index (20).jpg

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Alîm isminin lügat anlamı
İlim kökünden türetilen el-Alîm ismi; bilmek, tanımak ve bir şeyin künhüne vakıf olmak anlamlarına gelmektedir. Kur‟an‟da en çok kullanılan kelimelerden bir tanesi de ilim kökünden türeyen kelimelerdir.

Alîm isminin ıstılah anlamı
Alîm; semavatı ve içinde olanları bilendir.

Alîm; uçsuz bucaksız yeryüzünü ve onun içindekileri bilendir.

Alîm; gayb alemini ve tüm gaybî konuları bilendir.

Alîm; denizlerde olup biten her şeyi bilendir.

Alîm; yerde ve gökte söylenen her sözü bilendir.

Alîm; insanların bulunduğu her durumu ve yaptıkları her işi bilendir.

Alîm; kalplerde gizlenen düşünce, fikir, niyet ve sırların tamamını bilendir.

Alîm; gözlerin her bakışını ve kalplerin her meylini bilendir.

Alîm isminin Kur‟an içerisinde incelenmesi
“Allah zalimleri bilendir.” (Bakara 95)

“Allah bozguncuları bilendir.” (Ali İmran 63)

“Allah muttakileri (takva sahiplerini) bilendir.” (Ali İmran 115)

“Allah göğüslerin içinde olanları bilendir.” (Ali İmran 154)

“Allah insanların yaptığı amelleri bilendir.” (Bakara 283)

“Allah göklerde ve yerde olanlar ve söylenen sözleri bilendir.” (Maide 97, Enbiya 4)

“Allah her şeyi bilendir.” (Bakara 29)

el-Alîm ismi, Kur‟an‟da şu isimlerle beraber zikredilir: Hakim, Vasi, Semi‟, şakir, Halîm, Aziz, Hallak, Kadir, Fettâh ve Habir.

Alîm isminin bize yüklediği görev ve sorumluluklar
1-Rabbimiz bizi nasıl eksiksiz bir şekilde yaratmışsa, getirdiği nizam da aynen öyle eksiksiz ve mükemmel bir nizamdır. Rabbimiz yaratmış olduğu bizlerin nasıl bir hayata ihtiyaç duyduğunu en iyi bilmektedir. Bunun için bize hayat rehberi olarak Kur‟an‟ı indirmiş ve Rasulünü göndermiştir. Bizleri tam bir ilimle yaratmış ama başıboş bırakmamış, kontrolünden uzaklaştırmamıştır. Mutluluğumuz için birtakım helal ve haramlar çizmiş, cennet yolunun ölçülerini belirlemiştir.

“..Yaratan, yarattığını bilmez mi?” (Mülk 14)

2-Bizler, ilmin kaynağının Allah olduğunu bilmeliyiz. İlim öğrenmek istiyorsak Kur‟an‟a ve Rasulullah (s.a.v)‟ın öğretilerine yönelmeliyiz. Hayatımız ilimle dolsun, hiçbir anımız boş geçmesin istiyorsak Kur‟an‟la beraberliğimizi artırmalıyız. Diğer ilimler bizim için Kur‟an ve sünnet ilminden önce geliyorsa o zaman hayatımızda bir dengesizlik oluşacaktır. Diğer ilimler, Kur‟an ve sünnetin daha iyi anlaşılması için öğrenilir. Kur‟an‟dan uzaklaştırsın diye değil.

Bazıları, “Kur‟an‟ı anlamak için yetmiş tane ana bilim, yetmiş tane de ara bilim bilmenin gerektiğini” söylüyorlar. Bu insanlar açıkça, “Sizin Kur‟an okumanıza, bilinçlenmenize gerek yok, sizler bilinçlenirseniz bizim saltanatımız sarsılır” demektedirler. Acaba sahabeler kaç tane ana ve ara bilim dalı biliyorlardı? Oysa onlar önce Kur‟an‟la tanıştılar. Allah‟ın ilmiyle donatıldılar. Sonra da Allah onları yeryüzünün vârisleri kıldı.

Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

“Anlamı düşünülmeden okunan Kur‟an‟da hayır yoktur. İlimsiz, cahilce yapılan ibadette de hayır yoktur. Gerçek fakih şu üç özelliğe sahip olan kişidir:

1-İnsanları Allah‟ın rahmetinden ümitsizliğe düşürmeyen

2-Allah‟ın azabından da emin kılmayan

3-İnsanları Kur‟an‟dan başka kaynaklara yönlendirmeyen.” (Darimi/Mukaddime 29)

3-Öğrendiğimiz ilimler takvamızı, Allah‟a karşı saygımızı ve korkumuzu artırmalıdır. İlim öğrendikçe günahlarını daha basit gören, samimiyetini kaybeden, her yanlışına dinden bir kılıf uyduran kimseler gibi olmamalıyız. Rasulullah (s.a.v) ve ashabı öğrendiklerini, Allah‟tan daha çok korkmaya ve O‟na daha çok saygı duymaya vesile olsun diye öğreniyorlardı. Öğrenmekle kalmayıp ilmi gönüllerine sindiriyor, hayatlarının her bölümünde yaşamaya çalışıyorlardı.

“..Kulları içinde ancak Alîmler, Allah‟tan (gereğince) korkarlar..” (Fatır 28)

Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

“şüphesiz ben sizin görmediklerinizi görür, işitmediklerinizi işitirim. Gökler adeta gıcırdadı, gıcırdaması da onun hakkıdır. Gökyüzünün dört parmak bir yer bile kalmaksızın her yerinde Allah‟a secde eden melekler vardır. Allah’a yemin ederim ki, eğer benim bildiklerimi bilmiş olsaydınız az güler, çok ağlardınız..” (İbni Mace/Kitabu‟z-Zühd 4190.)

4-İnsan her konuda sınırlı olduğu gibi, ilim konusunda da sınırlıdır. Allah‟tan başka hiçbir kimsenin bilmeyeceği ilimler vardır. Gayb ilmi, kıyamet saatinin ilmi gibi ilimlerin haberi sadece Allah‟a aittir.

“Kıyamet saatinin bilgisi sadece Allah katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.” (Lokman 34)

“O bütün görülmeyen gaybı bilir. Sırlarına kimseyi muttali kılmaz. Ancak bildirmeyi dilediği peygamberler bunun dışındadır..” (Cin 26-27)

Peygamberimiz (s.a.v)‟in hadislerinde bazı gayb bilgileri vardır. Rabbimiz, peygamberine bildirmiştir ve zamanı gelince bu söylenenler gerçekleşmiştir. Ama bunun dışında “Ben gaybı bilirim, gelecekten haber” veririm diyen herkes yalancıdır. Bizler böyle kimseleri reddetmek ve “Sen yalancısın” demekle sorumluyuz. Levh-i Mahfuz‟a çıkıp da; insanların ömürlerini, hayatlarını, sonlarını, ölümlerini, kalplerinden geçenleri öğrendiklerini iddia edenleri yalanlamak ve insanlara onların gerçek kimliklerini göstermekle sorumluyuz.

Kıyametin kopacağı saati bildiğini söyleyenler, kıyametin falan yılda kopacağı üzerinde tahminler yürütenler de yalancılardır. Allah onları gaybına muttali kılmamış, sırlarını onlarla paylaşmamış, onlara Levh-i Mahfuz‟un sayfalarını açmamıştır.