1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.
  2. Duyuruyu Kapat

Düşmanla Savaşta Kadının Rolü

Konu, 'Cihad ve İslami Mucadele' kısmında Omer Faruk tarafından paylaşıldı.

  1. Omer Faruk

    Omer Faruk Islam-TR Üyesi Kullanıcı

      
    Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla…

    Hamd, ezelden ebede dek yalnızca Allah’a özgüdür. O’nu över ve O’ndan Peygamber efendimizi, O’nun ehl-i beytini ve ashâbını rahmetiyle kuşatmasını dileriz.

    Muhterem bacım! Dünyanın tüm ülkelerinde İslam’a ve Müslümanlara karşı açılmış olan yeni haçlı seferlerine karşı önemli bir rolün vardır. Gerçekten bu, senin için çok büyük ve önemli bir görevdir. Bu satırlarda size hitap ediyorum. Aslen bu yazdıklarımın iki katı kadar uzunluğa muhtaç olan bu konuda benim sözü biraz uzun tutmamın sebebi konunun oldukça büyük bir önem arzetmesindendir.O halde beni iyi dinleyin. Allah sizi korusun ve muhafaza etsin.

    Bu sorunun cevabını Sevban (ra)’ın rivayet ettiği bir hadiste Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bizlere şöyle vermektedir:
    “Size çullanmak üzere, yabancı ka*vimlerin, tıpkı sofraya çağıran yiyiciler gibi birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “O gün sayıca az olmamızdan dolayı mı?” diye sordu. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Hayır, bilakis o gün çoksunuz. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı, hiçbir ağırlığı olmayan çerçöpler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak” buyurdu. Orada bu*lunanlardan biri: “Zaaf nedir ey Allah’ın Rasulü?” dedi. Allah Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Dünya sevgisi ve ölüm korkusu.”

    Ahmed bin Hanbel’in diğer bir rivayetinde “Savaşı kötü görmenizdir” şeklinde geçmektedir.

    İşte bu hadis-i şerif, o kafa karıştırıcı sorunun cevabıdır. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bunun cevabını 1400 sene önce cevabını vermiştir. İslam ümmetini mahveden illet, dünya sevgisi ve ölüm korkusudur. Ne zaman ümmet dünyayı sevip ölümden nefret etmeye başladı işte o zaman Allah’ın Yahudileri tarif ettiği ‘‘Sen onları, insanların yaşamaya en düşkünü olarak bulursun’’ (2/Bakara: 96) beyanını bu ümmete muvafık oldu.

    Ayette geçen “…yaşamaya…” kelimesi yaşamanın her türlü çeşidini kapsayan nekra bir ifadedir. Bu yaşam aşağılanma ya da zillet içinde bir yaşam olabilir… Hayvanların ya da böceklerin yaşadığı gibi bir yaşam da olabilir… Önemli olan sadece yaşamdır…

    İşte bu sevgiden dolayı ümmet kendisine veya dinine yaraşmayan aşağılık bir hayat tarzına bağlandı. Tüm bunların sebebi, onların dünyayı sevmesi ve ölümden nefret etmesidir.

    Bizim dünya sevgimizin ve ölümden veya savaştan nefret edişimizin kaçınılmaz neticesi, İslam ümmetinin evlatlarının çoğunun –özellikle de kadınların- cihadı kesin olmaya dolayısıyla da dünyadan göç etmeye bağlayaral onu terk etmek oldu. Bu yüzden İslam ümmeti Cihadı terk edince, düşmanlar ona karşı güç kazandı ve başlarına zillet geldi. Ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in, İbn-i Ömer (radıyallahu anh) rivayetiyle Ahmed ve Ebu Davud’da (rahmetullahi aleyhim) yer alan şu beyanı gerçekleşti.

    İ’yne ile alışveriş yaptığı*nız, öküzlerin peşine takılıp çiftçilikle yetindiğiniz ve cihadı terkettiğiniz zaman Allah size bir zillet verir ve yeniden dininize dönmedikçe sizden onu kaldırmaz.
    Yukarıdaki hadislerin de işaret ettiği gibi, bizim durumumuza dair Rasulullan (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bizi teşhis ettiği hastalık vehnden başkası değildir. Bugün bu hastalığın yansımaları ortaya çıkmaktadır. Bu, inek ve taşa tapanlardan haça ve heykellere tapanlara kadar dünyanın tüm uluslarının üzerimize attığı zillettir.

    Sonuç olarak yukarıda vermiş olduğumuz hadislere dönerse, bu aşağılanma ve zilletten kurtulmanın tek yolu cihada dönmek, Allah yolunda savaşı sevmek, dünyayı ve onun süslerini terk etmektir.

    Kadın, Cihada Destek veya Köstek Olabilir

    Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in, ümmetin bu durumdan kurtulması için bize verdiği reçetenin cihad olduğunu anladıktan sonra ne yazık ki hala buna uygun hareket etmediğimiz görülmektedir. Bu yüzden bu reçeteye uygun hareket edebilmek için ferdi planda cihadın engellerini araştırmamız gerekmektedir.

    Allah (sb) cihadın engellerinin esas nedenini şu ayette bir araya getirmiştir:

    ‘‘De ki: Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, karılarınız, akrabalarınız, kazandığınız mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz ticaret, hoşunuza giden konutlar, size Allah ve Rasulünden ve onun yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah’ın emri (azabı) gelinceye kadar bekleyin. Allah, fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.’’ (9/Tevbe: 24)

    Bunlar cihadın engellerinin esas sebepleridir. Bu sebeplerden başka dallanıp budaklanabilir. Bu ayette kendisinden hoşlanılan şeylerin, Allah sevgisi, Rasul sevgisi ve cihad sevgisinin önüne geçişini nasıl engelleyebileceğimizi araştırmak, izzete giden ilk adımdır. Çünkü Allah sevgisi, Rasul sevgisi ve cihad sevgisi, bu sevilen şeylerden daha büyük ve daha gereklidir.

    Şayet bu sonucu iyi kavrarsak, bütün amellerimizde Allah sevgisinin, Rasul sevgisinin ve cihad sevgisinin tüm fani sevgilerin üzerinde olduğunu görürüz. Bunun neticesinde ise bu ümmetin evlatları İslam’ın ve ümmetin şerefi için canlarını seve seve vereceklerdir. Kafirler, kendileri bu dünyayı ne kadar seviyorlarsa ümmetin erkeklerinin de ölümü bir o kadar sevdiğini, Ebu Bekir es-Sıddık (radıyallahu anh)’ın yaptığı gibi tüm zenginliğini İslam’a zafer kazandırmak için harcayan tüccarları olduğunu görecekler, ümmetin analarının şayet oğulları cihadı terk ederlerse bu hayattan hiçbir tat almadıkları gerçeğini bileceklerdir. Elbette bunun sonucu ümmetin üzerinden kafirlerin hakimiyetin kalkması şeklinde tezahür edecektir.

    Eğer tüm bunlar başarılırsa, Allah’ın düşmanları ümmeti üzmeden veya ümmete karşı gelmeden önce bin kere düşünecektir.

    Bu sayfalarda, bu engel ve manilerin detayları üzerinde durmayacağız. Fakat ümmetin hemen ve her şeyden önce kaldırması gereken bir engeli açıklamakla yetineceğiz. Bu engel; anne, eş, kız veya kız kardeş olarak ortaya çıkan kadındır. Bunların hepsi, cihadın engellerini detaylı olarak anlatan ayetin kapsamına giriyor. Elbette burada kadının, İslam’ın zaferinin önündeki en büyük engellerden biri olduğunu söylerken, bunun mukabili bir durumu da belirtmek gerekir ki bu, kadının tam bir cesaret ve fedakarlık ile donanırsa, İslam’ın zaferindeki en temel ve en etkili faktörlerden birisi olur. Burada, onun İslam’ın muzaffer olması için örnek alması gereken kadınların hayat hikayelerini vereceğiz.
    Bu sayfalarda kadınlara hitab etmemizin sebebi, kadınlarda gördüğümüz bazı hasletlerden dolayıdır. Bir kadın bir şeye ikna olduğunda, bu erkeğin o şeyi yerine getirmesinde en öenmli saiktir. Ve eğer kadın bir şeye karşı çıkarsa, erkeğin onu başarmasının önündeki en büyük engellerden birisi olur. Özellikle bu kadın sevilmesi, razı edilmesi gereken bir anne, nine ve eş olursa…

    Kadının, insanlığın beşiğidir. Vücudu güçlenene kadar bebeğin bakıcısıdır. İşte bu düşünüldüğü takdir de, İslam’la tüm kafir milletler arasındaki savaşta etkin rolünü gerçekleştirmesini teşvik ettiğimiz hitabı kadına yönlendirmemiz gayet yerindedir. Kadın, bu savaşa girmekten vazgeçtiği zaman, ondan soyutlandığı veya savaşçıların azmini güçlendirmeye hazır olmadığı zaman, yenilgiye ilk adım atılmış demektir ve bu zarara giden yoldur ve bugün ümmetimizin başına gelen şey işte budur.

    Kadın sorumluluğa hazır olana kadar, İslam parlak dönemlerinde kendinden kuvvet, sayı ve maddi olarak güçlü olan kafir milletlere karşı muzaffer değildi çünkü cihad için evladlar yetiştiren, kocası cihada çıktığında onun namusunu ve malını koruyan, bu yolun sürdürülmesinde kocasının ve evladlarının sabırlı olmasına yardım eden odur. ‘‘Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır’’ sözü o zamanın kadını için tam uygundu, bu yüzden biz de ‘‘Her başarılı mücahidin arkasında bir kadın vardır’’ diyebiliriz. O kadınlar görevlerini biliyorlardı ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ifade ettiği gibiydiler. Hazret-i Ömer (radıyallahu anh) Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e: ‘‘Ya Rasulullah! Hangi zenginlikten edinelim?’’ diye sordu. O da: “Her biriniz, şükreden bir kalb, zikreden bir dil, ahiret işinize yardımcı olacak Mümin bir kadın edinsin” buyurdu.

    Fakat günümüzdeki kadınlara ne demeli? Onları nasıl tarif etmeli? Onların endişeleri nedir? Kocalarına ahiret işlerinde yardımcı mıdırlar? Günümüzdeki İslam ve küfür arasındaki savaşı idrak ediyorlar mı? Veya küfür ülkelerini dahi biliyorlar mı? Müslümanların Filistin dahil her yerde çektiklerini biliyorlar mı? Onların bunlardan haberi yok. Peki bu nasıl bir habersizlik? O, en son moda ve akımları takip etmektedir. Süs ve ihtişam gösterisi dışında hiçbir şey bilmemektedir.

    Bilakis, onların bazıları haramlarda boğuluyorlar. Onlar tahribata iman eder hale geldiler. Din düşmanları onları kendi ülkelerimizde ümmete karşı kullanıyorlar. Biz onlardan, ümmetin kalesinin inşâsına katkıda bulunmalarını beklerken; kendimizi onların İslam’ı tahrip etmelerini engellemeye çalışırken bulduk. Düşmanın, kadını özgürleştirmeye odaklanması, onun ümmetin muhafızı olduğunu öğrendikten hemen sonra olmuştur. Eğer o bozulursa, çevresindekilerin yanı sıra onun fıtratı da bozulur. Bu yüzden o yanılgıdayken ve boğulurken ve tüm bu hain çağrılara inanırken, düşmanlar onu en kötü bir şekilde kullandı. La havle ve la kuvvete illa billah!

    Ey Allah’ın kadın kulları! Sorun sadece sizin günümüzdeki şu savaştan habersiz kalmanız olmak o zaman mesela daha kolay olurdu. Çünkü o zaman u durumu telafi edecek erkeklerimiz var derdik! Fakat bugün siz, günümüzdeki savaşın varlığından veya onun için yapılan hazırlıktan habersizseniz, sizinle birlikte tüm ümmet de habersiz olacaktır. Bu savaş için gençleri kim yetiştirecek? Ve bu savaşa giren erkeklerin arkasında kim duracak? Ve gelecek neslin annelerini bu yolda devam etmeleri için kim hazırlayacak? Bu sorunun ve buna benzer onlarca mühim sorunun cevabı bize göstermektedir ki kadın mücadelede önemli bir unsurdur ve bu savaşa tam gücüyle ve tüm hırsıyla katılmalıdır. Ve kadının bu savaşa katılımı mücadelenin sonucunu ifade etmez. Bilakis kadının bu savaşa katılımı, bu yolun devamını ve zaferi sağlayan sütunlardan birisidir.

    Bu yüzden ey bacım! Görevinizin hayal ettiğinizden daha büyük olduğunun farkında olmalısınız. Bugün İslam’ın mağlubiyetinin büyük bir kısmından siz sorumlusunuz. Çünkü eğer siz sorumluluğunuzu yerine getirmiş olsaydınız, ümmetin başına bu zillet gelmeyecekti. Belki siz, öncelikli olduğu için eğer siz sorumluluğunuzu yerine getirmezseniz daha sonra yapılacakların hiçbir faydası olmamaktadır. Çünkü çocuğun yetiştiği ilk ev, sizin kollarınız. Ve o genç bir erkek olduğunda, size olan sevgisinden dolayı sadece sizin rehberliğinizi bilecektir. Bu yüzden siz çocukluk çağında onun içine Allah’ın, Rasulünün ve cihadın sevgisini aşılamazsanız, o büyüdüğünde hiç kimse onun kalbine bunu atamaz, çok zorlama haricinde… Fidan sizin ellerinizin arasında, taze ve nemli, bu yüzden görevinizin başına geçin, 20 yıl sonra neticeyi göreceksiniz inşâAllah.

    Bugün İslam ümmeti aşağılanma ve zilletin her çeşidine maruz kalmıştır. Ümmetin karşılaştığı bu durum geçmiş asırlarda karşılaşılan aşağılanma ve zillete hiç benzememektedir. Zira geçmişte bu durum şimdiki kadar yaygın değildi. Ancak bugün bu aşağılanma ve zilletin temel sebebi ümmetin fertlerinin sayısının az olması ya da ümmetin fakirlik içinde olması değildir. Bilakis İslam ümmeti günümüzde en büyük ümmet olarak telakki edilmektedir. Ve aynı şekilde düşmanların sahip olmadığı zenginliğe ve diğer unsurlara sahip olan tek ümmettir. O halde burada kendiliğinden şu soru gündeme gelmektedir. Günümüzde ümmetin çektiği bu sıkıntının sebebi mali ve insani kaynak bakımından fakirlik değilse nedir?

    Şeyh Yusuf el-İyeyri
  2. Omer Faruk

    Omer Faruk Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Ey Ümmetin Kadınları; Cihad İçin Öne Çıkın!



    [​IMG]

    ”Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının…” (Teğabun: 14)

    Değerli mücahide bacım! Kim olduğunu öğrenmek istiyorsan kime uyduğuna dikkat et! Eğer İslam ümmetinin halini öğrenmek istiyor isen kadınların kimleri örnek edindiğine bir bak. Şayet ümmetin kadınları iffetli, saliha, ibadete düşkün, zikreden ve sabırlı kadınları kendilerine örnek edinmişlerse gerçekten de ümmet kurtulmuş demektir. Ancak onlar kâfir, iffetsiz, şehvet ve arzularına kul-köle olmuş ve yolunu kaybetmiş kadınları örnek ediniyorlarsa işte o zaman vay ümmetin haline! Çünkü bu, ümmetin çöküşü demektir. Günümüzde gördüğümüz manzara da bundan farklı değildir. Allah (Subhanallahu ve teala)’dan af ve mağfiret dileriz.

    İslam’ın ilk dönemlerinde kadınlar savaş meydanlarına kadar inmişlerdi. Bunun sebebi o zaman ki erkelerin sayısının az olması değildi. Bilakis kadınların Allah yolundaki fedakârlığı, şehadete olan özlemleri ve sevap kazanma gayretleriydi.

    Önceki kadınlara baktığında onlar, dinlerine olan bağlılıklarından dolayı cihadın kendilerine farz kılınmasını istiyorlardı. Günümüzdeki kadınlar ise ”Üzerinize savaş farz kılındı” (2/Bakara: 216) ayeti hakkında sanki ”Keşke hiç nazil olmasaydı” diye düşünüyorlar. Özellikle de oğullarının, kocalarının veya babalarının Allah’a kulluk etmek, O’nun dinine yardım etmek için cihada çıkacağını öğrendikleri zaman… İşte önceki kadınlarla şimdiki kadınların arasındaki fark! Onlar savaş için, kâfirlerin boyunlarını vurmak ve küfrü zelil etmek için erkekler doğururlar iken; şimdikiler haça, taşa, puta ya da ağaca tapanlara boyun eğsin, onlara vergi versin ve itaat etsinler diye çocuklar doğuruyorlar! (la havle ve la kuvvete illa billah) (1)

    Ey değerli kız kardeşim! Sana selef kadınlarından örnekler vererek, onların tek bir yönünü, Allah yolunda cihadlarını ve cihada teşvik etmelerini anlatacağız. Yoksa onların ibadetlerini, ilimlerini, Allah’a karşı olan takvalarını, sadakalarını ve diğer salih amellerini anlatmayacağız. Onların salih amellerini de anlatırsak artık sözün ne kadar uzayacağını sen düşün!

    Fiili çatışmalara katılan hanım sahabilerden biri Hz. Peygamber’in halası Safiye binti Abdülmuttalib’dir. Hz. Safiye Hendek savaşı esnasında bir konakta Hasan bin Sabit tarafından korunan kadınlara zarar vermek amacıyla yaklaşan bir Yahudi’yi uzaklaştırmasını Hasan’dan talep eder. Hasan bin Sabit, bunu yapamayacağını ifade edince, Hz. Safiye oradan aldığı bir direkle Yahudi’yi vurarak öldürür. Bu olay nedeniyle Hz. Safiye bir gayrimüslimi öldüren ilk kadın olarak anılmıştır.

    Safiyye binti Abdulmuttalib’in öyle kuvvetli bir kalp var ki o kalbin şu an mücahide kadınlarda olmasını ne de çok isteriz. Şayet bir erkeğin arkasında onun gibi bir kadın varsa o erkeğin cihaddan ve cihada katılmaktan geri duracağını hiç zannetmiyorum.

    Onun erkekleri cihada teşvik etmesi sadece söz ile kalmadı. O sadece cihada katılmayanları değil katılıp da düşmana karşı zafer kazanamayan gazileri de teşvik etti. Hammad, Hişam yoluyla şöyle rivayet etmiştir:

    ”Safiyye binti Abdulmüttalib’in Uhud gününde elinde bir ok vardı. Onunla dağılan mücahidlere vuruyordu. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bu durumu görünce ”Ey kadınların yücesi!” diyerek onu övmüştür.” (2)

    Fiili çatışmalara katılan kadın sahabilerden bir diğeri de Ümmü Ümare Nesibe binti Ka’b bin Amr el-Maziniyye’yi zikretmek mümkündür. Kocası ve iki oğlu ile birlikte Uhud savaşına katılan bu hanım sahabi’nin ilk amacı yanında taşıdığı kırba ile yaralılara su vermektir. Fakat savaşta Müslümanların zor duruma düşmesi nedeniyle, kılıç ve ok kullanarak fiili bir şekilde savaşa katılmıştır. Ümmü Umare, bu savaşta az sayıda erkekle birlikte Hz. Peygamberi korumaya çalışmış ve yanından ayrılmamıştır. Savaşta Mekke tarafından Amr bin Kaime ile karşılaşan Ümmü Umare ona kılıcıyla vurmuş fakat çift kat zırh giydiği için Amr yara almadan kurtulmuştur. Amr ise Ümmü Umare’yi omzundan yaralamıştır. Uhud savaşında on iki yara aldığı rivayet edilen Ümmü Umare’nin omzundaki yara bir yıl sonra ancak iyileşmiştir. Uhud savaşından hemen sonra yapılmış olan Esed Gazvesine katılmak isteyen Ümmü Umare, yarasının kanaması durdurulamadığı için sefere katılamamıştır. Hz. Peygamber seferden döndükten sonra Ümmü Umare’nin durumunu sormuş, iyi olduğunu öğrenince durumuna sevinmiştir. Kaynakların, Uhud savaşında erkekler gibi savaştığını kaydettiği Ümmü Umareyi Hz. Peygamber, “Uhud Savaşında sağıma soluma döndükçe Ümmü Umare’nin yanımda çarpıştığını gördüm.” şeklinde ifade etmiştir. Hz. Peygamber’den sonra da savaşlara katılmış olan Ümmü Umare’nin Yemame savaşında bir kolunu kaybettiği ve çok sayıda yara aldığı rivayet edilmiştir. (3)

    İşte sana güzel bir örnek daha… Kadının fedakârlığını gösteren bir örnek… Kendisini tehlikeye atıyor, savaş meydanına iniyor ve erkeklerle karşı karşıya geliyor. Bunların hepsi İslam’a yardım edebilme aşkı sebebiyledir.

    Ümmü Süleym’in hamile olmasına rağmen Huneyn savaşına katıldığını belirtir. Belinde taşıdığı hançerle bu savaşa katılan Ümmü Süleym, sebat göstermeyip savaş meydanından kaçanların cezalandırmasını istemiştir. “Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha), Huneyn günü ikiyüzlü bir hançer edindi. Bu daima onun yanında bulunuyordu. Ebu Talha (Radiyallahu Anh) onu gördü ve:

    −Ya Rasulallah! Bu beraberinde bir hançer bulunduran Ümmü Süleym’dir, dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:

    −Bu hançer nedir? buyurdu.

    Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha):

    −Ya Rasulallah! Ben bunu edindim ki, müşriklerden biri bana yaklaşırsa bununla onun karnını yararım! dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunun üzerine gülmeye başladı.

    Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha):

    −Ya Rasulallah! Bizden sonra İslam’a yeni girip azat edilenlerden senin etrafından dağılanları (harbiler gibi) öldürsen, dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −Ya Ümmü Süleym! Allah bizim imdadımıza yetişti ve ne güzel yaptı, buyurdu.” (4)

    Hz. Peygamber, kadınların savaşa katılmasını uygun görmeyip bu yöndeki teklifleri genellikle reddetmesine rağmen, aynı dönemde Müslümanların katılmış olduğu savaşlarda düşman saflarında kadınların aktif roller üstlendiklerini görmekteyiz. Uhud Savaşında Mekke ordusu, ilk başlarda bozguna uğrayıp bayraktarları vurulunca, Ehabiş kabilesine mensup Amra binti Alkame adındaki kadın, yere düşen Mekke ordu sancağını alarak uzun süre taşımıştır. Nitekim Hasan bin Sabit bu olay üzerine yazmış olduğu şiirde Ehabiş Kabilesi kadınlarının erkeklerden daha cesur olduğunu ifade etmiştir. (5)

    Günümüzde kadınların fiilen olarak yaptıkları İslami çalışmaları ve erkekleri cihada teşvik edici konuşmalar ve faaliyetlerde bulunmaları birçok kesim tarafından eleştirilmektedir. Oysa bakın sahabe kadınları, şiir ve hitabet yoluyla erkekleri nasılda cesaretlendirmişlerdir.

    Savaşlarda kadınlar tarafından şiirler okunarak ve etkili konuşmalar yapılarak erkekler cesarete teşvik edilmiştir. Bu yolla erkekleri galeyana getirme âdeti, Araplarda var olan bir gelenek idi. Bir nevi psikolojik bir destek olan bu faaliyeti Mekke ordusundaki kadınlar çokça yapmışlardır. Uhud savaşında Mekke ordusunu cesaretlendirmek için başta Hint binti Utbe olmak üzere kadınlar def çalarak, şiirler okuyarak erkekleri cesaretlendirmeye ve iyi savaşmaya teşvik etmek için gayret sarf etmişlerdir. Uhud savaşından sonra yüksek bir kayaya çıkarak, Müslümanlardan Bedir savaşının öcünü aldıklarını söyleyen ve şiirler okuyan Hint binti Utbe’ye Müslümanlar tarafından Hint binti Usase cevap vermiştir. Bu savaştan sonra düşman kuvvetleri gidince İslam Ordusu toplanmış ve saf haline geçmiştir. Bu savaşta yer alan on dört kadın sahabi de, ordunun arkasında saf halinde dizilerek yerlerini almışlardır. (6)

    Bazı İslam âlimleri, Hz. Peygamber döneminden sonra, savaşlarda erkekler ile beraber kadınların yer almasının ve muharebe meydanlarında onlardan yararlanılmasının caiz olduğunu belirtmişlerdir. Kadınların, yakın akrabaları itiraz etmedikçe seferlere ve gazalara gönüllü sıfatıyla katılabileceklerini uygun görmüşlerdir. Kadınlar, savaş alanlarında herhangi bir fitneye sebep vermeden örtülerine riayet etmeleri şartıyla yaralıları tedavi etmek, su taşıma gibi bir takım geri hizmetleri yapabilecekleri, düşmanın kendilerine saldırması halinde ise savunma yapmaları ve savaşa fiilen katılmaları uygun görülmüştür. Bu durumu Hz. Peygamber döneminde yapılan savaşlara baktığımızda açık bir şekilde görebilmekteyiz. Cihad sadece erkeklere farz kılınmasına rağmen düşmanın İslam diyarına saldırısı durumunda bu görev kadınlar için de kaçınılmaz olmuştur. (7)

    Hz. Peygamber döneminde yapılmış olan savaşlarda muharip sınıfı tamamıyla erkeklerden oluşmuştur. Erkek sahabeler şehidlik mertebesine ulaşmayı ve Müslüman olmayanlarla mücadeleyi en büyük arzuları haline getirmişlerdir. Görüldüğü üzere bu dönemde düşmanla savaş kadınların asli görevi olarak algılanmamıştır. Ancak bu dönemde yapılmış olan bazı savaşlarda kadınlar hem cephe gerisinde görevler yapmışlar hem de çatışmalara fiilen katıldıkları da olmuştur. Hadis ve İslam tarihi kaynaklarına baktığımızda bu dönemde savaşlara kadın sahabilerin katıldığına dair örnekler görmekteyiz.

    Ümmü Atiye el-Ensariyye’nin “Resulullah ile birlikte yedi gazveye katıldım. Onların geride bıraktıkları yüklerine bakıyor, onlara yemek pişiriyor, yaralıları tedavi ediyor, hastalara bakıyordum.” şeklindeki ifadesiyle savaşlara katıldığını beyan etmektedir. Yine bir kadın sahabi, Hz. Peygamberle birlikte altı sefere katıldığını ve hastaları tedavi ettiğini belirtmektedir. (8)

    İbni Abbas’a, Hz. Peygamberin kadınlarla birlikte savaşa katılıp katılmadığı sorulmuş, o da “Peygamberimiz kadınlarla birlikte gazvelere çıkardı, kadınlar yaralıları tedavi eder, ganimetten de paylarını alırlardı.” şeklinde cevap vermiştir. (9)

    Hz. Peygamber sefer ve gazvelere çıkınca eşlerinden birisini de kura ile belirleyerek beraberinde götürmekteydi. İslam tarihi kaynakları, Hz. Muhammed’in (sav) Medine’ye hicretinden sonra seriyyelerle birlikte otuz üç sefer gerçekleştirdiği ve bunlardan yedi tanesinde fiili çatışmaların meydana geldiğini kaydetmiştir. Çok uzun olmayan bir dönem içinde bu kadar savaşın meydana gelmesi İslam toplumu için savaş olgusunun sosyal hayatın bir parçası haline geldiğini ortaya koymaktadır. Buna rağmen kadınlar savaşın asli unsuru olarak kabul edilmemiştir. (10)

    Biz senden savaş meydanlarına gitmenizi istemiyoruz. Çünkü onda zorluk ve fitne vardır. Bununla birlikte biz senden selef kadınlarına uymanı bekliyoruz. Cihada teşvik etmeni, onun için hazırlık yapmanı, İslam’ın muzaffer olması için elinden geleni yapmanı istiyoruz. Selef kadınları bunları başarıyla yerine getirdiler. Sen de bunu başarabilirsin.

    Şayet sen dininde alçaklığa ve rezilliğe kendin ve ümmetin adına razı olursan biz senin için bir şey yapmaya kadir değiliz. Fakat biz seni Allah (Subhanallahu ve teala)’nın gazabına karşı uyarıyoruz ve diyoruz ki: Allah’tan kork! Sakın ama sakın erkeklerin savaşa çıkmalarının önüne engel olma! Senden ilk olarak istenilen şey; erkekler savaşa çıkacakları zaman kötü bir şey söylememen ve buna razı olmandır. İster oğlun, ister kocan, ister kardeşin olsun Allah yolunda cihada çıkan birisine engel olmandan Allah (Subhanallahu ve teala) asla razı olmaz. Bunu asla unutma! Senin onları cihaddan soğutmaya, ağırlaştırmaya veya engellemeye hiç ama hiç hakkın yok! (11)

    Şehidlik makamına ulaşmak için Allah yolunda her türlü fedakârlığı göstermemiz için eşimizi ve çocuklarımızı cihada teşvik edip onların bu yolda tüm ihtiyaçlarını karşılamamız zor bir amel değildir. İslam’ın yeryüzüne hâkim olabilmesi, senin oluşturacağın bir nesilden geçiyor. Eğer sen cihadı alnının çatısına koyarsan bu dinin hadimi olup Allah ve Resulünün övdüğü şu cennet halkından olursun.

    Enes İbn Malik’ten (radıyallahu anh) nakledilmiştir:

    ”…Cennet halkından bir kadın yeryüzüne gözükse yerle gök arasını aydınlatır ve güzel kokusuyla doldurur. Onun başörtüsü dünyadan ve dünyadaki her şeyden daha değerlidir.” (Buhari)

    Eslem Lina Çakır / Ümmet-i İslam

    -Dipnotlar-

    1) el-Iyeyri,Yusuf,”Mücahidelere selef kadınlarından örnekler”, Murat Gezenler, Ey vahyin cocukları direnin, sehadet yayınları, s.234,Konya,2012

    2) İbn Hişam, es-Siretü’n-Nebeviyye, C. 3-4, s. 228, İbnül Esir, Üsdul Ğabe fi Marifeti’s-Sahabe, C. 7, s. 171-2, Yakubi, Tarihi Yakubi, Beyrut, 1993, C. 1, s. 367.

    3) İbn Hişam, es-Siretü’n-Nebeviyye, C. 3-4, s. 81-2, İbn Hcer el-Askalani, El-İsabe fi Temyizi’s-Sahabe, C. 7-8, s. 261-2.

    El-Vakidi, Kitabu’l-Meğazi, C. 1, s. 268, Savaş, Hz. Muhammed Devrinde Kadın, s. 239, Toksarı, “Sosyal Hayatta Kadın, Hz. Peygamber Devrinde Kadın”, s. 97, Umeri, Medine Toplumu, s. 167.

    İbn Hcer el-Askalani, El-İsabe fi Temyizi’s-Sahabe, C. 7-8, s. 270, Toksarı, “Sosyal Hayatta Kadın, Hz. Peygamber Devrinde Kadın”, s. 97.

    İbnül Esir, Üsdul Ğabe fi Marifeti’s-Sahabe, Beyrut, 2003, C. 7, s. 360.

    4) Müslim 1809/134

    5) Muhammed Hamidullah, Hz. Peygamberin Savaşları, Çev. Salih Tuğ, İstanbul ,1962, s. 80-1.

    6) İbn İshak, Sireti İbni İshak, Tahkik, Muhammet Hamidullah, tsz., s. 312-313, İbn Hişam, es-Siretü’n-Nebeviyye, C. 3-4, s. 91, Diyarbekri, Tarihul Hamis fi Ahvalil Enfesi’n-Nefis, Beyrut, tsz., C. 1, s. 439.

    7) Ekrem Ziya Umeri, Medine Toplumu, Çev. Nureddin Yıldız, İstanbul, tsz., s. 167.

    8) Buhari, es-Sahih, İdeyn, 20.

    9) Müslim, es-Sahih, Cihad,137.

    10) Birekul, Peygamber Günlerinde Kadın, s. 108-109.

    11) el-Iyeyri,Yusuf,”Mucahidelere selef kadınlarından örnekler”, Murat Gezenler,Ey vahyin cocukları direnin, sehadet yayınları, s.247,Konya,2012
    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 4 Haziran 2016
  3. Alketa

    Alketa özel başlık bulamadım Kullanıcı

    Islami hassasiyeti olan kadinlari bir kenara alirsak pek cok musluman kadin, kimin dost kimin dusmanin olduğunun gayet bilincinde.
    Ki onlar bile kendi iclerinde ayrilirken bu tip bir genellemeyi doğru bulmuyorum.

    Bu uyari yazisini bilincsiz musluman kadinlara yapmış olsun diyelim, peki bu musluman kadinlarin babalari kardeşleri ve yahut kocalarida mi bilmiyordu -ki o bilinci aşilamadilar.
    Peki Onlarda ogretmediler diyelim, demek ki onlarindan haberi yok...
    O vakit tek engel kadin değil..

    Engel;erkek ve kadin bilinçsiz musluman insanlardir o zaman...

    Suse puse duskunse zaten boyle bir kadin esi tarafinda da destek goruyordur muhtemelen.



    Ortaçağdan başlayıp gunumuze kadar olan kadinin serüvenini uzun uzun anlatmayacagim. Ve yahut gunumuz geleneksel musluman kadinlarinin cer caput bağlama kokenine de inmeyecegim fakat kadini kullanan din düşmanları,kadini meta olarak kullanirken, kadinin hem cinsine duymus oldugu hasedlikten tutun da,kadinin toplumdan soyutlandirilmasi, haklarının kisitlanmasi ve yahut islamin kendilerine verilen haklarindan bihaber olmasi erkekler tarafindan da desteklenmemis midir?

    Peki o vakit kadin harama bulasirken erkeğin buna katkısı ne derecededir?




    Doğru, kadinin rolu büyük.ozellikle egitim noktasinda cidden buyuk rolleri var.
    Lakin kusura bakmayinda kadinlar vizir vizir çalışıyor, oyle boyle değil.

    Gerçi bu genel bir yazi ama toplumsal olarak incelersek..
    bir kadinin ne kadar çalışkan oldugu ?
    bakiniz anadolu kadini?
    Buna ek yapip "bilincli musluman anadolu kadini" ve yahut " bilincli musluman şehir kadinlari" " yuksek öğrenim görmüş kadinlar" ? Vs vs
    Bu kadinlarin ne kadar çalışkan ve fedakar olduğu yapilan pek cok çalışmada kanitlanmistir diye düşünüyorum.
    Sadece kendi cocuklari değil mesela kurulan sevgi evlerinde yetim cocuklara şefkat ve muslumanca bir eğitim verebilmek için kendi evlerinden fedakarlik yaparak nasıl calistiklari ortada.savas olan mazlum olan mağdur olan yerler ve insanlar icin calisan, musluman kadinlarin bilinclenmesi icin cabalayan hatta onlar icin ev okullari kuran hafta sonlarinda evlere gidip çocuklara egitim veren Gönüllü çalışan onlarca kadin var arkadaslar...
    Yapmayin el insaf.
    Tv basinda olan musluman kumanda erkeklerini ezer geçerler kusura bakmayin...

    Ilk eğitim anadan geçer doğru.
    Lakin Bir erkek evlat yetistirmek icin çocuğun rol model olarak babaya ihtiyaci yok mudur ?

    Kiz cocuklari icinde baba faktörü cok onemli değil midir?

    Kadinlar cocuklarinin egitimi hususunda yalniz birakilirsa egitim de yarim olmaz mi ?

    Ozetle.. Cihadin önündeki en buyuk engel kadin algisi ile en iyi faktör olabilme algisi
    Cok daha iyi islenebilirdi düşünüyorum.

    Ama doğru ama yanlış...

    Not: konulara yaptığım yorumlar sadece icerikli ilgilidir.
  4. Omer Faruk

    Omer Faruk Islam-TR Üyesi Kullanıcı


    Sorun bırılılerının bılıncınde olduğu degıl o bilincin içimize gömülüp gerçeklerden kaçmaktadır.
    Baba dan zıyade bızlerı genel manada yetıstıren anneler esler dır.
    Cunku çocuklarla her daim anneler ve eşler beraberlerdir.
    Babalar gecım telasından çocuklarını ancak aksam 15 dakıka gorebılıyorlar.Cok vakıt gecırmek ıstedıgım halde ben bıle cok az bır mıktar bırlıkte olabılıyorum.
    Anne duzgun olursa cocukda duzgun olur.
    İslamı bilinç Yada islama tam manasıyla ınanıp kuralları uygulamak kadın ve erkegın en temel gorevıdır.
    Cihad kadın olsun erkek olsun tum muslumanlara farzdır.
    Cihad dedıgımde de elıne sılah alıp küffara karsı savaşmak olarak algılama kardesım.
    Biz silahı ne zaman alırız elımıze kafirler zümresi bıze karsı bu tarz seylerı kullanıp haksız oldukları halde bıze karsı bır soykırım duzenledıklerı zamandır.

    Öncelıkle cıhad nedir.ALLAH celle celaluhunun kurallarını kabul edıp hıcbırsey ekleyip çıkarmadan uygulamaktır.
    Bu once evde baslar ev halkı islamıyetı gerçekten kabul eder sonra bu çevreye akseder ve daha sonra dıger ınsanlara bu cıhadın adı teblıg ırsad dır.
    LAkın sen ALLAH ın kurallarını insanların ne ıcın yasadıgını anlatırken bundan rahatsız olan ınancsızlar sana karsı tuzaklar kuracaklardır.
    Senın de bu tuzakları aşabilmen için kısasa kısas yapmak zorundasın eger onların zulmü karsısında susarsan gunumuzdekı gıbı muslumanların cogu tırsak ve ezik durumuna dusersın.
    Gercek bu öyle degıl deme cık bır taksım meydanına ALLAHU AKBAR de bakalım neler oluyor :)
    İslam dini bir yasayıs dır. Bunda yetıstırme konusunda anne ve baba ya dusen görevler sunlardır.
    Anne cocugu yetıstırmek ıcın adım atar baba bunu tamamlar.ANNE anlatır cocugu ve bu anlattığını çocuk BABA sında görürse kendıne model alır.Ve uygulamaya baslar.
    Mısal anne habire muzık dınlıyor sunlara bunlara hayran çocukta ona bakıyor eee ben o zaman meymenetsız bır sarkıcıyım yada futbolcu yada ne bıleyım artiz
    Çocuk sureklı bunları goruyor artı en buyuk yanlışlardan bırtanesı cızgı fılm abuk subuk efsanevı karakterler yüzünden çatıdan ben suyum dıye atlayan cok çocuk gordum ben.

    Bu konuyu açmamın nedenı sankı cıhad sadece erkeklere farzmış gıbı bır algı var ortalıkta Cihad tum muslumanlara farzdır.
    Önce evde başlar.Daha sonra tum yeryüzüne yayılır.
    İslami ahlak ıle donatılmış bır kadın ve ya erkek bana tum dünyadan daha sevımlı.
    Bunların ıkısı evlenince cok güzel bır nesıl yetiştirmenin temeli oluşturulmuş oluyor.
  5. Alketa

    Alketa özel başlık bulamadım Kullanıcı

    Abi valla cok yorgun oldugumdan ve dahi takatim olmadığından cok fazla birsey yazamiycam.
    Bir mevzu uzerinde durmussun sadece.emek verip yazmissin teşekkürler.

    Bir de birsey diyeceğim
    Şöyle bir tasavvur ettim de,
    şimdi taksime gidip
    Tekbir getirsem,
    Once youtube a düşer
    Sonra aksam 6 haberlerine çıkar
    Ekşi sözlükte
    Taksimde tekbir getiren akp li insan diye
    Baslik acilmasina sebep olurum :)))
    Ertesi gün kimsenin umru olmaz.
  6. Omer Faruk

    Omer Faruk Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    :)
  7. Omer Faruk

    Omer Faruk Islam-TR Üyesi Kullanıcı

  8. Alketa

    Alketa özel başlık bulamadım Kullanıcı

    Nasıl cosmussam artik.)
  9. Omer Faruk

    Omer Faruk Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    :)
  10. Napoléon Bonaparte

    Napoléon Bonaparte Ahir bitti zaman kaldı. Kullanıcı

    Bu kadar uzun yazıları okumaya üşeniyor insan.
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş