1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Dört İmamın Taklitten Sakındıran Sözleri

Konu, 'Kilitli Konular' kısmında hattabi tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Daha fazla cevap için açık değil.
  1. hattabi

    hattabi Üyeliği İptal Edildi Banned

      
    İmam Ebû Hanife radıyallahu anh der ki: «Hadîs sahih olursa, mezhebim odur»[36]
    İmam Ebû Hanife radıyallahu anh yine der ki: «Nereden aldığımızı bilmeksizin sözümüzü kabullenmek bir kimseye helâl olmaz.[37]
    Yine onun sözlerinden bir kaçı:
    «Delilimi bilmeden benim görüşümle fetva verene yazıklar olsun...»
    «Bizler insanız. Bugün bir söz söyler, yarın ondan döneriz.»
    «Yazık sana ey Yakub! Benden her duyduğunu yazma. Bugün bir görüşte olurum, yarın onu terk ederim. Yarın bir görüş bildiririm, öbür gün onu terk ederim.»
    «Allah’ın Kitabına ve Resûl’ün haberine aykırı bir görüş bildirdiysem onu terk edin.»[38]
    İmam Mâlik de radıyallahu anh der ki: «Ben bir insanım. Doğru söyleyebilirim, yanılabilirim de... Görüşüme bakın. Kitap ve Sünnete uyan her şeyi alın, uymayanları da terk edin.»[39]
    Yine onun sözü: «Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hariç, sonrakilerin sözü alınır da, bırakılır da...»[40]
    İmam Şâfiî’ye radıyallahu anh geçelim. Der ki: «Dediğimin aksine nakil ehli katında Allah Resûlü’nden sallallahu aleyhi ve sellem geldiği sahih olan her meselede hayattayken de, öldükten sonra da ben dönüyorum.»[41]
    «Hiç kimse yok ki! Allah Resûlü’nün sallallahu aleyhi ve sellem sünnetinden bir şeyler kaçırmış olmasın. Ne zaman bir görüş bildirir veya bir usûl ortaya koyarım da onun aksine Allah Resûlü’ndenbir söz nakledilir. Benim sözüm; Allah Resûlü’ nün sallallahu aleyhi ve sellem söylemiş olduğudur.»[42]
    «Müslümanlar, kendisine Allah Resûlü’nden bir Sünnet zahir olup da başka birinin sözü için bunu bırakana yaptığının helâl olmadığı noktasında icmâ etmişlerdir.»[43]
    «Kitabımda Allah Resûlü’nün sallallahu aleyhi ve sellem Sünnetine aykırı bir şey bulursanız Allah Resûlü’nün sallallahu aleyhi ve sellem Sünnetini alın, benim dediğimi bırakın.»[44]
    «Hadîs sahih olursa, mezhebimdir.»[45]
    «Peygamber’den sallallahu aleyhi ve sellem dediğimin aksine bir rivayet sahih olduğu halde beni görüş bildirirken görürseniz, bilin ki aklım başımda değildir.»[46]
    «Benden duymazsanız da Allah Resûlü’nden sallallahu aleyhi ve sellem gelen her hadîs benim görüşümdür.»
    «Allah Resûlü’nden sallallahu aleyhi ve sellem dediğimin aksine sahih bir hadîs varsa, onun hadîsi kabul edilmeye daha lâyıktır. Bu durumda beni taklit etmeyin»[47]
    «Beni taklid etmeyin. Mâlikî, Şâfiî’yi, Evzâî’yi, Sevrî’yi taklit etmeyin. Aldıkları yerden siz de alın.»[48]
    «Cüzzî’nin, Mâlik’in, Ebû Hanife’nin görüşleri neticede birer görüştür. Bence hepsi birdir. Hüccet, ancak nakledilen haberlerdedir.»[49]
    «Allah Resûlü’nün sallallahu aleyhi ve sellem hadîsini reddeden helâk olmanın eşiğindedir.»[50]
    İmamların radıyallahu anhüm bu konudaki sözleri daha pek çoktur. Bu sözler, derin kavrayışlarının birer göstergesidir.
    «Rabbinizden size indirilene uyun. Ondan başka dostlar edinip de uymayın. Ne kadar az öğüt alıyorsunuz.» (A’raf, 7/3)
    Büyük âlim Muhammed Emin Şenkıtî rahimehullah der ki: «Sonradan gelenlerin, sahabe ve diğer hayırla anılan çağlarda yaşamış olanlara muhalefet ettiği taklit türü, tüm âlimleri bırakıp tek bir şahsa bağnazca tutunmaktır. Bu tür taklit hakkında ne Kur’ân’da, ne de Sünnette bir delil yoktur. Ne sahabeden ne de hayırla anılan çağlarda yaşamış birinden nakledilen bir söz de mevcut değildir. Bu taklit, imamların sözlerine de aykırıdır. Onlardan hiçbiri, tüm âlimleri bırakıp bir şahsın görüşlerine bağlanmayı söz konusu etmemiştir.Belli bir şahsı taklit hicretin dördüncü asrında ortaya çıkmış bir bid'attır.aslını iddia eden ilk üç asırda belli birini tenkit eden birisini göstersin gösteremez çünkü böyle bir şey yok.51
    [36] İbn Abidin, Haşiye, cilt.15, shf. 63.

    [37] İbn Abidin, Haşiye.

    [38] İbn Abdilberr, İntika.

    [39] Fulânî, Îkaz.

    [40] İbn Abdilberr, Câmi; Fulânî, İkaz..

    [41] Ebû Nuaym, Hilye.

    [42] Fulânî, İkaz.

    [43] Fulânî, Îkaz, shf. 68.

    [44] Nevevî, Mecmu’ul-Feteva

    [45] Nevevî, Mecmu’ul-Feteva.

    [46] İbn Ebî Hatim, Âdâbı Şâfiî.

    [47] İbn Ebî Hatim, Âdâbı Şâfiî. shf. 63..

    [48] İbn Kayyum-i’lam.

    [49] İbn Abdilberr, Câmi.

    [50] İbn Cevzî, Menakıb.

    [51] Edvau’l-Beyan, cilt 7, shf. 458.
  2. DAVA

    DAVA Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Bununla ilgili bir diger kaynakta Ibn Kayyim´in Taklit Risalesinde bullabillirsiniz, cok degerli bir kaynak eser..
  3. ferdiosman

    ferdiosman Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Ey Mağrur ilim talebeleri! yukarıdaki sözler sizin için mi söylenmiş sanıyorsunuz?



    Şimdi ise gerçekte çok istismar edilen ''Sahih Hadis varsa benim mezhebibim odur '' sözü üzerinde duralım.bu sözü İmam Şafi ve diğer ulemada söylemiştir.Tabiiki Hadis alimi Muhammed Avveme 'nin dediği gibi O imamların bu sözde kastettikleri ''Hadis ,amel etmeye elverişli olursa,benim mezhebimim odur''.

    Evet!Tassup sahibi olmasaydınız Ebu Hanifenin bu sözünü İbni Abidin Haşiyesinde (1,68) nakletmişken siz İbni Abidinin düştüğü şu notuda yazardınız...İlmi Hainlik bu olsa gerek!
    ''İmam Şarani'de bu sözü 4 mezhep imamındandan nakletmiştir.Bunun nasları ,muhkemini mensuhunu incelemeye ehil olan kimselere mahsus olduğu aşikardır..Mezhep uleması delili incelerde onunla amel ederlerse ,bunun mezhebe izafe edilmesi doğru olabilir.çünkü mezhep sahibi buna izin vermiştir.....''
    Başk bir yerde ise ''Bunun mezhepteki bir görüşe uygun olması şartının konması gerekir.Çünkü İmamlarımızın üzerinde ittifak ettikleri delili bırakıpta ,onların terk ettiği bir bir delili alarak içtihad etmeğe izin verilmemiştir.Çünkü İmamların içtihadı ,o kimsenin içtihadından daha kuvvetlidir.Belliki İmamlar o kişinin gördüğü delilden daha kuvvetli bir delil görmüşler ve bu delile göre hareket etmişlerdir.''

    İmam Nevevi el-Mecmu adlı eserinin mukaddimesinde (I,104) şöyle demektedir.''Eş-Şafii'nin bu sözü ,sahih bir hadis gören herkesin ''Şafiii'nin Mezhebi budur '' deyip hadisin zahir manasına göre amel edeceği anlamına gelmez.Bu ancak ,mezhebe içtihad mertebesinde olanlar içindir ve şartıda,eş-Şafi 'nin bu hadisi görmediğine ve ya Sahih olduğunu fark etmediğine dair zannı galip olmasıdır.Bu ise ancak ,eş Şafii'nin bütün eserlerinin ve benzerlerinin mütealasında sonra hasıl olur .Bu öyle zor bir şarrtır ki pek az kimse yerine getirebilir.....''

    İbni Hacer Fethul Bari'de(I.413) derki;''Nice hadisler vardır ki,hadis ilmi bakımından Sahih olduğu halde Mensuhtur.'' İmam Şafii'nin bir fıkhi görüşünü anlamaktan aciz olan insanlar olabilir,bunlara İmam Şafiinin ''Sahih hadis benim mezhebimdir'' sözüyle amel etmeleri caiz olabilir mi?

    Mezhep imamlarının yukarıda alıntılanan ve benzeri sözlerini de mesned yaparak, kendilerinin, içtihad’a yetkili ve kadir olduklarını, hatta bunun “Kur’an ve Sünnet’in rehberliğini kaybetmemek için” bir zaruret olduğunu ısrarla savunmaktadırlar. Mideleri ağrısa hemen doktora koşan bu insanlar Allah’ın dini hususunda neden aynı titizliği gösterememekte, herkesin nasslardan hüküm çıkarabileceğini savunarak, sonunda heva ve heveslerin yönlendirdiği milyonlarca ağızdan yine en az o sayıda İslam sudur etmesine kapı aralamaktadırlar. Herkesin malumudur ki Müctehid İmamlar yukarıdaki sözleri ve benzerlerini, delillere bakmaya ve hüküm istinbat etmeye muktedir olanlara söylemişlerdir. “Bilmiyorsanız zikir ehlinden sorunuz” ayetinin, emir bildirdiğini hatırlatıyor ve diyoruz ki:Hadisler için “zayıf, hasen, sahih, amel edilebilir veya edilemez” gibi hükümler öne sürerken bu kimseler, kendilerinden öncekilerin sözlerini ve hükümlerini taklid etmiş olmuyorlar mı?....Hadisler arasında şu zayıftır, bu sahihtir şeklindeki ayrım, içtihadi bir keyfiyettir. Bir Muhaddise göre sahih olan bir hadis, bir diğerine göre pekala zayıf olabilmektedir. İçtihadi olan bu durum karşısında bir müctehidi taklid caiz olurken diğerini taklidin mezmum olduğu düşünülemez.(E.Sifil)

    İbni Abidi'nin haşiyesindeki bu sözle ilgili şartını Alleme ,Müfessir,Muhaddis,Fakih Şeyh Abdulğaffar uyunu's-Süd el-Hanefi nakletmiş ve şöyle demiştir. ''Bu yerinde bir şart (kayıt) tır.Çünkü biz zamanımızda ,ilim ehliolduğunu sanan ve aşağıların aşağısında olduğu halde kendini Sürayya'dan daha yükseklerde gören pek çok kimseye rastlamaktayız.Bazen bu kimseler -mesela- Kütübü Sitte'den birini okur ve Hanefi mezhebine muhalif bir hadis görür ,sonrada ''Ebu Hanife'nin mezhebini yere çalın ve Resullahın hadisiyle amel edin '' der.Halbu ki bu hadis mensuh olabilir veya ,senedi daha sağlam bir hadise muhalif olma vb. amel edilmemeyi gerektiren bu durumda olabilr, o da bunu bilmez .Eğer hadislerle amel edilmesi bu gibilere kayıtsız şartsız havale edilse,pek çok meselede hem kendileri dalalete(hataya) düçar olur,hem de kendilerine soru soranları delalete düçar ederler.(Def'u'l -Evham an Meseleti'l-Kıraati Halfe'lİmam sh15)

    Sünnet ile amel davasında olanlar işte burada kıyameti koparırlar ve ''Siz ,sünnet ile amel eden ve insanlara hadis mücebince fetva veren bir kimsenin dalalette olduğuna nasıl hükmedersiniz''?

    Bizde deriz ki; Evet bu makama ehil olmadıkça buna hükmederiz.Bu hükmü bizden önce ,hadis ve fıkıh imamlarından birisi ,,yani İmam Ebu Muhammed Abdullah b.Vehb el-Mısri Medinei Münevver'de İmam Malik''in Mısırdada el-Leys b.Sad 'ın önde gelen tilmizlerinden idi ''Hadia Alimler hariç insanların dalalete düşmelerine sebeb olur demiştir''. Keza Kadı İyaz'da Tertibu'l Medarik I.96'da aynı şeyi söylemiştir.
    "Ebu Hanife falan meselede sahih hadise muhalefet etti". Şayet, "onun sahih hadis olduğunu nerden bildin?" dersen, "Hafız (İbn Hacer), el-Feth (u'l-Bârî) de, falan ve falanca da başka yerlerde bunu tashih ettiler (sahih saydılar)" derler.(Muhammed Avvame)

    Bilmezler ki, eğer Ebu Hanife'yi taklid caiz değilse, İbn Hacer gibi birini taklid nasıl caiz olur? Madem taklidi haram sayıyorsunuz, nasıl olur da Ebu Hanife'nin tashih ve taz'ifde (hadisleri sahih ve zayıf kabul etmede), İbn Hacer ve benzerlerini taklidini gerekli görüyorsunuz?

    Bu hususa bir başka açıdan temas edecek olursak… Bazen, "Ebu Hanife falan konuda şöyle demiştir" dediğimizde "o masum değildir" deniliyor Evet tabii ki masum değildir Ancak bu hususta Hanefî mezhebinden binlerce âlim onun bu görüşünü incelemiş, tartışmış ve sonunda onaylamıştır Dolayısıyla bu görüş artık yalnızca Ebu Hanife'nin görüşü olmaktan çıkarak binlerce âlimin görüşü haline gelmiştir

    Fıkhî Mezheblerin Terk Edilmesi Bid’at’ı Selef ve Halef alimlerinden nakillerle



    اَعُوذُ بِااللهِ مِنَ اَلشَّيْطَانِ اَلرَّجِيمِ بِسمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحيِم
    اَلْحَمْدُ الِلّهِ رَبِّ الْعاَلَمِينَ وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلىَ سَيِّدِناَ مُحَمَّدٍ
    وَأَلِه اَجْمَعِينَ
    Edîb el-Kemdânî

    Tercüme: Hüseyin AVNİ
    Bundan sonra...
    Şübhe yok ki, “insanlar iki guruba ayrılmıştır: Hadîs ve Eser[1] sahipleri ile fıkıh ve nazar ehli (Fakîh ve Müctehid) olanlar. Bunlardan her biri, ihtiyaçta, kardeşinden ayrılmaz, istediğine varabilmekte de ondan müstağnî kalamaz. Çünki hadîs, asıl olan temel, fıkıh da, onun fer’i (dalı) gibi olan bina rütbesindedir. Bir kâide ve temel üzerine kurulmayan her bina yıkılır. Bina ve imâretten boş olan her temel de çorak ve haraptır.”[2]

    İmâm Muhammed b. Hasen eş-Şeybânî (Ö:189 H) şöyle söylemiştir:
    Hadîs’le amel etmek ancak rey ile doğru olur. Rey ile amel de ancak hadîs ile doğru olur.[3]
    Nitekim güvenilir tâbiî
    İbrâhim en-Nehaî de (r.h Ö:96 H)) şöyle dedi:
    “Bir rey (fıkhî görüş, ictihâd), ancak rivâyet ile, bir rivâyet de ancak rey ile doğrudur”.[4]
    Bu sözler, nasıl ki hadîs’siz fıkh’ın doğru olamayacağını ve imâmlara mutlaka müracaat edilmesi, yolları ve usûllerine uyulması lâzım geldiğini açıklıyorsa, fıkh’ın dîn’deki ehemmiyeti ile hadîs-i şerîf için mutlaka fıkıh ve anlayış lâzım geldiğini açıklamaktadır.
    İmâm Ahmed b. Hanbel (ö:241 H.)şöyle dedi :
    “Kim, taklîd görüşünde olmadığını ve dîninde kimseyi taklîd etmeyeceğini iddia ederse, o (nun sözü), Allah celle celâlühû ve Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem katında fâsıkın sözüdür. Bununla, Eser’i ibtâl etmeyi ilim ve Sünnet’i boşa çıkarmayı, Rey[5], Kelâm,[6] Bid’at[7], ve hilâf[8] ile tek başına olmayı istemektedir. Açıkladığım bu mezhebler ve kaviller, Sünnet, Cemaat ve Eser (Sahabe söz ve işi) ehli olanların, rivâyet sahiblerinin, kendilerine yetişip de onlardan hadîs aldığımız, kendilerinden sünnetleri öğrendiğimiz kimselerin gittiği yoldur. Onlar, tanınan, doğruluk sahibi, kendilerine uyulan ve kendilerinden (ilim) alınan, bid’at, (Sünnet’e zıtlık), muhalefet ve karıştırma sahibi olmayan güvenilir kimselerdir. Bu da, onlardan önce gelen imamlarının ve âlimlerinin kavlidir. Öyleyse buna tutunun -Allah size rahmet etsin- ve onu öğrenip öğretin. Tevfîk, sadece Allah iledir”.Bitti.[9]
    Tenbîh:
    Ahmed b. Hanbel, bu sözünü, İbn-i Ebî Ya’lâ’nın, O’na varan senediyle rivâyet ettiği (Ahmed b. Hanbel’in) mektûbunda söyledi. Bu risâlede öylesi müşkil/problemli sözler de bulunmaktadır ki, İmâm Ahmed’i onları telaffuz etmekten tenzîh ediyor, mektûbun lafızlarından bazılarında tasarrufta bulunanın, fıkıhtan ve lafızların delâlet ettiği ma’nâlardan uzak olması sebebiyle bu mektûbu rivâyet eden râvîlerden birinin olduğuna kesin inanıyoruz. Bu, fakîh olmayan râvîlerde çoktur. Şu risâlede, Allah’ın ve Allah Mûsâ’ya konuşmakla konuştu sözünden bahsedilirken, ağzından (konuştu). Tevrât’ı da O’na, elden ele verdi (şeklinde bir söz) bulunmaktadır. (Söz, harfi harfine son buldu.)
    Ağzından ve elinden eline söz(ler)i İmâm Ahmed’in akîde ve mezhebiyle uyuşmamaktadır. Bu sebeble, şunun, İmâm Ahmed’den rivâyette bulunan râvîlerin birinden olan bir tasarruf olduğunda hiç bir şübhe yoktur.
    Bununla beraber, şu (husûs), risâlenin kalanını almaya mâni’ değildir. Zîra o, mezhebine ve Selef’in sâhib olduğu akîdeye ters düşmemektedir. Nice sahîh senedle rivâyet edilmiş sözler vardır ki, lafızlarının çoğu üzerinde veya o sözün kendisinde hiçbir (yanlışlık) toz(u) yoktur. O sözün bir kelimesi veya bir parçası hâric Onu râvîler (lafzı ile değil de) ma’nâ(sı) ile rivâyet etmişler, anlayışlarına göre onda tasarrufta bulunmuşlar ve ma’nâyı değiştirip üstünü altına getirmişlerdir. Bu, bazı hadîslerde vâkı olmuştur ki, fakîh Hâfızlar buna tenbîhte bulunmuşlardır. İşte size Hâfız fakîh İbn-i Hacer’in Fethu’l-Bârî’si… O, buna en iyi bir şâhid…
    Ahmed b. Hanbel (yine)şöyle dedi:
    Kişinin yanında, içinde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sözü, Sahâbe ve Tabiûn’un ihtilâfları bulunan yazılı kitâblar varsa, ilim sâhibine, hangisinin alınacağını ve böylelikle doğru bir biçimde (nasıl) amel edeceğini sormadıkça, dilediği ile amel etmesi ve dilediğini seçip onunla hükmetmesi ve amel etmesi câiz olmaz.[10]
    İmâm, Hâfız, Fakîh Ebu’l-Hasen el-Meymûnî (Ö: 274 H.) şöyle dedi:
    Ahmed (b. Hanbel) bana şöyle dedi:
    Ey Ebâ’l-Hasen, imâmın olmayan bir me’selede konuşmandan seni sakındırırım. (Konuşma.)[11]
    İbn-i Teymiyye (Ö:728)şöyle dedi:
    İmâm Ahmed b. Hanbel Sünnet’ten veya Eser’den hangi rivâyeti yaptı, sahîh veya hasen olduğunu söyledi veya senedinden râzı oldu veya onu reddetmedi, kitablarına yazdı ve aksine fetva vermedi ise, o (rivâyet) O’nun mezhebidir. Değildir de denilmiştir.[12]
    İmâm, Hâfız, Nâkid (rivâyet tenkîdçisi/kritikçisi) Şemsüddîn ez-Zehebî (rh) (ö:748), “Hadîsi almak Şâfiî’nin ve Ebû Hanîfe’nin sözünü almaktan evlâdır”diyen, kimsenin sözüne verdiği cevâb arasında şöyle demiştir:
    “Derim ki (Zehebî):
    Bu (söz), güzel bir sözdür. Lâkin bir şart ile; O hadîs ile, şu iki imâm’ın, yani Şâfiî ve Ebû Hanife’nin benzeri olan, Mâlik, Süfyân veya Evzâî gibi bir imâm hükmetmiş olacak. Hadîs sâbit ve illetten sâlim olacak. Ebû Hanîfe ve Şâfiî’nin delîli, diğerine muârız/zıt sahîh bir hadîs olmayacak. Amma, bir kimse diğer imâmların almadığı sahîh bir hadîsi alırsa, hayır. (Bu söz o zaman doğru değildir.)”
    (Zehebî), sonra buna dâir delilleri anlattı.Yine,
    İmâm Zehebî, Siyer(-i A’lâm-ı Nübelâ isimli eserin)’de[13] İbn-i Hazm’ın ben hakka uyarım, hiçbir mezheble bağlanmam şeklidekisözünü aktardıktan sonra şöyle dedi:
    Evet, acemi fakîhe ve avâmdan Kur’ân’ı veya Ondan bir çoğunu ezberleyen bir kişiye ebediyen ictihâd câiz olmadığı gibi, kim ictihâd rütbesine ulaşırsa ve bir çok İmâm buna dâir şahidlik yaparsa, onun (bir başkasını) taklid etmesi câiz olmaz. Nasıl ictihâd edecek? Neyi söyleyecek? Neyin üzerine bina kuracak. Kanatları tüylenmeden nasıl uçacak?
    Üçüncü kısım: Çok uyanık ve derin anlayışlı, muhaddis ve zirvede biri olan fakîh, ki furûa (fıkha) dâir bir muhtasar[14] ve usûl kâidelerine dâir bir kitab ezberlemiştir, nahiv okumuştur. Allah’ın Kitab’ını ezberlemenin ve tefsîri ile meşgûl olmanın ve güçlü tartışmasının yanında fazîletlere ortak olmuştur[15]… İşte bu (seviye), mukayyed (mutlak olmayan) içtihada ulaşan ve İmâm’ların delillerine bakmaya ehil hale gelenlerin rütbesidir.
    Artık, ne zaman, bir mes’elede hakk ona açığa çıkmıştır, onda nass vardır ve onunla meselâ Ebû Hanîfe veya Mâlik veya Sevrî veya Evzâî, veya Şâfiî, Ebû Ubeyd , Ahmed ve İshâk gibi İmamlardan biri amel etmiştir, onda (o mes’elede) hakka uysun, ruhsatların yoluna girmesin, teverru’ etsin/sakınsın. Aleyhinde hüccet kâim olduktan sonra, o mes’elede ona taklîd câiz olmaz. Eğer, fakîhlerden, aleyhine laf edeceklerden korkarsa o mes’eleyi gizli tutsun, onu yapmakla kendini göstermesin. Olabilir ki, kendini beğenir ve görünmeyi sever de cezalandırılır ve nefsinden ona bir şey girer. Nice hakkı söyleyen, emr-i bi’l-ma’rûf nehy-i ani’l-münker yapıp da, kötü maksad ve dînî reislik sebebi ile Allah’ın kendine, onu incitecek kimseler musallât ettiği kimseler vardır. Bu, fakîhlerin nefsine sirayet eden gizli bir hastalıktır.
    (Sonra Zehebî devâmla şöyle dedi:)
    Kim, ilmi, medreseler ve fetvâ vermek, öğünmek ve gösteriş için talep ederse ahmaklaşır, böbürlenir, insanları küçümser, kendini beğenmişlik onu helak eder ve nefisler onu kahreder.
    “O nefsi pak edenler iflâh eder, onu kirler ve paslara gömen de zarar eder.”(Zehebî’nin sözü)bitti.[16]
    Hâfız İbn-i Receb el Hanbelî (rh)(ö:795 H.) Beyanü Fadli İlmi’s-Selef ‘alâ İlmi’l-Halef ( isimli) kitabında şöyle dedi:
    İmamlara ve Ehl-i Hadîs fakîhlerine gelince.. Onlar, nerede olursa sahîh hadîse uyarlar. O sahîh hadîs Sahâbe ve onlardan sonrakiler veya onlardan bir cemâat katında kendisi ile amel edilen bir hadîs olduğu vakit. Selefin toplu olarak terk ettiği hadîs ile amel etmek câiz olmaz. Çünkü onlar, onunla amel edilemeyeceğini bilerek terk etmişlerdir.
    Ömer b. Abdi’l-Azîz şöyle dedi:
    Sizden öncekilere uyan reyleri alınız. Zira onlar, sizden daha çok bilen kimselerdi. Bitti.[17]
    İbn-i Receb yine şöyle dedi:
    İmâm Şâfiî, Ahmed, İshâk ve Ebû Ubeyd zamanına kadar mevcûd olan kendilerine uyulan/peşlerinden gidilen selef imâmlarının sözünün yazılması,zamanımızda[18] kesinleşir. Onlardan sonra türeyen sözlerden insan sakınsın. Zîrâ, onlardan sonra çok hâdiseler zuhûr etti. Sünnet’e ve hadîse uymaya kendini nisbet eden (hadîse uyduğunu iddia eden) Zâhiriyye (mezhebine mensûb kimseler) ve benzerleri türedi. Şu kişi, İmâmlara ters düştüğü veya anladığında onların içinde tek kaldığı, yâhut da kendinden önceki imâmların almadığını aldığı için Sünnet’e en çok muhâlif olandır. Bitti.[19]
    Tenbîh:
    Bu güzel sözler, -her ne kadar sonra gelen imâmlardan sâdır olduysa da- selefin takrîr ettiklerinin ma’nâsını te’yîd etmektedir. Selef’in takrîrlerinde, ilim kokusu koklamayanların mezheblere küsüp onlardan uzaklaşması ve onlarla harbetmesi ve onlara zıt durmasının tehlikesi açıkça anlatılmaktadır. Zehebî’nin sözünü iyi düşün. Gerçekten o (söz) Zehebîdir,(altun gibi bir sözdür.) İbn-i Receb’in sözünü iyi düşün. Onda gerçekten şaşılacak güzellik vardır.
    Sika/güvenilir Tâbiî İmâm İbrâhîm en-Nehaî (rh) şöyle demiştir:
    Şüphesiz ki ben, hadîsi işitiyorum da, alınacağına bakıyor, onu alıyor ve diğerlerini bırakıyorum.[20]
    İmâm, Müctehid Muhammed b. Abdirrahmân b. Ebî Leylâ (rh) (Ö: 248 H.)şöyle demiştir:
    Kişi, hadîsten (sağlamını) alıp (sağlam olmayanı) bırakmadıkça fakîh olamaz[21]
    İmâm, Müctehid Abdullah b. Vehb (rh) (Ö: 198 H.)şöyle dedi:
    Üç yüz alimle karşılaştım. Mâlik ve Leys olmasaydı elbette şaşırırdım.[22]
    İbn-i Vehb yine şöyle dedi:
    İlimde dört kişiye uyduk. İkisi Mısır’da, ikisi de Medîne’de. Mısır’da Leys b. Sa’d ile Amr b. Hâris. Mâlik ve Mâcişûn da Medine’de. Şâyet şunlar olmayaydı, gerçekten şaşıran kimseler olurduk.[23]
    Mâlik ve Leys’in, O’nu sapıtmaktan kurtarmasının sebebini, İbn-i Vehb’in kendisi açıkça ifade etmiş ve bir keresinde, şöyle demiştir:
    Şâyet Mâlik b. Enes ve Leys bin Sa’d olmasaydı, elbette helak olurdum. (Başka bir rivâyette, elbette sapıtırdım.) Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’den gelen her bir rivâyetle amel edileceğini sanıyordum.[24]
    (İbn-i Asâkir’in Târîh’indeki) bir (başka) rivâyette de şöyle (denilmekte)dir:
    İbn-i Vehb hadîslerin ve insanların ihtilâflarını (farklılıklarını) anlattı ve şöyle dedi:
    Mâlik ve Leys ile karşılaşmasaydım elbette sapıtırdım.
    Diyor ki;
    Hadîslerin ihtilâflarından (değişikliklerinden) dolayı (sapıtırdım). Bitti.[25]
    Ondan yapılan başka bir rivâyette şöyle dedi:
    Şâyet Allah celle celâlühû beni, Mâlik ve Leys vâsıtasıyla kurtarmayaydı, elbette sapıtırdım.
    Ona, bu nasıl oluyor? denildi. O, “Çok hadîs elde ettim ve onlar beni hayrete düşürdü, (ne yapacağımı bilemedim). Bu yüzden onları Mâlik ve Leys’e arz ediyordum da, onlar bana, “bunu al, şunu bırak”, diyorlardı.[26]
    İbn-i Vehb’inbu sözünün lafızlarındaki ve rivâyetlerindeki değişikliklerin sebebi, O’nun bu sözü tekrar tekrar söylemesidir. Zîrâ,
    İbnü Abdi’l-Berr et-Temhîd’de Ebû Ca’fer el-Eylî yolundan, O’nun şöyle dediğini rivâyet etmiştir:
    Ben, İbn-i Vehb’den sayamayacağım kadar işittim ki, şöyle diyordu:
    Şayet Allah celle celâlühû beni Mâlik ve Leys ile kurtarmış olmasaydı ben kesinlikle sapıtırdım.[27]
    İbn-i Vehb yine şöyle dedi:
    Hadîs, âlim olanlardan başkasını saptırıcıdır.[28]
    İbn-i Vehb yine şöyle dedi:
    Fıkıhta imâmı olmayan her hadîs sâhibi, sapıtan biridir. Şâyet, Allah celle celâlühû bizi Mâlik ve Leys ile kurtarmasaydı, elbette sapıtırdık.[29]
    İmâm (Muhaddis) Sufyân b. ‘Uyeyne (rh)(Ö: 198 H.) şöyle demiştir:
    Hadîs, fakîh olmayanları saptırır.
    Bu sözü İbn-i ‘Uyeyne’den, İbn-i Ebî Zeyd nakletti ve onu açıklarken şöyle dedi:
    (İbn-i ‘Uyeyne) şunu demek istiyor:
    Fakîh olmayanlar, bazen bir şeyi, görünürdeki ma'nâsıyla anlar. Halbuki o hadîsin başkasının hadîsinden bir te’vîli vardır. Veyâ ona gizli kalan bir delîl vardır. Veya, şu şey (hadîs rivâyeti) ancak deryalaşmış ve iyice fakîh olmuş kimselerin ikâme edebileceği (bulup gösterebileceği) birçok şeyin onun terk edilmesini gerektirecek olduğu terkedilmiş bir şey(rivâyet)’dir.[30]
    İbn-i Vehb şöyle dedi:
    Mâlik, Attaf b. Hâlid’e baktı ve şöyle söyledi:
    Bana gelen habere göre, siz, şu râvîden hadîs alıyorsunuz!!!
    Attaf evet, dedim, dedi. Bunun üzerine,
    (Mâlik) şöyle dedi:
    Biz sadece fakîh olanlardan alırdık.[31]
    İmâm Şâfiî (Ö:204 H.)şöyle dedi:
    Mâlik b. Enes’e, İbn-i Uyeyne’nin yanında Zührî’den rivâyet ettiği sende olmayan şeyler (rivayetler) var, denildi de,
    Mâlik şöyle dedi:
    Ben her işittiğim hadîsi rivâyet mi edeceğim? Öyle yaparsam, ben rivâyet etmekte olduğum kimseleri saptırırım.[32]
    Muhammed b. Yahyâ el-Kattân (rh), şöyle dedi:
    Şâyet bir insan, hadîsteki bütün ruhsatlara uyarsa, elbette bununla fâsık olur.[33]
    Hâfız Ebû Nuaym Fazl b. Dükeyn (rh) (Ö:218H.)-ki O, İmâm Buhârî’nin en meşhûr şeyhlerindendir- şöyle dedi:
    Kinde’de[34], oturakları üzerinde oturup dizlerini diker ve bir elbise ile bağlayıp oturur haldeyken Züfer’in yanına uğrardım.[35]
    (Züfer) derdi ki;
    Ey şaşı! Gel sana hadîslerini eleyeyim. Ben işittiklerimi ona gösterir, O da şöyle derdi: Bu (hadîs), alınır, bu da, alınmaz. Bu, nesheden/geçmiş hükmü kaldıran, bu da, nesh edilen/hükmü kaldırılandır.[36]
    İmâm İsmâîl b. Yahyâ el-Müzenî (rh)(Ö:264 H.)şöyle dedi:
    Allah celle celâlühû size rahmet etsin, topladığınız hadîslere bakınız ve ilmi, fıkıh âlimleri yanında arayınız ki, inşâellah fakîhler olursunuz.[37]
    Hadîste Emîru’l-Mü’minîn olan İmâm Ebû’z-Zinâd Abdullah b. Zekvân (Ö: 130 H.)şöyle dedi:
    Allah celle celâlühû’ya yemin olsun ki, şübhesiz, biz Sünnetleri, fıkıh sahibi ve güvenilir olan kimselerden alır ve onları Kur’ân ayetlerini öğrendiğimiz gibi öğrenirdik.[38]
    Büyük İmâm İbnü Ebî Zeyd el-Kayrevânî (rh) (Ö: 389 H.), Ehl-i Sünnet ve Ehl-i Hakk’ın inançlarını sayıp yollarını anlatarak şöyle dedi:
    (Onların akîdelerinden ve yollarından biri de) sünnetlere teslîm olmaktır. Sünnetlere reyle karşı çıkılmaz. Onlar kıyasla def edilmez. Sünnetlerden hangisini Selef-i salihîn te’vîl ettiyse biz onu te’vîl ederiz. Hangisi ile amel ettiyse biz onunla amel ederiz. Selef hangisini terk ettiyse biz onu terk ederiz. Geri durduklarından geri durmak bize câizdir. Açık olanlarında onlara uyarız. Yeni zuhûr eden mes’elelerde o sünnetlerden çıkardıkları hükümlerde ve yaptıkları ictihadlarda onlara iktidâ ederiz. Hakkında anlaşmazlığa düştüklerinde ve te’vîl ettikleri şeyde Selef’in topluluğunun dışına çıkmayız. Takdîm ettiğimiz her şey, Ehl-i Sünnet’in ve açıkladığımız üzere insanların fıkıhtaki ve hadîsteki imâmlarının kavlidir. Hepsi, Mâlik’in kavlidir. Kimisi bizzat kendi sözüdür. Kimisi de mezhebinden bilinendir/anlaşılandır. (Mezhebinin gereğidir.)
    Sonra, İbn-i Ebî Zeyd şöyle dedi:
    Mâlik şöyle demiştir:
    (Medîne ehline âid) amel, hadîsten daha sağlamdır. Kim amel’e uyarsa, o, bana falancı falancıdan rivâyet etmesi zayıf ihtimâl (veya “zor”) olur. Tabiîn’de bir takımları vardı. Başkalarından onlara hadîs ulaşır ve şöyle derlerdi. Biz, bunları bilmiyor, değiliz. Lâkin, amel bundan başkası üzerine geçti (veya buna zıt geçti, geçmişte bununla değil de başkasıyla amel edildi.)
    Muhammed b. Ebî Bekr b. Hazm’a, kardeşi, bazen, niye şu hadîsle amel etmedin, der, o da, insanları onun üzerinde bulmadım, derdi.
    Nehaî şöyle dedi:
    Şâyet Sahâbe’yi bileklerine kadar abdest alırken görseydim “dirseklerinize kadar (onlarla beraber)” ayetini okuyor olmama rağmen (ellerimi) bileklerime kadar (yıkayarak) abdest alırdım. Bu, şu sebebdendir: Sahâbe radıyallahu anhüm, sünnetleri terk etmekle ithâm edilemez. Onlar, ilim sâhibleridir. Sünnetlerde onların, itham edilen kimseler olduğunu ancak dîninde tereddüt sâhibi olan kimse zannedebilir.
    (Büyük Muhaddis) Abdurrahman b. Mehdî (ö:198),şöyle demiştir:
    Ehl-i Medîne’nin sünnetinden olan geçmiş sünnet, hadîsten daha hayırlıdır…[39]
    İbrâhîm en-Nehaî şöyle dedi:
    (Selef, abdestte), sadece tırnaklardan başkasını yıkamasaydı, biz tırnakları aşmazdık. Bir kavmin ameline muhâlafet etmemiz, onları küçümsemek için yeterlidir.[40]
    Mâcişûn’a(ö:213),
    “Neden hadîsi rivâyet ettiniz de sonra onu terk ettiniz”, denildi. O da, “onu bilerek terk ettiğimizin bilinmesi için”, dedi.[41]
    (Büyk Muhaddis) İmâm Süfyân-ı Sevrî şöyle dedi:
    Alınmayacak hadîsler geldi.[42]
    İbnü Ebî’z-Zinâd şöyle dedi :
    Ömer b. Abdi’l-Azîz fakîhleri toplar, onlara, amel edilecek sünnetleri ve kazaları (hükümleri) sorar ve onları kitablarda ve sahifelerde yazar, amel edilmeyecek olanları da sağlam bir kişiden rivâyet edilse bile iptal ederdi.[43]
    İmâm Hâfız Râme Hürmüzî (ö:360) el Muhaddisü’l-Fâsıl’da[44] şöyle dedi:
    Müftîye, her rivâyet ettiği ile fetvâ vermesi gerekmez. Yine fetvâ vermeyeceği rivâyeti terk etmesi de ona gerekmez. Fukahâ-i Emsâr’ın[45] tamâmı bu görüştedir. İşte Mâlik… Yapmakta olduğu bir çok rivâyetin aksine amel etmeye dâir ictihadları vardır. Bitti.
    Hâfız Fakîh Muhammed b. Îsâ et-Tabba’ (Ö: 224 H) şöyle dedi:
    Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’den bir hadîs sana ulaşıp ta, Ashâb’ından birinin onu yaptığına dâir bir haber ulaşmazsa, o hadîsi bırak.[46]
    (Büyük Muhaddis) İmâm Evzâî (Ö:157) şöyle dedi:
    Biz hadîsi işitir, onu, dirhemi, zâyife (paranın sahtesiyle hakikisini tesbit edene) arz edercesine ashâbımıza[47] arz ederdik. Ondan (hadîsden hocalarımızın) tanıdıklarını alır, tanımadıklarını da bırakırdık.[48]
    İmâm Mâlik,kız kardeşinin Ebû Üveys’ten olma iki oğlu olan Ebû Bekr ve İsmâîl’e vasiyyet etti ve şöyle dedi:
    Görüyorum ki siz, şu iki işi (hadîs toplama ve dinlemeyi), seviyor ve istiyorsunuz.
    Evet, dediler.
    (İmam Malik de),
    Eğer hadîsle faydalanmayı ve Allah’ın sizinle (başkalarına) fayda vermesini istiyorsanız ondan az elde edin ve tefakkuh edin/fıkıh sâhibi olun, ma'nâlarını iyi anlayın, dedi.[49]
    Hâfız Hatîb(-i Bağdâdî)(rh) (Ö:463) el-Fakîh vel Mutefakkıh’de[50] şöyle dedi:
    Bilinsin ki, hadîs kitâblarını ve rivâyetini çoğaltmak ile kişi fakîh hâline gelmez. Hadîsin ma’nâlarını istinbât etmek (derinliklerinden çıkarmak) ve onda iyi tefekkür etmekle ancak fıkıh ilmi sâhibi olur. Bitti.
    Hatîb yine şöyle yazdı:
    Kişi, kendini fetvâ vermek için ayağa dikse, kitâblarda beş yüz bin hadîs toplaması, onları iyi bilmeden, ona iyi bakmadan ve onu iyi becermeden, ona yeterli değildir. İlim, iyi anlama ve dirayetten ibarettir. Çok ve geniş rivâyetler yapmakla değildir.[51]
    İki Tenbîh
    Birincisi:
    Hadîs öğrenme iddiasında olanlar, imamlarımızın hadîs sahîh olduğunda işte o benim mezhebimdir sözüyle, kimi zaman ihticâc etmektedirler (iddialarını isbât etmekte delîl olarak ileri sürmektedirler.) Bu, imam Şâfiî’nin ve diğerlerinin söylediği, ve şu sıradan kimselerin sınırsız olduğunu anlayıp zannettiği, büyüğe küçüğe, âlime câhile, işin başındakine ve sonuna varana tatbîk ettiği bir sözdür. Bu, ilme karşı cinnet getirmektir.
    Hâfız ve Fakîh İmâm Nevevî şöyle demiştir:
    Bize imâmlar İmâmı Ebû Bekr b. İshâk b. Huzeyme’den -ki O, hadîs ezberi ve Sünnet bilmek hususunda yüksek bir rütbedeydi- şöyle bir rivâyet geldi:
    Ona, Şafiî’nin, kitâblarına koymadığı sahîh bir sünnet var mıdır?diye soruldu da, O, hayır, yoktur, dedi. Buna rağmen, -(her şeyi) kuşatmak beşere imkânsız olduğundan- Şâfi'î (rh), kendinden değişik şekillerle sâbit olan Sahîh hadîsle amel edilmesi ve açık olan sâbit nassa muhâlif sözünün terk edilmesi, şeklindeki sözünü söyledi: Arkadaşlarımız (rhm) Şafiî’nin vasiyyetine uyup birçok meşhûr meselede onunla amel ettiler…. Ancak, bunun, bu zamanlarda az kişinin üzerinde bulunan bir şartı vardır.[52] Ben bunu Şerh-i Muhezzeb’in mukaddimesinde îzâh ettim.[53]
    İmâm Nevevî, “Muhezzeb”in şerhi olan “el-Mecmû’”un Mukaddimesinde[54] bu şartı açıkladı ve şöyle dedi:
    Şâfi'î’nin dediği bu söz, her sahîh hadîs gören kimse, bu Şâfi'î’nin mezhebidir diyecek ve o hadîsin görünürdeki ma’nâsıyla amel edecek, demek değildir. Bu, ancak mezhebde ictihâd rütbesi olan kimse hakkındadır. Nasıl olduğu geçmişte anlatıldığı, veya ona yakın bir şekilde olarak. Şartı da, galip zannıyla, Şâfi’î’nin (rh) bu hadîse vâkıf olmaması, veya, sahîh olduğunu bilmemesidir. Bu da ancak, Şâfi’î’nin bütün kitâblarını ve ondan alan talebelerinin benzeri kitâbları ve onlara benzeyenleri mutâlâadan sonra olur. Bu, az kişinin üzerinde bulunan zor bir şarttır. Bu anlattığımızı, sadece şundan dolayı şart koştular: Çünkü Şâfiî, gördüğü ve bildiği, fakat kendine göre ondaki ta’nı/ayıblamayı veya neshini/hükmünün kaldırıldığını, yahut tahsîsini/sâhasının sınırlı görülmesini, veyâ te’vîlini/yeterli bir delîle dayanarak başka bir ma’nâya yorulmasını ve bunlara benzer bir şeyi gösteren bir delîl kaim olduğundan, bir çok hadîsin görünürdeki ma'nâsıyla amel etmeyi terk etmiştir.
    Ebû Amr (Hâfız İbn-i Salâh rh.) söyle dedi.
    İmâm Şâfi’î’nin dediği sözün zâhiri ile amel etmek öyle kolay değildir. Her fakîhe hüccet gördüğü hadîsle müstakil olarak amel etmesi câiz değildir… Bitti.
    İkinci Tenbîh:
    Birisi bazen şöyle diyebilir:
    Müslüman, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem’e uymakla emrolunmuştur, başkasına uymakla me’mûr değildir.
    Cevab şudur:
    Sünnet’e yapışmak hidâyet, o’nu terk etmek de sapıklıktır. İmâmlarımız, ya Sünnet’e yapışmışlardır ve hidâyet üzeredirler, dolayısıyla, onlara uyanlar da hidâyet üzredirler, veya Sünnet’i terk edip ondan uzaklaşmışlardır ve dolayısı ile sapıklık üzeredirler. Onlara uyanlar da keza sapıklık üzeredirler. Bu da, Allah celle celâlühû’ya yemin ederim ki, imkânsız şeylerdendir.
    Bu risâlede imâmlarımızdan geçen söz, Sünnet’le amel etmenin doğru usûlünü ve yolunu bize açıklamaktadır. Ta ki, Sünnet’e yapışan, Sünnet’in yasakladığı mahzûrlara da düşmesin. Bu sebeble, hadîs-i şerîfe tutunmak isteyen kimsede, mutlak ve sınırlı içtihâd etme âletleri, tam bulunması gerekir.[55] Şu halde, hadîsle amel etmenin bir takım şartlara bağlı olması gerekir: Sened tarafından, Usûl-i Hadîs kaidelerine, metin tarafından da, Usul-i Fıkh kaidelerine elverişli olması gibi. (Bunlar), bir hadîsin, amel edilmeye elverişli olmasının şartlarındandır
    Hâtime
    (Büyük Muhaddis) İmâm Müctehîd Sufyân-i Sevrî (rh)söyle dedi:
    Kişiyi, hakkında, âlimlerin anlaşmazlık içinde olduğu bir işi işlerken gördüğün vakit, (onu, o işlemekte olduğu işten) kaçındırma.[56]
    İmâm Müctehid Evzâî, (abdestli iken) hanımını öpen kişi hakkında şöyle dedi:
    Bana sormaya gelse, ona, abdest alacağını derdim. Abdest almazsa, onu ayıblamazdım.[57]
    Tâbiî Yahyâ b. Saîd el-Ensârî (rh) (Ö:144 H.) şöyle dedi:
    İlim sâhibleri genişlik sâhibi kimselerdir. Fetvâ verenler, hep ihtilaf ede gelmiştir. (Bir şeyi) bu (âlim), helal kabul ederken, şu (âlim) haram görür. Ne bu, şunu, ne de şu, bunu ayıblamaz.[58]
    İbn-i Teymiyye şöyle demiştir:
    Ahkâmdaki ihtilâflara gelince... Onlar, tesbit edilemeyecek kadar çoktur. İki Müslüman bir şeyde, her anlaşmazlığa düştüğünde küsüşüp birbirinden ayrılacak olsalardı, Müslümanlar arasında ma’sûmluk da kalmazdı, kardeşlik de. Ebû Bekr ve Ömer (ra) bir çok şeyde tartışırlardı, ama, ancak hayrı murâd ederlerdi…
    (İbn-i Teymiyye sonra, Benî Kureyza hadîsini anlattı ve şöyle dedi):
    Bu, her ne kadar ahkâm hakkında ise de, mühim temel îmânî mes’elelerden olmayan (ta’lî îmânî) mes’eleler, (hükümde) ahkâma mülhaktır (katılmıştır).[59]
    وَصَلَّى الله عَلَىسيدنامحمد وَ عَلَى اَلِه وصحبه كلما ذكره الذاِكرون وغفل عن ذكره الغافلون
    وَ الْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالمَين


    [1] Edîb el-Kemdânî nâmında bir zâtın Risâleler Silsilesi başlığı altında yazdığı Selef Terâzisinde, Sonrakilerin Bid’at ları, Birinci Risâle: Fıkhî Mezheblerin Terk Edilmesi Bid’at’ıisimli risalenin tercümesidir.


    [1] Hadîs ve Eser kelimeleri yan yana kullanıldıklarında, Hadîs, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e, Eser de Sahabe’ye (bazen de Tâbiîn’e) âid rivâyetlere denir. Bu iki kelimenin birbirlerinin yerinde kullanıldıkları da olur.
    [2] (Hâfız Ebû Süleymân el-Hattâbî,Ö:388 H. , Meâlimu’s-Sünen: 1/3)
    [3] (Usûl-i Serehsî: 2/113 )
    [4] (Ebû Nuaym, Hilye 4/225)
    [5] Burada, âyet ve hadîs’dayanmayan görüş, demektir.
    [6] Burada, Kitab ve Sünnet’e dayanmayan inançlar, kasdedilmektedir.
    [7] Sünnet anlayış ve çizgisinin dışına çıkmak
    [8] Ehl-i Sünnete karşı çıkmak
    [9] (İmâm Ebû Ya’lâ el -Ferrâ, “Tabakâtü’l-Hanâbile”: 1/31, 1/65…)
    [10] (İbnü’l-Kayyim, İ’lâmu’l-Muvakkıîn, 1/44)
    [11] (İbnu’l-Cevzi, Manâkıbu’l-İmâm Ahmed:174, Âl-i Teymiyye, el-Müsvedde: 401 ve 484, Zehebî, es-Siyer: 11/296)
    [12] (Âl-i Teymiyye, El-Müsvedde :473)
    [13] (İmâm Zehebî, Siyer:18/91-192)
    [14] Delîlleri gösterilmeyen, sadece hükümler yazılan kısa kitab
    [15] Hepsini taşımasa da bir kısmına sâhib olmuştur.
    [16] (Siyer: 18/91-192)
    [17] (Beyânü Fadli İlmi’s-Selef alâ İlmi’l-Halef :57)
    [18] (Hafız İbn-i Receb 795 H.de öldü!)
    [19] (Beyânü Fadli İlmi’s-Selef alâ İlmi’l-Halef: 69)
    [20] (Bunu, İbn-i Ebî Hayseme rivayet etti. Nitekim bu, İbn-i Receb’in “Şerhu ileli’t-Tirmizî”sinde vardır: 1/413 .Bu rivâyeti, bir de Ebû Nüaym Hilye’de rivayet etti: 4/225)
    [21] (İbn-i Abdi’l-Berr, Câmiu Beyâni’l-İlm; 2/130).
    [22] (İbn-i Hibbân bunu “el-Mecrûhîn”in mukaddimesinde rivâyet etti. 1/42)
    [23] (Bunu da İbn-i Hibbân rivayet etti: 1/42)
    [24] (İbn-i Asâkir, Tarih-i Dimeşk: 5/359; ((Hatîb)),Tarih-i Bağdâd: 13/7; ((Mizzî)),Tezhîb-i Kemâl: 24/270-271, İbn-i Receb, Şerh-i İlel, 1/413 )
    [25] (İbn-i Asâkir, Tarih: 50/359)
    [26] (Kadı İyâd, Tertîbü’l-Medârik 2/427)
    [27] (İbnü Abdi’l-Berr, et-Temhîd: 1/26)
    [28] (Tertîb-i Medârik, 1/96)
    [29] (İbnü Ebi Zeyd el Kayrevânî, el-Câmi’:151)
    [30] (İbn-i Ebî Zeyd, el-Câmi’:150)
    [31] (Tertîb-i Medârik, 1/124-125)
    [32] (Hatîb, el-Câmi’:2/109)
    [33] (Ahmed b. Hanbel, el-İlel:1/219)
    [34] Allahu a’lem, bir yer ismi
    [35] (O, İmâm Ebû Hanîfe’nin talebelerinin fakîhlerinin en büyüklerindendir).
    [36] (El- Fakîh vel-Mütefakkıh: 2/163)
    [37] (Hatîb, el-Fakîh vel Mutefakkih: 2/35)
    [38] (İbnu Abdi’l-Berr, Câmiu Beyânı’l-İlm: 2/98
    [39] (İbn-i Ebî Zeyd, el Câmi’:139,148-151) Burada mühim olan nokta Selef’in nassları nasıl anladığı, onlara nasıl baktığıdır. Selefin içinde Medîneli olanların tahsîs edilmesi ve diğerlerinden önce tutulması ise ayrı bir şeydir ki, şu noktada, içinde Hanefîlerin de yer aldığı Cumhûrun tercîhi ise böyle değildir.
    [40] (Hâfız Ebu’l-Kâsim el Esbahânî, El –Hucceh 2/401 )
    [41] (Kâdı Iyâd, Tertîb-i Medârik :ö:126 h. 1/66)
    [42] (İbn-i Receb, Şerh-i İlel:1/29)
    [43] (Tertîb-i Medârik :1/66)
    [44] (El-Muhaddisu’l-Fâsıl:322)
    [45] Kûfe, Basrâ, Şâm, Medîne, Hicâz ve Mısır gibi şehirlerin fakîhlerinin
    [46] (El-Fakîh vel Mutefakkıh: 1/353-354)
    [47] Burada, hocalarımıza denilmek isteniyor.
    [48] (Ebû Zür’a ed-Dimeşkî’nin Târih’i : 1/265, El-Muhaddisü’l-Fâsıl.318)
    [49] (El-Fakîh vel Mutefakkıh: 2/153, El-Muhaddisü’l-Fâsıl:242,559)
    [50] (el-Fakîh vel Mutefakkıh: 2/81)
    [51] (Hatîb, el-Câmi’:2/174)
    [52] (Nevevî’nin zamanında, 631-676 hicrîde, câhilliğin yayıldığı ve bir belâ olarak ortalığı sardığı zamanımızda değil.)
    [53] (Nevevî, Tehzîbü’l-Esmâ ve’l-lügât: 1/51).
    [54] (1/104-105)
    [55] (Tabiatıyla, ahkâm hadîsleri yönünden, adap ve ahlak yönünden değil.)
    [56] (Hatîp , el-Fakîh vel Mutafakkıh: 2/69)
    [57] (Ibnü Abdi’l-Berr, et-Temhîd: 21/172)
    [58] (Zehebî, Tezkiretü’l-Huffaz: 1/139)
    [59] (İbn-i Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ:24/173)
  4. hitman

    hitman Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    şeyh muhammed sultan el masumi'nin islamda mezhep adıyla türkçeye kazandırılan eseri de taklid ehline cevap bakımından kıymetlidir. muhakkak okunması gerekir.

    http://islah.de/menhec/men00001.pdf

    gerçi kör taklidin zararları ne kadar anlatılırsa anlatılsın taassubun verdiği bir kin ve husumetten olsa gerek, insanlarla hadis ashabının yolu arasına türlü engeller koymayı marifet sayan bidatçıları ikna etmek her zaman çok güç olmuştur.
  5. ferdiosman

    ferdiosman Islam-TR Üyesi Kullanıcı



    Mezhepsiz şeyh muhammed sultan el masumi'nin islamda mezhep adıyla türkçe çevrilmiş risaliyesine karşı doyurucu cevaplar veren Said Ramazan el- Buti'nin ''Mezhepsizlik en büyük bidattır'' adlı kitabı okunmaya değer.
  6. Kübra-22

    Kübra-22 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Hitman kardeş sana hodri meydan diyorum eğer taklit etmeye karşı çıkıyorsan. Gel açık bir sayfada seviyeli olarak tartışalım az öz cevaplar verelirm Kimse karışmasın. Bakalım sonn ne olacak. Ama dediğim gibi taklit etmeden tartışacakın. Bekliyorum.
  7. laylay

    laylay Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Sakin Olun...Burası Arena Değil :)...
  8. ferdiosman

    ferdiosman Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Kübra 22 kardeş bu hitman müfteri birisidir.İddialarını delillendirmekten aciz ,bu sitede Ebu Hanife'ye buğzuyla tanınan,defalarca yasaklanan birisidir.İlmi bir dil kullanmaması alameti farikasıdır.Konuşma seviyesi düşük bir insanla tartışırsan kaybedeceğinden korkarım ,ona malzeme verip şu fikir alışverişi yaptığımız siteyi daha fazla okunmaz hale getirmeyelim.Bunlar naylon müçtehid! Ne delil getirebilirsin ki;Adam içtihad edecek Kuran'dan sünnettten anladığım bu diyecek,tutturursam 2 sevap,tutturamazsam 1 sevap diyecek! Hem kimseyi taklid etmeden nasıl sana cevap verecek ki?

    Şaşkınlığım Ruveyda gibi aklı başında üyelerin bu yazılara dua etmesi,

    Not; belkide bu duasında Ruveyda acıdığından dolayı Allah'tan ona mağfiret dilemiş de olabilir!!!

    Uyarı;Huble kardeş sende gereksiz müdahaleler yapıyorsun,yapılan cürümlere ve devirilen çamlara doğan fitnelere müdahil olacağına ,bunlara ''artık bir dur'' diyecek insanları durduruyorsun.Mizan haktır!
  9. laylay

    laylay Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Hak Olanı bende bilirm kardeşim...şimdi biraz düşenelim...sen benim yerime geç ..ve forumu açtın..son mesaj hitmanda gelmiş..hitman bildiğimiz üslubla yazılarına devam ediyor..sonra sen gelmişsin..alaycı ve küçümseyici bir tavır..aynı hitmanın tavırları içerisinde cevap veriyorsun...hitman hakkı arıyorum diyor...sende hakkı arıyorum diyorsun...

    şimdi ben tamamen bilgisiz bir insan olsam yani cahil olsam ne düşünürüm...ikiniz hakkında..empati kuralım.....kayıkçı kavgasına tutuşmuş iki kişi forumda cedel yapıyor derim...neden derim...çünkü senin üslubun hitman üslubunu kopyalamaya başladı farkındamısın...yazılarını ve üslubunu tarafsız bir gözle okursan beni anlarsın


    aslında yazmam gereken bi kaç husus daha var ama .inş anlarsın ne demek istediğimi
  10. ferdiosman

    ferdiosman Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Ben kendimi ifade edemedim sanırım ,ama mesajı aldım, yalnız Ebu Hanife'ye ağza alınmayacak laflar söyleyen insanlara karşı çelebilik yapmamızı beklemen ve objektiflik ,tarafsızlık aramanıda doğru bulduğumu söyleyem, samimi olduğunu düşünüyorum.Selam ve dua ile...
  11. laylay

    laylay Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Amin İnş..Münazaraları Severim..başka Türlü Olsa İzin Vermezdim..ama delillerin konuştuğu münazaralar her zaman faydalı ve istifadeli olur
  12. jihat fisabilillah

    jihat fisabilillah Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    birisi bana sahih hadisi taklit etmek nasıl oluyor açıklayabilir mi

    ebubekir siffil mezhep i korumak için hadis i satmıştır.dediği şey bizim hadislerle hiçbir şey yapamayacağımız manasına gelir.ayrıca bir fıkıh imamının kendiliğinden vardığı sonuç ile hadis imamının rivayet ve hadis ilmine dayanan sonucu aynı kefeye koymak demogojidir.kimse yüzde yüz bir sonuca ulaşılacağını söylemiyor zaten ve kimse de sıradan kişilerin kafasına göre mezhep çıkarması gerektiğini de söylemiyor .peki sorarım o zaman hadis imamları birbirine mi girmiş?yüzde doksanı mı çelişiyor?yüzde yirmisi mi ,yüzde dokuzu mu ? peki bütün hadis imamlarının sahih dediği bir hadis herhangi bir fıkıh imamının fikriyle taban tabana zıt olduğunda ne yapacaksın
  13. Ehli_Hadis

    Ehli_Hadis Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Selman-ı Farisi şöyle der (v.35/655) Alim içtihadında isabet etse bile onu taklid etmeyiniz.(İbn Hazm el-İhkam II.332)

    İmam Şafii: Kendisinin meşhur Usul kitabı er-Risale’yi şerh ve tahkik eden Muhammed Şakir İmam Şafii’nin öğrencisi Müzeni’den şunu nakletmiştir: İmam Şafii hem kendisinin hem de başkalarının taklit edilmesini yasakladı.(Şafii er-Risale.s.95)

    İbnu’l Cevzi şöyle der: Mukallit taklit ettiği konularda güvensizlik içerisindedir.Taklit akıl nimetini iptal etmektir.Çünkü akıl düşünme ve ibret almak için yaratılmıştır.Eldeki meşaleyi söndürüp karanlıkta yürümek kadar çirkin bir şey düşünülebilir mi.(İbnu’l Cevzi Telbısu İblis.101)

    Mukallitler en parlak zekaya sahip olsalar bile ilimden faydalanamazlar Çünkü körü körüne bağlanmış oldukları görüşler kendilerini hakkı bulmaktan alıkoymaktadır Taklit ahlak düşünce ve insanlığı ilgilendiren her konu için garipsenecek bir yöntemdir Taklit hakikatleri olduğu gibi göstermez taklit bataklığına saplanmış biri selef ilminden de faydalanamaz Kasımı Delail’s’339’340)

    Şeyh Mansur b.İdris Hanbeli (v.1051) şöyle der: Bir alimin bizzat kendisine taklit etmeyi vacip gören birinin tövbe etmesi gerekir çünkü Peygamber s a v dışında hiç kimse bizzat taklit edilemez demiştir.(Şınkıti İrşad.s.170)

    İbn Hazm bu konuda şöyle der: Tevhid nübüvvet kader iman ceza imamet ahkam ve ibadetlerde taklide gitmek haramdır.Allah’u Teala bu konuda alim ümmi köle bekar çoban diye bir ayırım yapmamıştır Hepsi için haramdır Kim taklit ederse isyan etmiştir Mukallit yapmış olduğu taklit günahından derhal tövbe etmelidir (İbn Hamz el-ihkam fi Edilleti’l-Ahkam II.288
  14. ferdiosman

    ferdiosman Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Bütün sorularınızın cevabını ''İMAMLARIN FIKHİ İHTİLAFLARINDA HADİSLERİN RÖLÜ''adı ile Türkçe'ye Kayıhan yayınlarından çevirilen bu kitapta bulabilirsiniz.

    Şu linkten indirebilirsiniz;

    Dosyalar | PDF Dosyalar

    Müctehid Taslakları
    Mehmed Akif
    Bakın ne günlere kaldık: Ya beş, ya altı kopuk,
    Yamaklarıyle beraber ki hepsi kılkuyruk
    ,
    Utanmadan çıkıyor, içtihada kalkışıyor!
    Bu hâle karşı tahammül hakikaten pek zor.

    Harîmi Şer-i mübînin ahır değil... Oradan
    Çekil de kendine bir saha bul, behey nadan!

    Kilitli bir kapı var orta yerde anlaşana:
    Harem-sarây-ı Şerîat değil dalan dalana.

    Nasıl ki her kapının ayrı bir anahtarı var,
    Onun da var. Bunu idrâk eder birinci nazar.

    Nedir mi? Anlatayım: Sizde olmıyan irfan.
    Biraz haya edin öyleyse şaklabanlıktan!

    Kilitlidir kapı **ümmî duhât** için, amma
    Kıyâm-ı haşre kadar ictihâd eder **ulemâ**.

    Evet, şeraiti mevcûd olunca insanda;
    Ne kaldı men edecek içtihadı, meydanda?

    İle1-ebed yetişir müctehid bu ümmetten;
    Şu var ki: Çıkmalı ferdâ-yı nura zulmetten.

    Kıyâs-ı faside bir kerre eyleyin dikkat:
    Süveyşi açtı herif... Doğru... Neyle açtı fakat?

    Omuzlamakla mı? Heyhat! Öyle bir fenle,
    Ki bir ömür telef olmuş o fenni tahsile.

    Düşünmüyor bu kopuklar ki: Müctehid geçinen,
    Zamanının olacak muktedâsı irfânen.

    Kitâbı, Sünneti, İcmâı sağlam anlıyacak;
    Hilafı yoklıyacak, ihtiyâcı kollıyacak.

    Ne içtihadı yapar, yoksa, bir alay - zımmî
    Kadar nasîbe-i fikhîsi olmıyan - ümmî?

    Kuzum, eşek nalı yapsan: Bir usta çingenenin
    Yanında uğraşacaksın, başında mengenenin.

    Peki! Liyâkai-i fıtrîsi âdemin sâde,
    Kifayet eylemiyorken bu en hasîs işde,

    Ya içtihada nasıl kalkıyor bu sersemler?
    O içtihada ki: Dünyâ kadar ulûm ister!

    Sokarsa burnunu herkes düşünmeden her işe;
    Kalır selâmet-i milliyyemiz öbür gelişe!

    Neden vezâifî taksime hiç yanaşmıyoruz?
    Olursa bir kişinin koltuğunda on karpuz,

    Öbür gelişte de mümkün değil selâmetimiz!
    Yazık, yazık ki, bu yüzden bütün felâketimiz.

    İşin reculleri kimlerse çıksın orta yere;
    Ne var, ne yok, bilelim, hiç değilse, bir kerre.

    Sabahleyin mütefelsif, ikindi üstü fakîh;
    Sular karardı mı pek yosma bir edîb-i nezîh;

    Yarın müverrih; öbür gün siyasetin kurdu;
    Bakarsın: Ertesi gün içtihada pey vurdu!..

    Hülâsa bukalemun fıtratinde züppelerin
    Elinde maskara olduk... Deyin de hükmü verin!
  15. hattabi

    hattabi Üyeliği İptal Edildi Banned

    ferdiosman nikli üye bu yazılanlar sizin üzerinizde bir hayli yoğun olsa gerekki bu kadar koyu ve derin bir taassupla hemde şairlerin şiirlerinide buna katarak uslubu bozuk bir şekilde saldırı yapmanda vaz geçip bir olan hakkı anlamaya davet ediyorum ve şöyle başlıyorum. çünkü ALLAHcc kitabında taklit i yermişken kim bunu savuna bilirki.
    Taklitçiler cemaatı hayret size doğrusu. Kendinizin ve ilim erbabının aleyhinize taklitçiler ne ilim ehlidir ve ne de ilim ehli zümresinden sayılıdır, diye şahadetiyle kendi delilinizle kendi mezhe*binizi nasıl iptal ediyorsunuz. Delil getirme nerede? Delil sahibinin makamı nerede, taklitçilerin makamı nerede? Batıl olan taklidi hak olarak göstermeye çalıştığınız ve bu uğurda zikrettiğiniz deliller hüccet sahibinden aldığınız ve insanlar arasında süslendiğiniz eğreti elbiseden başka nedir? Bu aynı zamanda ihsan olunmadığınız bir şeyle doymuş görünmekten başka nedir? Bize ilim verilmedi diye kendi aleyhinize kendiniz şahitlik ettiğiniz halde ilimden söz etmeniz üzerinize geçirdiğiniz sahte bir elbise veehli olmayıp gasp ettiğiniz bir makamdır. Bize haber verin bakalım, sizi taklide sevk eden şey delil mi? Yoksa delilin dışında birilerine muvafakat ve tahminleriniz mi? Bu iki kısmın birini tercih etmekten başka sizin için çıkış yolu yoktur. Bu iki kısımdan hangisini tercih ederseniz, o kısım sizin taklitmezhebinizin fesadına hüküm verici ve hüccet mezhebine dönmenizi gerekli kılcıdır. Biz hüccet lisanıyla size hitap ettiğimizde, biz bu yolunehli değiliz diyorsunuz. Size taklitçi hükmüyle hitap ettiğimizde, taklidin geçerliliği için delil getirmeye çalıyorsunuz... Bu tenakuzdan başka bir şey değildir.
    Ne gariptir, taifelerden her taife, milletlerden her millet kendi taife ve ümmetinin hak üzere olduğunu iddia eder, ama sadece taklit fırkası bunların dışında kendilerinin hak üzere olduğunu iddia etmez.
    Şayet, Öyle bir şey iddia etselerdi, elbette taklidi iptal ederlerdi. Çünkü onlar kendilerini taklide sevk eden şeyin delil olmadığına kendileri şahitlerdir. Onların yolu sırf taklittir. Taklitçi hakkı batıldan ve yeniyi eskiden ayırt edemez.
    Daha da garibi imamlar kendilerinin taklit edilmelerini onlara yasakladığı halde taklitçiler bu hususta imamlarına muhalefetle asi olmuş ve şöyle demişlerdir: Biz onların mezhebi üzere devam etmekteyiz.
    Oysa bunu yapmakla imamların, mezheplerini üzerine bina ettikleri usullerine muhalefet etmişlerdir. Çünkü imamlar, görüşlerini delil üzerine bina etmiş ve taklidi de yasaklamışlardır. Delil zahir olduğunda kendi sözlerini terk ederek, delile tabi olmalarım vasiyet etmişler*dir. Taklitçiler ise imamlarının bu vasiyetlerine de muhalefet etmişler ve biz onların tabileriyiz demişlerdir. Bu taklitçilerin kuruntusudur. İmamların tabileri, onların yoluna suluk eden, usul ve füruda onların izlerini takip eden kimselerdir.
    İmamlar, kitaplarında taklidin batıl ve haram olduğunu, taklitle fet*va vermenin Allah'ın dininde helal olmadığını açıkça ifade etmişlerdir. Şayet bir devlet başkanı, kadıya mezheplerden muayyen bir mezhebe göre hüküm vermesini şart koşsa, bu şart ve bu şarta mebni atamalar sahih değildir geçersizdir. Bazı alimler, tayin ve atamaları geçerli, şartlan ise geçersiz görmüşlerdir. Müftüler için de hüküm ay*nıdır. Sıhhatini bilmedikleri bir şeyle fetva vermeleri alimlerin itti*fakıyla haramdır.
    Taklitçinin bir sözün sahih veya fasit olduğuna dair bir bilgisi yoktur. Nedeni ise ilmin yolu ona kapatılmıştır. Sonra taklitçilerden herkes kendi imamının sözünü terk etmeyeceğini buna karşılık imamı için ona muhalefet eden ne varsa Kitap, Sünnet, sahabe sözü veya imamının emsali veya ondan daha alim kişilerin sözlerini terk edeceğini kendisi çok iyi bilir.
    Sahabe döneminde onlardan bir sahabeyi imam edinerek onun bütün sözlerini taklit eden, o sözlerden hiç bir şeyi terk etmeyen, buna karşılık onun gayrı başka birinin bütün sözlerini terk eden ve onlardan hiçbir şey alamayan bir tek şahsın olmadığını kesin biliyoruz. Bu durumun ne tabiin ne de tabei tabiin döneminde olmadığını da biliyoruz. Taklitçiler, batıl olan taklit yoluna suluk eden, Rasuluîlah (saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) in diliyle övgüye mazhar, faziletli asırlarda yaşamış bir şahsı gösteremezler. Aksine bu taklit bidati Rasuluîlah (saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) in diliyle yerilmiş olan hicri dördüncü asırda ihdas olunmuştur.
    İmamlarını bütün sözlerinde onları taklit eden taklitçiler -o sözlerin gereğince- nikah, kan ve mallarla ilgili meselelerde bazen mubah, bazen de haram derler. Bununla beraber o sözlerin doğru mu yoksa büyük bir tehlike üzere hata mı olduğunu bilmezler. Bu adamların Allah-u tealanm huzurunda durumları çok çetindir. O zaman bilmeden Allah'a iftira ettiklerini ve hiç bir şey üzere olmadıklarını bilecekler elbet. İmamlardan diğerlerini terk ederek onlardan sadece bir tanesini taklit eden herkese aynen şöyle diyoruz: Taklit ettiğin imamı başkasına nispetle taklit edilmeye daha layık yapan şey nedir? Eğer o çağının en bilginidir, ondan sonra ondan daha alim gelmemiştir gibi batıl bir şey söyleyerek o alimin önceki alimlerden daha faziletli olduğunu söylerse ona şöyle denir:

    Kendi aleyhine şahadetinle sen ilimehli değilsin taklitçisin, hal böyle iken imamının ümmetin en bilgilisi olduğunu nereden bildin? Bunu ancak mezhepleri ve onların delillerini bilen ve onlar arasında racihini mercuhundan ayırt edebilen kimseler bilir. Gözleri görmeyen bir kimse, paranın gerçek mi şahta mi olduğunu nereden bilecek? Bu da taklitçilerin bilgisizce Allah'a iftiralarının başka bir yönüdür.
  16. Kübra-22

    Kübra-22 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Ehli hadis efendi. Sana sorularım var ama sadece kimseyi taklit etmeden kuran ve hadisle cvp istiyorum.

    1- Sahih ve zayıf hadisin tarifini kuran ve hadisle açıklayın. Sahabenin yapmadığı bu kısımlandırmaları kim yapmıştır. Peygamber s.a.v ve ashaının yapmadığını yapmak kimin haddinedir?
    2- Kurandan sonra en sahih kitabın buhari olduğunu ayet ve hadisle isbat edin.
    3- Peygamber s.a.v namazı beni gördüğünüz gibi kılın buyuruyor. Sen peygamber s.a.v den gördüğün gibi bir namazı anlatsana. Hiçbir imamı taklit etmeden gördüğün gibi bir namaz anlat bakalım.
    4- Müçtehit kime denir tarifini kuran ve hadisle hiçbir imamı taklit etmeden yaparmısın?


    Bu sorularıma zati alinizden cvp bekliyorum. Ama mert olun sadece allah ve resulünün sözleriyle cp verin.
  17. Habibullah

    Habibullah Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    oldukca zor sorular teknik olarak bu sorulara cevap verebilecek zatimuhteremler malesef yaklasik 15 asir avvel hakkin rahmetine kavustular....bu devirde busorulara cevap verebilecek bir zat felsefe yapabilir ancak.....
  18. Kübra-22

    Kübra-22 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Taklit inkarcılarının kolayca vermesi gerekir bu soruların cevabını. Ardından sırasıyla sorular gelecek inşallah. Tabiki tekrar ediyorum mertçe olmalı. Kuran ve hadisin dışına çıkmadan.
  19. ferdiosman

    ferdiosman Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Çok ciddi sorular,bende merak ettim cevabını,Müçtehidlik gerçekten zor işmiş,belli mi olur belki bizi ikna edecek cevaplar verirlerse,İmam-Azamı bırakır onları taklid ederiz.......Yok bu sorularda ümmetin icması var der iseler ,İmamın büyüklüğünde nasıl karar verdin sorusuda cevabını bulmuş olur sanırım....

    Bir diğer soruda bu zamana kadar kendini mezhep imamlarının usulünü benimsememiş kaç İMAM varki? Bakın koca İmam Tahaviye!!Var olanlarda kendi usullerini koyacak seviyede dinde İmam müçtehidlerdir, taklid etmesi yasak olan seviyededirler,ki onlarda avamın taklid etmesi gerektiğini söylerler,sizde bir usul getirinde sizi takip edenleri bir görelim.

    İşin reculleri kimlerse çıksın orta yere;
    Ne var, ne yok, bilelim, hiç değilse, bir kerre.
  20. Ehli_Hadis

    Ehli_Hadis Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Enes b. Malik radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    “İlmi talep etmek her müslümana farzdır. Mekasidu’l-Hasene (660) Feyzu’l-Kadir (4/267) Tahricu’l-Mişkat (218) Sahihu’l-Cami (3808) Sahihu’t-Tergib (70) Tahricu Müşkileti’l-Fakr (86) Sahihu İbn Mace (183)

    Soru:1- Sahih ve zayıf hadisin tarifini kuran ve hadisle açıklayın. Sahabenin yapmadığı bu kısımlandırmaları kim yapmıştır. Peygamber s.a.v ve ashaının yapmadığını yapmak kimin haddinedir?

    Bunun için ilk önce kişinin bu konuda bilgisi olması lazım zannetmeyin ki sonradan çıkan bir şey bu ilmin adıda Cerh ve Tadil’dir.buna birkaç örnek verip sizi bazı eserlere yönlendireceğim ilk olarak yukarıda bir hadis rivayet etmekle başladım İlmi talep etmek her müslümana farzdır.sizde bu ilmi talep edip araştırmanız lazım...

    1-Delil:peygamber "Biriniz 3 kez izin ister de izin verilmezse dönsün" buyurdu diyen Ebu Musa'ya "Ya Peygamber’in böyle söylediğini kanıtlarsın, ya da sırtını acıtırım" demiştir.Ömer'i endişelendiren O'nu yanına çağırmasına rağmen Ebu Musa'nın gelmemesi idi. Niçin böyle yaptığını sorunca 3 kez içeri girmek için izin istedim, cevap alamayınca geri döndüm, çünkü Peygamber böyle buyurdu" demesi idi. Ömer, Ebu Musa'nın bunu kendisini kurtarmak için düzdüğünü sanmış olmalı. Ebu Musa'nın hadisine Ebu Said el-Hudri tanıklık etti.el-Buhari/İs'tizan, Müslim/Adab

    Bunun üzerine Ömer şöyle der: "Ben seni suçlamadım, Fakat Allah Elçisinden hadis nakletmek çetin bir meseledir.Ebu Davud/Edeb

    2- Abdullah b. Abbas ile tâbiûnun ileri gelenlerinden Büseyr b. Ka’b el-Adevî arasında yasanan asagıdaki olay, hadiste uydurmacılıgın baslaması üzerine sahâbenin hadis rivâyetinde oldukça temkinli davrandıklarını göstermesi bakımından önemlidir. Tâvûs (ö.101/719) bu olayı söyle anlatır: “Büseyr el-Adevî, “Hz. Peygamber söyle buyurdu, Hz. Peygamber böyle buyurdu.” diyerek Abdullah b. Abbas'a hadis rivâyet etmeye basladı; ancak İbn Abbas ona kulak vermiyor, duymazlıktan geliyordu. Bunun üzerine Büseyr el-Adevî, “Ben sana Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem.) hadis rivâyet ediyorum; ama sen dinlemiyorsun!” diyerek İbn Abbas'ın, hadis rivâyetine karsı umursamaz tutumundan yakınıp sitem eder. İbn Abbas bu davranısının sebebini söyle açıklar: “Bizler, bir zamanlar birinin, “Resûlullah (s.a.v.) söyle buyurdu” dedigini isittigimizde gözümüzü dört açar, bütün dikkatimizle söyledigine kulak kesilirdik. Fakat insanlar dogru yalan demeden rastgele konusmaya baslayınca biz de bildigimiz hadislerden baskasını almaz olduk.” Müslim, Mukaddime I, 13.

    3- Sahâbe-i kirâm, kulaklarına gelen ve bizzat Resûlullah'tan duymadıkları her hadisi kabul etmekte acele etmez, gerektiginde hadisi ilk kaynagından arastırıp sorustururlardı. Resûlullah'ın saglıgında bu kaynak, Allah Resûlü'nün bizzat kendisiydi. Dımâm b. Sa'lebe'nin bizzat Hz. Peygamber'e gelerek elçisinin kendisine ilettigi bir hadisini ondan sorusturması sahâbînin duydugu bir hadisi bizzat Resûlullah'a gelip, ilk kaynagından arastırmasına örnektir. O, Resûlullah'ın elçisi tarafından kendisine rivâyet edilen hadisi hemen kabul etmek yerine hadisin çıkıs kaynagı durumunda olan Allah Resûlü'ne gelerek, kendisine iletilenlerin dogrulugundan emin olmak istemisti. Buhârî, _İlm 6; Müslim, İman 10, (12); Tirmizî, Zekât 2, (619); Nesâî, Siyâm 1, (4, 120); Ebû Dâvud, Salât 23, (486).
    Ve bunun gibi bir çok rivayet vardır:

    1-Hadisin sağlammı yoksa Allah Rasülü sallahu aleyhi ve sellem adına uydurulan bir rivayet mi olduğunun araştırılması.

    2-Bunun sağlam olduğunu anlamak için bunu ilk söyleyenden dinlenmesi.

    3-Ve buna benzer bazı rivayetlerin doğruluğuna dair şahitler istenmesi.bunları güzelce inceleyen rivayetin Sahih yolarlamı geldiği yoksa zayıf yollarlamı geldiği anlaşılır.tabi sadece bu yukarıda zikrettiklerimle değil buna benzer bir çok rivayetler vardır yani bir hadisin sahih mi zayıfmı olduğunu anlamak için nelerin gerektiği hakkında ki bilgi bazıları Kitap ve Sünnete dayandırılmıştır Bunun sonucunda Rical ilmi Cerh ve Tadil ilmi ortaya çıkmıştır.daha geniş bilgi almak isteyen Hatibin Şerefu ashabil hadis ve buna benzer Müslim’in Mukaddimesini Hadis kitaplarını okumaları gerekir….ilk başta dediğimiz gibi “İlmi talep etmek her müslümana farzdır…………

    2- Kurandan sonra en sahih kitabın buhari olduğunu ayet ve hadisle isbat edin.
    Buda Yukarda bahsettiğim konuya dahildir.ikincisi ise bu konuda ki deliller şunlardır:

    1-Delil: Onların aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet sana gelen hakkı bırakıp da onların heveslerine sakın uyma (Maide/48)

    Allah azze ve Celle’nin indirdikleri : ise Kitap ve Sünnettir.

    Allah azze ve Celle şöyle buyuruyor: Allah sana kitabı ve Hikmeti indirdi.Ve bununla sana bilmediğin şeyleri öğretti.Allah’ın senin üzerindeki fazlu keremi çok büyüktür.(Nisa/113)

    Allah Rasülü şöyle buyuruyor: Size kendisine sarıldığınız takdirde dalalete düşmeyeceğiniz iki şey bıraktım Bunlar Allah’ın kitabı ve benim sünnetimdir.(Hakim.1/93.s)

    Resulullah (s.a.v) de şöyle buyuruyor: Dikkat edin Bana Kur’an ve bir de misli verildi.(Ebu Davud 5.c.4604)

    Ve Allah Azze ve Celle indirdiği ni Koruyacağını Vaad ediyor ve şöyle buyuruyor:“ Muhakkakki bu zikri biz indirdik.Ve onu koruyacak olanda elbette yine biziz “Hicr/9

    Yukardaki konu ile bağlantılı olarak okursanız Allah Azze ve Celle İndiriği Kitap ve Hikmeti koruyacağını söylüyor Kitap Kur’andır Hikmet ise Sünnettir.bunun delilide yukarıda zikretmiş olduğumuz ayetler ve hadislerdir Çünkü Allah Rasülü sallahu aleyhi ve sellem Sizlere iki şey Bırakıyorum Allah’ın Kitabı ve Benim Sünnetim buyuruyor Allah Rasülü sallahu aleyhi ve sellem bu ikisine sıkı sıkıya sarılmamızı emrediyor Korunmamış bir şey olsa idi Bizi Korunmayan bir şeye havale etmesi biraz abes olurdu.Buna bağlantılı olarak Buhari’de gecen hadisler bize Sahih senedler ile gelmiştir.Bu sadece Buhari’deki gecen hadisler için değil Sahih olan Hadisleri Kur’anı Koruduğu gibi Allah bu Sahih olanlarıda Korumaktadır Çünkü Kur’an ve Sünnet vahiydir Vahiyde Allah’ın koruması altındadır.bu konuda anlaşılmıştır.inşaallah.

    3- Peygamber s.a.v namazı beni gördüğünüz gibi kılın buyuruyor. Sen peygamber s.a.v den gördüğün gibi bir namazı anlatsana. Hiçbir imamı taklit etmeden gördüğün gibi bir namaz anlat bakalım.

    Bu konu uzun bir konu Bu konuda bilgi sahibi olmak istiyor iseniz Hadis Kitablarının İkinci cildinde Allah Rasülü sallahu aleyhi ve Sellem’in nasıl namaz kıldığı anlatılmaktadır oraya başvurmalısınız…

    4- Müçtehit kime denir tarifini kuran ve hadisle hiçbir imamı taklit etmeden yaparmısın?

    Bu Konuda Yani Hüküm verecek olan kişide ne gibi vasıfların bulunacağına dair Darimi’nin sünen’inde bir çok rivayetler mevcuttur.Fetva verecek olan kişide hangi vasıfların bulunacağına dair Fetva verecek kişinin nasihi ve mensuhu bilmesi Kitap ve Sünneti bilmesi gibi vs bir çok şey zikredilmiştir.Hepsinide ayağınıza Beklemeyin ne demiştik en başta İlmi talep etmek her müslümana farzdır…………
Yüklüyor...
Konu Durumu:
Daha fazla cevap için açık değil.

Sayfayı Paylaş