1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Hata Özrü Konusunda Ziyade Açiklama

Konu, 'iLMi Munazaralar' kısmında Abulhasan tarafından paylaşıldı.

  1. Abulhasan

    Abulhasan Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Bismillahirrahmanirrahim

    Hüccetten kasıt icmali anlamda şarinin hitabıdır. Bir diğer ifade ile Allah ın hükmüdür.

    Hüccettin ulaşmasından kasıt hücceti fehmetmek yani anlamaktır. Yoksa sanıldığı gibi sadece eline kitabın geçmesi değil.


    Buluğul hüccet tabirini hüccetin ikamesi için kullanan ilim ehli de hüccetin kaim olması için mutlakul fehmi, yani asgari fehmetmeyi şart koşmuşlardır.

    Neden peki alimler hüccetin ulaşmasıyla hüccet kaim olur demişler? diye sorulacak olursa cevabı şudur: Buluğulhucce, (yani hüccetin ulaşması) hücceti fehmetmek ( yani anlamak) için mukaddimedir. O yüzden ikisini aynı isim ile isimlendirmekte beis görmemişlerdir. Lazımın melzumun ismi ile isimlendirilmesinin veya sebebin müsebbebin ismi ile isimlendirilmesinin caiz oluşu gibi.... Bu sebeple bir çok kişi hüccetin ikame edimesinin, sadece hüccete ulaşmakla yeterli olduğunu sanmışlardır.

    Oysa sıfatları tevil edenlere hüccet ulaştı, hatta münazara edilip özellikle ikame de edildi. Bunra rağmen bunlar kafir olmadılar. Çünkü fehmedemediler.

    Hata-cehalet vs gibi arızlar kişinin kastı ile olmadığı için bu durumlarda kişilerden sadır olan fiiller kişiye nisbet edilemez. Aksi halde ''teklifu ma la yutak'' yani kişiye gücünün nisbetinde bişey yüklemek olur ki, Allah teala kimseye gücünün üstünde bir şey teklif etmez.

    Ancak, kişinin söz konusu hüccetten cahil kalması kendi kusuru sebebi ile olursa bu başka.

    Bu durumda da yüzçeviren ve ihmalkar davranan diye kategorilere ayrılırlar. Bu durumlarda bile cezalandırılmasının sebebi cehaleti değil, bilakis yüzçevirmesi için veya ihmalkarlığı için olur.

    Sen hiç ''bunların kafir olmasının sebebi cehaletleridir'', veya ''bunların azabı haketmelerinin sebebi cahil oldukları içindir'' diye nass gördünmü?

    Ama kişileri yüz çevirdikleri için tekfir eden ve cehennemle tehdit eden nasslar pek çoktur.

    Sonra biz hatanın dinin aslını tahkik etmiş bu ümmete hass olduğundan bahsediyoruz.

    Dinin aslı ise kelime i tevhidin mantukundan anlaşılan icmali anlamdaki nefiy ve isbattır. Ki burada ilk etapta ibadetin kime yapılacağı, kimin ibadete müstehak olduğunun ikrarı vardır başka değil.

    Açıklaması şöyledir; Müşrikler evrende Allah ile birlikte ibadete layık ilahlar olduklarına itikat ediyorlardı. İlah veya ilahlar vardır dedikleri için, la ilahe illallah yani Allah tan başka ibadete layık ilah yoktur demekten kaçınıyorlardı.

    Kuran onlardan şöyle bahsediyor: ''Onlara Allah tan başka ibadete layık ilah yoktur denilildiğinde müstekbirlik yapıyorlardı''(Saffat-35)

    Bir başka yerde: Peygamber sav efendimizi kastederek, ''O, bir tüm ilahları bir tek ilah mı yaptı, doğrusu bu şaşılıcak bişeydir''(Sa'd-5) diyorlardı.

    İşte bu yüzden onlar tevhid kelimesine karşı geliyorlardı. Çünkü tevhid kelimesi onların itikatlarının tam zıddını ifade ediyordu. Dolayısıyla müşriklerden birisi ibadet kime yaplılır sorusuna; yakin, sıdk, ihlas ve muhabbetle ''Sadece Allah tealaya yapılır'' dediğinde, bu kişi islamın aslı konusundaki asgari ilmi tahkik ederek müslümanlar zümresine dahil olurdu.

    İşte ilim şartı hakkında asgari hadd dediğimiz miktar bu kadardır.Dolayısı ile ''bu kelimenin mantukundan kurban kesmenin, istiğase etmenin, teşri ve benzeri ibadetlerin tüm cüz ve unsurları bilinir'' diye iddia ederse, en önce bu kelimenin luğavi manasına, sonra akla sonra da şeriata muhalefet etmiş olur.

    Tüm bu cüzler neyin ibadet olduğu konusuna dahil olup tamamen risalete bağlı, (Şeyhul islam ibn teymiyye'nin de hassaten vurguladığı üzere) terkedenin kafir olması için hüccet ulaşması gereken konulardandırlar. Kişiye bunlar ulaşır ve kişi yüzçevirise o zaman mürted bir kafir olur. Günümüzde ibadetin kime yapılacağını ikrar etmekle beraber özürsüz küfürleri olanlar gibi.
    Bu kişilere hiç islama girmemişlerdi demek büyük bir hatadır. Günümüzde halklara asli kafir deme hezeyanı da bu cehalete dayanmaktadır.

    Dolayısı ile tevil ile başka bir dine geçmeyi, yada taklit ile gidip başka bir ilah edinip tapınanın da tevilci kapsamına gireceği lazım geldiği düşüncesi yanlıştır.

    O halde ibadetin aslı ile ibadetin cüzlerini birbirinden ayırmak gerekir. Cehalet, tevil ve taklit dinin aslında özür olmaz. Halbuki ehli islamın problemi delaleti küfre ve şirke varan bir ameli dine muhalif olmadığı zannı ile işlemesidir ki bu durumlarda hüccet ikamesi gerekir.

    Dinin aslındaki hataya örnek israil oğullarının samiriyi taklit ederek buzağıya tapınmaları hadisesidir.

    Burda açıkça ilah lafzı kullanılarak tapınarak mürted olmuşlardır.

    Dinin aslına taalluk eden diğer konular: Kişinin kalbinde iman olmadığına kesin delil olan Allah a ve Rasulüne sövme, dinden olduğunu bildiği birşey ile alay etme durumları gibi.. Kişi bunları bilinçli olarak yaparsa kafirliği kastetmese bile mürted olur. Cihaddan dönüşte istihza ettikleri için özürsüz kafir olanlarlar gibi.

    Bu açıdan ehli islam ile bu kelimenin nefiy ve isbattan oluşan delaletini kabul etmeyen başka dinlerin müntesiplerini veyahut kalbinde iman olmadığına kati surette delalet eden amel sahiplerini mukayase alakasız kıyaslar kabilindendir.

    İbn teymiyyenin de dediği gibi hata şeri bir özürdür ve sadece müminlere hasstır.

    Hatanın ehli islama hass olmasını şöyle açıklayabiliriz: Başka bir dine müntesip bir kişi islamda haram olduğunu bilmese bile işlediği haramlarla küfrünün üzerine günah katar. Sonra bu kişi ertesi gün müslüman olsa, ve dün kafir iken işlediği haramların henüz islamda yasaklandığını bilmediği için aynı günahı tekrar işlese icmaen bu kişi o günah sebebi ile sorguya çekilmez ,buna söz konusu fiil hakkında nass ulaştırılır.

    Dün günah aldığı bir fiili bugün müslüman olduktan sonra işlediği halde onu özür sahibi kılan illet neydi? Fiil aynı fail aynı. Düşün.!


    Yada rasüle ittiba kastı ile ictihat eden hakimin hata ettiği halde sevap alması gibi. Oysa aynı şey kafir için söz konusu değildir. Nedeni ise müminlerde rasule ittiba kastı varken kafirde yoktur. Bir sevap alması işte o kastı sebebi ile idi.

    Hatanın sadece müminlere hass olmasının delili bizzat ayetin sibakında vardır.

    Başından okuyacak olursak: ''O peygamber de kendisine Rabbinden indirilene iman etti, Mü’minler de. (onlardan) her biri Allah’a, onun meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı. (Allah’ın) peygamberlerinden hiç birini diğerlerinden ayırmayız (hepsine inanırız), dinledik, (kabul ettik) emrine itaat ettik, Ey Rabbimiz, mağfiretini isteriz. Son varışımız ancak sanadır” dediler.''

    Buraya kadar müminlerin özelliklerinden ve onları kafirlerden ayıran esaslardan bahsetti.

    Sonra ''Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez.'' diyerek ilerde zikredeceği hata ve unutkanlık sebebi ile meydana gelecek kusurların bağışlanması için hem bir mukaddime yaptı, hemde neden bağışlanması gerektiği konusunda illet-sebep ortaya koydu. Çünkü hata da kişinin takatinin üstünde, kişinin güç yetiremediği arızlardandır.

    Devamında:

    “Ey Rabbimiz, unutur yahut hata edersek bizi tutup sorguya çekme.'' diyerek ayeti bağladı.

    Bu duaya hadiste de belirtildiği gibi Allah teala ''tamam duanızı kabul ettim'' diye karşılık verdi.

    Özet olarak manası şöyle olmuş oluyor: Yukarıdaki iman esaslarına iman ettikten ve kendisine kati olarak ulaşan nasslara yönelik tavrı derhal işittim ve itaat ettim olan kişi RASULE İTTİBA kastı ile bir hata yaparsa onun hatası dinin hangi meselesinde olursa olsun bağışladım demektir.

    Buna benzer bir diğer ayet ise şudur: ''İman edip salih amel işleyenler... biz hiç bir kimseye gücünün üstünde bişey yüklemeyiz.''(Araf-42)

    Hata da gücün üstünde olan birşey olduğuna göre; İman ettikten ve sahil amel işleme konusunda rasule ittibaya devam ettikten sonra onlardan sadır olan hataları konusunda onlara sorumluluk olmayacağına delalet eder.

    İbn Abbas ra dan rivayet edilen bir hadiste Allah rasulü şöyle buyuruyor: ''Allah ümmetimden hata, unutkanlık ve ikrah sebebi ile yaptıkları şeyleri affetmiştir.''

    Dolayısıyla başka dinlere müntesiplerle ehli islamı mukayese etmenin batıllığı açıktır.

    Sonra dua da hata ifadesi umum olarak geldi. Yani hangi hata olursa olsun yeterki rasule ittiba kastı ile yapılsın demektir. Hadisteki bu duaya karşılık olarak tamam duanızı kabul ettim kısmında da umum ifade olup, hatayı dinin belirli bir kısmına hasretmedi.

    O zaman: ''Rabbimiz hatamız ne olursa olsun bağışla'' duasına karşılık; ''Tamam ne olursa olsun bağışladım'' demektir.

    "Rabbimiz eğer unutur veya hata edersek bizi bağışla." Ayetindeki hatanın umumi oluşuna bir diğer delil, hangi konuda olacağına değinilmemiş olmasıdır.

    Usul ilmindeki mukarrar kaideye göre fiile taalluk eden şeyin hazfedilmesi umum ifade eder.

    "Hata edersek" Peki hangi konuda? Belirtilmemiş, hazfedilmiştir. Dolayısı ile her konuda oluyor.

    Şu ayetlerde olduğu gibi: "iyilik edin şüphesiz Allah iyilik edenleri sever"

    "İyilik edin" Hangi konuda? Cevap: Her konuda.

    "Adaletli davranın şüphesiz Allah adilleri sever"

    "Adaletli davranın" Hangi konuda? Cevap: Her konuda.

    Ayrım olsaydı özellikle değinilirdi.


    Ayetin bu şekilde tefsiri ile ilgili İbn Teymiyye şöyle der: ''Allah tealanın ''Rabbimiz unutur veya hata edersek bizi hesaba çekme'' sözüne ilişkin Tamam duanızı kabul ettim diye karşılık verilmiştir. Ve Allah teala kabul ettim derken de kati mesele zanni mesele ayrm yapmadı......

    Devamında: Kim kati olsun zanni olsun herhangi bir konuda ictihat edip hata eden günahkar olur derse kitap,sünnet ve eski icmaaya muhalefet etmiştir''(Fetava-19-210)

    Dikkat edilirse ayetin manası tıpkı Ahzap 5. ayetinin manası gibidir.

    Allah teala şöyle der: ''Kalplerinizin bile bile muhalefeti kastetmesi durumları hariç, hata ettiklerinizde size günah yoktur.'' (Ahzap-5)

    İbn hazm bu ayeti delil alarak şöyle der: Anlattıklarımızdan anlaşılmaktadır ki islam dini dışında başka bir din üzere olan kişiye islam ulaşırda iman etmez ise bağışlanmaz bir kafir olur. Fakat İslama iman etmiş biri tevil yapıp hata ederse, ve hatalı olduğu konuda da hüccet ikame edilmemişse hakkı arama kastı sebebi ile birlikte muhalefet kastı olmadığı için mazur olur ve bir sevap alır.

    Delil ise Allah tealanın şu ayetidir: ''Kalplerinizin bile bile muhalefeti kastetmesi durumları hariç, hata ettiklerinizde size günah yoktur.'' (Ahzap-5) Halbuki İsabet etseydi iki sevap alıcaktı.Bir sevap hakkı kastettiği için bir sevap da isabet ettiği için. Eğer kendisine hata ettiği konuda hüccet ikamesi yapıldıktan ve hak kendisine aşikarca ortaya çıktıktan sonra hükmü inkar etmeksizin sadece inatçılık ederse Allah tealadan gelen hakka karşı cesur davrandığı ve haram şeye ısrarı sebebi ile fasık olurken, hükmünü inkar ederek devam ederse kanı malı mubah bir mürted olur. Bu hüküm meseleden meseleye farklılık arzetmez. İster şeriattan itikadi konular hakkında olsun ister furu fıkha yönelik fetvalarda olsun farketmez. (El-Fisal) Bitti

    Hatanın her konuda olduğunu ifade eden nakillere gelince:

    İbn Teymiyye şöyle der:

    Kişiyi kafir yapan sözlerin hükmü hep böyledir. Hakkı bilmeyi gerektiren nasslar kişiye ulaşmamış, veya ulaşıpta yanında sabit görmemiş,veya sabit-sahih görüpte bir başka nasslar ışığında tevil etmiş olabilir.Yada bunlarınd ışında Allah tealanın onu mazur kılacağı bi takım şüpheleri de olabilir. Dolayısı ile hakkı talep etme kastı ile çabalayıp hata eden kişinin hatası ne olursa olsun Allah teala onu bağışlar. Bu hata ister itikadi konularda olsun ister ameli fıkhi konularda olsun farketmez. Nebi sav in ashabının ve cumhuru ulemanın üzerinde olduğu görüş de budur.( Fetava/23-346)


    İbn Teymiyye Mardin fetvasında şöyle der: ''Hakkı talep etmede çabalayıp hata eden kişi mazurdur.Meselenin usule ilişkin bir mesele oluşu ile furu meseleleriden bir meselede hata etmesi konusunda fark yoktur.''

    İbn Teymiyye şöyle der:

    ''Rasule ittibayı kasteden tevilciye gelince bu kişi ictihat edip hata ederse değil kafir olmayı fasık bile olmaz. bu durum ameli fıkhı meselelerde ayyuka çıkmış meşhur konulardandır. Ancak akaid konularına gelince insanların bir çoğu hata sahiplerini tekfir ettiler. Bu ise ne sahabeden ne onlara ihsan ile tabi olan tabiinlerden ne de müslümanların imamlarından hiç birinden bilinmeyen uydurma sözdür. Aslında bu söz cehmiyye mutezile ve hariciler gibi bir söz uydurup sonra kendi uydurdukları o söze muhalefet edenleri tekfir eden bidat ehlinin sözlerindendir.''

    Bir başka yerde:

    Bu anlaşıldıktan sonra deriz ki: Bu cahiller ve benzerlerinin kafirlerden oldukları tarzındaki muayyen olarak tekfir edilmeleri, söyledikleri sözün peygamberlere muhalefet olduğunu beyan eden risalet hüccet ikame edilmeden caiz değildir.Hatta öyleki küfür olduğu şüphesiz kesin olan sözler olsa bile... (fetava-12/500)

    Bir başka yerde:

    ''Ancak, söylediğim söz bizzat benim sözüm, veya müslüman alimlerden bir taifenin sözüdür, bunu ben kendim ictihad ederek veya falanı taklit ederek söyledim'' diyenin sözüne gelince; İşte böyle birinin cezalandırılması tüm müslümanların ittifakı caiz değildir. Velev ki apaçık bir şekilde kitaba ve sünnete muhalefet etmiş olsun... Eğer böyle biri cezalandırılması caiz olursa o halde tüm müslümanların cezalandırılmaları gerekir. Zira onlardan hiç kimse yoktur ki hakkında hata ederek ictihat ettiği sözleri veya taklit ettiği sözleri olmamış olsun. Eğer Allah hatalı kimseyi cezalandırsaydı tüm mahlukatı cezalandırırdı.

    Devamında.

    ..... İster müfti ister asker isterse de avamdan olsun.. Bunlar İlimleri oranında Rasule ittibayı kast ederek kendi görüşleri hasebince bir şeyler konuşurlarsa, ister ictihat etsinler isterse de birilerini taklit etsinler farketmez. ÜZERİNDE İCMAA EDİLMİŞ BİR MESELEDE BİLE HATA ETSELER TÜM MÜSLÜMANLARIN İCMAASI İLE CEZALANDIRILMAYI HAKETMEZLER.(Fetava-35/378-379)

    Şehy Abdurrahman Es-Sadi derki: Ehli kıbleden dalalete düşüp kitap ve sünnette gelen nassları anlama konusunda hataya düşenler; Rasule imanlarını sürdürdükleri, onun söylediği tüm şeylerin hak olduğu itikadını taşıdıkları ve bunlara ellerinden gelen çaba ile bağlandıkları sürece ister haberi meselelerde ister itikadi meselelerde hata etmiş olsunlar farketmeksizin kitab ve sünnet böylelerinin dinden çıkmadıklarına delalet eder. Ve bunlara asla kafirlere uygulanan ahkam uygulanmaz. Bu konuda sahabe, tabiin ve onlardan sonra gelen selef imamları icmaa etmişlerdir.(İrşadul-fuhul)


    İbn Vezir El-yemani şöyle der: ''İkrah ayetinde tevilcilerin küfre girmediğine delil vardır. Çünkü tevilciler küfre göğüslerini açmamışlardır.''(İsarul-hak) Nakiller bunlarla sınırlı değildir, çoğaltılabilir.
  2. evzai

    evzai Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Allah ecrinizi versin kardesim bu tarz ilmi yazilarinizin devamini bekliyoruz bugun bir cok insan kafir olma korkusuyla. Tekfir gibi cok hassas meselelerde muslumanlarin kanlarini mallarini helal sayabiliyor. Tekfirde asiriya kaçmış. Bu tarz gruplarin bu yazilari hic bir cevaplari yok ancak yapabilecekler seyler bu yazida gecen alimlerin sözlerini tahrif oldugunu iddia etmek olacak. Eğer varsa bu konuda yazmak istedikleri bisey buyursunlar meydan burada.
    Son düzenleme: 27 Aralık 2015
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş