DUA SİLAHI HAKKINDA ÖNEMLİ NOTLAR

Değerli kardeşim, biz burada duanın biçimi, adabı ve şartları hakkındaki hadisleri ve onunla ilgili çeşitli meseleleri aktarmayacağız. Herkesin iyi bir şekilde bildiği ve öğrendiği gibi, burası onun yeri değildir. Ben burada tamamen dua meselesi hakkındaki önemli fiili olaylardan bazılarına bakışları yönlendirmek istiyorum…
Bu olaylardan bazıları şunlardır:

• Müslüman kardeşin, her amelinden önce, bu amel küçük de olsa, Allahu Teala’dan yardım ve başarı istemesi, dua etmesi gerekir.
Sahabe Radıyallahu Anhum, aralarından birinin ayakkabı bağı koptuğunda bile onu, Allahu Teala’dan istiyorlardı. Bir kimseyi İslam’a davet ettiğinde, Allahu Teala’ya, onu senin ellerin ile hidayete ulaştırması için dua et. İnsanları Allah’a davet etmek için bir köye ya da şehre gittiğinde, yine dua et. Davet için bir plan yaptığında, bu planın bereket ve kazançlı olması için duayı arttır. Savaş için hazırlandığında, davet işlerinde yaptığından kat kat fazla bir şekilde Allah’a dua et. İslam’a ve sana yardım etmesi, savaşında ve cihadında seni tasdik etmesi için Allahu Teala’ya yalvar…

• Tehlikeli bir durum vardır ki, onu gördüğümde gerçek bir tehlikenin Müslüman topluluğu tehdit ettiğini anlarım. Kardeşlerin çoğunun Cuma günlerinin son saatinde top oynadıklarını, bu saatte sohbet ettiklerini, dünya ve dünya meşguliyetleri hakkında ya da birkaç gün veya birkaç hafta ertelenmesinin zarar vermeyeceği meseleler hakkında konuştuklarını, ertelenmesi mümkün olan dünyevi istekler ile meşgul olduklarını ve dua, zikir ve Nebi’ye Sallallahu Aleyhi ve Sellem salatın kabul edileceği saatlerden olan bu değerli saatte dua, zikir ve salattan mahrum olduklarını gördüğümde, onların, düşmanlarına karşı olan savaşta en büyük silahlarını kaybettiklerini anlıyorum. Ortada bir hatanın olduğu ya da onların sahih iman terbiyesinde bir eksikliklerinin olduğu, bu tavırları ve mahrumiyetlikleri ile ortaya çıkar. Onlar, bu vakitlerin önemini ve değerini anlamamışlardır. Bu vakitleri kaybetmek, asla telafi edilemeyecek birçok hayrı ve büyük bir kazancı kaybetmektir.

Kardeşlerden bir topluluğun, büyük bir gün olan Arafat günü de bu mahrumiyeti devam ettirdiklerini gördüğümde aynı manalar ortaya çıkar. Yine, Ramazan ayının son on gününde de bu mahrumiyet tekrar eder. İslam için çalışan herkesin, bu gecelerde bütün gücüyle namaz, ibadet, zikir, dua, taat ve tesbihle ilgilenmesi, nefsini bunun dışındaki şeylerden uzak tutması gerekir.

Şeytanın Allahu Teala bizi ondan korusun, kardeşleri dua, zikir ve ibadetten alıkoymak için bu önemli zamanlarda geldiğini, onları önemsiz işler ile meşgul ettiğini gördüm. Şeytan bazı kardeşleri, Ramazanın son on gününde tali olaylar ile harekete geçirmektedir. Bazılarını bu tür olaylarla, sayısı tek olan büyük gecelerde; şiddetle, ısrarla, tartışmayla, gürültüyle, düşmanlıkla ve sesi yükseltmekle kışkırtıyor. Sabah güneşi doğuncaya kadar faydasız işler yaptırıyor. O gecelerden zararlı olarak çıkan bu kimseler, tek bir kuruş dahi kazanamıyorlar. Üstelik bu büyük gecelerin değeri ve zamanlarının önemi konusundaki cehaletleri nedeniyle seksen üç yıldan fazlasını kaybediyorlar!

Bu tehlikeli durumlardan biri de şudur: Bazılarının başına bir bela, afet ya da felaket geldiğinde, günlerce nedensiz yere bunu konuştuklarını görürsün? Neden, nasıl, kim, olay ne gibi bir çok soru sorarlar...

Karar alan kimseler olmadıkları halde, uzun tartışmalar onları meşgul eder. Bu kritik zamanı; dua, zikir ve Allah’a sığınmayı arttırmak, O’nun büyüklüğüne boyun eğmek, üzerinde bulunmadıkları yeni yakınlıklar ve itaatler oluşturmak, geçmiş günahları kapsayıcı bir tevbe yapmakla geçirmeye çalışmazlar.

Bununla birlikte birey ve topluluk olarak, asla dua aleyhinde bir şeyler uydurmayan topluluklarla karşılaştım. Başlarına ya da Müslümanlardan birinin başına bir bela geldiğinde, bir araya gelirler. Onların en salihleri dua eder. Diğerleri de onun duasına “amin” derler. Birisi hastalandığında, onu üç ya da dört kişi ziyaret eder ve Nebi’den Sallallahu Aleyhi ve Sellem nakledilen dualarla ona dua ederler. Cuma gününün son saati gibi duaların müstecab olduğu vakitlerin biri geldiğinde, onların birey ve grup olarak dua ettiklerini gördüm. Yağmur yağdığında, onları dua ederken buldum. Bir nimet, ferahlık ya da zafer kazandıklarında, isterse bu basit ve küçük bir şey olsun, Rablerini övdüklerini, şükrettiklerini, ihsanını arttırması dileğiyle O’na dua ettiklerini gördüm. Onların şükredenler olarak Allah’a secde ettiklerini gördüm. Bunun sebebi onların bu nimetin kıymetini bilmeleridir… Ayrıca dua, onların karakterlerinden bir özellik ve tabiatlarından bir huy haline gelmiştir. Dua etmek onlar için zor bir iş değildir. Allahu Teala onları arkadaşlık ve kendi sohbeti ile ödüllendirmiştir.

• Bir kardeşin, hayatta ya da ölü olan anne ve babasına dua etmemesi ne tuhaf bir şeydir! Bazen bir kardeşin annesinin veya babasının yıllar önce öldüğünü, bütün bu yıllar boyunca onlara bir kez dahi dua etmediğini görürüz! Allah’a yemin ederim ki bu büyük bir felakettir, bu anne ve babaya isyana benzer…
Yine bir kardeşin şeyhinin öldüğünü, ona yıllarca dini öğreten hocasının ya da komutanının şehid olduğunu, onun ise onlara bir kez dahi dua etmediğini, bir kez dahi onlar için bağışlanma dilemediğini görmen ne tuhaftır! Bu, nankörlük ve itaatsizliğin bir çeşidi değil midir?!

Kardeşine ve şeyhine dua etmen sana ne yüklüyor? Dua hiçbir şey yüklemez; aksine sen duadan faydalanır, ondan istifade edersin. Müslim’in Ebu’d-Derda’dan Radıyallahu Anhu rivayet ettiği hadiste, Rasulullah’ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurduğu rivayet edilir: “Müslüman kimsenin, kardeşi için arkasından yaptığı dua kabul edilir. Dua edenin başucunda ondan sorumlu bir melek vardır. Kardeşi için hayır dua yaptıkça, bu sorumlu melek: “Amin, istediğin şeyin bir misli de sana olsun” der.”[164] İmam Ahmed hocası Şafiî’ye her namazdan sonra dua ederdi. İmam Ahmed, Şafii’nin oğluna şöyle demiştir: “Baban, her namazdan sonra dua ettiğim altı kişiden biridir.”

Müslüman kardeşin, Allah’a davet eden öncüler gibi, İslam için büyük bir amel işleyen, etkisi açık bir şekilde görülen herkes için dua etmesi gerekir. Ka’b bin Malik, Es’ad bin Zürare’ye dua eder, Cuma namazı için okunan ezanı her işittiğinde, onun için istiğfarda bulunurdu. Oğlu ona: “Babacığım! Neden Cuma ezanını işittiğinde Ebu Umame’ye dua ediyorsun?” dedi. Ka’b dedi ki: “Ey oğlum! O, Medine’de bizi ilk toplayan kişiydi.” Oğlu: “Siz o zaman kaç kişiydiniz?” dedi. Ka’b: “Kırk kişiydik” diye cevap verdi.[165]
Kardeşin sürekli olarak, İslam ve Müslümanların zaferi için çalışan kimselere dua etmesi gerektiği gibi, genel olarak Müslümanların emirlerine ve özelde ise kendi emirlerine ve önderlerine dua etmesi gerekir.

Kardeşin bütün bir yıl, Müslüman esirlere dua etmeyi sürdürmesi gerekir. Çünkü esirler, duayı en çok hak eden insanlardır. Onlar büyük bir acı ve zorluk içindedirler. Dilediğini onlara yapacak olan düşmanın elindedirler.
Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, tam bir ay boyunca Mekke’deki üç Müslüman esire dua etmişti. Müşrikler onlara işkence ediyorlar, dinlerinden dönmeleri için zorluyorlardı. Rasulullah dua ediyor ve: “Allahım, Velid bin el-Velid’i, Seleme bin Hişam’ı ve Ayyaş bin Ebi Rebia’yı kurtar” diyordu...[166]

Yine Müslüman kardeşin, yüce Rasul’ün Sallallahu Aleyhi ve Sellem yaptığı gibi, İslam ile savaşan, Allah yolundan alıkoyan; İslam’ın ve Müslümanların düşmanlarına, küfür önderlerine, laik önderlere ve taraftarlarına beddua etmesi gerekir. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem tam bir ay boyunca, ashabını Bi’r-i Maûne’de öldüren Ri’l, Zekvan ve Asiyye’ye, kunutta beddua etti.[167] Yine Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kendisinin gönderdiği mektubu yırttığında, İran kralı Kisra hakkında da, Allahu Teala’nın onun mülkünü en kötü şekilde parçalaması için dua etti.[168]
Efendimiz Bilal bin Rabah’ın her sabah yaptığı şey beni çok etkilemiştir. Ensar’dan[169] bir kadın şöyle rivayet eder: “Benim evim, Mescid-i Nebevi’nin etrafındaki en uzun evlerden biri idi. Bilal, sabah ezanını evimin damında okurdu. Seherde gelip dama oturur, sabah vaktinin girmesini gözetlerdi. Vaktin girdiğini görünce: “Allah’ım sana hamdediyor, dinini ikame etmeleri için, Kureyş’e yardımını diliyorum” der ve sonra da ezan okurdu…[170]

Tağutlara, küfür önderlerine, askerlerine, onları izleyenlere ve gruplarına beddua etmek gerçekten önemlidir. Bu konuda gerçekten birçok hadis rivayet edilmiştir. Bunların en meşhuru şudur: “Ey Kitab’ı indiren, bulutları yürüten, hesabı çabuk gören! Ahzabı hezimete uğrat.”[171] Buna benzer birçok dua vardır ve bunlar, dua ve zikir kitaplarına yayılmıştır. Kardeşlerden biri talebeydi, el ve ayaklarında felç vardı. Yürürken her sendeleyişte, günümüzün Firavununa ve taraftarlarına beddua ederdi…

Müslüman kardeşin, Müslüman avam için hidayet, doğruluk, hakka dönüş ve Allah’ın dosdoğru olan yoluna bağlılığı için dua etmeyi unutmaması gerekir. Yine Rasulullah’ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem duasına uyarak, Müslüman gençlere de dua etmesi gerekir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: “Allah’ım kavmimi bağışla, çünkü onlar bilmiyorlar.”[172] Yine şöyle buyurmuştur: “Allah’ım, Devs’e hidayet ver.”[173] Bu konuda; Nebi’nin Sallallahu Aleyhi ve Sellem ümmetine olan şefkatini, onların hidayetini istemesini, onları buna teşvik etmesini açıklayan birçok hadis vardır… Nasıl olmasın ki? Allahu Teala onun Sallallahu Aleyhi ve Sellem hakkında şöyle buyurmaktadır: “İman etmiyorlar diye nerdeyse kendini mahvedeceksin.”[174] İslam için çalışan Müslüman kardeşin, bundan büyük bir ibret alması gerekir…

Süleyman Davud / İslam Erlerine Nasihatler