v. 702 h.) onun hakkında şöyle demektedir: “İbn Teymiyye ile bir araya geldiğimde bütün ilimlerin onun gözü önünde bulunduğunu, bu ilimlerden istediğini alıp, istediğini bırakan bir kişi olduğunu gördüm.”

    Aslen İşbilyeli, Dımaşk’lı (v. 738 h.) el-Birzâlî Ebu Muhammed el-Kasım b. Muhammed, İbn Teymiyye hakkında şunları söylemektedir:

    “Hiçbir hususta arkasından yetişilemeyecek bir imamdı. İçtihad mertebesine ulaşmış ve müçtehidlerin şartları kendisinde toplanmıştı. Tefsirden söz etti mi aşırı derecedeki ezberleri dolayısıyla, güzel sunması ile herbir görüşe tercih zayıflık ve çürütmek gibi layık olduğu hükmü vermesiyle ve herbir ilme dalabildiğine dalması ile insanları hayrete düşürürdü. Huzurunda bulunanlar onun bu haline şaşırırlardı. Bununla birlikte o zühd, ibadet, yüce Allah’a yönelmek, dünya esbabından uzak kalıp, insanları yüce Allah’a davet etmeye de kendisini büsbütün vermiş bir kimse idi.”

    Şafîi mezhebine mensub Dımaşk’lı ve Tehzibu’l-Kemâl adlı eserin sahibi Ebu Haccac el-Mizzî de (v. 742 h.) Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye hakkında şunları söylemektedir: “Onun benzerini görmedim, kendisi de kendi benzerini görmüş değildir. Allah’ın kitabı ve Rasûlünün sünneti hakkında ondan daha bilgilisini, her ikisine ondan daha çok tabi olanı görmüş değilim.” Bir seferinde de şöyle demiştir: “Dörtyüz yıldan bu yana onun benzeri görülmemiştir.”

    “Umdetu’l-Karî Şerhu Sahihi’l-Buharî adlı eserin müellifi Halefî Bedru’d-Din el-Aynî (v. 855 h.) Şeyhu’l-İslam hakkında şunları söylemektedir:
    “O, faziletli, maharetli, takvâlı, tertemiz, vera’ sahibi, hadis ve tefsir ilimlerinin süvarisi, fıkıh ve hadis usulü ve fıkıh usulü ilimlerinde gerek anlatımı ve gerek yazımı itibariyle ileri derecede idi. Bid’atçilere karşı çekilmiş yalın kılıçtı. Dinin emirlerini uygulayan büyük ilim adamı, marufu çokça emreden, münkerden çokça alıkoyandı. Son derece gayretli, kahraman ve korku ve dehşete düşüren yerlerde atılgan, çokça zikreden, oruç tutan, namaz kılan, ibadet eden bir kimse idi. Geçiminde kanaatkarlığı seçmiş, fazlasını istemeyen bir kimse idi. Oldukça güzel ve üstün şekilde sözlerine bağlı kalır, çok güzel ve değerli işleriyle vaktini değerlendirirdi. Bununla birlikte aşağılık dünyalıktan da uzak kalırdı. Meşhur, kabul görmüş ve tenkid edilebilecek bir kusuru bulunmayan, nihaî sözü

    “Uyûnu’l-Eser fi’l-Meğâzîl ve’ş-Şemaili ve’s-Siyer” adlı eserin müellifi olan İbn Seyyidi’n-Nas (v. 734 h.) hakkında şunları söylemektedir:

    “Ben onu bütün ilimlerde pay sahibi gördüm. Nerdeyse sünnete dair bütün rivayetleri ezberlemişti. Tefsire dair söz söyledi mi bu işin sancağını yüklenmiş olduğu görülürdü. Fıkha dair fetva verdi mi en ileri noktaya ulaşmış olduğu, hadise dair konuştu mu hadis ilim ve rivayetinde oldukça ehil olduğu, mezheb ve fırkalar hakkında konuştu mu bu hususta ondan daha etraflı bilgi sahibi kimsenin görülemediği, onun ilerisinde bu hususların kimse tarafından idrâk edilemediği anlaşılırdı. Kısacası bütün ilim dallarında akranlarından ileri idi. Onu gören hiçbir göz onun benzerini görmemiştir. Hatta kendisi bile kendisi gibisini görmüş değildir.”

    Burada bu kısa yazımızı adaletsizce İbn-i Teymiye'ye saldıran, onu yeren ve kötüleyen Ahbaşlar cemaatine Bedruddin Ayni ve Abdulber es-Subki'nin şu sözlerini hediye ederek bitiriyoruz…

    Bedruddin el-Ayni der ki: “Ona dil uzatan kimse ancak gülleri koklamakla birlikte hemen ölen pislik böceği gibidir. Gözünün zayıflığı dolayısıyla ışık parıltısından rahatsız olan yarasaya benzer. Ona dil uzatanların tenkid edebilme özellikleri de yoktur, ışık saçıcı, dikkate değer düşünceleri de yoktur. Bunlar önemsiz şahsiyetlerdir. Bunlar arasından onu tekfir edenlerin ise ilim adamı olarak kimlikleri belirsizdir, adları, sanları yoktur."

    Abdulber es-Subki ise İbn-i Teymiye'ye saldıranlar hakkında şöyle der: "“İbni Teymiyye’ye cahil bir kimse ile yanlış kanaat ve görüşlere sahib bir kimseden başkası buğzetmez. Cahil bir kimse ne söylediğini bilmez, yanlış kanaat sahibi kimseyi ise sahib olduğu yanlış kanaat onu bilip tanıdıktan sonra hakkı söylemekten alıkoyar.”

    Hiç şüphesiz hamd başında ve sonunda alemlerin rabbi Allah'a özgüdür.
  2. Ebu Abdullahh

    Ebu Abdullahh Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Cezakallahu hayran. Yüreğimize su serptin. Hak ehlini savunanlar oldukça İslam'ın sancağı yere düşmeyecektir. Allah hepimizi İbn Teymiyye rahimehullah gibi imamların yoluna irşad etsin.
  3. Nurcu Genç

    Nurcu Genç Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    İbni teymiyyeyi öven alimler olduğu gibi eleştirenlerde olduğunu unutmamak lazım

    Hindistanlı Ehl-i sünnet alimlerinden Mevlana Muhammed Fadlurresul 1849 senesinde telif ettiği eserinde şöyle diyor:

    Biliniz ki bu İbni Teymiyye bed mezheb [yolu kötü], nefsine mağlup, Ehl-i sünnetten hariç bir kimsedir. Allahü teala için cihet [yön] söylenir dedi. İmam-ı Sübkî ona reddiye yazdı. Tabakat-ı Sübkî’de bunlar anlatılmaktadır. Sonradan çıkan bu fırkanın [Vehhabilerin] onunla çok uygunlukları ve ilgileri vardır. (Tashih’ül Mesail, s.44)

    İbni Teymiyye’nin Mü’min suresinin 36-37. ayetlerinde geçen Fir’avn’a ait bir sözü delil olarak öne sürerek Allahü teâlâ için cihet isnad ettiği anlaşılıyor: (Fir’avn, Ey Haman, bana yüksek bir kule yap; belki göklerin yollarına erişirim de Musa’nın Tanrısı’nı görürüm! Doğrusu ben onu, yalancı sanıyorum, dedi. Böylece Fir’avn’a, yaptığı kötü iş süslü gösterildi ve yoldan saptırıldı. Fir’avn’un tuzağı tamamen boşa çıktı.) [Mümin 36/37]

    İbni Teymiyye’nin çağdaşı olan Ahmed b. Yahya el-Küllabî diyor ki:

    “Keşke bilseydim, İbni Teymiyye Fir’avn’un bu sözünden Allahü teâlânın göklerin ve Arşın üzerinde olduğunu nasıl anlamıştır? … Haydi Fir’avn’un dediğinden böyle anlaşıldığını farzedelim. Peki İbni Teymiyye, nasıl Fir’avn’un zannıyla istidlal eder? …Demek ki İbni Teymiyye’nin, bu ayetten anladığı mana ve Allah’a cihet olduğuna dair itimad eylediği delil, Fir’avn’un görüşüne göredir. Akidesinde itimad ettiği delil Fir’avn’un zannettiği şey olup o Fir’avn inancının kurucusudur.” (Bera’atü’l-Eş’ariyyin min Akaidi’l-Muhâlifin, s.120-121.)

    Büyük alim Yusuf-i Nebhanî diyor ki:

    “Fir’avniye ismine hak kazanan, Allah’a cisim nisbet etmekte, benzetme yapmakda ve yön isnad etmekte Fir’avn’a muvafık kanaate sahip bulunan Haşviye taifesidir. Yoksa, noksan sıfatlardan münezzeh bulunan Allahü teâlâyı bu gibi şeylerin tamamından tenzih eden Ehl-i sünnet vel-cemaat topluluğu değildir.” (Şevahidü’l-Hakk, s.223)

    Kâdızade Ahmed Efendi, İmam-ı Birgivî’nin kitabının şerhinde şöyle diyor:

    “[Allahü teâlâ] Gökte ve yerde değildir, mekândan münezzehdir. ..Mekân ve zaman O’nun şanına muhaldir. ..Sağda, solda, önde, arkada, üstte ve altta değildir….Allahü teâlâ cisim ve cismanî olmakdan münezzehdir. Bir tarafda [cihette] olmaktan da münezzehdir. ..İbni Teymiyye ve yolundakiler, Allahü teâlâ üst taraftadır dediler.” (Birgivî Vasiyetnamesi Şerhi, s.24).

    Ebu Hamid bin Merzuk rahmetullahi aleyh diyor ki:

    “Tek taraflı düşünmeyip de İbni Teymiyye’nin ve talebesi İbni Kayyım’ın basılmış eserlerini insaf ile mütalaa eden kimse, içinde bütün bu belalara, yani tecsime, Allah’a cihet isnad edilmesi itikadına ve bu görüşe muhalif olanları tekfir ettiğine ve daha başka çirkin şeylere rastlayacaktır.” (Bera’atü’l-Eş’ariyyin min Akaidi’l-Muhâlifin, s. 112)

    İbni Teymiyye, İmam Razi’ye reddiye olarak yazdığı kitapda şöyle der: “İyi bilinir ki, Kitab’ta, Sünnet’te ve İcma’da bütün cisimlerin yaratılmış olduğuna veya Allahü teâlânın cisim olmadığına dair bir ifade yoktur. Müslümanların imamlarından hiç biri böyle bir şey söylememiştir. Öyleyse, ben de böyle söylememeyi tercih edersem [“Allah cisim değildir” demezsem], bu beni dinden çıkarmaz.” Buna karşı İmam Muhammed Zâhidü’l Kevserî rahimehullah der ki: “Böyle söylemesi tam arsızlıktır. Allahü teâlânın asla hiç bir şeye benzemediğini ifade eden ayet-i kerimeleri ne yaptı? Her ahmağın aklına gelebilecek her saçmalığın tek tek reddedilmesini mi bekliyor? Allahü teâlânın meâlen (O’nun misli (O’na benzer) hiç bir şey yoktur.) (42:11) buyurması yetmiyor mu? Yoksa, hiç bir rivayet zıddını bildirmediği için birilerinin “Allah şunu yer, şunu çiğner, şunun tadına bakar…” gibi şeyler söylemesini caiz mi görüyor?” (Makâlatü’l-Kevserî)

    Hâfız İbni Hacer-i Mekkî (Heytemî) diyor ki:

    “İbn Teymiyye’nin, “Allah’ın cismi ve ciheti [yönü] ve intikal etmesi [yer değiştirmesi] var olup, boyutu Arş’ın boyutu kadardır, ondan ne daha az, ne de ondan daha büyüktür” demesinden, onun çirkin sözünün açıkca küfür olan bu yalanından Allahü teâlâ uzaktır. Allah onu ve kendisine tabi olanları utandırıp onun itikadında olan zümrenin topunu dağıtıversin.” (Fetâvel-hadîsiyye; bkz. Bera’atü’l-Eş’ariyyin min Akaidi’l-Muhâlifin, s.438)

    İbn Hacer el-Askalânî (v. 852/1448) İbn Teymiyye’nin, İmâmiyye Şîası’nın otoritelerinden olan İbnü’l-Mutahher el-Hıllî’nin (v. 726/1325) Minhâcü’l-kerâme fî ma’rifeti’l-imâme (Tebriz 1286, Tahran 1298, Kahire 1962) adlı eserine reddiye olarak yazdığı Minhâcü’s-sünne en-nebeviyye fî nakzı kelâmi’ş-şîa ve’l-kaderiyye isimli kitabı üzerine yaptığı değerlendirmede diyor ki:

    Telif esnasında kaynağını hatırlayamadığı bazı makbül/sahih hadisleri veya senedi zayıf da olsa bazı mevcut/sabit rivâyetleri mevzu olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. İbn Teymiyye, İbnü’l-Mutahher el-Hıllî’nin kullandığı hadislerin büyük bir kısmı mevzu ve çok zayıf olmakla birlikte, onun sözünü çürüteyim (tevhîn) derken bazan Hz. Ali’yi küçük düşürmüş, ifrat ve teşeddüde düşmüştür. (İbn Hacer, Lisân, VI, 319-320; a.mlf., Dürer, I, 71; Leknevî, Ecvibe, s. 174-176.)

    Leknevî diyor ki:

    İbn Teymiyye, İbnü’l-Cevzî (v. 597/1200) gibi hasen hadisleri mekzûb, birçok zayıf haberi de mevzû kılmış, hatta zayıf veya mevzû oluşu ihtilaf konusu olan birçok haberin, mevzû olmasında ittifak olduğunu iddia etmiştir. (Leknevî, Ecvibe, s. 174)

    Zehebi (vefatı m. 1347), İbni Teymiyye’nin talebelerindendir. Çeşitli eserlerinde hocasını abartılı bir şekilde övmüştür. Bununla beraber, İbni Teymiyye hakkında yazdığı biyografide değişik yerlerde şu cümleler mevcuttur:

    “İbni Teymiyye ekseri patavatsız ve münakaşacı idi… Bazı iyi bilinen konularda dört mezheb imamına muhalefet etti… Şimdi birkaç senedir bir mezhebe bağlı olmadan fetva veriyor… Bazen yanındaki birine hürmet gösterir, sonra sohbet sırasında ona mükerreren hakaret ederek gücendirirdi… Şiirleri sıradandır… Muhalifleri arasında gücendirdiği ve abartılı bir şekilde iftira ettiği kişiler de vardır. Allahü teâlâ onu ruhundaki kötülükten korusun!” (Bulletin of SOAS, 67, 3 (2004), 321-328.)

    Zehebi, Zagalü’l-ilm risalesinde de İbni Teymiyye’de “kibir, ucb, meşihat riyasetine aşırı sevgiyle ulu zatları tahkir etme, büyüklük taslama davası ve gösteriş afeti” olduğunu yazıyor ve hocasına “ilimle böbürlenmekten ve bencillikten kork” diye hitab ediyor. (Bera’atü’l-Eş’ariyyin min Akaidi’l-Muhâlifin, s. 378.)

    Ehl-i sünnet alimlerinden Yusuf Nebhanî, Şevahidü’l-Hakk’da diyor ki:

    “İbni Teymiyye, dalgaları kıyıyı döven gürültülü bir deniz gibidir. Bazen sahile inci ve mercan bırakır; bazı zamanlarda da taşları ve midye kabuklarını attığı, pislikleri ve hayvan leşlerini bıraktığı olur.” (s.46)

    İbni Teymiyye’nin yaptığı naklin sahih olmadığını İbni Hacer-i Heytemi, ona karşı yazdığı reddiyelerinde dile getirmiştir. Bu, alimde bulunabilecek ayıpların en kuvvetlisidir. Güveni zayıflatan ve itibarı düşüren huyların en şenii, başkalarından sahih olmayan nakil yapmaktır. İsterse en kuvvetli hadis hafızlarından ve en ileri alimlerden olsun. Hafız Iraki el-Kebir’in onun hakkında söylediği “İbni Teymiyye’nin yaptığı nakillerin bir kısmına itibar olunmaz” sözüne kuvvet kazandırmaktadır. (s. 191)

    “Aliyy’ül-kaari Şifa şerhinde diyor ki: Hanbelîlerden İbni Teymiyye, ifrata kaçmış bulunmaktadır. Zira Resulullah aleyhisselam efendimizi ziyaret için yolculuk yapmayı haram saymıştır. Halbuki ziyaretin yakınlık sebebi olduğu bilinmektedir. Onu inkara kalkan üzerine küfür ile hükmolunmuştur. Zira müstehab olduğunda ulemanın icmaı bulunan bir şeyi haram kılmak küfür olur. Bu, mübah olduğunda icma bulunan bir şeyi haram kılmanın da ötesinde bulunmaktadır.” (s.188) (*)

    “İbni Teymiyye’nin bozucu aklı ile muhalefette bulunduğu her şey, kendi uydurmasıdır. Kendi fasid inanışına göre, def edecek boş bir şüphe bulamadığı zaman “O yalandır” diye başka bir davaya geçer. Onun hakkında “İlmi aklından büyüktür” diyen, insaflı davranmıştır.” (s.189)

    “Ben, İbni Teymiyye’nin Minhacü’s-sünnet kitabında Allahü tealaya cihet [yön] isnadını tafsilatı ile görmüş bulunuyorum… Selef-i salihinden böyle bir söz varid olmamıştır…Bilakis [İbni Teymiyye] onu kendi nefsinden çıkarıp ortaya atmış ve birçok yerde tekrarlayıp durmuştur.”(s.203)

    “İbni Teymiyye’nin kitapları basılmış bulunduğundan ve onların içinde Ehl-i sünnet inançlarına aykırı meseleler mevcut olduğundan dolayı, alimlere bu meseleleri açıklamaya yönelmek ve bu hususta halkı uyarmak lazımdır” (s.203)

    “İbni Teymiyye’nin kelamındaki çekişme ve çelişmeye delalet eden şeylerden birisi de, kitaplarından bir kısmında söylediğinin, diğer eserlerinde ifade ettiğini nakzeder mahıyette olmasıdır. Bu, ya inançlarında hata edip dönüş yapmasından veya ilminin geniş ve eserlerinin çok olup fetvalarını ve ibarelerini yayıp dağıtması sebebiyle, daha evvelki kitaplarında yazdığını unutmasından meydana gelmektedir.”(s.222)

    (*) Not: İmam-ı Kastalânî, Mevâhib kitabında, “Rasulullahın Kabri Şerifini Ziyaret” kısmında diyor ki: “Kainatın efendisi Muhammed aleyhisselamın mübarek mezarını ziyaret etmek en yüce taat ve en şerefli ibadetlerdendir. Bunun aksine inanan kimse, Hak teala hazretlerine ve Rasulune ve müslüman ümmetine aykırı davranmış ve bu yüzden İslamiyet bağından kopmuş olur. Allah’a sığınırız.”(Mevâhibü Ledünniye, c.2, s. 473) Hâfız İbni Hacer el-Askalânî de şöyle yazmıştır: “Bu, İbn Teymiyye’den nakledilen en çirkin ve tepki çeken konulardan biridir. Hz. Peygamber’in kabrini ziyaret etmenin meşru olduğuna dair icma bulunduğu iddiasını reddetmek için getirilen delil, Mâlik’in “Hz. Peygamber’in kabrini ziyaret ettim” sözünü mekruh saymasıdır. Malikîler’den muhakkik âlimler, İmam Mâlik’in bu sözü söylemeyi edeben mekruh saydığını söylemişlerdir. Kabrin ziyaret edilmesi ise aslında en faziletli amellerden, Yüce Allah’a yaklaştıran en önemli fiillerden olup, bunun meşru olduğu konusunda tartışma söz konusu olmaksızın icma bulunmaktadır.” (Fethu’l Bârî, 1989 Baskısı, 3:66)

    Zamanın Şeyhül-islamı Allame Ebu’l-Hasan Ali bin İsmail el-Kunavi diyor ki:

    “İbni Teymiyye cahillerdendir, ne dediğini düşünmüyor. Tevessüle dair tefrikayı, yani Resulullaha (aleyhisselam) hayatta iken onunla tevessül edilmesi caiz olup, vefatından sonra caiz olmadığı hakkındaki düşündüğü farkı, zahirde kendisine İslamiyetle şereflenmiş süsünü veren Yahudi ve Samiri taifesinin yavrularından telakki etmiştir. Halbuki bu taifeler, Peygamberin (aleyhisselam) en büyük düşmanlarıdırlar. Hazret-i Ali’nin (radıyallahü anh) huzurunda birisi, Peygamberi (aleyhisselam) tahkir ifade eden bir kelime söylediği için, onu öldürmüştür.”

    Allame Şerif Takıyuddin Ebu Bekri’l-Hısni ed-Dımaşki (vefatı h.829) diyor ki:

    “İbni Teymiyye’nin dediği kavillerin en kötüsü ve çirkini, tefrika meselesidir. Yani, yalnız Peygamberin (aleyhisselam) hayatında ve huzurunda duasına tevessül etmek caizdir, vefatından sonra türbesinin yanında bile caiz değildir, sözüdür ki, bunu Yahudiler ortaya atmış ve tâbileri de bu fikir üzerinde devam etmiştir.”

    İmam-ı Ebül-Hasen Sübkî buyuruyor ki:

    “Resûlullah ile tevessül etmek, yani istigase etmek, ondan şefaat istemekdir. Bu ise güzel bir şeydir. Önceki ve sonraki İslam alimlerinden hiçbiri buna karşı birşey dememişdir. Yalnız İbni Teymiyye bunu inkar etdi. Böylece doğru yoldan ayrıldı. Kendinden önce gelen alimlerden hiçbirinin söylemediği bir bid’at çıkardı. Bu bid’ati ile müslümanların diline düştü.”

    Büyük âlim İbni Hacer-i Mekkî Fetâvel-hadîsiyye kitabında diyor ki:

    “Allahü teâlâ, İbni Teymiyyeyi dalâlete, felakete düşürdü. Gözlerini kör, kulaklarını sağır etdi. Birçok alim, bunun işlerinin bozuk, sözlerinin yalan olduğunu bildirmişler ve vesikalarla ispat etmişlerdir. Büyük İslam alimi Ebül Hasen-il-Sübkinin ve oğlu Tacüddin-i Sübkinin ve İmam-ül’iz bin-cema’anın kitaplarını okuyanlar ve onun zamanında bulunan Şafi’î, Malikî ve Hanefî alimlerinin, kendisine karşı sözlerini ve yazılarını inceliyenler, sözümüzün doğruluğunu iyi anlar.”

    Faslı ünlü seyyah sefer namesinde şöyle yazmaktadır: “Dimeşk’te (Şam) büyük Hambeli fakihlerinden İbni Teymiye adında birini gördüm. Çeşitli fenlerde konuşuyordu, ancak aklı yerinde değildi. (Rihlet İbn Betute, c. 1, s. 57) Ehli sünnetin Büyük Alimlerinden Şevkani, İbni Teymiye’ye “Şeyhülislam” denilmesinin küfür olduğunu söylemektedir. Muhammed Buhari Hanefi (ölümü 841), İbni Teymiye’nin bidat ve tekfirini kitabında açıkça belirtmekte ve şöyle demektedir: Her kim İbni Teymiye’ye “Şeyhülislam” tabirini kullanırsa “KAFİR”dir. (Bedrü’t Tali’, c. 2, s. 260)

    Ehli Sünnetin Büyük Alimlerinden İbni Hacer Mekki, İbni Teymiye’yi Sapkın ve yoldan çıkarıcı olarak anmaktadır. Ehli sünnetin büyük alimlerinden İbni Haceri Mekki (Ölümü, 974), İbni Teymiye hakkında şunları yazmaktadır: Allah onu rezil, sapkın, kör ve sağır karar kılmıştır. Ehli sünnetin büyükleri ve Şafii, Maliki ve Hanefi çağdaşları onun düşünce ve sözlerinin fasit olduğunu tasrih etmişlerdir… İbni Teymiye’nin sözleri değersizdir. Bidat çıkaran, sapkın, sapkın edici ve mutedil olmayan biridir. Allah, ona (rahmetiyle değil) adaletiyle davransın ve bizleri onun kötü inançlarından ve gidişatından korusun. (El- Fetava’l Hadisiye, s. 86)

    Ehli Sünnetin Büyük Alimlerinden Kadı Şafii, İbni Teymiye Takipçilerinin, kanının helal olduğunu söylemektedir. Ehli sünnetin iki büyük alimi İbni Hacer Askalani (Ölümü, 852) ve Şevkani (Ölümü, 1255) şöyle yazmışlardır: Kadı Şafii Dimeşk, Şam’da şöyle bir duyuru yapılmasını emretmiştir: Her kim İbni Teymiye’nin itikadına inanıyorsa kanı ve malı helaldir. (Ed Dureru’l Kamine, c. 1, s. 147; El- Bedru’t Tali’, c. 1, s. 67 ve Mir’tu’l Cenan, c. 2, s. 242)

    Ehli sünnetin Büyük Alimlerinden Hisni Dimeşki, İbni Teymiye’nin Zındık olduğunu söylemektedir Hisni Dimeşki şöyle yazmaktadır: İlim deryası olarak vasıflandırılan İbni Teymiye’yi, Bazı büyük öncüler mutlak zındık (mülhit) olarak saymaktadırlar. Büyük alimlerin onu bu şekilde vasıflandırmasının nedeni ise onlar, İbni Teymiye’nin tüm eserlerini incelemiş ve sahih bir inanca varmışlardır ki İbni Teymiye, bir çok yerde bazı Müslümanları tekfir etmekte ve bazı yerlerde ise onları sapkın bilmektedir. İbni Teymiye’nin kitapları Hak Teala’nın mahlukata benzetilmesi ve Bari’ Teala’nın zatının cisme teşbih verilmesiyle doludur. Aynı şekilde Resulü Ekrem’e (s.a.a), Şeyheyne (Ebu Bekir ve Ömer) dil uzatmakta ve Abdullah Bin Abbas’ı tekfir etmektedir. ibni Teymiye, İbni Abbas’ı mülhit, Abdullah İbni Ömer’i mücrim, sapkın ve bidatçi saymaktadır. Bu sözlerini Sıratu’l Müstakim kitabında ifade etmiştir. (Def’u Şübhe Ani’r Resul, Tahkik Cemaatu’n Mine’l Ulema, s. 125)

    Hinsi Dimeşki, başka bir yerde şöyle yazmaktadır: İbni Teymiye demiştir ki her kim ölü birinden veya uzaktaki birinden medet umarsa… zalim, sapkın ve müşriktir. İbni Teymiye’nin bu sözlerinden insanın bedeni titremektedir. Bu söz, Harran’ın Zındık’ı İbni Teymiye’den önce hiçbir zaman ve hiçbir yerde hiç kimsenin ağzından çıkmamıştır. Bu cahil ve kuru zındık, Ömer’in hikayesini kirli niyetine kavuşmak için kendisine vesile karar kılmış ve evvel ve ahirlerin efendisi olan Hz. Resulü Ekrem’in (s.a.a) makamını değersiz kılmaya kalkmış ve bu asılsız sözüyle efendimizin makam ve derecesini bu dünyada aşağı indirmiş ve ölümünden sonra Hz. Resulullah’ın hürmet ve risaletinin bittiğini iddia etmiştir. Bu inanç kesinlikle KÜFÜR’dür ve gerçekte zındıklık ve nifaktır. (Def’u Şübhe Ani’r Resul, Tahkik Cemaatu’n Mine’l Ulema, s. 131)

    Ehli Sünnetin Büyük Alimlerinden İmam Sübki, İbni Teymiye’yi Bidatçi Bilmektedir İbni Teymiye’nin çağdaşı ve Ehli sünnetin çok renkli alimlerinden İmam Sübki (ölümü, 756), şöyle yazmaktadır: O, kitap ve sünnete bağlılık kisvesi ile İslam akaidine bidat katmış ve İslam’ın erkanını yıkmıştır. O, Müslümanların icmasına muhalefete kalkışmış ve Allah’ın cisim olmasına ve zatının bileşik olduğunu çağrıştıracak sözler söylemiştir. Öyle ki alemin ezeli olduğunu söyleyerek bu sözleriyle 73 fırkanın bile dışına çıkmıştır. (Tabakatu’ş Şafiyye, c. 9, s. 253; Seyfu’s Sakil, s. 177 ve Ed’Dürretu’l Muziyyetu fi’r Reddi Ale İbni Teymiye, s. 5)

    Ehli Sünnetin büyük alimlerinden İbni Hacer, İbni Teymiye’ye nifak nisbeti vermektedir Ehli Sünnetin ilmi erkanlarından ve mutlak hafızı olarak kabul edilen İbni Hacer, İbni Teymiye hakkında şöyle yazmaktadır: Ehli sünnetin büyükleri İbni Teymiye hakkında farklı görüşlere sahiptirler. Bazıları diyorlar ki İbni Teymiye, Tecsim (Allah’ın cisim olduğu) düşüncesine kaildir. Zira ‘El- Akidetu’l Hamuyye’ kitabında Allah Teala için el, ayak, ayak bileği ve yüz tasavvur etmiştir. Bazıları Hz. Resulullah’ın (s.a.a) nübüvvet makamının eksikleştirilmesine ve onun azametine muhalefete sebep olacak tevessül ve istiğaseye karşı çıktığından onu dinsiz ve zındık olarak saymışlardır. Bazıları Hz. Ali (a.s) hakkında kullandığı çirkin sözlerden dolayı onun münafık olduğunu söylemişlerdir. Çünkü İbni Teymiye demiştir ki Ali (a.s) defalarca hilafeti ele geçirmek için uğraşmış, ancak kimse ona yardım etmemiştir. Yine çocuklukta İslam getirdiği için Ebu Bekir’in İslam’ı Hz. Ali’nin İslam’ından daha üstündür demiştir. Ayrıca Ebu Cehil’in kızını istemesi de doğru değildir demiştir. Bütün bu sözler İbni Teymiye’nin nifakına delalet etmektedir. çünkü Hz. Resulü Ekrem (s.a.a) Hz. Ali (a.s) için şöyle buyurmuştur: “Münafıktan başka kimse sana düşmanlık gütmez.” (Ed’Dureru’l Kaminet fi A’yanu’l Maietu’s Samine, c. 1, s. 155)

    Ehli Sünnetin Büyük Alimlerinden Zehebi, İbni Teymiye’nin takipçilerini ecnebi, sefil ve hilekar olarak adlandırmaktadır Ehli sünnetin çok önemli alimlerinden ve aynı zamanda kendiside bir Hambeli olan ve çağının hadis ve rical ilminde söz sahibi olan Zehebi (ölümü, 774), İbni Teymiye’ye hitaben yazdığı mektubunda şöyle yazmaktadır: “Ey Tedavi edilmez! Sana tabi olanlar zındıklık, küfür ve helak uçurumundadırlar… sana tabi olanların çoğunluğu geri kalmış, sığıntı, aklı hafif, avam, yalancı, aptal, ecnebi, sefil, hilekar, kuru, görüntüsü Salih ama anlayış yoksunu insanlardır. Eğer sözlerimi kabul etmiyorsan onları dene ve adalet ölçüsüyle ölç.” Mektubunun başka bir yerinde şöyle yazmaktadır: “Sözlerimi kabul edeceğini sanmıyorum! Öğütlerimi dinleyeceğine ihtimal vermiyorum! Sen ki benim dostumsun bana böyle davranırsan düşmanlarına nasıl davranacaksın? Akıllı, Salih, alim ve değerli insanlar çoktur. Ama senin dostlarının içinde kirli, yalancı, cahil ve arsızlar çok göze batmaktadır.” (İ’lanu Bi’t- Tevbiğ, s. 77 ve Tekmiletu’s Seyfi Sakil, s. 218)

    Zamanın Şeyhül-İslam’ı Allame Ebu'l-Hasan Ali bin İsmail el-Kunavi diyor ki: "İbni Teymiyye cahillerdendir, ne dediğini düşünmüyor. Tevessüle dair tefrikayı, yani Resulullah’a (s.a.a) hayatta iken onunla tevessül edilmesi caiz olup, vefatından sonra caiz olmadığı hakkındaki düşündüğü farkı, zahirde kendisine İslamiyet’le şereflenmiş süsünü veren Yahudi ve Samiri taifesinin yavrularından telakki etmiştir. Halbuki bu taifeler, Peygamberin (s.a.a) en büyük düşmanlarıdırlar. Hazret-i Ali'nin (a.s) huzurunda birisi, Peygamberi (s.a.a) tahkir ifade eden bir kelime söylediği için, onu öldürmüştür." "Aliyy'ül-kaari Şifa şerhinde diyor ki: Hanbelîlerden İbni Teymiyye, ifrata kaçmış bulunmaktadır. Zira Resulullah efendimizi ziyaret için yolculuk yapmayı haram saymıştır. Halbuki ziyaretin yakınlık sebebi olduğu bilinmektedir. Onu inkara kalkan üzerine küfür ile hükmolunmuştur. Zira müstehab olduğunda ulemanın icmaı bulunan bir şeyi haram kılmak küfür olur. Bu, mübah olduğunda icma bulunan bir şeyi haram kılmanın da ötesinde bulunmaktadır." (s.188) "İbni Teymiyye'nin bozucu aklı ile muhalefette bulunduğu her şey, kendi uydurmasıdır. Kendi fasid inanışına göre, def edecek boş bir şüphe bulamadığı zaman "O yalandır" diye başka bir davaya geçer. Onun hakkında "İlmi aklından büyüktür" diyen, insaflı davranmıştır." (s.189) "Ben, İbni Teymiyye'nin Minhacü's-sünnet kitabında Allahü tealaya cihet [yön] isnadını tafsilatı ile görmüş bulunuyorum... Selef-i salihinden böyle bir söz varid olmamıştır...Bilakis [İbni Teymiyye] onu kendi nefsinden çıkarıp ortaya atmış ve birçok yerde tekrarlayıp durmuştur." (s.203)

    Allame Şerif Takıyuddin Ebu Bekri’l-Hısni ed-Dımaşki (vefatı h.829) diyor ki: "İbni Teymiyye’nin dediği kavillerin en kötüsü ve çirkini, tefrika meselesidir. Yani, yalnız Peygamberin hayatında ve huzurunda duasına tevessül etmek caizdir, vefatından sonra türbesinin yanında bile caiz değildir, sözüdür ki, bunu Yahudiler ortaya atmış ve tâbileri de bu fikir üzerinde devam etmiştir." İmam-ı Şarani şöyle yazmaktadır: İbni Teymiye, tasavvufu inkâr eder, evliyaya, ariflere dil uzatırdı. Kitaplarını okumaktan, yırtıcı hayvandan kaçar gibi kaçmalıdır. [Tabakat-ül-kübra] İbni Teymiye, Sadreddin-i Konevi, İbni Arabi gibi tasavvuf büyüklerine de saldırmıştır. İmam-ı Süyuti şöyle yazmaktadır: İbni Teymiye kibirliydi. Kendini beğenirdi. Herkesten üstün görünmek, karşısındakini küçümsemek, büyüklerle alay etmek âdeti idi. (Kam-ul Muarıd) İbni Teymiye hâşâ Allah’ın Arş’ın üstünde olduğunu ispat etmek için diyor ki: Allah dilerse, bir sivrisineğin sırtına yerleşir de, sivrisinek Onun kudreti ve rububiyetinin lutfü ile Onu yüklenip kaldırır. Böyleyken Allah Arş’ın üzerine nasıl yerleşmez? (Beyan Telbis el-Cehmiyye, 1/568)

    Bu konuda, Zahidü’l-Kevseri diyor ki: İbni Teymiyye’nin Allahü Teâlâ hakkındaki sözü işte budur. Sanki mabudunun sineğin sırtına oturması, gerçek bir işmiş gibi, bunu, Allah Teâlâ’nın, sineğin sırtından daha geniş olan Arş’ın üzerinde karar kılmasına delil olarak ileri sürüyor! Allah Teâlâ, bundan münezzehtir. İbni Teymiyye ve yandaşlarından önce, insanlardan, böylesi akılsızca bir söz söyleyen bir kimseyi bilmiyorum. Bu öyle bir cinnet getirmektir ki, üzerinde hiçbir cinnet getirmek yoktur. Allah, onların vasfettiklerinden münezzehtir. Sineğin taşıdığı bir mabud tasavvur eden birisi, muhatap bile alınmaz. (Makalat-ül-Kevseri, 301)

    İbni Teymiye’nin şaki ve dalalette olduğu Seyf-ül-Cebbar ve farisi Tâlim-üs-sübyan kitapların da yazılıdır. Camiul-Ezher’deki hanefi âlimlerinden Muhammed Bahitin (Tathir-ül-füad min-denisil itikad) kitabı, (Et-tevessüli bin-Nebi ve bis-Salihin), (Şevahid-ül-hak), (Cevahir-ül-bihar), (Seyf-ül-Cebbar) ve (Tâlim-üs-sübyan) kitapları, İbni Teymiye’nin dalalete düştüğünü vesikalarla ispat etmektedir. İbni Batute, ibni Hacer-i Mekki, imam-ı Sübki, kendi oğlu Abdulvehhab, izzeddin bin Cema'a, Ebu Hayyan Zahiri, Zahid-ül Kevseri, Yusuf-i Nebhani, imam-ı Şarani, Ahmed bin Seyyid Zeyni Dahlan, Şeyh-ül-İslam Mustafa Sabri Efendi gibi nice âlimler İbni Teymiye’ye reddiyeler yazmışlar, dalalet ve küfürlerini açıklamışlardır. Üstad Necip Fazıl da, (14. asrın irşad kutbu seyyid Abdülhakim Arvasi, “İbni Teymiye dini içinden zedeleyen mülhiddir” demiştir) diyor. İbni Teymiye’nin Dal ve mudil olduğu, Savi tefsiri 107. sayfasında da yazılıdır. İbni Teymiye’nin sözlerinin kıymeti yoktur. O, dalalettedir ve Müslümanları dalalete sürüklemektedir. Müslümanların icmasından ayrılmış, bid’at yolunu tutmuştur. İslam âlimleri, onun dalalette [sapık] olduğunu, sözbirliği ile bildirdi. Kutbüd-Berdiri, Şerhi Muhtasarda, bunu uzun yazmaktadır. (Tahir Muhammed Süleyman - Zahiretül-fıkhil-kübra)



    Mehazlar:

    1. Muhammed Abdurrahman Silhetî, Seyf’ül Ebrar, Berekat Yay., İst. 1978.
    2. Mevlana Muhammed Fadlurresul, Tashih’ül Mesail, Berekat Yay., İst 1976.
    3. Ebu Hamid bin Merzuk, Bera’atü’l-Eş’ariyyin min Akaidi’l-Muhâlifin, Bedir Yay., İst 1994.
    4. Yusuf-i Nebhanî, Şevahidü’l-Hakk, Fazilet Neşr., İst.
    5. Kâdızade Ahmed Efendi, Birgivî Vasiyetnamesi Şerhi, Bedir Yay., İst.
    6. İmam-ı Kastalânî, Mevâhibü Ledünniye, Hisar Yay., İst.
  4. Muddessir

    Muddessir İyi Bilinen Üye Kullanıcı

    https://www.islam-tr.net/konu/seyhu’l-islam-ibn-teymiyyeye-atilan-iftiralara-reddiye.20000/
  5. Alp Arslan

    Alp Arslan ملة ابراهيم Forum Yöneticisi

    ALLAH, Firavun'dan nakille şöylebuyuruyor:
    "Firavun dedi: Ey Hâmân, bana yüksek bir kule yap ki o sebeblere (yollara)erişeyim, (yani göklerin yollarınaerişeyim de Mûsâ'nın ilahına çıkıp bakayım)" (Mu'min, 36-37).
    Bu sözleriyle Firavun, Mûsâ (a.s.)'ın, ALLAH'ın göklerin yukarısında olduğu şeklindeki sözünü yalanlamaktadır. ALLAH Teâlâ yine şöyle buyurmaktadır:
    "Gökte olanın, sizi yere batırmayacağından emin misiniz?"(Mulk, 16).
    Göklerin yukarısında Arş vardır. Arş, göklerin yukarısında olunca "Gökte olandan emin misiniz?" buyurmuştur. Çünkü ALLAH, göklerin üzerindeki Arş'a istivâ etmiştir. Her yukarıda olan, göktür. Arş, göklerin en yukarısıdır"
    (İmam el-Eş'ârî, el-İbâne an Usûlu'd-Diyâne, Medine 1975, s. 30-31).

    Ayeti dikkatli bir şekilde okursan Firavun'un Musa a.s ile alay etme ve yalanlama kastı ile böyle bir söz söylediğini anlarsın yani açıkça diyor ki Musa ilahinin Arsa istiva ettiğini veya gökte olduğunu söylüyor bana bir kule yapta yalan söylediğini ortaya çıkarıyim diyor Nitekim İmam Esari de böyle anlamıştır bu da delili eğer bugz edeceksiniz Esarilerin imamına da ediniz ???
  6. Nurcu Genç

    Nurcu Genç Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Öncelikle üslup güzelliğinize müteşekkirim, haşa imam eşariye buğzumuz yok, ibni teymiyyeyede sizlerede bir buğzumuz yok.

    İmam eşarinin iki eseri diğer eserindede buna benzer bir şey geçer makalatında da fakat bu eserler bize sahih yolla gelen eserler değildir. Keza imam ahmed içinde böyledir

    El-Hafız Ebu’l Hasan ed-Darekutni’nin çağdaşı olan el-Hafız Ebu Hafs b. Şahin demiş ki: İki salih adam olan Cafer b. Muhammed ve Ahmed b. Hanbel, birçok kötü arkadaşlarının belasına çarpılmışlardır. El-Hafız Ebu’l-Kasım b. Asakir(Tebyinu kazibi’l-müfteri fimâ nusibe ilâ-İmam Ebi’l-Haşanı’l-Eş’arı) adli kitabında bunu el-Hafız Ebu’l-Hasan’a isnad ederek demiş ki: Rafiziler, Caferi sadık b.Muhammed el-Bakır’ın onlardan beri olduğu birçok çirkin meseleleri kendisine isnad ettiler. Keza Ahmed b. Hanbel’in de, bazı talebe ve tabileri, Allah’ın cisim olduğu manasında birçok batıl sözü kendisine isnad etmişlerdir. Halbuki, Ahmed b. Hanbel bu sözlerden uzaktır. Şüphesiz İmam Ahmed ile ilk tabilerinin, Kur’an ve hadiste geçen bir çok muhal tabileri, te’vil ettiklerini gösteren rivayetler sabit olmuştur.

    Takiyyuddin el-Huşanı,<<Def’u’s-şubhe men teşebbehe ve temerrede ve nesebe zalike ile’l-İmam Ahmed>> adli kitabında, açıkça der ki:

    İmam Ahmed, Kur’an-ı kerim’deki<<Rabbin geldi(Fecr 22)>> mealinde olan ayetin hakiki manasının<<Rabbin emri geldi>> demek olduğunu söylemektedir.

    [Ebu Hamid bin Merzuk, Bera’atü’l-Eş’ariyyîn, sayfa 31 ]


    İmam Eşari için

    1. “Arap alimleri ve çok İngiliz alimleri “İmam Ebul Hasan Eş’arî’nin el-İbane’si ve Makalatul İslamiyyin sahih bir yolla bize ulaşmamıştır” diyor, bu eserlerin tahrif edildiğini söylüyorlar. Ama yine de bazı yerlerde bu kitaplardan alıntı yapıyorlar. Aynen siz de alıntı yaptınız bir yazıda. O zaman Vehhabiler bu eserleri kullandığında niye karşı çıkıyor ve “el-İbane ve Makalatul İslamiyyin sahih yolla gelmemiştir ve tahrif edilmiştir” diyoruz?”
    İmam Ebu’l-Hasen el-Eş’arî’nin Makâlâtu’l-İslâmiyyîn isimli muhalled eserinin eldeki matbu nüshasının güvenilir olup olmadığı meselesi tartışma konusu yapılmıştır, doğrudur. Zâhid el-Kevserî merhum, bu eserin, Haşeviyye taifesinin ileri gelenlerinden birisinin elinde bulunan nüshadan çoğaltıldığına dikkat çekerek, eserin muhtevasında Haşeviyye’nin görüşleriyle paralellik arz eden hususlar bulunduğunu ihtar etmektedir.

    Yine o, İmam el-Eş’arî’nin el-İbâne’sinin de aynı şekilde güvenilir bir nüshaya istinat etmediğine dikkat çekmiştir.1) el-İbâne’nin İmam el-Eş’arî’nin ilk eserlerinden mi, son eserlerinden mi olduğu konusundaki ihtilaf da giderilememiştir. el-Kevserî merhum, İmam el-Eş’arî’nin bu eseri, Ehl-i Sünnet’e intikal ettiği ilk zamanlarda Heşeviyye taifesinden madud el-Berbehârî’ye gönderdiğini, maksadının da bu taifeyi mutedil çizgiye çekmek için, onların görüşleriyle yakınlık arz eden bir muhtevaya sahip olan bu eseri bir basamak olarak kullanmak olduğunu söyler. Keza bu esere sonradan karıştırmalar olduğunu da belirtir.2)

    Ancak Vehhabiler bu eserin İmam el-Eş’arî’nin son eserlerinden olduğunda ısrarlıdır. Zira içinde kendi görüşlerine yakın düşen ifadeler mevcuttur.

    el-Kevserî merhum burada ilginç bir noktayı gündeme getirir: Bu görüşlerin İmam el-Eş’arî’ye ait olup olmadığının, eğer ona ait iseler, Ehl-i Sünnet’e intikalinden sonraki dönemin başlarına mı, daha sonraki dönemine mi ait olduğunun tesbiti yapılmadan, kesin ifadeler kullanmak doğru değildir. Bu noktaların tesbiti ise, onun eser ve görüşlerinin birinci el nakilcisi olan talebelerinin bıraktığı eserlere bakmakla mümkündür. Bu noktada Ebu’l-Hasen el-Bâhilî ve Ebû Abdillah et-Tâî isimleri önem kazanmaktadır. el-Bâkıllânî, İbn Fûrek, Ebû İshak el-İsferâynî gibi sonraki kuşağın ileri gelen Kelam alimlerinin hocası olan el-Bâhilî ve et-Tâî’nin, İmam el-Eş’arî’nin görüşlerini aktarmak bakımından adı geçen eserlerden daha güvenilir oldukları kesindir.

    Bir diğer nokta da şudur: Vehhabiler’i hoşnut eden o görüşler gerçekten İmam el-Eş’arî’ye ait olsaydı, Vehhabiler’in ona karşı daha yakın durması gerekirdi. Ancak İbn Teymiyye’den bu yana “Selefî” çizgide bulunanların İmam el-Eş’arî ile başlarının pek hoş olmadığı bilinen bir husustur..

    Ala külli hal bu iki eserin İmam el-Eş’arî’ye aidiyeti konusunda ihtilaf yok ise de, muhtevalarının tamamen ona ait olduğu konusu hala tartışılmaktadır. Dolayısıyla bu eserlerden nakilde bulunurken dikkatli olmak gerekir.

    Benim bu eserlerden nakillerde bulunduğum doğrudur. Ancak ben bu iki eseri Haşeviyye taifesinin görüşleriyle paralellik arz eden hususlarda kaynak olarak kullanmamaya özen gösteriyorum. Bu eserlere, bu husus dışında kalan, dolayısıyla tartışma konusu teşkil etmeyen hususlarda atıfta bulunuyorum. İlmîlik adına burada herhangi bir problem mevcut değildir.

    Vehhabiler’in bu eserleri kullanmasına itiraz edilmesi, muhtevalarında tartışma konusu olan hususları kullanmaları sebebiyledir. Yani eğer bu eserlere sonradan birtakım eller müdahalede bulunduysa, bu, Vehhabiler’in işine gelir tarzda olmuştur. Onlar da eserlerin bu yönlerini kullanmaktadır. İtiraz bu noktayadır.

    1. ↑ Bu hususlarda bkz. Mukaddimâtu’l-İmâm el-Kevserî, 178-9; İşârâtu’l-Merâm’a yazdığı takdim yazısı, 7.
    2. ↑ Mukaddimât, 247.
  7. Alp Arslan

    Alp Arslan ملة ابراهيم Forum Yöneticisi

    Bugzumuz yok diyorsun ama alıntı yapıp burada cevap verdiğin kişi İmam İbn Teymiyye ve o akide de olan kişilere açıkça Haşviyye veya Vehhabi diyerek bid'at fırka diyerek Ehli Sünnet dışı gösteriyor bundan daha büyük bugz olur mu? ayrıca Zahid el Kevseri nin İbn Teymiyye’ye olan yaklaşımını herkes biliyor El Kevseri nin sıfatlar konusunda hadisçi olanları Haşeviyye olmakla suçladığı zaten bilinen bir şey.
    gene de musait bir zaman cevap vermeye çalışacağım insaAllah.
  8. Nurcu Genç

    Nurcu Genç Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    buğzumuzun olmaması şahsına buğzumuz yok yoksa fikirlerini kabul etmiyoruz
  9. Alp Arslan

    Alp Arslan ملة ابراهيم Forum Yöneticisi

    Burada size bir diğer sorum ise et-Teymiyye'nin cihet ile Selef gibi bir mana mı kastettiğini yoksa Allah Subhanehu ve Teala'yı cisim gibi gösterdiğini mi söylüyorsunuz ?

    Cevap: el-Kurtubi şöyle demiştir: “Selefin ilkleri Allah hakkında ciheti nefyetmiyor ve bunu nefyettiklerini de ifade etmiyorlardı. Aksine onlar ve herkes bunu Allah’ın kitabında ve rasullerinin haberlerinde zikredildiği üzere Allah’u Teâla için ispat ediyorlardı. Selefi Salihinden hiçbiri Allah’ın Arşa hakikaten istiva ettiğini inkâr etmemiştir. Onlar ancak istivanın keyfiyetinden yana bilgisiz kalmışlardır. Çünkü onun hakikati bilinemez. İmam Malik şöyle demiştir: ‘İstiva malumdur, keyfiyeti meçhuldür. Bundan sormak ise bidattir.’ Yani istiva lügatte malumdur.”[4]

    Molla Aliyul-Kâri O, hocası el-Heytemi’nin İbn Teymiyye ve İbnu’l-Kayyim’in Mücessime olduklarını söylediği bir sözünü nakledip, onun bu iddiasını reddetmiş ve İbnu’l-Kayyim’in sıfatlar bahsinde kaydettiği sözlerini aktararak bunların hak sözler olduğunu söylemiştir. Bu sözünde İbnu’l-Kayyim: “Sıfatların hepsinin manaları malumdur, keyfiyetleri ise meçhuldür” demiştir. Aliyu’l-Kâri ise: “İbnu’lKayyim’in bu sözleriyle İmam Ebu Hanîfe’nin itikadı aynıdır” diyerek, imamın el-Fıkhu’l-Ekber’den naklettiğimiz bu sözlerini teyit cihetiyle nakletmiştir.[7]


    Cevap: Imam İbn Teymiyye şöyle diyor: "Ehli sunnet ve Hadis Ehli ise soyle demistir: (Allah) cisim degildir. Ona hic birsey benzemez. Kendinden haber verdigi gibi Arş'ının uzerindedir…(Beyan Telbisu El-cehmiyye 1.clt. 400.s.). gene bir başka yerde İmam Teymiyye şöyle demiştir: Cisim kelimesini Allah'in isimlerinde ve sifatlarinda zikretmek bidattir. Suphesiz ki ne kitap ne de Sunnet boyle bir sey soylememistir. Nede Selef'in imamlarindan hic biri boyle bir sey dememistir. Hic biri, ne Allah cisimdir demislerdir, nede Allah cisim degildir demislerdir(yani cisim kelimesi Allah hakkinda hic kullanilmamasi gerekir)… (Camiu El-Mesail'e bak. Seyh Aziz Şems'in tahkiki ile 6.clt. basilmistir. Icinde ibni Teymiyye'nin bir cok farkli eseri mevcuttur. 3.clt. 206.s. bak). Son olarak bilinmesi gerekir ki Imam ibni Teymiyye Allah'ı yarattiklarina benzetenin kafir oldugunu soylemistir(Mecmu El-Fetava, arapca baskisi ile: 11.clt.).

    Imam Abdulkadir Geylani "El-gunye" adli eserinde, Muşebbihenin tarifini yaparken kisaca sunlari belirtiyor: Muşebbihler üç firkadir: El-hisamiyye – El-mukatiliyye – El-vasimiyye. Bu üç firka da Allah'in cisim oldugunda ittifak etmistirler.


    İmam et-Tirmizi: “Şüphesiz ki Allah sadakayı kabul eder ve onu sağı ile alır”[9] hadisini rivayet ettikten sonra şöyle demiştir: “İlim ehlinden birçok kimse bu hadis ve buna benzer Rab Teâla’nın her gece dünya semasına nüzulü gibi sıfat nasları hakkında şöyle demişlerdir: “Bu noktada rivayetler sabittir. Bunlara iman edilmeli, bunlar hakkında vehme kapılmamalı ve bunlar için ‘nasıl?’ diye sorulmamalıdır.” Aynı şekilde bu söz Mâlik, Süfyan b. Uyeyne, Abdullah b. el-Mübârek’ten de rivayet edilmiştir. Onlar bu hadisler hakkında şöyle demişlerdir: “Bunları ‘nasılsız’ bir şekilde (keyfiyetine girmeden) kabul edip geçin.” Ehlisünnet ve’l-Cemaattan olan ilim ehlinin görüşü işte budur. Cehmiyyeye gelince, onlar bu rivayetleri inkâr edip şöyle dediler: “Bu teşbihtir (yani bu hadislerin muktezası teşbihi ifade etmektedir).” Allah Azze ve Celle kitabının birçok yerinde “el, işitme ve görmeyi” zikretmiş, Cehmiyye ise bunları ilim ehlinin tefsir etmediği şekilde tevil etmiştir. Şöyle demişlerdir: “Allah Âdem’i eliyle yaratmamıştır. El, burada kuvvet anlamındadır.” İbn Râheveyh ise şöyle demiştir: Teşbih ancak ‘el gibi el’ veya ‘ele benzeyen el’, ‘işitme gibi işitme’ veya ‘işitmeye benzeyen işitme’ dediği takdirde teşbih olur. Eğer Allah’u Teâla’nın dediği gibi ‘el, işitme ve görme’ deyip keyfiyete girmez, ‘işitmeye benzer işitme’ ve ‘işitme gibi işitme’ demezse bu teşbih olmaz. Bu, Allah’u Teâla’nın
    kitabında buyurduğu gibidir: “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, (her şeyi) işiten ve görendir.”[10]


    İmam Birgivi'yi sever ve sayarım Allah ona rahmet etsin hatta elimde bir kitabı da mevcuttur inşaAllah yakın zamanda okuyacağım cevaba geçelim.

    Cevap: Hafız İbn Abdilber sıfat naslarını keyfiyetlendirmeden, hakikati üzerine hamlederek kabul ettikleri noktasında Ehli sünnetin icma ettiğini belirtirmiş ve şöyle demiştir: “Ehlisünnet, Kur’an ve sünnette varit olan tüm sıfatları ikrar etme, bunlara iman edip mecaz değil hakikat üzerine bunları hamletme hususunda icma etmiştir. Ancak onlar bunlardan hiçbir şeyi keyfiyetlendirmez ve belirli bir sıfatla bunda bir sınırlandırma yapmazlar. Ama bidat ehlinin, Cehmiyyenin, Mutezilenin ve
    Haricilerin hepsi, bunları inkâr etmekte ve bunlardan bir şeyi hakikat üzerine hamletmemektedirler. Onlar bunu ikrar edenin Müşebbihe olduğunu iddia etmektedirler. Onlar bunu kabul edenlerin yanında ise Mabudu inkâr edenlerdir. Bu noktada hak, Allah’ın kitabındaki ve Rasûlünün sünnetindeki şeyleri söyleyen Ehlisünnet ve’l-Cemaatin imamlarının söyledikleridir. Hamd Allah’a mahsustur.”[1]

    Bu nedenle müfessirlerin imamı et-Taberî şöyle demiştir: “Doğru olan, ispat cihetinden bildiğimiz üzere sıfat naslarının hakikatlerini tespit edip teşbihi nefyetmektir.”[2] Kâdı İbnu’l-Arabi İmam Malik’in: “İstiva malumdur, keyfiyeti meçhuldür” sözü hakkında şöyle demiştir: “Malik’in mezhebine göre sıfat hadislerinin hepsinin manası malumdur. Bunun içindir ki kendisine o soruyu soran kimseye: “İstiva malumdur, keyfiyeti meçhuldür” demiştir.”[3]


    Cevap: el-Kurtubi şöyle demiştir: “Selefin ilkleri Allah hakkında ciheti nefyetmiyor ve bunu nefyettiklerini de ifade etmiyorlardı. Aksine onlar ve herkes bunu Allah’ın kitabında ve rasullerinin haberlerinde zikredildiği üzere Allah’u Teâla için ispat ediyorlardı. Selefi Salihinden hiçbiri Allah’ın Arşa hakikaten istiva ettiğini inkâr etmemiştir. Onlar ancak istivanın keyfiyetinden yana bilgisiz kalmışlardır. Çünkü onun hakikati bilinemez. İmam Malik şöyle demiştir: ‘İstiva malumdur, keyfiyeti meçhuldür. Bundan sormak ise bidattir.’ Yani istiva lügatte malumdur.”[4]

    Cevap: Hanbeli mezhebinin itikat eserleri incelendiğinde görüleceği üzere, bu rivayetin mezhepte mutemet görüş olmadığı belirtilmiştir. Hafız İbn Recep (rahimehullah) bu rivayetin İmam Ahmed’den mütevatir olarak gelen görüşün hilafına olduğunu söyleyerek şöyle demiştir: “Hanbel bu rivayette yalnız kalmıştır. el-Hallâl ve ashabı, Hanbel’in Ahmed’den (rahimehullah) teferrüt ettiği rivayetleri onaylamıyorlardı. Bu noktada Ahmed’den ve ondan önceki Seleften sahih olan şudur: Bu ayet ikrar edilip tefsir edilmeksizin okunup geçilir. Bu, Allah’ın celâline ve azametine yakışır bir gelmedir.”[19]

    İmam el-Ğazzâli de kelâmcıların ortaya attığı yukarıdaki (yani tevil vs) safsatada çok aşırıya kaçıldığını ve avamın bu sözleri asla kabul etmeyeceğini belirtmiştir.[27] Başka bir eserinde ise o, Selef nezdinde meşhur olanın, Allah için üste oluşun ispat edilmesi olduğunu, Allah için “ne âleme bitişik, ne ondan ayrı, ne onun içinde, ne onun dışında” olduğunu söylemenin bidat olduğunu Hanbelilerden itiraz etmeksizin nakletmiştir.[28]


    Talebesi İbn Abdulhâdî'nin ifadesine göre Ahmed b. Hanbel'in Müsned'ini ve Kütüb-i Sitte'yi defalarca hocalarından okumuştur. Hafız Zehebî onun hadis ilmindeki derin bilgisi hakkında şu olayı anlatır: " İskenderiye'de tutuklu iken Sebte valisi, ondan ezberindeki hadisleri ravilerini değerlendirmek suretiyle yazıp göndermesini ve bunların rivayeti için kendisine icazet vermesini istedi. İbn Teymiyye ezberindeki hadislerden on varak kadar isnadlarıyla birlikte yazıp gönderdi. Bu gönderdiği rivayetleri ve ravi değerlendirmelerini en büyük muhaddis bile onun kadar mahir yapamazdı. Tabakat ve hadis usulü ilimlerinde tam bir uzmanlığı vardı. Al-i ve Nazil isnadları, sahih ve sakim isnadları metinleriyle beraber çok iyi bilirdi. Onun döneminde bu konularda onun kadar, hatta onun ilmine yaklaşabilen bir âlim yoktu. Ezberindekini takdim edişindeki mahareti hadisten delil çıkarmadaki gücü gerçekten hayret uyandıracak derecedeydi. Kütüb-i Sitte ve Müsned'i çok iyi biliyordu, öyle ki onun hakkında şöyle söylenmiştir: "İbn Teymiyye'nin bilmediği hadis, hadis değildir" (Muhammed Hasan el-Mucavi es-Saalibi, el-Fasl, el-Fikrü's-Sami fi Tarihi'l Fıkhi'l-İslâmi, Medine 1977, II, 362).

    Hafız Zemlekani (727/1327) onun hadis ilmindeki yerini şöyle anlatır: "Beşyüz seneden beri hıfzı ondan daha kuvvetli olan görülmemiştir." Hafız el-Mizzi onun hakkında: "İbn Teymiyye'den daha iyi Kur'an'ı ve sünneti bilen ve en güzel şekilde onların yolundan giden görmedim" demiştir.

    İbn Seyyidi'n-Nâs (734) onun hakkında şunları söyler: "Bütün ilimlerde kendi çağındaki insanlardan üstündü. Hiç bir göz onun gibisini, o da kendisi gibisini görmemiştir." İbn Dakiku'l-îd (702): "İbn Teymiyye ile oturup konuşunca gördüm ki bütün ilimler iki gözünün önünde geçiyor. Oradan istediğini alıyor, istemediğini almıyor" der. Allame ez-Zemlekanî" ona bir ilimden sorulunca onu gören ve dinleyen onun cevapları karşısında bu ilimden başka bir ilim bilmiyor zanneder ve bu ilimde onun denginin olmadığına kanaat getirirdi." der.
    İbn Teymiyye bazı kendini bilmezler tarafından eleştirilince, İslam âlimleri onu korumak ve onu tanıtmak için kitaplar telif etmişlerdir. İbn Nasıru'd-din (842) "er-Reddü'l Vafir" isimli kitabında 87 tane farklı mezheb ve mesnetteki âlimin İbn Teymiyye'nin hiç tereddütsüz Şeyhu'l İslâm olduğuna dair görüşünü bir araya getirmiştir. Şâfiî mezhebinden İmam Salih b. Ömer el-Buhıtkînî (868/1463-1464) bu kitaptaki takrizinde şöyle der: "Ben İbn Teymiyye'nin bu zamana kadar okuduğum kitaplarında onun küfrünü, zındıklığını gerektirecek bir sözüne rastlamadım. Onun kitaplarında kişiyi ilim ve dinde yükseltecek bid'atçılar ve sapıklarla mücadele gibi meziyetlere rastladım. Yine bu kitapda Hanefi mezhebinin imamlarında Abdurrahman b. Ali (835/1431-32)'nin şu sözü vardır: "İbn Teymiyye'den onun küfrünü, fıskını ve dinde çirkinliğini gerektirecek bir şey nakledilmemiştir." Hanefî mezhep âlimlerinden Bedruddin el-Aynî (855) de şöyle demiştir: "Kim onun kâfir olduğunu söylerse o kâfir olur. Kim onu zındıklığa itham ederse o zındıktır. Bu sözler ona nasıl nisbet edilebilir? Onun kitapları her tarafta yayılmıştır ve onun kitaplarında sapıklık ve tefrikaya işaret eden hiç bir şey yoktur." Bu âlimler gibi daha bir çok âlim bu kitapta İbn Teymiyye'yi tezkiye etmiş ve savunmuştur. Çağdaş müelliflerden Ebu'l-Hasan Ali el-Haseni en-Nedvi onun hakkında takriben 300 sahifelik bir kitap telif etmiştir. Kitabın ismi "el-Hafız Ahmed b. Teymiyye"d ir.


    Kaynaklar;
    [3] Âridatu’l-Ahvazi 3/166.
    [4] Tefsiru’l-Kurtubi 7/219
    [7] Mirkâtu’l-Mefâtih 4340. Aliyu’l-Kâri başka bir eserinde bu meseleye yine değinmiş ve orada İbn Teymiyye’nin sıfatlar meselesinde İmam Ebu Hanîfe ve İmam Ahmed’in mezhebi üzere olduğunu söylemiştir. (er-Red alâ Kâiline bi’Vahdeti’l-Vücut 104-105).
    [10] eş-Şura 11. et-Tirmizi 622.
    [19] İbn Receb; Fethu’l-Bâri 4/278; D. el-Kutubi’l-İlmiyye, 1. baskı. Yine Hanbelilerin bu meseledeki görüşü için bkz. İbn Kudâme; Lumatu’l-İtikad ve İsbatu Sıfati’l-Uluvv.
    [27] İlcâmu’l-Avâm an İlmi’l-Kelâm 56-57. Merhum bu eserini vefatına çok yakın bir zamanda yazmıştır:
    [28] Faysalu’t-Tefrika 262, Mecmûatu Resâili’l-İmâm el-Ğazzâlî, el-Mektebetü’t-Tevfîkiyye:
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş