1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.
  2. Duyuruyu Kapat

İlmi Konu Dört Imamın Itikatları Aynıdır

Konu, 'Akide - İtikad' kısmında IsLaM4eVeR tarafından paylaşıldı.

  1. IsLaM4eVeR

    IsLaM4eVeR لا اله الا الله - Lâ ilahe illallah Site Admin

      
    Dr. Nasır Abdullah El- Kıffari


    Kitabın orjinal adı

    Usulu’ddin inde eimmeti’l erbaa vahidetun

    Tercüme

    Oktay Yılmaz

    HUTBE-İ HÂCE

    Hamd, ancak Allah içindir. O’na hamdeder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden, kötü amellerimizden O’na sığınırız. Allah kimi hidayete erdirirse onu saptıracak yoktur, kimi de saptırırsa onu hidayete erdirecek yoktur.
    Allah’tan başka ilâh olmadığına şehâdet ederim. O, tektir ve ortağı yoktur. Ve şehâdet ederim ki, Muhammed O’nun kulu ve Resûlüdür.
    “Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin” (Âl-i İmrân, 3/102)
    “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riâyetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinize gözetleyicidir” (Nisâ, 4/1)
    “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin. Ki, Allah işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın.Kim Allah ve Rasûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur”(Ahzâb, 33/70-71)
    Şüphesiz, sözlerin en doğrusu Allah’ın kelâm’ı, yolların en güzeli Muhammed’in sallallahu aleyhi ve sellem yolu ve işlerin en kötüsü sonradan çıkarılanlarıdır. Sonradan uydurulup dine sokulan her yenilik bid’at ve her bid’at sapıklıktır.ve her sapıklık da ateştedir. [1]
    ÖNSÖZ
    Allah’a hamd olsun, Ona şükreder, Ondan yardım ister, Onun bağışlamasını dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden Ona sığınırız. Allah (c.c.) kimi hidayete erdirirse onu saptıracak, kimi de saptırırsa Ona hidayet edecek yoktur. Şahadet ederim ki Allah’tan (c.c.) başka ibadete layık ilah yoktur. Yine Şahadet ederim ki Muhammed (sav) Allah’ın kulu ve resulüdür.
    Bundan sonra:
    Dört imamın itikatlarının aynı olduğunu açıklayan bu risaleyi aslında 5 Cemadilula 1414 yılında Kualalumpur’ da düzenlenmesi planlanan “İkinci İslam Düşüncesi Sempozyumu” için hazırlamıştım. Fakat daha sonra bilmediğim nedenlerden dolayı bu sempozyum iptal edilince, genel faidesinden dolayı bazı eklemeler de yaparak yayınlamaya karar verdim. Cenab-ı Hak’dan, bu risaleyi benim için, kendi rızası için yazılmış, ahiret azığı kılmasını ve ümmetin faydasına sunmasını diliyorum.
    Önce ve sonra hamd Allah’a dır.
    Nasır el- Kıffari
    10/ 7 / 1414. M.
    GİRİŞ
    Ümmetin üzerinde icma ettiği asıl ve kaynaşmasını sağlayan esas; akide birliğidir. Coğrafi ve siyasi sınırlar ayrı olsa da, dilleri ve yurtları farklı olsa da, onlar paylaştıkları ortak akide ile tek bir ümmettirler. Fakat dilleri, yurtları, tarihleri ve sınırları aynı olup akideleri farklı olursa, sürekli ihtilaf ve düşmanlık içine düşerler. Bu söylediğimizin en doğru kanıtı ve tanığı geçmişte ve günümüzde yaşanan olaylardır.
    Allah (cc)’ın nimetlerindendir ki, ümmet yaşamında akide birliğini sağlayan unsurlar gayet sağlam ve canlı olarak devam etmektedir. Ümmet, Rabbinin kitabı ve peygamberinin sünneti ile top yekün bir sapıklıktan korunmuştur. Bu ümmet içinde kıyamet gününe kadar hak üzere sabit bulunan bir taife var olmaya devam edecektir ki, bu da, Allah’ın zafer ve kurtuluş verdiği hak taifedir.
    İslam'ın temel usulünden biri de cemaate yapışmak, ayrılık ve ihtilaflardan sakınmaktır.
    Rabbimiz bir, Peygamberimiz bir, kitabımız bir ve dinimiz birdir. Din usulü konusunda selef ve ümmetin imamları arasında herhangi bir ihtilaf yoktur. Cenab-ı Hak kullarını hak üzere toplanmaya çağırmaktadır: ‘Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; parçalanmayın’ Ümmet sadece hak ve hidayet üzere birleşebilir.
    Ortaya çıkan tüm ihtilafları, Allah’ın kitabı ve peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) in sünneti ile gidermek mümkündür. Çünkü Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: ‘Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz –Allah’a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız —- Onu Allah’a ve resulüne götürün.’
    Ayrılık ve parçalanmışlık; Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) in çizgisinden sapanların yoludur. Çünkü Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Dinlerini parça parça edip, guruplara ayıranlar var ya, senin onlarla hiç bir ilişkin yoktur.” Ümmetin selefi ve imamları arasında, itikat konusunda müessir herhangi bir ihtilaf yaşanmamıştır. Bu ihtilaflar daha sonra gelen müteahhirin arasında baş gostermiştir.
    Ehli sünnetten bazılarının, bazı itikadi veya ameli konularda hataları olabilir. Fakat Allah’a hamd olsun ki Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) in de haber verdiği gibi hata üzerine toplanmış değillerdir.
    Cahil veya kötü niyetli birtakım kimseler bazı imamlara birtakım batıl sözler isnat etmişlerdir.
    Bu hususta alimlerden biri şöyle dedi: “Bil ki, eser sahiplerinden birçokları imamlara onların söylemedikleri nice sözler nispet ettiler. Özellikle İmam Şafii, Malik, Ahmed ve Ebu Hanife’ ye birtakım bazı yanlış itikatları tasvip anlamına gelebilecek bazı kimi ifadeler nisbet edilmiştir. İmamlara birtakım bazı batıl sözler nisbet eden bu kimselere, bu sözlerin hangi sahih kanallar vasıtasıyla rivayet edildiği sorulunca, aynen Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e, sünnetinde olmayan bidat ve batıl sözler izafe edenler gibi, onlarında hemen oracıkta yalanları anlaşılmış olur. [2]
    Masumî şöyle dedi: “Sonradan gelen bazıları kendiliklerinden uydurdukları birtakım meseleleri imamlara nisbet etmişlerdir. [3]
    Şeyhulislam İbn Teymiyye kendilerini ehli sünnet ve dört mezhebe nisbet eden birçok bidatçının, sünnet ve dört mezhebe aykırı olarak kendiliklerinden uydurdukları birçok batıl görüşleri açıklığa kavuşturarak reddetmiştir. [4]
    Bu çalışmamda sayın okuyucuların dikkatlerini bu alanda gizlice yürütülen zararlı faaliyetler ve hilelere çekmeye çalıştım. Allah’a hamdolsun ki aleyhteki bu oyunlar, Allah’ın inayetiyle ümmetin tamamı üzerinde etkili olmamıştır. Allah (cc), her dönemde dine yöneltilen batıl ve zararlı faaliyetlerle mücadele eden sadık müminler var etmiştir. Dolayısıyla ilim ehli şöyle demiştir: Bizden önceki ümmetler döneminde, din bozulunca, Cenabı Hakk hakkı beyan etmek üzere yeni peygamberler göndermiştir. Bu ümmetin ise peygamberinden sonra başka bir peygambe olmayacak; fakat Allah (cc) Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in dini koruma ve beyan etme işini yürütecek salih alimler varedecektir. Bu nedenle Cenabı Hakk müminlerin yolunu, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e itaatle beraber zikretmiştir.
    “Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, kim Peygamber’e karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir.” (Nisa 4/115)
    USULU’D DİN KAVRAMI [5]
    Usulu’d din terimi, tefrika ve bidatlerin yaygınlaşmasından sonra mücmel bir kelime olarak hak ve batıl anlamlarda kullanılmıştır.
    Usulu’d Din’in Şeri Hakikatı
    Usulu’d din teriminin hakikatı Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Cibril hadisinde ifade ettiği imanın aslı, altı esastır ki bunlar: “Allah’a, meleklerine, kitaplarına, elçilerine, ahiret gününe, kaderin hayrına ve şerrine iman etmektir.” [6]
    İşte dinin aslı ve imanın ruknu, Kur’an’ın da ifade ettiği bu altı esastır:
    “Gönderilen peygamberler, rabbi taarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de iman ettiler. Onlardan her biri Allah’a, O’nun meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler.” (Bakara: 2/285)
    “Gerçek iyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin iyiliğidir ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır.” (Bakara: 2/177)
    “Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık.” (Kamer: 54/49)
    Usulu’d Din’in Batıl Yorumu
    Bazen bu terimden batıl anlamlar murad edilmektedir. Özellikle bazı Kelamcılar kendi uydurdukları asılsız itikadlara “Usulu’d din” adını vermişlerdir. Bazı tahkık ehli bu konuda şöyle demişlerdir: Usulu’d din büyük bir isimdir. Fakat bazıları bu büyük ismi, içinde dini fesat eden bir unsurun bulunduğu kendi görüşleri için kullanmaktadırlar. Hak ehli, onların bu tutumlarına karşı çıkınca da bunlar usulu’d dine karşı çıkıyorlar, diye yaygara koparıyorlar. Oysa onlar gerçekte usulu’d din’e değil, bunların uydurduklarına karşı çıkmaktadırlar ki. Bunlar onların babalarının uydurdukları isimlerden ibarettir.
    Din, Allah ve Resulünün teşri kıldığıdır. Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) dinin usul ve teferruatını beyan etmiştir. Resulüllah (sallallahu aleyhi ve sellem) dinin teferruatını beyan edip te aslını beyan etmemesi düşünülemez.” [7]
    Usulu’d Dinin Şeri Hakikati Konusunda Cehaletin Etkisi
    Usulu’d dinin şeri hakikati konusundaki cehalet, imamlar arasında aslen olmayan ihtilaf ve tartışmalar bulunduğu vehmine yol açmıştı,. İmamların kelam ilmine dalan bazı bağlıları, usulu’d din adı altında ortaya bazı meseleler atmakta, hatta bazen bu görüşlerin vehim ve cehaletlerinden dolayı bağlı oldukları imamlara nisbet etmişlerdir. Onların nakletikleri bu ihtilaf ve tartışmaları okuyanlar, bunların imamların görüşleri olduğu izlenimine kapılmaktadırlar, Hatta imamların bazı bağlıları kimi imamlara açıkca muhalefet ettikleri halde, bu görüşlerini de imamlara mal etmekten kaçınmamışlardır.
    Şeyhu’l İslam İbn Teymiyye şöyle dedi: “İmam Ebu Hanife, Malik, Şafi ve Ahmed’in öyle bağlıları var ki, bunlar birtakım görüşler öne sürmekte ve bu görüşlere muhalefet edenleri tekfir etmektedirler. Oysa gerçekte öncelikle bağlı bulundukları imamlar bu görüşlere muhaliftirler.
    Bu kimseler bazen de öyle sözler reddetmekte ve bu sözleri söyleyenleri tekfir etmektedirler ki, bu sözler, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e aittir. Bu tartışma ve inkar, özellikle esma ve sıfat (isimler ve sıfatlar) konusunda yaşanmıştır. Çünkü Cehmiyyenin bu konudaki batıl görüşleri bir çok insanı derinden etkilemiş ve bunlar bu görüşler uğruna Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sözlerini inkardan çekinmemişlerdir.” [8]
    Çünkü onlar usulu’ddini asli kaynağı dışında arayarak usulu’ddinden usulu’ddin olmayana kaydılar. Usulu’ddinden olan bir hususu inkar bir ve hak olan itikattan uzaklaştılar. Eğer Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)‘in getirdiği esaslara sarılsalar mankul ve makula uymuş ve asıl üzerine sabit kalmış olurlardı. Fakat usulü kaybettiler ve usulden mahrum oldular.
    “Usul, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)‘in getirdiklerine uymaktır.” [9]
    Usulu’d Din’in Diğer İsimleri
    Usulu’d din’in bir diğer ismi de “sünnet” dir. İmamların itikat konusunda yazdıkları bazı eserler bu ismi taşımaktadır. Bu şekilde isimlendirmelerinin nedeni, meselenin büyük öneminden dolayıdır. İbn Receb [10] (radiyallahü anh)’ın dediği gibi, bu hususta muhalif kalanlar helakın sınırındadırlar.
    Usulu’d din ‘in bir diğer ismi de Furu fıkhına nisbetle “ Fıkhı ekber dir. Bu konuda imam Ebu Hanife ve imam Şafiye nisbet edilen kitaplar vardır. [11] Ayrıca “ akide”, “ tevhid”, “usül”, iman” ve daha başka isimlerde kullanılmaktadır. [12]
    Usulu’d din ilminin isimlerini bilmenin bir diğer faidesi de boylece bu sayede bu ilmin asli kaynaklarını tanımak mümkün olacaktır. Çünkü bu ilmin bir çok kaynağı bugün yaygın olmayan diğer isimlerle mevcuttur.
    Mesela imamların bu konuda yazdıkları bir çok eser “Sünnet” adını taşımaktadır. İbn Ebi Asım’ın sünneti, Hallal’ın sünneti, imam Ahmed’in sünneti, İmam Abdullah'ın ve başkalarının sünnetleri bu kabildendir. [13] Usulu’d din ilminin hakikatini bilmenin en tabi ve ilmi yolu onu bu asli kaynaklarından okumaktır.
    DÖRT İMAMIN TANITIMI
    “Dört İmam” Teriminin Anlamı
    Bugün dört İmam denilince İmam Ebu Hanife, imam Malik, İmam Şafii ve İmam Ahmed anlaşılmaktadır.
    Tabi-i Tabiin döneminde ise, bu deyimle, İbn Teymiyye'nin, kendi dönemlerinin "dünya imamları" dediği şu dört imam anlaşılmakta idi.
    1- Malik b. Enes [14] (Hicaz bölgesinden)
    2- Evzai [15] (Şam'da)
    3- Leys b. Sa’d [16] (Mısır)
    4- Sevri [17] (Irak)
    Ebu Ubeyd el- Kasım b. Selam döneminde de dört imam'dan şunlar kastedilirdi.
    1- Şafii [18]
    2- Ahmed [19]
    3- İshak [20]
    4- Ebu Ubeyd [21]
    Sonra dört imam terimi şu isimler üzerinde istikrar bulmuştur: Ebu Hanife, Malik, Şafii ve Ahmed. [22]
    Dört İmamı Tanıyalım
    Bu dört imam, şöhretlerinden dolayı ayrıntılı olarak tanıtılmaya ihtiyaçları yoktur. Biz bu konuya kısaca değinecek ve bu konuda daha geniş bilgi almak isteyenler için her bir imamın hayatı hakkında yazılmış önemli kaynakların isimlerini vereceğiz.
    Ebu Hanife (H. 80-150)
    İmam, fakih, Irak alimi, İslam'ın imamlarından ve büyük alimlerinden biri. Ebu Hanife Numan b. Sabit b. Zoti el-Küfî. H. 80 yılında küçük sahabeler döneminde doğdu ve Küfe’ye gelen Enes b. Malik’i gördü. Hadis talebine önem verdi ve bunun için yolculuğa çıktı. Fikıh ve meseleleri konusunda büyük bir otorite ve söz sahibi idi. Bu hususta diğer insanlar O’nun talebeleri gibidirler. Birçok insan O’ndan rivayet almıştır. Hayatı hakkında yazılan bazı kitaplar şunlardır:
    Menakibi İmamu’l Azam Ebi Hanife (Muvaffık el-Mekkî)
    Menakibu İmamu’l Azam (İbn Bezzar)
    Fadailu Ebi Hanife (Abdullah es-Sadi)
    Fi Menakibu Ebi Hanife en-Numan (Abdulalim el-Kurbetî)
    Ebu Hanife (Ebu Zehra)
    Elmatalibu’l Münife. (Mustafa Nureddin)
    Ebu Hanife Batalu'l Hurriyeti ve’t Tesamuh (Abdulhalim el-Cundî)
    Hayatul İmam Ebi Hanife (Seyyid Afifî)
    Bu konuda yazılmış daha başka birçok eser vardır. [23]
    Malik B. Enes: (H.93-179)
    İmam, hafız ve ümmetin fakihi, Şeyhu’l İslam, hicret yurdunun imamı. Ebu Abdillah Malik b. Enes b. Malik el-Medenî. Zehebî şöyle dedi: Malik kadar menkıbeleri çok olan başka birisini bilmiyorum. Bu menkıbelerden bazıları şunlardır:
    1) Uzun bir ömür
    2) Müthiş bir zeka ve geniş bir ilim.
    3) İmamların onun hüccet ve rivayetinin sahih olduğu hususundaki ittifakları
    4) Dindarlığı, adaleti ve sünnete ittibası konusunda ki icmaa
    5) Fıkıh, fetva ve sahih kaideler hususundaki öncülüğü. [24]
    Hayatı hakkında yazilan bazı eserler şunlardır:
    Fadailu Malik (Ebu’l Hasan Fihr el-Mısrî)
    Malik b. Enes: Hayatihi ve Asrihi...(Muhammed b. Ebi Zehra)
    Ve Emin el-Hulî ve Mustafa eş-Şeka’nın kitapları. Ayrıca Fas’ta İmam Malik konulu bir seminer düzenlenmiş ve burada yapılan çalışmalar üç ciltlik bir eserde derlenmiştir. Kadı Iyaz da Tertib'ul Medarik isimli eserinde İmam Malik’e geniş yer ayırmıştır. [25]
    İmam Şafii
    Asrı'nın alimi ve ümmetin fakihi [26], Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in nesebinden ve sünnetinin savunucularından [27] İkinci yüzyılı müceddidlerinden [28] İlmin imamı ve ümmetin ilim okyanusu. Ebu Abdillah Muhammed b. İdris b. Abbas b. Osman b. Şafii b. Saib b. Ubeyd b. Iyd Yezid b. Haşim b. Muttalib el-Kurşî. Çeşitli ilmi eserler yazdı, ilmi tedvin etti, sünneti neşretti, usulü fıkıh ve füru’ konularında eserler yazdı. Kendi dönemindeki ilim ehline önderlik yaptı. Birçok faziletleri vardır. Hayatı ve menkıbeleri hakkında birçok eser yazılmıştır.
    Sübki şöyle dedi: Bana ulaştığına göre İmam Şafii’nin menkıbeleri hakkında ilk kez eser yazan Zahiriye’nin imanı İmam Davud b. Ali el-İsfahanî’dir. Bu konuda daha sonra onu şu alimler takip etmişlerdir: Zekeriyya b. Yahya es-Sacî ve Abdurrahman b. Ebi Hatim sonra Ebu’l Hasan Muhammed b. Hüseyn b. İbrahim el-Abarî, Hakim Ebu Abdillah, Ebu Ali Hasan b. Huseyn b. Hamkaf el-Esbahanî, Ebu Abdillah b. Ebi Şakir el-Kattan, İmamu’z Zahid İsmail b. Muhammed es-Serahsî, sonra biri İmam’ın menkıbeleri, diğeri de İmam’ın bazı yönlerini eleştiren Hanefi alimi Cürcanî’ye cevap niteliğinde iki kitap yazan Ebu Mansur Abdulkahir b. Tahir el-Bağdadî, sonra büyük hafız Ebu Bekr el- Beyhakî ve yine büyük hafız Ebu Bekr el-Hatıb sonra İmam Fahruddin er-Razî, Hafız Ebu Ubeyd Muhammed b. Muhammed b. Ebi Zeyd el-Esbahanî ve Hafız Ebu’l Hasan b. Ebi’l Kasım el- Beyhaki. [29]
    Çağdaş yazarlardan da bu konuda eser yazanlar vardır. Bunlara örnek olarak Muhammed b. Ebi Zehra’nın “Şafii: Hayatuhi ve asruhi” ile Münir Edhem’in “Rıhletu’l İmam eş- Şafii” isimli eserlerini verebiliriz. Bu konuda başka bilgi kaynakları da mevcuttur. [30]
    İmam Ahmed (H.164-241)
    Şeyhu’l İslam, Hafızu’l Hüccet ve kendi döneminde Müslümanların önderi. İlim, amel, sabır ve sebat timsali. Sünnet’in destekçisi ve bu uğurda karşılaştığı zorluklara göğüs geren; İmam Ebu Abdillah Ahmed b. Muhammed b. Hanbel b. Hilal b. Esed eş-Şeybanî.
    Ali b. el-Medinî O’nun için şöyle dedi: “Allah bu dini riddet döneminde Ebu Bekr es-Sıddık ile mihnet döneminde ise Ahmed b. Hanbel ile teyid etmiştir.”
    İmam Şafii’de şöyle dedi: “Fıkıh, vera, zühd ve ilim bakımından Ahmed’den daha üsün başka birisini görmedim”. Hayatı ve eserleri hakkında müstakil eserler yazılmıştır. Bunlara örnek olarak Beyhakî, İbn Cevzî ve Şeyhu’l İslam el-Ensarî’nin kitaplarını gösterebiliriz. Çağımızda bu konuda yazılan başlıca eserler ise şunlardır:
    Ebu Zehra “İbn Hanbel Hayatuhi ve Asruhi”
    Ahmed Abdulcavvad ed-Dumî “Ahmed b. Hanbel Beyne Mihneti’d-Din ve’d-Dünya”
    Muhammed Recebel-Betumî “İbn Hanbel”
    Muhammed el-Baha el-Hulî “el-İmamu’l Mümtehın”
    Ayrıca bu konuda yazılmış başka kaynaklar [31], makaleler [32] ve müşteşriklerin [33] eserleri mevcuttur.
    İmamların İtikat Birliği
    Dinî zaruretlerden biri de itikadın sadece Allah ve Resulünden alınacağını bilmektir. Bu nedenle ehl-i sünnetin yolu, sahih nastan dönmemek, makul ve fülanın sözü için nassa muhalefet etmemektir. Buharî (radiyallahü anh) şöyle dedi: “Hamidî’nin şöyle dediğini duydum: Şafii (radiyallahü anh)’nin yanındaydık, adamın biri gelip bir mesele hakkında soru sordu. İmam, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bu meselede şöyle şöyle hüküm verdi dedi. Adam, Şafii’ye “Sen ne diyorsun? deyince, Şafii kızarak “Subhanallah! Beni kilisede mi görüyorsun?! Beni havrada mı görüyorsun?! Beni zünnar takanların arasında mı görüyorsun?! Ben sana Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) hüküm verdi diyorum, sen ise “sen ne diyorsun?” diye soruyorsun?!” dedi. [34]
    Selef’ten buna benzer birçok söz gelmiştir. Çünkü bu tavır, ibadeti Allah'a has kılmanın bir gereğidir. Cenabı Hakk şöyle buyurdu:
    “Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur” (Ahzab: 33/36)
    İmam Şafii şöyle dedi: “Kendisine Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sünneti beyan olan kişinin bir başkasının sözüne uymasının caiz olmadığı konusunda alimler icmaa etmişlerdir” [35]
    Buradan hareketle imamların itikatları aynıdır; çünkü telakki kaynakları da aynıdır. Bunların itikat birliği ilim ehli tarafından bilinen ve kabul edilen bir husustur ki bu konuda Subkî şöyle dedi:
    “Aralarından itizal ve tecsim düşüncesine sapanlar hariç, Allah’a hamd olsun ki bu dört mezhebe tabii olanların itikatları aynı hak üzeredir, selef ve halef ulamasının hüsnü kabul ile karşıladıkları Ebu Cafer et-Tahavî’nin akidesini benimserler.” [36]
    Diğer İmamlar Ve Ümmet’in Selefinin İtikad Birliği:
    Sadece dört imam değil, tüm imamlar ve ümmetin selefi aynı hak itikat üzeredirle. Çünkü onların hepsi bu konuda ilmlerini direkt Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den alan sahabenin mezhebi üzeredirler. “Sahabe (Allah hepsinden razı olsun) Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında tek bir itikat üzerine idiler. Çünkü onlar vahiyi ve sahabe olma şerefini idrak etmişlerdir” [37]
    İtikatlarını tek bir kaynaktan, vahiy kaynağından aldılar. Başka maddeler ile bu temiz kaynağı kirletmediler. Bu nedenle: “Allaha hamd olsun ki İsimler, Sıfatlar ve Fiiller meselelerinden her hangi bir mesele üzerinde kesinlikle ihtilaf etmemişlerdir. Bilakis Kitab ve Sünnet’in ifade ettiği her hususu ispat etmişlerdir....” [38] Ümmet’in geri kalan selefi ve imamları da ihsan üzere onlara tâbi olmuşlardır.
    Madem ki durum böyle, o halde bilinen ve üzerinde ittifak bulunan bu konuyu niçin gündeme getiriyoruz?
    Ben derim ki: Bu hakikatin bazı insanlar tarafından görülmesini engelleyen birtakım belirsizlikler zuhur etmiştir. Öyle ki bazıları fıkhî mezheplerin çeşitliliğinin itikatta da çeşitlilik gerektirdiğini sanmışlardır. [39] Hatta 7. yy. da bazı kimseler imam'a gelerek O'na itkatları muhtelif olan iki kişinin durumunu ve kendisinin itikadını sordular. İmam (radiyallahü anh) bu soruya şöyle cevap verdi:
    “Şafii (radiyallahü anh) ve Malik, Sevrî, Evzaî, İbn Mubarek, Ahmed b. Hanbel, İshak b. Rahaveyh gibi selefin itkatları Fudeyl b. Iyad, Ebu Süleyman ed-Daranî, Süheyl b. Abdillah et-Tusterî'nin ve diğerlerinin itikatları, kendilerine tabi olunan imamların itikatlarıyla aynıdır. Bu imamlar arasında usulu’d din hususunda herhangi bir tartışma veya ihtilaf yoktur.
    Ebu Hanife (radiyallahü anh)’ninde itikadı aynıdır. Tevhid, kader vesair meselelerde O da yukarıda ismi geçen imamlarla aynı itikadı paylaşmaktadır. Tüm bu imamların itikatları sahabe ve ihsan ile onlara tabi olanların itikatlarının aynısıdır. Ki bu da Kitap ve Sünnet’in dile getirdiği itikattır” [40]
    Ümmet tarafından kabul gören hiçbir alimin bilerek Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in en küçük bir sünnetine dahi muhalefet etmesi mümkün değildir. Çünkü onlar Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e ittibanın vacip olduğu ve Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) dışında herkesin sözünün kabul ve red edilebileceği hususlarında tam bir yakin üzeredirler. [41]
    İmamların, kendi sözlerinden ancak Kitab ve Sünnet’e uyan sözlerin alınabileceği ve asıl olanın Allah ve Resulü’nün sözü olduğu yönünde sayısız ifadeleri mevcuttur.
    İmam Malik(radiyallahu anh) şöyle dedi:
    “Ben her beşer gibi hata ve isabet edebilirim. Sözlerime bakın, Kitab ve Sünnet’e uyanlarını alın ve o ikisine uymayan sözlerimi terkedin.” [42]
    İmam Şafii’nin de şöyle dediği tevatüren sabittir: “Hadis sahih olduğu zaman benim sözümü alın duvara çarpın” [43] Diğer imamlardan da buna benzer sözler rivayet edilmiştir.
    Bu nedenle ilim ehli, bazı imamlardan sahih hadise aykırı bir söz geldiği zaman bunun mutlaka bir özrünün bulunduğunu belirtmişlerdir. Bu özürler üç sınıftır:
    1- O sözü gerçekten Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in söylemiş olduğuna inanmamak.
    2- O söz ile bizzat sözkonusu meselenin kasıt edilmiş olduğuna inanmamak.
    3- Bu hükmün nesh edilmiş olduğuna inanmak.
    Diğer özürler bu üç ana özürden kaynaklanmıştır. [44]
    İmamlar bidat yoluna değil, ittiba yoluna tabi oldular. Onlar kendilerine örnek ve lider olarak Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i seçtiler. Bir kul Allah’ın azabından ancak şu iki şey ile kurtulabilir: Allah’ı birlemek ve gönderdiği elçiye uymak.
    Müslüman Allah ve Resulünün hükmünden başka hüküm kabul etmez. Allah ve Resulünün emir ve haberlerini uygulamak ve tasdik etmek için şeyhinden, imamından veya büyük kabul ettiği kimselerden izin almaya gerek görmez. Şeyhinin veya imamının sözlerine uymayan nasları tevil ve tahrif etmeye kalkışmaz. Kulun Rabbinin huzuruna -şirk hariç- tüm günahlarla gitmesi, böyle bir şeyle gitmesinden daha hayırlıdır. Müslümana düşen sahih bir hadis duyar duymaz onu sanki Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in dilinden dinliyormuş gibi hemen gereğini yerine getirmektir. Yoksa başkalarının görüşlerine uygun düşmüyor diye bu nasları tevil etmek değil. Bilakis başkalarının sözleri naslara uymadığı zaman reddedilmelidir. Makul denilen bir hayal için Allah Resulü’nün sözleri terkedilemez. O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) sözleri, kim olursa olsun hiç kimsenin tasdiğine tabi tutulamaz.
    Vacib olan, haber verdiği şeyleri tasdik ederek, emrettiklerine uyarak, yasaklarından sakınarak ve Allah’a onun gibi ibadet ederek tam anlamıyla Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) teslim olmaktır. [45] Nasıl ki “La ilahe illallah” şehadetinin gereği Allah’ı rububiyeti, uluhiyeti, isim ve sıfatları ile birlemek ise; “Muhammedu’r Resulullah” şehadetinin gereği de budur. İşte Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘e ittiba ve teslim olmanın en mükemmel şekli budur. Ki kendilerine uyulan İslam imamlarının O’na (sallallahu aleyhi ve sellem) uymadaki halleri böyle idi. “Allah’ın onlara ikram ettiği en büyük nimetlerden birisi de Kitab ve Sünnet’e sarılmalarıdır. Sahabe ve ihsan üzere onlara tabi olanların üzerinde ittifak ettikleri temel usulden biri de, rey, zevk, makul, kıyas ve saire hangi nedenle olursa olsun Kur’an’a aykırı hiçbir görüşü kabul etmemektir. Onlar kesin deliller ve kati ayetlerle yakinen biliyorlardı ki Resul (sallallahu aleyhi ve sellem) Hak Din ve Hidayet ile gelmiştir ve Kur’an en doğru yola iletmektedir” [46]
    İmamların usulü ve temek ölçüleri budur. Onlar dindeki imamet derecesine Seyyidu’l Mürselin (Gönderilmişlerin efendisi)’nin çizgisini takip ederek nail oldular. Bu nedenledir ki:
    İmam el-Lalkaî “Şerhu Usuli İtikadî Ehli’s Sünnet” isimli değerli eserine koyduğu ilk başlık şudur: “Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’dan sonra sünnet, davet ve istikamet çizgisinde yürüyen imamlar”. Müellif bu başlık altında sahabe ve onlardan sonra değişik İslam ülkelerinde değişik zamanlarda yaşamış bir grup imamın isimlerini zikretmiştir ki bunların tamamı hakka tabi, hak üzere müttefik ve toplanmış imamlardır. Zaten dindeki imamet derecesine de bu özellikleri sayesinde nail olmuşlardır.
    Fakat mademki itikat konusunda ümmetin selefi ve imamları Allah ve Resul’ünden aldıkları şekliyle aynı itikat üzere iseler, o halde bazı imamlar niçin bu konuda daha öne çıkmakta ve ehli sünnet mezhebi -bazen- onlara nisbet edilmektedir?
    Bu soruyu şu şekilde cevaplayabiliriz:
    Ehli Sünnet Mezhebinin Özellikle Bazı İmamlara Nisbet Edilmesinin Nedeni:
    Bu konuda bazı imamların ön plana çıkmasının nedeni; kendi döneminde yaygınlık kazanan bidatlere ve bidat ehlinin bu yolda sürdürdükleri yoğun faaliyetlere karşı verdikleri mücadele nedeniyledir. Bu imamlar, karşılaştıkları bidatlerle hak yoldan mücadeleye tutuşarak onların batıl görüşlerine karşı sünneti savunmuşlar ve İmam Ahmed örneğinde olduğu gibi bu yolda birçok eziyet ve sıkıntılara maruz kalmışlardır. Bu onların isimlerinin daha ön plana çıkmasına neden olmuştur. Es-Sefarinî şöyle dedi: “Selef’in mezhebi tüm imamların, tabiin ve sahabden, onların da Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den aldıkları mezhebin aynısı ise o halde niçin kendisinden önceki imamlar değil de özellikle İmam Ahmed bu mezhep ile meşhur olmuştur? diye sorduktan sonra bu soruya, ikinci hicri yüzyılda devlet yöneticilerinin de desteğiyle ortalığı kasıp kavuran Mutezile fitnesi ve bu fitneye karşı İmam Ahmed’in gösterdiği büyük direniş sonucu fitnenin yıkılıp, selefin mezhebinin galip gelmesi hadiselerini anlatarak cevap verdi.
  2. IsLaM4eVeR

    IsLaM4eVeR لا اله الا الله - Lâ ilahe illallah Site Admin

    İşte İmam Ahmed (radiyallahu anh)’in bu konudaki şöhretinin nedeni budur. Öyle ki Ebu’l Hasan el-Eşarî (radiyallahu anh) dahi onun bu konudaki İmametini kabul etmekte ve kendisini ona nisbet etmektedir” [47]

    İmam el-Eşarî (radiyallahu anh) şöyle dedi:
    “Bizim sözümüz ve dinimiz Aziz ve Celil Rabbimizin kitabına ve Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sünnetine sarılmaktır. Biz Sahabe, Tabiin ve Hadis İmamlarından gelen rivayetlere bağlıyız. Ebu Abdillah Ahmed b. Muhammed b. Hanbel’in -Allah O’nun yüzünü aydınlatsın, derecelerini yükseltsin ve sevaplarını çoğaltsın- söylediklerinin aynısını biz de söylüyoruz. O’nun sözlerine muhalif olanlara biz de muhalifiz. Çünkü O hakkı aydınlatan, dalâlet, bidat, eğrilik ve şüphe ile mücadele eden faziletli bir imam ve kamil bir liderdir. Allah O’na rahmet etsin. [48]
    Diğer imamlar da aynı yolda yürüdükleri halde İmam el-Eşarî, şöhretinden dolayı selef mezhebini İmam Ahmed’e nisbet etmiştir. Onlar ve onlara tabi olanların hepsi sünnet imamlarıdır ve kıyamete kadar onlara katılanların hepsi de sünnet ehlidirler. Bu nedenledir ki “Sen İmam Ahmed’in itikadını tasnif ediyorsun” diyenlere Şeyhu’l İslam İbn Teymiyye şöyle cevap vermiştir: “Ben özel olarak sadece İmam Ahmed’in değil tüm Selef-i salih’in itikadını tasnif ediyorum. İmam Ahmed sadece Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in getirdiği ilmin tebliğcisidir. Eğer İmam Ahmed, Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sünnetine aykırı olarak kendiliğinden bir şey demiş olsaydı biz bunu reddederdik” [49]
    İmam Ahmed’in hadis ilmindeki büyük mevkisi ve sünneti savunma yolunda çektiği sıkıntılar onun bu alanda daha meşhur olmasına neden olmuştur. Bazı mağrib alimleri şöyle demişlerdir:
    “Mezheb Malik ve Şafii’nin, zuhur ise Ahmed b. Hanbel’in dir.” Yani bazıları bu alanda daha çok meşhur olsalar da Ahmed ve diğer imamların mezhebleri aynıdır.
    Bu Alanda Dört İmamın Öne Çıkmasının Nedeni:
    Selef, diğer imamlar ve onlara tabi olanlar da aynı itikat üzere oldukları halde niçin özellikle dört imam ön plana çıkmaktadır?
    Dört imamın ön plana çıkmasının nedeni; ilimlerinin genişliği, makamlarının yüceliği, bu yolda verdikleri mücadele, sahabe ve tabiin dönemine yakınlıkları, İslam Alemi’ndeki etkileri ve mezheblerinin yaygınlığı nedeniyledir. Ayrıca bu şekilde imamların itikad birliğini ve bunun sünnet ve sahabenin görüşlerine uygunluğunu beyan ederek, bu imamlara tabi olduklarını iddia ettikleri halde gerçekte onların yollarına uymayan kimseler üzerine hüccet ikame edilmektedir. Üçüncü bir diğer husus ta şudur: Bu büyük imamların itikatlarını, muteber kaynaklarını esas alarak açıklıyoruz. Böylece bu imamlardan herhangi birisine nisbet edilen bazı batıl sözlerin asılsız ve uydurma olduğunu kanıtlamış oluyoruz. Şafii İmamlarından Şeyhu’l Harameyn Ebu’l Hasan Muhammed b. Abdilmelik el-Kercî [50] bu konuda “el-Fusul fi’’l Usulî ani’l Eimmet’l Fuhul İlzamen li-Zevi’l Bida ve’l Fudul” isminde bir kitap yazmıştır. Şeyh bu kitabında Şafii, Malik, Sevrî, Ahmed b. Hanbel, Buharî, Süfyan b. Uyeyne, Abdullah b. Mubarek, Evzaî, Leys b. Sad ve İshak b. Rahaveyh’in sünnet usulü konusundaki sözlerini beyan ederek itikadlarını tesbit etmiş ve her birinin hayat tercemesini vererek bu imamların İslam’daki büyük mertebelerini gözler önüne sermiştir.
    Şeyhu’l Harameyn kitabının bir yerinde şöyle diyor: “Diğerlerinden değil de sadece bu imamlardan nakil yapılması, doğusu ve batısı ile tüm İslam Aleminde bu imamların mezheplerinin yayılması ve bu imamların da, önderlik ve imametlik şartlarına diğer imamlara göre daha çok sahip olmaları nedeniyledir. Bu imamlar hıfz, basiret, zeka, Kitap, sünnet, icma, sened, rical, ahval, arab dili, dilin tarihi gelişimi, nasıh, mensuh, menkul, makul vs konularında tam bir yeterlilik sahibi idiler ve ayrıca emanete riayet ve dindarlılıkları ile temayüz etmişlerdir.
    Bu imamların bir diğer özellikleri de sahabe ve tabiin dönemine yakınlıkları ve ilimlerini onlardan almış olmalarıdır.”
    “Açıklamak istediğimiz üçüncü bir husus da şudur: Bu imamların mezheplerini ispatlayarak onlara uyuyormuş gibi görüldükleri halde itikadi konularda onlara muhalefet edenler aleyhine hüccet sunmaktır. Bir imamın itikadını inkar edip mezhebine uymak Şeran ve teban hayret verici bir şeydir.
    Kim ki ben, Şeran Şafii’ye, itikaden Eşarii’ye tabi oluyorum derse açık bir çelişkiye düşmüş olur. Çünkü Şafii, hiçbir zaman Eşarii değildi. Ben furuu da Hanbelî usulde Mutezilîyim demek de İmam Ahmed’e hakarettir. Çünkü Ahmed ömrü boyunca Mutezile ile mücadele etmiştir.”
    Ve yine şöyle dedi: “Ve yine Malikilerden bazıları da Eşarî mezhebinin fitnesine kapılmışlardır ki bu onlar için büyük bir ar ve vebaldir. Çünkü bu büyük imamların mezhepleri, Cehmiyye, Mutezile, Kadriyye, Vakifiyye ve Lafziyye mezheplerini inkara dayanır.”
    Yazar daha sonra lafız meselesi üzerinde durduktan sonra şöyle diyor: “Diğer selef imamlarının mezhepleri daha sonra unutulup, hiçbir tabisi kalmadığından onlardan nakil gereği duymadık.”
    “Eğer denilse ki: O halde niçin mezhepleri yaygınlık kazanan hadis ashabından sadece şu imamlardan nakilde bulunmadınız: Şafii, Malik, Sevri ve Ahmed? Çünkü Evzaî, Sevrî ve diğerlerinin hiçbir tabisi kalmamıştır.”
    “Denilir ki: Çünkü bu zikrettiklerimiz dışındaki diğer imamlar genel mezheb imamlarıdırlar. Ki bunlar kendi dönemlerinde önder idiler; fakat bunların mezhebleri daha sonra diğer büyük imamların mezheblerine ilhak edilmiştir. Şöyle ki İbn Uyeyne önder bir imam olmasına rağmen tercih ettiği hükümler konusunda herhangi bir eser yazmamıştır. Onun yerine Şafii, Ahmed ve İshak yazmışlardır. Dolayısıyla İbn Uyeyne’nin mezhebi bu şahısların mezheblerine karışmıştır.
    Leys b. Sad’ın öğrencileri ise onun mezhebini sürdürememişlerdir. Şafii şöyle dedi: ‘O’nun arkadaşları olmadı’. Ancak mezhebi Malik ve Sevri’nin mezheblerine yakındır. Dolayısıyla O’nun mezhebi de bu ikisinin mezhebine karışmıştır.
    Evzaî’nin sözleri ise mutlaka Malik, Sevrî veya Şafii’den birisinin sözlerine uymaktadır ki dolayısıyla O’nu mezhebi de bu üç mezhebe karışmıştır. Aynı şekilde İshak’ın görüşleri de Ahmed’in görüşleriyle aynı paraleldedir.”
    “Denilse ki bu imamların mezheblerinin diğer büyük imamların mezheblerine dahil olduğunu tafsilatlı bir şekilde kim açıklamıştır”? Derim ki: Bunu Şeyh Ebu Hamid el-Esferainî Beyanü’l Ahkam isimli büyük ve değerli eserinde açıklamıştır”
    “Ebu Zera ve Ebu Hatim'in namaz ve diğer hükümlerdeki tercihleri okuduğum ve gördüğüm kadarıyla Ahmed’in görüşlerine uygundur. Buharî’ye gelince; bu konuda Hafız Muhammed b. Tahir’in şöyle dediğini işittim: Buharî’nin hükümler ve meseleler konusundaki seçimleri Ahmed ve İshak’ın tercihlerine uygundur.
    İşte; özellikle bu imamları zikretmemizin nedeni onların imamet şartlarına daha çok sahip olmaları nedeniyle uyulmaya daha layık olmaları ve diğerlerinin onların imamet derecelerine ulaşamamış olmamalarından dolayıdır.”
    Yazar daha sonra ayrı bir bölüm halinde şöyle diyerek imamların değerlerini özetledi: “İmamların usul ve itikatlerini araştırıp ilmi deliller ile ispat edip, bunu bölümler halinde açıkladım ve her bölüme imametlerine delil olacak, onlara uymayı gerektirecek, muhalefetten sakındıracak övgülerle başladım. Günümüzde usul konusunda isimlerini andığınız imamlara uymak sahabe ve tabiinden gelen icmaaya uymak gibidir. Hiçbir müslüman bunun hilafına hareket edemez ve bu konuda hiçbir özür beyan edemez. Onlar hak üzeredirler ve bu ümmetin mezheblerinin büyükleridirler. Onlar önder alimler, din ve diyanet, sıdk ve emanet, büyük ilim ve ictihad erbabıdırlar. İşte bu nedenlerden dolayı ümmet onları baştacı etmiş, usul ve furuu da onlara uymuştur.”
    Yine şöyle dedi: “Kitabın başında da açıkladığımız gibi biz kesin olarak biliyoruz ki bu imamlar, imamlık şartlarına haiz olmaları, derin bilgileri ve Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in dönemine yakınlıkları nedeniye Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ve Sahabesinin itikatlarını kesinlikle herkesten daha iyi biliyorlardı.” Sonra şöyle devam etti: “Sonra bazı kardeşlerin soruları tevcihleri doğrultusunda bu kitabın başlıklarından birini imamların bazı sözlerine ayırdım.
    İmamların naslarını iki bölümde topladım:
    1) Sünnet ve faziletinin beyanı hakkında
    2) Bidat ve ehlini terki hakkında
    Birinci Fasıl: Bil ki ‘sünnet’ Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yoluna uymak ve gittiği yoldan gitmektir ki bu da üç kısmdır: Sözler, ameller ve akaid.
    Sözler: Zikirler ve tesbihat bu kısımdandır.
    Ameller: Namazın ve orucun sünnetleri, mezkur sadakalar ve ayrıca hoş davranışlar ve edeb kuralları vs gibi ki bu son ikisi istihbab ve sevab kazanma babındandır.
    Üçüncü kısım akaid sünnetidir ki buda inanılması gereken kaidelere imanetmekir”.
    Şeyh şöyle devam etti: “İşte onlardan bize ulaşan sözleri Allah'ın yardımıyla mümkün olan en veciz şekilde, ezberlemek isteyenlerin dikkatlerine sunuyorum:
    Sünnete uymak isteyenler bilmelidirler ki ‘akaid’ sünneti üç kısımdır.
    1) Allah’ın isimleri, zatı ve sıfatları.
    2) Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’ile ilgili hususlar.
    3) İslam ehli ile ilgili hususlar.”
    Şeyh, sonra da bu üç kısmın açıklamasına geçti. [51]
    Peygamberlerin De İtikatları Birdir:
    Tüm bunlardan, dört imamın ve hatta tüm imamlar ve ümmetin fakih selefinin itikatlarının aynı olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü onlar aynı kaynaktan almışlardır ki o kaynak da Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’dir.
    Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in itikadı ise diğer peygamber kardeşlerinin itikatları ile aynıdır. Şeriatleri değişse de tüm peygamberlerin (Tamamına salat ve selam olsun) dinleri birdir. Ebu Hureyre’den gelen sahih hadiste Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
    “Biz peygamberler topluluğunun dini birdir”.
    Nevevî şöyle dedi: “Cumhuru ulema şöyle dedi: Peygamberlerin iman ve şeriat usülleri birdir. Onlar tevhid usulü konusunda müttefik fakat şeriatin teferruatları konusunda muhteliftirler” [52]. İbn Hacer de şöyle dedi: “Söz, şeri teferruatlar konusunda ihtilaf etseler de, dinlerinin aslı aynıdır anlamındadır” [53]
    Cenabı Hakk birçok ayeti kerime ile bu hususu açıkça beyan etmiştir:
    “Senden önce hiçbir resûl göndermedik ki ona: “Benden başka İlâh yoktur; şu halde bana kulluk edin” diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiya, 21/25)
    “Andolsun ki biz, “Allah’a kulluk edin ve Tâğut’tan sakının” diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik.” (Nahl, 16/36).
    Bu nedenle yine şöyle buyurdu:
    “Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin” diye Nuh’a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya tavsiye ettiğimizi Allah size de din kıldı. Fakat kendilerini çağırdığın bu (din), Allah’a ortak koşanlara ağır geldi. Allah dilediğini kendisine (peygamber) seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir.” (Şura, 42/13)
    Allah’ın, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ümmeti için kıldığı İslam Dini, tüm peygamberlerin dinidir. [54]
    “Allah nezdinde hak din İslâm’dır.” (Al-i İmran, 3/19)
    Allah (cc) daha önce Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve diğer peygamberlere verdiği dinin aynısını Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) de vermiştir. “Dini ayakta tutun” buyruğundan maksat Allah’ın tevhidi, itaati üzerine olmak, peygamberlerine, kitaplarına ve ahiret gününe ve inanılması gereken diğer hususlara inanmaktır. Şeriatler ise ümmetlerin çıkarları gereği zamanlara göre değişiklik gösterebilir. Tıpkı Hakk Teala’nın buyurduğu gibi:
    “(Ey ümmetler!) Her birinize bir şerîat ve bir yol verdik.” (Maide, 5/4.
    Pegamberler; itikadi ve genel amel usuller itibariyle aynı din üzeredirler. İtikadi olarak: Allah’a, peygamberlerine ve ahiret gününe iman gibi. Ameli olarak ise; Enam, A'raf ve İsrailoğulları surelerinde zikredilen amelleri örnek olarak verebiliriz. Enam suresinin üç ayeti kerimesinde şöyle buyruldu:
    “De ki: Gelin Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana-babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin -sizin de onların da rızkını biz veririz-; kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın ve Allah’ın yasakladığı cana haksız yere kıymayın! İşte bunlar Allah’ın size emrettikleridir. Umulur ki düşünüp anlarsınız.
    “Rüşd çağına erişinceye kadar, yetimin malına, sadece en iyi tutumla yaklaşın; ölçü ve tartıyı adaletle yapın. Biz herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz. Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız dahi olsa adaletli olun, Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte Allah size, iyice düşünesiniz diye bunları emretti.
    “Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah’ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti.”
    Diğer örnekler:
    “Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine “of!” bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle. (İsra: 17/23. Ve tavsiye devam eden sonraki ayetler.)
    Ve ayrıca şu örnekleri de verebiliriz:
    “De ki: Rabbim adaleti emretti. Her secde ettiğinizde yüzlerinizi O’na çevirin ve dini yalnız Allah’a has kılarak O’na yalvarın. İlkin sizi yarattığı gibi (yine O’na) döneceksiniz.” (Araf, 7/29).
    “De ki: Rabbim ancak açık ve gizli kötülükleri, günahı ve haksız yere sınırı aşmayı, hakkında hiçbir delil indirmediği bir şeyi, Allah’a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.” (Araf, 7/33).
    Zikredilen bu hususlar üzerinde tüm peygamberler müttefiklerdir.
    Ayrıca Mekkî surelerde genel hatlarıyla tüm peygamberlerin üzerinde müttefik oldukları usulleri ihtiva etmektedir. [55]
    İşte tüm peygamberlerin üzerinde müttefik oldukları bu din, İslam Dinidir. Hakk Teala şöyle buyurdu:
    “Allah nezdinde hak din İslâm’dır.” (Al-i İmran, 3/19)
    Allah, öncekilerden ve sonrakilerden hiç kimseden, bu dinden başka bir din kabul etmez.
    “Kim, İslâm’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” (Al-i İmran, 5/85).
    Nuh (aleyhisselam)’dan peygamberimiz Muhammed (aleyhisselam)’a kadar tüm peygamberler aynı İslam üzeredirler. Cenabı Hakk Nuh ile ilgili olarak şöyle buyurdu:
    “Onlara Nuh’un haberini oku: Hani o kavmine demişti ki: “Ey kavmim! Eğer benim (aranızda) durmam ve Allah’ın âyetlerini hatırlatmam size ağır geldi ise, ben yalnız Allah’a dayanıp güvenirim. Siz de ortaklarınızla beraber toplanıp yapacağınızı kararlaştırın. Sonra işiniz başınıza dert olmasın. Bundan sonra (vereceğiniz) hükmü, bana uygulayın ve bana mühlet de vermeyin.”
    “Eğer yüz çeviriyorsanız, zaten ben sizden bir ücret istemedim. Benim ecrim Allah’tan başkasına ait değildir ve bana müslümanlardan olmam emrolundu.” (Yunus, 10/71-72)
    İbrahim ile ilgili olarak da şöyle buyurdu:
    “İbrahim’in dininden kendini bilmezlerden başka kim yüz çevirir? Andolsun ki, biz onu dünyada (elçi) seçtik, şüphesiz o ahirette de iyilerdendir.
    “Çünkü Rabbi ona: Müslüman ol, demiş, o da: Alemlerin Rabbine boyun eğdim, demişti.
    “Bunu İbrahim de kendi oğullarına vasiyet etti, Yakub da: Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslâm’ı) seçti. O halde sadece müslümanlar olarak ölünüz (dedi).” (Bakara: 130-132)
    Musa ile ilgili olarak da şöyle buyurdu:
    “Musa dedi ki: Ey kavmim! Eğer Allah’a inandıysanız ve O’na teslim olduysanız sadece O’na güvenip dayanın.” (Yunus, 10/84).
    Ve Mesih’in haberi:
    “Hani havârîlere, “Bana ve peygamberime iman edin” diye ilham etmiştim. Onlar (da), “İman ettik, bizim Allah’a teslim olmuş kimseler (müslümanlar) olduğumuza sen de şahit ol” demişlerdi.” (Maide, 5/111).
    “Tevrat’ı indirdik. Kendilerini (Allah’a) vermiş peygamberler onunla yahudilere hükmederlerdi.” (Maide, 5/44).
    Belkıs’ın da şöyle dediği bildirildi:
    “Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmişim. Süleyman’la beraber âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.” (Neml, 27/44).
    İslam, sadece Allah’a teslim olmak demektir. Hem Allah’a hem de bir başkasına teslim olan müşriktir. Allah’a teslim olmayan O’na ibadet etmekten büyüklenmektedir ki, O’na şirk koşan ve O’nun ibadetine karşı büyüklenen kimse kafirdir. Sadece O’na teslim olmak; sadece O’na ibadet etmek ve sadece O’na itaat etmeyi de içine alır.
    İşte bu İslam Dinidir ki Allah O’ndan başka din kabul etmez. Bu da, her zaman diliminde Allah’a, o zaman dilimi içinde emrettiği gibi ibadet etmekle olur. Önce Sahra (Aksa)’ya dönerek ibadet etmek emredilmiş iken daha sonra Kabe’ye yönelerek ibadet etmek emredilmiştir. İşte bu her iki fiili de emredildiği zamanda yapmak İslam’ın gereğindendir.
    Allah (cc), önce gelen peygamberlerin kendinden sonra gelecek peygamberleri müjdelemelerini ve onlara iman etmelerini, sonra gelen peygamberlerin de kendilerinden önceki peygamberleri tasdik edip onlara iman etmelerini dinin bir gereği kılmıştır. Hakk Teala şöyle buyurdu:
    “Hani Allah, peygamberlerden: “Ben size Kitap ve hikmet verdikten sonra nezdinizdekileri tasdik eden bir peygamber geldiğinde ona mutlaka inanıp yardım edeceksiniz” diye söz almış, “Kabul ettiniz ve bu ahdimi yüklendiniz mi?” dediğinde, “Kabul ettik” cevabını vermişler, bunun üzerine Allah: O halde şahit olun; ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim, buyurmuştu.” (Al-i İmran, 3/81).
    İbn Abbas şöyle dedi: Allah gönderdiği tüm peygamberlerden şayet onlar hayatta iken Muhammed (aleyhisselam) gönderilirse, ona iman ve yardım etmek üzere misak aldı. Aynı misakı O da ümmetinden aldı. Hakk Teala şöyle buyurdu:
    “Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab’ı (Kur’an’ı) gönderdik. Artık aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma. (Ey ümmetler!) Her birinize bir şerîat ve bir yol verdik.” (Maide, 5/4.
    Allah (cc) imanı bir bütün kıldı ve dini parçalamanın küfür olduğunu bildirdi:
    “Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler ve (inanma hususunda) Allah ile peygamberlerini birbirinden ayırmak isteyip “Bir kısmına iman ederiz ama bir kısmına inanmayız” diyenler ve bunlar (iman ile küfür) arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu;
    İşte gerçekten kâfirler bunlardır. Ve biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.” (Nisa, 4/150-151).
    Ve şöyle buyurdu:
    “Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rüsvaylık; kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilmektir. Allah sizin yapmakta olduklarınızdan asla gafil değildir.” (Bakara, 2/85)
    Hakk Teala bize şöyle hitab etti:
    “ “Biz, Allah’a ve bize indirilene; İbrahim, İsmail, İshak, Ya’kub ve esbâta indirilene, Musa ve İsa’ya verilenlerle Rableri tarafından diğer peygamberlere verilenlere, onlardan hiçbiri arasında fark gözetmeksizin inandık ve biz sadece Allah’a teslim olduk” deyin.
    Eğer onlar da sizin inandığınız gibi inanırlarsa doğru yolu bulmuş olurlar; dönerlerse mutlaka anlaşmazlık içine düşmüş olurlar. Onlara karşı Allah sana yeter. O işitendir, bilendir.” (Bakara, 2/136-137).
    Allah (cc) bize tüm peygamberlere iman etmemizi emretti. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in risaleti kendisine ulaştığı halde kim iman etmez ise, o kimse asla mümin ve müslüman değildir. İstediği kadar aksini iddia etse de.
    “Kim, İslâm’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” (Al-i İmran, 3/85)
    Yahudi ve Hristiyanların ‘Bizler müslümanız’ [56] dedikleri zikredildi. Bunun üzerine Cenabı Hakk şu buyruğunu indirdi:
    “Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır.” Bunun üzerine ‘Biz haccetmeyiz’ dediler. Hakk Teala da şöyle buyurdu: “Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstağnidir.” (Al-i İmran, 3/97).
    Allah’ın emri gereği evini haccetmeksizin tam anlamıyla O’na teslimiyet gerçekleşmiş olmaz.
    Ki Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) İslam’ın üzerine bina edildiği beş temelden birinin de hacc olduğunu bildirdi. [57]
    Allah şu buyruğunu Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Arafat’da vakfeye durduğu zaman indirdi.
    “Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı beğendim.” (Maide, 5/3)
    İnsanlar geçmişteki Musa ve İsa peygamberlerin ümmetlerinin müslüman olup olmadıklarını tartıştılar. Bu yüzeysel bir tartışmadır. Allah’ın Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’i gönderdiği ve Kur’an şeriatını kapsayan özel İslam’dır ve bugün İslam denilirken kastedilen de budur. Genel İslam ise, tüm peygamberlerin getirdiklerinin genel ismidir.
    Mutlak olarak İslam’ın temeli Allah’tan başka ilah olmadığına şahadet etmektir ki tüm peygamberler bu kelime ile gönderilmişlerdir. Hakk Teala şöyle buyurdu:
    “Andolsun ki biz, “Allah’a kulluk edin ve Tâğut’tan sakının” diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik” (Nahl, 16/36)
    “Senden önce hiçbir resûl göndermedik ki ona: “Benden başka İlâh yoktur; şu halde bana kulluk edin” diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiya, 21/25)
    “Bir zaman İbrahim, babasına ve kavmine demişti ki: Ben sizin taptıklarınızdan uzağım.”
    “Ben yalnız beni yaratana taparım. Çünkü O, beni doğru yola iletecektir”. (Zuhruf, 43/26-27).
    “İbrahim dedi ki: İyi ama, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?
    ‘’İster siz, ister eski atalarınız’’
    İyi bilin ki onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)” (Şuara, 26/75-76)
    “İbrahim’de ve onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki: “Biz sizden ve Allah’ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah’a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir.” (Mümtehine, 60/4)
    Cenabı Hakk yine Nuh, Hud, Salih ve diğer peygamberlerin şöyle dediklerini zikretti:
    “Andolsun ki Nuh’u elçi olarak kavmine gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin ondan başka tanrınız yoktur. Doğrusu ben, üstünüze gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum.
    “Ad kavmine de kardeşleri Hûd’u (gönderdik). O dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin; sizin O’ndan başka tanrınız yoktur. Hâla sakınmayacak mısınız?”
    “Semûd kavmine de kardeşleri Salih’i (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin; sizin O’ndan başka tanrınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir. O da, size bir mucize olarak Allah’ın şu devesidir. Onu bırakın, Allah’ın arzında yesin, (içsin); ona kötülük etmeyin; sonra sizi elem verici bir azap yakalar.
    “Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin ondan başka tanrınız yoktur.” (Araf Suresi).
    Ashabı Kehf ile ilgili de şöyle buyruldu:
    “Biz sana onların başından geçenleri gerçek olarak anlatıyoruz. Hakikaten onlar, Rablerine inanmış gençlerdi. Biz de onların hidayetini arttırdık.
    Onların kalplerini metîn kıldık. O yiğitler (o yerin hükümdarı karşısında) ayağa kalkarak dediler ki: “Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz, O’ndan başkasına tanrı demeyiz. Yoksa saçma sapan konuşmuş oluruz.
    Şu bizim kavmimiz Allah’tan başka tanrılar edindiler. Bari bu tanrılar konusunda açık bir delil getirseler. (Ne mümkün!) Öyle ise Allah hakkında yalan uydurandan daha zalimi var mı?” (Kehf Suresi).
    Ve şöyle buyurdu:
    “Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, (günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur.” (Nisa, 4/4.
    Peygamberlerin Davetteki Öncelikleri De Aynıdır:
    Tüm peygamberlerin itikatları aynı olduğu gibi davetlerinin esası ve davet ettikleri temel ilke de aynıdır ki bu da, sadece ortağı olmayan bir tek Allah’a kulluk etmektir. Her peygamber davetine şu cümle ile başlıyordu: “Allah’a kulluk edin, sizin ondan başka tanrınız yoktur.”
    Allah (cc)’ın haber verdiği gibi Nuh, Hud, Salih, Şuayb ve diğer tüm peygamberler davetlerine bu kelime ile yani tevhid ile başlamışlardır. Zaten dinin temeli de budur.
    Günümüzde de davetin bu esas üzerine yapılması ve insanların öncelikle sadece Allah’a kulluk etmeye çağrılmaları gerekir.
    Çünkü her bakımdan önder ve lider olan Allah’ın elçileri öyle yapmışlardır ve bizim yaratılış gayemiz sadece Allah’a ibadet etmektir. “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 51/56).
    Fakat günümüzde davet işini yürütenlerin az bir kısmı müstesna, çoğu bu önemli esastan gafildirler. Hilafetin 1924’de yıkılması İslam Cemaatlerinin buna tepki olarak tüm çalışmalarını hilafet ve imamet meseleleri üzerinde yoğunlaştırmalarına ve Peygamberlerinin davetlerini aslı ve temelinden uzaklaşmalarına neden olmuştur ki bunun aşağıda ifade ettiğimiz birçok vahim neticeleri olmuştur:
    1) İslam Aleminde her türlü şirkin yayılmasının hız kazanması.
    2) Bidatçilerin metodlarının benimsenmiş olması. Şöyle ki Rafiziler dinlerinin esasını İmamet meselesi üzerine bina ederlerken, Mutezile de emri bilmaruf ve nehyi anil münker üzerine bina etmiştir.
    3) Müslüman gençlerin idam sehpalarını ve hapishaneleri doldurmalarına neden olarak, istemeyerek de olsa, zalim yöneticilerin daha da güçlenmelerine sebep olunmuştur. Peygamberlerin tevhid esası üzerine yürüttükleri davet metoduna uyarak başarıya ulaşan davete, İmamu’l Müceddid Şeyhu’l İslam Muhammed b. Abdilvahhab’ın davetini verebiliriz. Ki O davetini şu iki esas üzerine yürütmüştür:
    1) Sadece Allah’a kulluğa çağırarak ve şirkten kaçındırarak itikadı düzeltmek. Bu onun temel amacı idi.
    2) Müslüman yöneticiler ile maruf üzere yardımlaşmak ki bu konunun detaylarına burada girmeyeceğiz.


    Kitab ve Devamı:

    https://docviewer.yandex.com.tr/vie...vaWZyYW1lIjpmYWxzZSwidHMiOjE1MDI1NzkzMDMyMTB9
  3. Darimi

    Darimi Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Allah hepsinden razı olsun. Firdevsine alsın.
  4. DAVA

    DAVA Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Amin ALLAH razi olsun üstad
  5. KavlulFasl

    KavlulFasl Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Cezekallahu Hayran.
  6. hanife_musluman

    hanife_musluman Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    DÖRT İMAMIN İTİKATLARI AYNIDIR Öylemi dersiniz !!!

    Bir kere Kuran’ın dinin tek kaynağı olduğu göz ardı edilip hadisler, içtihadlar dinin kaynağı kabul edilince, birçok mezhebin ortaya çıkması kaçınılmazdı. Nitekim öyle oldu ve yüzlerce mezhep ortaya çıktı. Bugün dört mezhep denilen mezhepler, işte bu birçok mezhepten zaman içinde daha çok kabul görüp, günümüze kadar gelenlerdir. Bir hadise göre erkeklerin baldırını örtmesi gerektiği, diğerine göre baldırın gözükebileceği anlaşılır. Bir hadis yorumuna göre kan akması, diğer hadis yorumuna göre ise kadın elinin değmesi abdesti bozar... Tüm bu örneklerdeki gibi farklı izahlarda doğruyu kim, nasıl bulacaktır? Kuran dışında başka kaynaklara kapıyı açarak kargaşalara yol açanlar, mezhepleri ortaya sürüp bu kargaşayı önlemeye çalışmışlardır. Böylece Kuran’ın dini, yani Allah’ın gönderdiği İslam; mezheplerin dinine, mezheplerin İslam’ına dönüşmüştür. Mezhep kurucusunun biri çıkar diz ile göbek arasını örteceksiniz hadisini alır, diğer hadisi inkar eder ve böylece dine yeni bir haram sokar. Diğer bir mezhep kurucusu ise baldırın gözükebileceği sonucu çıkan hadisi doğru, diğer hadisi yanlış kabul ederek baldırın gözükebileceğini ilan eder. Mezhep kurucularından biri Peygamber’in sivilcesinin koparılması ile ilgili hadisinden kanın abdesti bozduğu sonucunu çıkarır, dine bir ilave yapar. Diğeri ise kadın elinin değmesi abdesti bozdu yorumunu yapar, diğerinin ilavesini reddedip kendi ilavesini dine katar. Oysa bu hadisler başka türlü de yorumlanabilir. Fakat Kuran dinin tek kaynağı olduğu için buna ihtiyaç yoktur.
    Bir mezhebe göre cennetlik diğer mezheplere göre cehennemlik oluyor.
    Mezhepler arasındaki çelişkilere 100 adet örnek ;
  7. hanife_musluman

    hanife_musluman Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Mezhepler arasındaki çelişkilere 100 adet örnek ;

    Konular
    HanefiMalikiŞafiiHanbeli1Ölü Hayvanın derisi helal midir?HaramHelalHaramHelal2Pislikle beslenen hayvanların eti helal midir–Helal–Haram3Yılan balığı yemenin hükmü nedir?Helal––Haram4Erkeğin kırmızı elbise giymesinin hükmü nedir? MekruhHelalHaramMekruh5Erkeğin sarı elbise giymesinin hükmü nedir?HaramHelalHaramHaram6Ud, zurna, dümbelek, boru davul çalmak nedir?MekruhhelalHelalHaram7Karga eti yemenin hükmü nedir?HaramHelalHaramHaram8At eti yemenin hükmü nedir?HaramHelal––9Midye yemenin hükmü nedir?HaramHelal––10İstiridye yemenin hükmü nedir?HaramHelal––11Istakoz yemenin hükmü nedir?HaramHelal––12Kırlangıç eti yemenin hükmü nedir?HelalHelalHaramHaram13Kartal eti yemenin hükmü nedir?HaramHelalHaramHaram14Yarasa eti yemenin hükmü nedir?HaramMekruhHaramHaram15Beyt-i Tavaftan öne abdest almak nedir?VacipFarzFarzFarz16İlk iki rekatta Fatiha okumanın hükmü nedir?VacipFarzFarzFarz17Rüku ve secdelerde tesbih etmek nedir?Sünnet–SünnetVacip18İlk iki rekatta Fatiha’dan sonra sure okumak nedir?VacipMübahSünnetSünnet19Fatiha’dan evvel Besmele çekmek nedir?SünnetMekruhFarz–20Namazda ayakların arası ne kadar açık olmalı?4 parmak2 karış1 karış2 karış21Vitir namazının hükmü nedir?VacipSünnetSünnetSünnet22Tüysüz bir delikanlıya değen erkeğin abdesti bozulur mu?HayırEvetHayırHayır23Namazda selam almak abdesti bozar mı?EvetHayır––24Namaz kılan kimsenin önünden geçilmesinin haram olduğu mesafe ne kadardır?40 kulaç1 kulaç3 kulaç3 kulaç25Namaz içinde unutarak konuşmak namazı bozar mı?EvetHayırHayırEvet26Namazda hatayla yanlış bir kelime geçerse namaz bozulur mu?EvetHayırHayırHayır27Namazda af ve of demek namazı bozar mı?EvetHayırEvetEvet28Eti yenen hayvanların sidiği ve artığı necis midir?EvetHayırEvetHayır29Eti yenen hayvanların menisi necis midir?EvetEvetHayırHayır30Abdestin farzları kaçtır?476731Abdesti belli bir sıra ile almak farz mıdır?HayırHayırEvetEvet32Abdesti ara vermeksizin almak farz mıdır?HayırEvetHayırEvet33Abdestin sünnetlerinin sayısı kaçtır?188302034Misvak kullanmak sünnet midir?EvetHayırEvetEvet35Abdestte ellerin, yüzün ve kolların üçer kere yıkanması sünnet midir?EvetHayırEvetEvet36Abdestte başın üç defa mesh edilmesi sünnet midir?HayırHayırEvetHayır37Abdestte kulakların içten ve dıştan meshi sünnet midir?EvetEvetEvetHayır38Abdestte kulaklar kaç defa mesh edilmelidir?113139Abdesti bozan şeylerin sayısı kaçtır?1235840Cinsellik organına dokunmak abdesti bozar mı?HayırEvetEvetEvet41Namazda kahkaha ile gülmek abdesti bozar mı? Evet Hayır Hayır Hayır 42Deve eti yemek ve cenazeyi yıkamak abdesti bozar mı? Hayır Hayır Hayır Evet 43Abdest şüphe ile bozulur mu? Hayır Hayır Hayır Evet 44Kan akması abdesti bozar mı? Evet Hayır Hayır Hayır 45Delikli meshin üzerinden mesh etmek caiz midir? Evet Evet Hayır Hayır 46Gusül abdesti almayı gerektiren sebeplerin sayısı kaçtır? 745647Gusül abdestinin farzları kaç tanedir? 1153– 48Umursamazlıktan veya tembellikten dolayı namaz kılmayanın hükmü nedir? Hapsedilir, kanatılana kadar dövülür, öldürülür Tevbe etmezse öldürülür üç güniçinde tevbe etmezse öldürülür üç güniçinde tevbe etmezse öldürülür 49Ezanın sözleri peşpeşe okunmasa da geçerli olur mu? Evet Evet Hayır Hayır 50Arapça bilmeyen kimsenin kendisi için ezanı kendi dilinde okuması caiz midir? Hayır Hayır Evet Hayır 51Ezanda niyet şart mıdır? Hayır Evet Hayır Evet 52Ezan ve kamet esnasında selam almak caiz midir? Hayır Hayır Hayır Evet 53Fatiha suresi okunmadan kılınan namaz geçerli olur mu? Evet Hayır Hayır Hayır 54Namazı bitirirken selam vermenin farz olduğu miktar nedir? Farz değildir 1 tarafa vermek farzdır 1 tarafa vermek farzdır 2 tarafa vermek farzdır 55Erkeğin avret yeri neresidir? Göbeğiile diz kapağı arası Ön ve arka uzuvları Göbeğiile diz kapağı arası Göbeğiile diz kapağı arası 56Ölünün yıkanmasının farz olması için cesedin ne kadarının bulunması gereklidir? 01.Şub02.MarAz da olsa olur Az da olsa olur 57Ölüyü yıkarken ağzına ve burnuna su vermek gerekir mi? Hayır Evet Evet Hayır 58İhramlı iken hacda ölen kişinin üstüne hoş koku sürülüp başı örtülür mü? Evet Evet Hayır Hayır 59Cenaze namazını kimin kıldırması gerekir? Sultan Devlet Başkanı Kaldırması vasiyet edilen kişi Velisi Kaldırması vasiyet edilen kişi 60Cenaze namazı, namaz kılmanın yasak olduğu kaç vakitte kılınmaz? 53 kHer vakitte ılınabilir361Ölü gömülmek için, öldüğü yerden başka bir yere nakledilebilir mi? Evet Evet Hayır Hayır 62Oruç için dil ile söyleyerek niyet etmek şart mıdır? Evet Evet Hayır Evet 63Ramazan orucu için hergün ayrı ayrı niyet etmek şart mıdır? Evet Hayır Evet Evet 64Kan aldırmak orucu bozar mı? Hayır Hayır Hayır Evet 65Zekatın farz olması için hangi mallardan borçlu olmamak şarttır? Zirai ürün dışındaki mallardan Altın ve gümüş Böylebir şart yoktur Bütün mallardan 66Erkek ve kadının ziynet eşyalarından zekat vermeleri farz mıdır? Evet Hayır Hayır Hayır 67Kâğıt paradan zekat vermek farz mıdır? Evet Evet Evet Hayır 68Madenlerden ne kadar zekat verilmesi gereklidir? 01.May01.MayOca.40Oca.4069Ticarî bir eşyanın zekatının şartları kaçtır? 456270Topraktan çıkan her şey için zekat vermek farz mıdır? Evet Hayır Hayır Hayır 71Balın zekatını vermek farz mıdır? Evet Hayır Hayır Evet 72Vakfedilen topraktan zekat vermek farz mıdır? Evet Evet Hayır Hayır 73Kiralanan veya emanet alınıp ekilen toprağın zekatını vermek farz mıdır? Hayır Evet Evet Evet 74Zeytinin zekatını vermek gerekli midir? Evet Evet Hayır Evet 75Yem ile beslenen ve çalıştırılan hayvanlardan zekat vermek farz mıdır? Hayır Evet Hayır Hayır 76Koyun ile keçi kaç yaşlarında olursa zekatı farzdır? Koyun 1 Keçi 1 Koyun 1 Keçi 1 Koyun 1 Keçi 2 Koyun 1/2 Keçi 2 77Kadın yanında kocası olmadan hacca gidebilir mi? Hayır Evet Evet Hayır 78Acizlik veya zaruret yüzünden hacca gidemeyen kişinin kendi yerine başkasını göndermesi caiz midir? Evet Hayır Evet Evet 79Haccın şartı kaç tanedir? 245480Şeytan taşlarken atılan taşın cemreye düşmemesi caiz midir? Evet Hayır Hayır Hayır 81Müslüman olmayan bir fakire yemek verilmesi caiz midir? Evet Hayır Hayır Hayır 82İpeğin üzerine oturmak, yaslanmak, yastık olarak kullanmak, duvar örtüsü yapmak haram mıdır? Hayır Evet Evet Evet 83Erkek çocuğa ipek giydirmek caiz midir? Hayır Hayır Evet Evet 84Gümüş ile süslenmiş kaptan su içmek ya da abdest almak caiz midir? Evet Hayır Hayır Hayır 85Sakalı kesmek haram mıdır? Evet Evet Hayır Evet 86Tavla oynamak haram mıdır? Hayır Evet Evet Evet 87Satranç oynamak haram mıdır? Evet Evet Hayır Evet 88Ölen bir kişinin borçları ödenmeli midir? Hayır Evet Evet Hayır 89Kişi kendi arazisinde bulunan maddenin ne kadarını devlete vermelidir? 01.MayHiç Hiç Hiç 90Bir araziyi gasp edip eken kimse çıkan ürünün sahibi midir? EvetEvet Evet Hayır 91Yapılan bir sözleşmeyi değiştirme veya feshetme süresi ne kadardır? 3 gün İhtiyaç gereği kadar 3 gün Anlaşma ile belirlenir 92Cinsi tecavüzde bulunulan hayvanın hükmü nedir?Öldürülür, eti yenmez Öldürül mez, etiyenebilirÖldürülmez, etiyenebilirÖldürülmesi gerekir93Şarap ve diğer sarhoş edici maddelerin içilmesinin cezası kaç değnektir?8080408094Şarap kokan veya şarap kusan kişiye değnek cezası uygulanır mı?HayırEvetHayırHayır95Dinden döndüğü için öldürülen bir kişinin malı mirasçıla-rına verilebilir mi? EvetHayırHayırHayır96Dinden dönen kadın öldürülür mü?HayırEvetEvetEvet97Terketmek, hapsetmek, aç ve susuz bırakmak suretiyle bir kişiyi öldürmek, kasten öldürmek gibi midir?HayırEvetEvetEvet98Bir kadının hakimlik yapması caiz midir?EvetHayırHayırHayır99kufuryok necis bir hayvan mıdır?HayırHayırEvetEvet100Müezzin okuduğu cezandan dolayı ücret alabilir mi?HayırEvetEvetHayır
    Peki ben hala mezhepleri kabul etmelimiyim ?
  8. yusuf

    yusuf Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    SELAMUN ALEYKUM

    oncelikle hosgeldin hanife musluman ..

    yukaridaki yazini daha once okumustum .. burada insanlar mezhebler arasindaki farklari ogrensin diye yazdiysan cok isabetli olmus .. lakin konuyu hadislerin inkarina getiriyor isen yanlissin ..

    boyle dusunmemin sebebi verdigin linkin hadis inkarcilarinin ve musluman ahlakindan uzak olan insanlarin toplandigi bir web sitesi olmasindandir ...

    o sitenin adresini vermeden oradan alinti yaparak burada tartismaya sunman kadar dogal olan bir sey yoktur, cunku sonucta delil kazanir yani kuran ve resulullahin sunneti kazanir , lakin batil sitelerin reklamina izin verilmeyecektir.


    imzanizda iki ayet var

    Bu İlahi kelam –ki üzerinde hiçbir şüpheye yer yoktur– muttaki olanlara bir rehber olarak indirilmiştir, (Bakara/2)


    :Hiç kuşkusuz bu Kur'an insanları en doğru yola iletir ve iyi ameller işleyen mü'minlere, kendilerini büyük bir ödülün beklediği müjdesini verir.(isra/9)

    hamdolsun ne guzel ayetler bende bu ayetlere bir kactane eklemek istedim

    Bu yüzden onun (Allah Rasûlünün) emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok acı bir azap isabet etmesinden sakınsınlar" (en-Nûr, 24/63).

    "Âllah'a itaat edin, Rasûle itaat edin ve kötülüklerden sakının" (el-Mâide, 5/92).

    "Kim Rasûle itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur" (en-Nisâ', 4/80).

    "Peygamber size ne verdiyse onu alın ve size neyi yasakladıysa ondan da sakının. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı çetindir" (el-Haşr, 59/7).

    "Deki: Eğer Allahı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir" (Âlu İmrân, 3/31).

    "Hayır, Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar" (en-Nisâ, 4/65).


    " Allah ve Rasûlü bir işte hüküm verdiği zaman, artık mü'min bir erkek ve kadının, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Rasûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur" (el-Ahzâb, 33/36).

    "Bu yüzden onun (Allah Rasûlünün) emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok acı bir ozap isabet etmesinden sakınsınlar" (en-Nûr, 24/63).


    hepsini duyduk ve itaat ettik

    selametle
  9. IsLaM4eVeR

    IsLaM4eVeR لا اله الا الله - Lâ ilahe illallah Site Admin

    Hanife müslüman, birşey derken lütfen ne dediğinizi bilinde yazın oradan buradan birilerinin lafı ile yazarsanız şuanki gibi komik durumlara düşersiniz. Biz burada 4 imamın itikadının aynı olduğunu sizlere duyurduk. Siz ise ameli konularda örnek vermissiniz. İtikad nedir daha bunu idrak edememissiniz. Sitemizin aynı bu katagorisinde itikad nedir öncelikle onu okuyun sonra gelip burada eleştiri yapın.Buyur linkde vereyim : https://www.islam-tr.net/akide-itikad/13166-akidenin-tanimi-akide-nedir.html Ayrıca ameli konulardada çeşitlilik sizin dediğiniz gibi kuranı herkesin ayrı yorumlamasından kaynaklanmamıştır bu cahil , körü körüne mezhep inanışı sürdüren müslümanların anlayışıdır. Allah subhane ve teala kimseye kuranı kafasına göre yorumlamayı serbest bırakmamıştır Resulun bize anlattığı şekilde bizler amel ederiz ancak bu her zaman her kişiye sıhhat olarak saf gelememektedir. Bak ameli konularda imamların sözlerine https://www.islam-tr.net/yanitlanmis-sorular/3320-mezhepler.html temelde imamların mezhep dediğiniz ameli konularda da inanışları aynı. Hepsi birbirini destekler nitelikde sözler demiştir. Dikkatle oku.
  10. abdulwahid-musab

    abdulwahid-musab Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    FUTBOL TAKIMI TUTAR GİBİ MEZHEP TUTULUNCA MEZHEPLERİ SİLKELEMEK BÜYÜK İŞ ZANNEDİLİYOR. MEZHEP BİLMEDİĞİN BİR MEVZUDA BİLDİĞİN BİR ÇOK ALİMİN GÖRÜŞLERİNDEN UYGUN OLANI ALIP YAŞAMINA DEVAM ETMEKTİR

    YOK İLLA KURAN KURAN DEYİP AKIL PUTUNUN VE ABİ PUTUNUN ARKASINA SAKLANARAK RASULE TABİ OLANLARA RİVAYET DİNİ MENSUBU DEYİP KENDİLERİDE ABİ VE AKIL DİNİ MENSUBU OLANLARIN VAY HALİNE

    YUKARIDAKİ SORULARIN HEPSİNİ OKUDUM AMA KAFAM ŞİŞTİ AMA ŞU BİR GERÇEKKİ FIKIH YAŞANAN HAYAT DEMEK İNSANLARIN ÖYLE SORUNLARI OLMUŞ . ÇÖZÜLMÜŞ

    YOKSA BU NİKİNİZDEKİ HANİF KÖKÜ BELLİ BİR ÇEVREDEN GELMESİN

    RASULU ARA KABLOSU GÖRÜP 63 YILLIK HAYATINDA KAYDA DEĞER BİR SÖZ SÖYLEMEMİŞ Mİ YOKSA

    AŞAĞIDAKİ SÖZ HANİFLER OLARAK BİLİNEN İSLAM DAİRESİNDEN ÇIKMIŞ
    SÜNNET OLMAYI BİLE UYDURMA OLDUĞUNU SÖYLEYEN VE FITRATI BOZDUĞUNU İDDİA EDEN , BAŞLARINI KAPATMAYAN KADINLARLA DOLU YENİ AKIL VE NEFİS DİNİ MENSUPLARININ FİKİRLERİNDEN



    Görüldüğü gibi hadis adı verilen uydurma sözlerin, ne peygamberimizle ne de Necm suresindeki ayetlerle ilgisi olmadığı gibi tam tersine bu ayetler peygamberimizin duyurduğu sözlerin KUR’AN olduğunu bildirmektedir. Dolayısıyla Kur’an hadislere kesinlikle geçit vermez

    buda başka bir inci

    Müslümanim diye hic utanmiyorum.... Mevsim Bahar..Ben artık özgur bir müslümanım. Bir elimde KURAN, Bir elimde bahar çiçekleri ve arkamda 1400 yıllık hurafe, hadis, mezhep ve şeyhlerın enkazı.

    AH UYGUN OLSAYDI DA ŞUNLARIN FOTOĞRAFLARINI YÜKLESEYDİM

    ÇAĞDAŞ MÜŞRİKLER DAHA KAPALI GİYİNİYOR
  11. rambo

    rambo Üyeliği İptal Edildi Banned

    hanife müslüman :Eger takvalı takılacaksak mezheplerin insanın işerini zorlaştırdıgını vede karısıklıga sebepverdigini düşünüyorsak ,Bİ kaç tane sorum var.
    Mezhepleri bahane ederek vede ayrılık konusuymus gibi göstererek Peygamberi kuran dan ayrı tutarsak ve de sadece kuran yeter dersek peygamber efendimizi sadece ve sadece postacı hükmüne koymuş olmaz mıyız.Eger peygamber efendimizin ved e sahebelerin yaşantıları olmazsa idi kuranı kerimi bu gün hangi örneklemelerle hatırlayacaktık,eger farklı olaylar farklı zamanlarda olmazsa ve de olaylara göre ayet ler inmese idi,Peygambere ve sahabeye ne gerek vardı .Cebrail kuranı kerimi bıraksaydı toptan olarak insanlara desydiki bu kitap siizn icin gönderildi buna uyun o zaman da farklı bahanelr uyduracaktık , bunu sadece melekler yasayabilir .vs. Kuransız peygamber Peygambersiz vede sahabesiz kuran olmaz..
    Eleştirdigimiz ve de iclerinde çelişki var dedigimiz ,islam alimleri dedigimiz ,insanlar sosyal yaşantı vede sahabe, tabiiin gibi peygamber efendimizi görmüş yada görenleri görmüş insanları 1400 yıl sonra bugün ki bakış açısından eleştirmek hangi akla sıgar bilemiyorum.....
  12. rambo

    rambo Üyeliği İptal Edildi Banned

    ayrieten peygamberimiin yaptıkalrını yaptıgını söylüyolar vede peygamber efendimiz yaptıysa abedesteki örnek gibi takvalı olmak icin hepsinide yapmamız lazım degilmi yok saymakdansa,
  13. hanife_musluman

    hanife_musluman Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    we Aleyküm selam

    hoşbuldum tşk. ederim

    örnek verdiğiniz ayetler güzel ve kabulumuzdur biz resululla iman ettik şüphesizki o allan elçisidir.

    şimdi ayetlere banaen resulullah a.s ma nasıl uymamız gerektiğini armaızdan 1400 ksusur yıl geçmesine rağmen onu nasıl hakem edeceğimiz
    açıklarsanız seviniriz. resulun a.s in görevi neydi?
    resul a.s bizi ne ile uyardı? bununla ilgili ayetleride buraya alırsanız
    menmun olurum.
    saygılarımla...
  14. hanife_musluman

    hanife_musluman Islam-TR Üyesi Kullanıcı



    Kitap’ ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.

    6-Enam Suresi 38

    ne derseniz kuranda eksiklilikler vardıda 4 mezhep imamları mı tamamlamış bu soruya cevap verin lütfen..

    Yönetici notu:
    ( EEEEY IFTIRACI SANA 4 MEZHEP IMAMI TAMAMLAMIS DIYENMI VAR ? SEN UCMUSSUN, SADECE IFTIRA ATIYORSUN .. RABBIM SENI ISLAH ETSIN, BU IFTIRANI TEMIZLEMEDEN, YADA BIZIM VEYA DORT IMAMIN KENDI AGZINDAN KURAN EKSIKTI IMAMLAR TAMAMLADI DIYEN BIR YAZI DELIL GETIRMEDEN BIR DAHA BU KONUDA YAZAMAYACAKSIN )

    (Fussılet 44: Ve eğer Biz onu yabancı dilde bir Kur’an yapsaydık, elbette “Ayetleri detaylandırılmalı değil miydi? İster yabancı dilde ister Arapça!” diyeceklerdi. De ki: “O, iman edenler için bir kılavuz ve bir şifadır.” İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır. Ve Kur’an onlar üzerine bir körlüktür. Onlara çok uzak bir mekândan seslenilmektedir. )
  15. rambo

    rambo Üyeliği İptal Edildi Banned

    hanife müslüman mesele tamamlama meselesi degil peygamber efendimiz kuran terbiyesini cebrail yoluyla ALLAH (c.c) tan almıstır.İnsanlara bazı ayetler konulara göre birden degil yavas yavas ,bazıları kesin nas olarak inmiştir.vede bölgesel yaşantılar hanefiler genelde şehir yaşantısından örneklemeler verilirken şafide biraz daha köy yaşantısı ön plandadır,burdaki ayrılık diye görülen konularda kolaylaştırma babındandır.diyosunuz ya kan cizmeyi aşınca ....ama mezhepler üzerinden peygamberi yok sayıyosak o zaman iş daha da vahim
  16. yusuf

    yusuf Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    şimdi ayetlere banaen resulullah a.s ma nasıl uymamız gerektiğini armaızdan 1400 ksusur yıl geçmesine rağmen onu nasıl hakem edeceğimiz
    açıklarsanız seviniriz.

    bu soruyu ciddimi soruyorsun yoksa ? sizce resulullah sav i , hakem kilamazmiyiz su an ?

    ornek benim bir tanidigim icki satacakti ve soyle dedi ben bu na dair acik ayet bilmiyorum allah icmeyin demis ama satmayin dememis .. bizde resulullahi hakem yaptik hadislere baktik ve haramin ticaretinin yapana resulullah sav lanet ediyor ve haramin ticaretini yasakliyor ..

    bir tasavvufcuya siz din adamlarini rab ediniyorsunuz dedim ve su ayeti gosterdim

    Onlar, Allah'ı bırakıp hahamlarını ve rahiplerini, bir de Meryem oğlu Mesih'i rabler edindiler. Oysa ki, hepsi ancak bir ilaha ibadet etmekle emrolunmuşlardı ki, O'ndan başka hiçbir ilah yoktur; O, onların ortak koştukları herşeyden münezzehtir. ( tevbe 31)

    oda biz onlara ibadet etmiyoruz dedi bende hemen resulullah sav i hakem kilalim dedim ve su hadisi aldik olay cozuldu

    Adiy bin Hâtem, Rasûlullah’ın yanına geldiğinde bu âyeti okuyunca, Adiy: “Yâ Rasûlallah, hıristiyanlar din adamlarına ibâdet etmiyorlar, onları rab ve ilâh edinmiyorlar ki” dedi. Rasûlullah (s.a.s.) bunun üzerine şöyle buyurdu: “Onlara haramı helâl, helâlı da haram yaptılar, onlar da uymadılar mı din adamlarına?” Adiy: “Evet” dedi. Efendimiz buyurdu ki: “İşte bu, onlara ibâdettir/tapınmadır.” (Tirmizî, Tefsiru’l-Kur’an 10, hadis no: 3292)

    ben bu ornekleri cogaltabilirim sizin nasil geleceginizi tahmin edebiliyorum .. bu benim sizin gibilerle ilk tartismam degil

    siz hadis olmadan ebu leheb kim allah swt neden ebu leheb ten bahsediyor bulmazsiniz .. Ebu Leheb'in iki eli kurusun; kurudu ya. Malı ve kazandığı kendisine fayda vermedi. Alevli ateşte yanacaktır. Karısı da odun hamalı olarak. Boynunda sağlam hurma lifinden örülmüş bir ip bulunacaktır. (leheb)simdi size soruyorum ebu leheb kim neden iki eli kuruyor karisi neden odun hamali oluyor .. bana kuran ile acikla insaallah ..

    lakin biz bu ayeti hadisle anlariz

    Hz.Rasûlullah’a: “En yakın aşiretini uyar! ” (Şuara: 214) ayeti nazıl olduktan sonra, bir gün Rasûlullah a.s. Safa tepesine çıktı da”Ya Sabahah! ”(Mekke örfünde bu hitap kırmızı alarm gibihayati bir tehlikeyi duyurmak/uyarmak için kullanılır) ” diye nida etti... Hayatında hiçbir kimseyi aldatmamış o emin zatın bu hitabını duyan Kureyş Onun yanında toplandılar ve “Sana ne oluyor, ne var? ” dediler... Rasûlullah s.a.v. şöyle dedi: “Gördünüz mü (bir düşünün, ne dersiniz) ? ... Eğer size haber versem ki sabaha veya akşama bir düşman baskını olacak (tehlikedesiniz, tedbir almanız lazım) , beni tasdik eder miydiniz? ”... “Evet” dediler... Bunun üzerine Rasûlullah s.a.v. buyurdu ki: “Muhakkak ki ben önünüzdeki şiddetli bir azabdan dolayı size bir uyarıcıyım (o azab ile sizi uyarıyorum) ”... Bunun üzerine künyesi abdü’l uzza (uzza putunun kulu) olan Ebu Leheb: “Seni helak olasıca, bizi bunun için mi topladın? ” dedi... İşte bu olay üzerine Tebbet Sûresi nazıl oldu...


    resulun a.s in görevi neydi?

    sunhanallah ,resulullahin gorevi neydi ? siz ucmussunuz ... ama size soyleyeyim bir gorevini bize kurani aciklamakti nasil anlamamiz gerektigini ogretmekti . namazi ogretmekti hac i ogretmekti allah swt ya ibadet nasil yapilir onu ogretmekti...

    resul a.s bizi ne ile uyardı? bununla ilgili ayetleride buraya
    alırsanız
    menmun olurum.

    siz alin buraya insaallah ... ayrica uzerinize bekcide degilim ... size hidayet etmekle gorevlide degilim... hidayeti veren allahtir .. rabbim size hidayet etsin ...

    sana bu sekilde davranmamin sebebi geldiginiz yeri bilmem niyetinizi aciga vurmaniz ... yani sen sapik bir inanca dusmussun yoksa islami ogrenen biri olsan allah swt sahidki daha ciddi davranirdim ... senin burada yazdiklarina, hamdolsun geldigin sitede bir cok insan cevap yazmis ...siz burada o konulari tekararlamak istiyorsunuz .. bizden duyacaginizda onlardan duyduklarinizdan farkli olmayacak allahualem ..

    sana en son diyecegim senin dinin sana benim dinim bana .. ben hadislerde resulullahtan gordugum gibi namaz kilar, onun anladigi gibi kurani anlar ve onun uyguladigi gibi uygularim iste benim dinim bu .. benim dinimde amelin allah katinda gecerli olabilmesi icin iki sart aranir

    1. ihlas yani allah icin yapilasi

    2. SUNNETE UYGUNLUK ... benim dinim bu iste
  17. hanife_musluman

    hanife_musluman Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Takdim:

    Tebbet suresi, diğer adıyla Mesed suresi, Fatiha suresinden sonra Mekke`de altıncı sırada inmiştir. Beş ayettir. Adını surede geçen “تبّت Tebbet” ve “مسد Mesed (lif)” sözcüklerinden alır. Bu sure, peygamberimiz için bir teselli, Ebuleheb ve tüm din düşmanları için de bir uyarı mahiyetindedir. Bu surede peygamberimiz ve insanlığa verilen mesajlar edebî sanatlar ile ifade edilmiştir. Bizlerin bu edebî sanatları Türkçe meallerden fark edebilmemiz olanaksızdır. Ama Kur`an, mucize niteliğindeki sanatsal yapısıyla o günün aydınları (edipleri, şairleri) tarafından beğeni kazanmış ve kabul görmüştür.

    1. Uyarı:

    Fatiha suresini anlamadan Tebbet suresini okumayınız, anlamazsınız, anlayamazsınız. Üstelik de piyasadaki meal ve tefsirlerden okuyunca Kur`an`ın temel taşlarından birisi olan bu sureyi anlamsız bulursunuz.(!)

    Sureyi okumaya başlamadan evvel surede adı geçen Ebuleheb ve eşini tanımak ve surenin indiği günlerde yaşananlar ile ilgili bir takım ön bilgilere sahip sahip olmak gerekmektedir. O nedenle bunlar ile ilgili çok kısa bir açıklama veriyoruz.

    Ebuleheb:

    Ayette Ebuleheb olarak tanıtılan şahsın, Kureyş eşrafından Abdül Uzza b. (oğlu) Abdülmuttalib b. (oğlu) Haşim olduğu ve karısının da Ümmü Cemil (Avrâ) olduğu, herkes tarafından tartışmasız kabul edilmiştir.
    Bu şahıs peygamberimizin hem komşusu, hem dünürü ve en önemlisi de amcasıdır. Peygamberimizin Ümmü Gülsüm ve Rukıyye isimli kızları, Ebuleheb`in Uteybe ve Utbe isimli oğullarıyla evli idiler. Fakat Tebbet suresinin inişini takiben Ebuleheb`in baskısıyla boşanmışlardır.
    Ebuleheb, son derece zengin, iri cüsseli, kırmızı suratlı, çabuk hiddetlenen birisi idi. Hayatının sonuna kadar hep İslâm`a karşı savaşmış, her zaman müşriklerin başında veya yanında yer almıştır. Meselâ Bedir savaşına bizzat iştirak etmemiş ama yerine ücretli bir asker göndermiştir. Hezimeti öğrendiğinde ise son derece üzülmüştür.
    Doğum yılı bilinmeyen Ebuleheb, 624 yılında Mekke`de “karakızıl” denilen vebaya benzer bir salgın hastalığa yakalanmış ve yedi gün içinde ölmüştür. Hastalığın bulaşıcı olması sebebiyle cesedine oğulları dahil kimse yaklaşamamış, ölüsü üç gün öylece kalmış ve kokuşunca, uzun sırıklarla bir çukura itilip üstü kapatılmış, merasim yapılmamıştır.

    Ebuleheb`in karısı:

    Ebuleheb`in karısı, Harb`in kızı, Ümmü Cemil (Avrâ) dir. Bu kadın aynı zamanda Ebu Sufyân b. Harb`in kız kardeşi, Muaviye`nin de halasıdır.

    Surenin iniş sebebi:

    Fatiha suresi tefsirinde açıklamıştık ki peygamberimiz, “Kalk. Hemen Uyar! Ve Rabbinin en büyük olduğunu ilân et!” emrini aldıktan sonra kendisine Fatiha suresi vahyedilmişti. Bu vahyden sonra peygamberimiz bir sabah Safa tepesine çıkmış Mekke`lileri etrafına toplamış ve onlara Fatiha suresini okumuştu.
    Safa tepesindeki toplantıya Ebuleheb de gelmiş ve peygamberimizi dinlemiştir. Ancak, peygamberimizin tebliğini duyunca “Helâk olası, kahrolası, bizi buraya bunun için mi topladın” diye bağırarak peygamberimizi taşlamış ve onu ayağından yaralamıştır. (Tüm siyer ve rivayet kaynakları)

    Demek oluyor ki, peygamberimizin yaptığı tebliğ, Mekke`li Firavun bozuntularının işlerine hiç gelmemişti. Çünkü halk bu tebliğe itibar ederse, bundan sonra yalnızca Allah`tan yardım isteyecek, Rahman ve Rahîm sıfatları olan Allah`a sığınacak ve Din Günü`nün sahibi olan Allah`a kulluk edecekti. Bu durum ise kullarını ve çullarını (yani kölelerini ve mallarını) kaybetme korkusuna kapılan Mekke`li müşriklerin sonu demekti.

    Peygamberimiz görevi gereği pazar pazar, panayır panayır dolaşıp Hakk`ı tebliğe uğraşırken Ebuleheb de onu bir gölge gibi takip ediyordu. Onu etkisiz hâle getirebilmek için her yolu deniyordu. Toplantılarını sabote ediyor, “Bu benim yeğenim mecnundur, ona kulak asmayın” diyerek herkesi etkilemeye çalışıyordu. Bazen fiilî saldırılarla peygamberimizi taciz ediyordu. Bazı yerlerde de “Eğer kardeşimin oğlunun dedikleri doğru ise, çoluk çocuğumu ve malımı fidye olarak verip kendimi azaptan kurtarırım” diye alay ediyordu. (Bu inanç o günün müşriklerinde yerleşik bir inançtı. Bu konuya Necm suresinde değinilecektir.)
    Ebuleheb`in peygamberimize karşı duyduğu kinin bir başka sebebi de, Ebuleheb`in eski bir tarihte kardeşi Ebu Talib ile yaptığı bir kavgada peygamberimizin, diğer amcası olan Ebu Talib`e yardım etmiş olmasıdır. Yani eskilere dayanan bu kişisel düşmanlık, şimdi çıkardan olma korkusuyla büyümüş ve mahiyeti itibariyle din düşmanlığına dönüşmüştür.
    Ebuleheb peygamberimize olan düşmanlığını yukarıda anlatıldığı gibi taciz boyutunda sergilerken karısı da boş durmuyor, peygamberimizin evinin etrafına ve sokağına dikenler serperek, peygamberimiz aleyhinde dedikodular yayarak kocasına destek veriyordu. Bu desteği o kadar içten veriyordu ki, çok sevdiği ve devamlı boynunda taşıdığı gerdanlığını bile bu uğurda, peygamberimize yapılacak kötülüklerin ödülü olarak harcadı. Bir çok tefsirci, 6. ayette geçen “boynunda liften bir ip” ifadesinin, bu meşhur gerdanlığı temsil ettiğini düşünmektedir. (Tüm siyer ve rivayet kaynakları)

    Böyle bir engellemenin en yakın akrabaları tarafından yapılması peygamberimizi çok üzüyordu. Çünkü onların engellemeleri ve menfi propagandaları nedeniyle istediği başarıyı gösteremiyordu. Amcasının verdiği zarar başkalarının verdiğinden kat kat üstün oluyordu. Bazıları, “amcasının bile inanmadığına biz niçin inanalım” diyebiliyorlardı.

    İşte böyle bir ortamda peygamberimizi teselli etmek, desteklemek, moral ve güç vermek için bu sure indi.
    Daha önce inmiş olan Alak, Kalem, Müzzemmil ve Müddessir surelerinde, mal, mülk, çevre ve güç sahibi olduklarından dolayı şımarıp azarak ahiret gününü yalanlayanların Allah`a havale edilmesi gerektiği, onların cezalarının Allah tarafından verileceği bildirilmiş idi. İşte o surelerde sıfatları ile, karakterleri ile konu edilenler, bu surede Ebuleheb`in kişiliğinde somutlaştırılmışlardır.
    Kur`an`ın adlarını açıkça andığı, helâklerini ve ebedî lânete sürüklendiklerini haber verdiği kişiler yalnızca Ebuleheb ve karısıdır. Bu durum, onların düşmanca davranışlarının peygamberimizin tebliğine ne denli zarar verdiğini göstermektedir.

    2. Uyarı:

    Kur`an zaman ve mekân üstü, evrensel bir mesaj olduğu için, bu mesajın sadece belli bir tarih aralığına ve belli bir coğrafyaya ait olduğunu düşünmek yanlıştır. Kur`an bir konu hakkında örnek verirken tarih, yer ve isim belirtmez. Örnek verdiği kişilerin davranışlarını, sıfatları ve karakterleri ile birlikte ortaya koyar ve böylece verdiği örneğin her zaman ve her yerde geçerli olmasını sağlar.

    Bu surede de, günümüzde varlıklarının bir zerresi bile kalmamış olan Abdül Uzza (Ebuleheb) ve karısı Ümmü Cemil sembolize edilerek, bunlar gibi olanların, sergiledikleri tavırlar dolayısıyla uğrayacakları akıbet vurgulanmaktadır. Yani, zenginlikleriyle şımarıp azmış olan, Kur`an`ın davetine hakaretle cevap veren, Kur`an`ın gösterdiği dosdoğru yol üzerine dikenler serpen Abdül Uzzaları, Ümmü Cemilleri bekleyen kötü son anlatılmaktadır. Burada örneği verilen Ebuleheb ölmüştür ama Ebuleheblik her yerde ve her zaman var olacaktır.

    Bu surenin diğer bir mesajı da; peygamberimizin öz amcası için bile nasıl herhangi bir kayırma söz konusu olmamışsa, kişilerin sosyal mevkilerinin (kölelikten krallığa, fakirlikten zenginliğe) ve soylarının (seyyidlik, şeriflik vs.), onlara İslâm dini açısından hiçbir şey kazandırmayacak olduğudur.


    Bu sure, gaybe dair (geleceğe yönelik) bir haber vererek de bir mucize sergilemiştir. Surede Ebuleheb ve karısının iman etmeyecekleri ve cehennemlik oldukları bildirilmiştir. Gerçekten de bu surenin inişinden sonra, daha 15 sene yaşayan Ebuleheb, ölünceye kadar iman etmemiştir. Kur`an`ın inmeye devam ettiği yıllarda herkes tarafından görülen bu mucize, Muhammed`in peygamberliğinin de apaçık delillerinden biridir.
  18. yusuf

    yusuf Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    sen okudugunu anlamiyorsun ..

    sana bu ayet ornek verildi ... ve dendiki : simdi size soruyorum ebu leheb kim neden iki eli kuruyor karisi neden odun hamali oluyor .. bana kuran ile acikla insaallah ...

    burada bu sureyi bilmeyen yok hamdolsun ... sunneti inkar eden sahis sen sadece kurandan bu kadar seyi nasil cikardin? bos bos yazmisin, surenin inis sebebini ben yazmistim zaten, okumamissin yazilanlari ..

    Ayette Ebuleheb olarak tanıtılan şahsın, Kureyş eşrafından Abdül Uzza b. (oğlu) Abdülmuttalib b. (oğlu) Haşim olduğu ve karısının da Ümmü Cemil (Avrâ) olduğu, herkes tarafından tartışmasız kabul edilmiştir.
    Bu şahıs peygamberimizin hem komşusu, hem dünürü ve en önemlisi de amcasıdır. Peygamberimizin Ümmü Gülsüm ve Rukıyye isimli kızları, Ebuleheb`in Uteybe ve Utbe isimli oğullarıyla evli idiler. Fakat Tebbet suresinin inişini takiben Ebuleheb`in baskısıyla boşanmışlardır.
    Ebuleheb, son derece zengin, iri cüsseli, kırmızı suratlı, çabuk hiddetlenen birisi idi. Hayatının sonuna kadar hep İslâm`a karşı savaşmış, her zaman müşriklerin başında veya yanında yer almıştır. Meselâ Bedir savaşına bizzat iştirak etmemiş ama yerine ücretli bir asker göndermiştir. Hezimeti öğrendiğinde ise son derece üzülmüştür.
    Doğum yılı bilinmeyen Ebuleheb, 624 yılında Mekke`de “karakızıl” denilen vebaya benzer bir salgın hastalığa yakalanmış ve yedi gün içinde ölmüştür. Hastalığın bulaşıcı olması sebebiyle cesedine oğulları dahil kimse yaklaşamamış, ölüsü üç gün öylece kalmış ve kokuşunca, uzun sırıklarla bir çukura itilip üstü kapatılmış, merasim yapılmamıştır.

    Ebuleheb`in karısı:

    Ebuleheb`in karısı, Harb`in kızı, Ümmü Cemil (Avrâ) dir. Bu kadın aynı zamanda Ebu Sufyân b. Harb`in kız kardeşi, Muaviye`nin de halasıdır.

    Surenin iniş sebebi:

    Fatiha suresi tefsirinde açıklamıştık ki peygamberimiz, “Kalk. Hemen Uyar! Ve Rabbinin en büyük olduğunu ilân et!” emrini aldıktan sonra kendisine Fatiha suresi vahyedilmişti. Bu vahyden sonra peygamberimiz bir sabah Safa tepesine çıkmış Mekke`lileri etrafına toplamış ve onlara Fatiha suresini okumuştu.
    Safa tepesindeki toplantıya Ebuleheb de gelmiş ve peygamberimizi dinlemiştir. Ancak, peygamberimizin tebliğini duyunca “Helâk olası, kahrolası, bizi buraya bunun için mi topladın” diye bağırarak peygamberimizi taşlamış ve onu ayağından yaralamıştır. (Tüm siyer ve rivayet kaynakları)

    Demek oluyor ki, peygamberimizin yaptığı tebliğ, Mekke`li Firavun bozuntularının işlerine hiç gelmemişti. Çünkü halk bu tebliğe itibar ederse, bundan sonra yalnızca Allah`tan yardım isteyecek, Rahman ve Rahîm sıfatları olan Allah`a sığınacak ve Din Günü`nün sahibi olan Allah`a kulluk edecekti. Bu durum ise kullarını ve çullarını (yani kölelerini ve mallarını) kaybetme korkusuna kapılan Mekke`li müşriklerin sonu demekti.

    Peygamberimiz görevi gereği pazar pazar, panayır panayır dolaşıp Hakk`ı tebliğe uğraşırken Ebuleheb de onu bir gölge gibi takip ediyordu. Onu etkisiz hâle getirebilmek için her yolu deniyordu. Toplantılarını sabote ediyor, “Bu benim yeğenim mecnundur, ona kulak asmayın” diyerek herkesi etkilemeye çalışıyordu. Bazen fiilî saldırılarla peygamberimizi taciz ediyordu. Bazı yerlerde de “Eğer kardeşimin oğlunun dedikleri doğru ise, çoluk çocuğumu ve malımı fidye olarak verip kendimi azaptan kurtarırım” diye alay ediyordu. (Bu inanç o günün müşriklerinde yerleşik bir inançtı. Bu konuya Necm suresinde değinilecektir.)
    Ebuleheb`in peygamberimize karşı duyduğu kinin bir başka sebebi de, Ebuleheb`in eski bir tarihte kardeşi Ebu Talib ile yaptığı bir kavgada peygamberimizin, diğer amcası olan Ebu Talib`e yardım etmiş olmasıdır. Yani eskilere dayanan bu kişisel düşmanlık, şimdi çıkardan olma korkusuyla büyümüş ve mahiyeti itibariyle din düşmanlığına dönüşmüştür.
    Ebuleheb peygamberimize olan düşmanlığını yukarıda anlatıldığı gibi taciz boyutunda sergilerken karısı da boş durmuyor, peygamberimizin evinin etrafına ve sokağına dikenler serperek, peygamberimiz aleyhinde dedikodular yayarak kocasına destek veriyordu. Bu desteği o kadar içten veriyordu ki, çok sevdiği ve devamlı boynunda taşıdığı gerdanlığını bile bu uğurda, peygamberimize yapılacak kötülüklerin ödülü olarak harcadı. Bir çok tefsirci, 6. ayette geçen “boynunda liften bir ip” ifadesinin, bu meşhur gerdanlığı temsil ettiğini düşünmektedir. (Tüm siyer ve rivayet kaynakları)

    Böyle bir engellemenin en yakın akrabaları tarafından yapılması peygamberimizi çok üzüyordu. Çünkü onların engellemeleri ve menfi propagandaları nedeniyle istediği başarıyı gösteremiyordu. Amcasının verdiği zarar başkalarının verdiğinden kat kat üstün oluyordu. Bazıları, “amcasının bile inanmadığına biz niçin inanalım” diyebiliyorlardı.

    İşte böyle bir ortamda peygamberimizi teselli etmek, desteklemek, moral ve güç vermek için bu sure indi.
    Daha önce inmiş olan Alak, Kalem, Müzzemmil ve Müddessir surelerinde, mal, mülk, çevre ve güç sahibi olduklarından dolayı şımarıp azarak ahiret gününü yalanlayanların Allah`a havale edilmesi gerektiği, onların cezalarının Allah tarafından verileceği bildirilmiş idi. İşte o surelerde sıfatları ile, karakterleri ile konu edilenler, bu surede Ebuleheb`in kişiliğinde somutlaştırılmışlardır.
    Kur`an`ın adlarını açıkça andığı, helâklerini ve ebedî lânete sürüklendiklerini haber verdiği kişiler yalnızca Ebuleheb ve karısıdır. Bu durum, onların düşmanca davranışlarının peygamberimizin tebliğine ne denli zarar verdiğini göstermektedir.

    subhanallah , sana kimse burada bu ayet eskide kaldi evrensel bir mesaji yok demedi:D .. sana sorulani tekrar ediyorum .. sadece kuran ile nasil anlarsin bu ayeti, ebu leheb kim neden iki eli kuruyor karisi neden odun hamali oluyor acikla dendi ...

    Kur`an zaman ve mekân üstü, evrensel bir mesaj olduğu için, bu mesajın sadece belli bir tarih aralığına ve belli bir coğrafyaya ait olduğunu düşünmek yanlıştır. Kur`an bir konu hakkında örnek verirken tarih, yer ve isim belirtmez. Örnek verdiği kişilerin davranışlarını, sıfatları ve karakterleri ile birlikte ortaya koyar ve böylece verdiği örneğin her zaman ve her yerde geçerli olmasını sağlar.

    Bu surede de, günümüzde varlıklarının bir zerresi bile kalmamış olan Abdül Uzza (Ebuleheb) ve karısı Ümmü Cemil sembolize edilerek, bunlar gibi olanların, sergiledikleri tavırlar dolayısıyla uğrayacakları akıbet vurgulanmaktadır. Yani, zenginlikleriyle şımarıp azmış olan, Kur`an`ın davetine hakaretle cevap veren, Kur`an`ın gösterdiği dosdoğru yol üzerine dikenler serpen Abdül Uzzaları, Ümmü Cemilleri bekleyen kötü son anlatılmaktadır. Burada örneği verilen Ebuleheb ölmüştür ama Ebuleheblik her yerde ve her zaman var olacaktır.

    Bu surenin diğer bir mesajı da; peygamberimizin öz amcası için bile nasıl herhangi bir kayırma söz konusu olmamışsa, kişilerin sosyal mevkilerinin (kölelikten krallığa, fakirlikten zenginliğe) ve soylarının (seyyidlik, şeriflik vs.), onlara İslâm dini açısından hiçbir şey kazandırmayacak olduğudur.


    Bu sure, gaybe dair (geleceğe yönelik) bir haber vererek de bir mucize sergilemiştir. Surede Ebuleheb ve karısının iman etmeyecekleri ve cehennemlik oldukları bildirilmiştir. Gerçekten de bu surenin inişinden sonra, daha 15 sene yaşayan Ebuleheb, ölünceye kadar iman etmemiştir. Kur`an`ın inmeye devam ettiği yıllarda herkes tarafından görülen bu mucize, Muhammed`in peygamberliğinin de apaçık delillerinden biridir.

    ayrica unutma bu yazdiklarin siyerden alinmadir lakin siyer kitaplari ne kadarda hadis kitabi degilsede .. siyer icinde bir cok hadis barindirir .. sizin gibi hadisi inkar edenler nasil olurda siyerden delil getirebilirler bunca zaman hadislerin bozuldugunu iddia eden sizler nasil olurda siyere kaynak gozuyle bakabiliyorsunuz ...

    bu konuda yazmayin insallah, ilk mesaji bitirelim siz resulullahi hakem kilmayi ogrendinizmi ?

    ( egerki ilk konu bitirilmeden baska bir sey yazarsan silerim cunku amacim cedel degil bilgi edinmedir ...)
  19. yusuf

    yusuf Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    bakin simdi genelde sapik fikirler .. yazilarina dogru olduguna inandiklari soylemlerle baslarlar .. lakin soylemlerinde ki vaziyetlere kendilerininde dustuklerini goremezler aslinda yukarida yazilanlari oldugu gibi kabul edersek .. yani Peygamberimizin vefatindan sonra kiyamete kadar, hiçbir insaninin diger insanlardan ayricalikli dini payesi olamaz, aksini iddia etmek direkt veya dolayli olarak peygamberlik iddia etmekten baska bir sey degildir.. derken bu yaziyi yazarak bilakis kendileri soyledikleri duruma duserler .. aslinda bu yazi bir cok tebligciye de iftiradir .. hamdolsun peygamberlik idiasinda bulunmadan dogruyu isabet etmis ise allahtan yanlissa nefsinden ve seytandan oldugunu soyleyen bir cok alim vardir ..( rabbim cumlesine rahmet etsin )

    burada islami teblig eden insanlari hasa peygamberlik tasladigini iddia eden sahsisa bu alimlerin kendi sozlerini delil getirelim

    1- Ebû Hanife

    “Hadis sahih oldugunda, o benim mezhebimdir.”

    “Nereden aldigimizi bilmedikçe hiç kimseye bizim görüsümüzle amel etmesi helâl degildir.”

    Bir baska rivayette: “Delilimi bilmeyen kimsenin görüslerimle fetva vermesi haramdir.

    Bir baska rivayette: “Çünkü biz insaniz. Bugün bir söz söyler, yarin ondan vazgeçebiliriz.” seklinde ziyade vardir.

    Bir diger rivâyette: “Aman ey Yakub (Ebû Yusuf)! Benden duydugun her seyi yazma. Çünkü ben bugün bir görüs dile getirir, yarin onu terk edebilirim. Yarin bir görüs dile getirir, öbür gün ise onu terk edebilirim.

    “Allah’in Kitabi’na ve Hz. Peygamber’in hadislerine ters bir görüs bildirirsem, o görüsümü almayin.”

    2- Malik b. Enes

    Imam Malik söyle demistir:

    “Ben bir insanim; dogruya ulastigim da olur, yanildigim da olur. Benim görüslerime bakin; onlardan Kitap ve Sünnet’e uyanlari alin, onlara uymayanlari birakin.

    “Allah Rasûlü? (s.a.v.)’nden baska herkesin sözü alinir da, terk edilir de. Ancak Hz. Peygamber (s.a.v.) bunun disindadir.”

    3- Imam Safiî

    “Her insana Allah Rasûlü?’nün (s.a.v.) istisnasiz tüm sünneti ulasmamistir. Dile getirdigim görüslerde ve belirledigim prensiplerde, Allah Rasûlü?’nün sünnetine aykiri bir durum varsa, bu durumda Allah Rasûlü?’nün hadisi, benim görüsümdür.”

    “Müslümanlar su konuda ittifak etmislerdir: Allah Rasûlü?’nün (s.a.v.) sünneti açikça belli olduktan sonra onu baska birinin sözü için terk etmesi helâl degildir.”

    “Kitabimda Allah Rasûlü?’nün (s.a.v.) sünnetine ters bir sey bulursaniz, Allah Rasûlü?’nün (s.a.v.) sünnetiyle amel edin; benim görüsümü birakin.” (Bir baska rivayette: “Ona uyun; baskasinin sözüne itibar etmeyin.”)

    “Hadis sahih oldugunda, o benim mezhebimdir.”

    “Siz hadisleri ve ricali benden daha iyi bilirsiniz. Sahih hadis oldugunda onu bana bildirin. Kûfeli, Basrali veya Samli, hangi diyardan olursa olsun, sahih oldugunda ona gideyim.”

    “Hadis âlimleri tarafindan benim görüslerime aykiri olarak sahih hadis rivayet edilecek olursa, ben hadise muhalif o görüslerimden sagligimda da, öldükten sonra da vaz geçtim.”

    “Hz. Peygamber’den (s.a.v.) sabit olan sahih bir hadise ragmen benim ona ters bir söz söyledigimi görürseniz bilin ki, aklim gitmistir.”

    “Hz. Peygamber’in (s.a.v.) hadisine muhalif olan bütün söz ve görüslerimde, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) hadisi uyulmaya daha layiktir; beni taklit etmeyin.”

    “Benden duymamis olsaniz dahi Hz. Peygamber’den rivayet edilen her hadis benim görüsümdür.”

    4- Ahmed b. Hanbel

    “Beni taklit etme. Malik’i de, Safiî’yi de, Evzaî’yi ve Sevrî’yi de taklit etme. Onlar bilgiyi nereden aldilarsa, sen de oradan al.”

    Bir baska rivâyette söyle demistir: “Dininde bunlardan hiç kimseyi taklit etme. Hz. Peygamber’den (s.a.v.) ve ashabindan ne gelmisse, onu al ve onunla amel et. Onlardan sonraki nesil olan tâbiûndan gelenlere gelince, kisi onlarin görüsleriyle amel edip etmemekte serbesttir.”

    Bir keresinde de söyle demistir: “Ittibâ, kisinin, Hz. Peygamber’den (s.a.v.) ve ashabindan gelene tâbi olmasidir. Tabiûndan sonra kisi, diledigine tâbi olmakta serbesttir.”

    “Evzaî’nin görüsü, Malik’in görüsü, Ebû Hanife’nin görüsü... Bunlarin tümü birer görüsten ibarettir ve bana göre hepsi esittir. Delil sadece eserlerdedir.”

    “Kim Allah Rasûlü?’nün (s.a.v.) hadisini kabul etmezse, o helâkin esigindedir.”

    Allah Teâlâ söyle buyuruyor:

    “Hayir, Rabbine andolsun ki aralarinda çikan anlasmazlik hususunda seni hakem kilip sonra da verdigin hükümden içlerinde hiçbir sikinti duymaksizin (onu) tam manasiyla kabullenmedikçe iman etmis olmazlar.”

    “Bu sebeple, onun emrine aykiri davrananlar, baslarina bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakinsinlar.”

    Hafiz Ibn Receb (rah.a.) bu konuda söyle demistir:

    “Kendisine, Rasûlullah’in (s.a.v.) emrinin ulastigi ve onu bilen her insanin yapmasi gereken ve onun hakkinda vacip olan sudur: Ileri gelen bir âlimin görüsüne aykiri olsa dahi bu emri halka duyurup açiklamak ve onlara ögüt verip, Hz. Peygamber’in emrini yerine getirmelerini emretmek.Çünkü Allah Rasûlü?’nün emri, yüceltilmeye ve uyulmaya, bazi konularda yanilarak sünnete aykiri düsebilen herhangi bir büyük âlimin görüsünden daha lâyiktir. Bu sebeple sahâbîler ve onlardan sonra gelen nesiller, sahih sünnete aykiri davranan herkesi elestirmisler ve bazen bu elestirinin dozunu çok yükseltmislerdir. Bunu ise, o insanlara kin ve nefret duyduklari için yapmamislardir. Aksine onlar, sevip, deger verdikleri insanlardir. Ancak gönüllerinde Hz. Peygamber’in sevgisi daha ileri ve onun emri bütün yaratiklarin emrinin üstündedir. Allah Rasûlü?’nün (s.a.v.) emri ile baskalarinin emri çatisinca, Allah Rasûlü?’nün (s.a.v.) emri öne alinip uyulmaya daha lâyiktir. Yanlis içtihadinin sorumlulugu bagislanmis olsa bile, Allah Rasûlü?’nün emrine muhalif görüs bildiren âlimlere duyulan sevgi ve saygi, Hz. Peygamber’in emrine uymaya engel olamaz. Aksine yanlis içtihadinin sorumlulugu bagislanmis olan o âlimler, Allah Rasûlü?’nün (s.a.v.) görüsüyle çelistigi zaman kendi görüslerinin aksine hareket edilmesini çirkin görmemislerdir.

    burada anlasiliyorki hic bir mezhep imami benim dedigim dogrudur dememis bilakis insan olduklarini hata yapabileceklerini lakin konuyu goturmeleri gereken yerin allah ve resulu oldugunu soylemislerdir, müntesiplerine bunu emretmisler ve kendilerinin sünnete aykiri
    görüslerini terk etmeyi gerekli kilmislardir ( rabbim cumlesine rahmet etsin ) ,

    akli selim her musluman bilirki bu alimler ve niceleri onlara atilan iftirada uzaktirlar

    islam ummetindeki ayrilik meseleleri müçtehit âlimlere atfetmek kadar buyuk bir curum yoktur .



    subhanallah ... bunu yazan sahis neye inanmis ise o sekilde yazmaya devam etmis .. aslinda Kûran ögretisi hiç bir sahsin veya zümrenin tekelinde olamaz, derken bu yazdiklariyle kendi tekeline almak isteyende kendisidir .. oyle ya bugune kadar gelmis fikirleri tekele almak diye nitelendiriyorsa bugun mealcilerin yaptigi ve savunduklari fikirler kendilerinin bahsettigi ve karsi ciktigi ayrimi yaratmiyormu ? bunlar yapilan bu ayrilmlardan kendilerini nasil beri tutabilirler bakin bugun mealciler diye bir grub var ve kendi anlayislarina gore islami degerlendiriyor ve tekeline almaya calisyorlar aslinda icinde bulunduklari duruma disaridan bir tasavvucunun gozuyle baksalar su an kadar soylediklerini red ettikleri bir tasavvuf cudan kendilerine karsi yine kendi soylemlerini duyacaklardir .. zaten ayrim iman edilen uzerinedir .. tasavvufcu kendi dinine , mealci kendi dinine musluman kendi dinine iman eder ve her sahis yanindakiyle ovunur .. aslinda islam alimlerinin ve bizlerin dedigi bu kimse kurani kafasina gore anlamasin gelin bu dini aciklamakla gorevli resulullah sav e soralim o dini nasil anlamis .. bu dini en iyi bilene bize aciklamakla gorevliye soralim gercek vahdet bunun uzerine kurulur.. kimsenin fikrine gore degil ..

    Sana kitabi, ancak ayriliga düstükleri seyleri onlara açiklaman için ve iman eden bir topluma dogru yolu gösterici ve rahmet olarak indirdik. NAHL 64

    (O peygamberleri) apaçık belgeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik. NAHL 44

    zekadan mahrum insanlar soyleneni anlamak yerine kendi anladiklari ile gelerek daha buyuk ayrimlara sebeb olacaklarinin farkina varamiyorlar cunku zaten biz bu ayrimi olusturan butun anlamalari red ediyor ve sadece resulullah sav in anladigi gibi anlamayi kabul
    ediyoruz akli selim her insan, islami bir vahdetin her sahsin kendi anladiginda olusamayacagini ancak ve ancak resulullah sav in anladigi gibi anlamada oldugunu bilir, bilemeyenler aklini ilah edinenlerdir ..en uzucu olani , bu aklini ilah edinen kisilerinbatillarina insanlarin
    inanmalarini beklemeleri ve bu yonde caba harcamalaridir


    ..Zamanimizda, dünyada kendisine Müslüman diyen ve kendilerine ait elli kadar devletleri bulunan bir milyardan fazla insan bulunmaktadir. Ismen kendilerini Müslüman olarak tarif etmelerine ve dini kitaplarinin Kûran oldugunu söylemelerine ragmen, aralarinda inanç yönünden büyük farkliliklar ve derin ayriliklar mevcuttur... bu sahis boyle diyerek kendisinin bu saydiklari kislerden farkli oldugunu unutuyor ve kendisinin bu farklilik icinde nedense gormuyor .. aslinda kendi mentalitesi icinde en buyuk ayriligi cikaracak olan kendisini goremiyor ..

    soyle bir sahne cizelim

    bu insanlar toplu olarak cuma namaz kiliyorlar uzaktan izleyelim.. biri elinde telefon digeri davul yada zurna bir baskasi saga sola bagirarak kisilerini namaza cagiriyor

    dogru ya allah swt soyle diyor: Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. (CUMA 9) burda namaz icin cagirlma var ama ezandan bahsetmiyor ...

    yada biri uc rekat digeri sekiz rekat kiliyor

    dogruya allah swt soyle soyluyor: ey Muhammed!) Şüphesiz Rabbin, senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, yarısını ve üçte birini ibadetle geçirdiğini biliyor. Beraberinde bulunanlardan bir topluluk da böyle yapıyor. Allah, gece ve gündüzü düzenleyip takdir eder. Sizin buna (gecenin tümünde yahut çoğunda ibadete) gücünüzün yetmeyeceğini bildi de sizi bağışladı (yükünüzü hafifletti.) Artık, Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Allah, içinizde hastaların bulunacağını, bir kısmınızın Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını, diğer bir kısmınızın ise Allah yolunda çarpışacağını bilmektedir. O hâlde, Kur’an'dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için önceden ne iyilik gönderirseniz, onu Allah katında daha üstün bir
    iyilik ve daha büyük mükâfat olarak bulursunuz. Allah’tan bağışlama dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (MUZZEMMİL - 20) namaz kilin diyor lakin rekatlari belirtmiyor

    yada kadinlar onde ve dar bir elbise giymis

    dogru ya allah swt soyle soyluyor :"Ey âdemoğulları! Her mescide (namaza) gelişte elbiselerinizi giyin (ARAF 31)ama ne kadar ortunulecegini soylememis

    bunu her ibadette dusune bilirsiniz .. bir ibadete sinir getirlmemis ise dunyada ne kadar insan varsa konuyu kurandan ne anliyorsa o sekilde tatbik edebilir .. iste bi zihniyetin islamin parca parca oldugunu soylemesi komiktir .cunku butun sapik firkalari dahi toplasan yukarida yazdiklarimizda anlasirlar.. .

    bugun ummette namazin rukunlari hakinda ciddi bir muhalefet yoktur ve ister tasavvufcu olsun ister bir mezheb uyesi olsun bunlar bir birlerini tanimadigi surece ayni imam arkasinda sorunsuz namaz kilabilmektedirler,

    ve daha da komigi yazinin devamidir .. Bölünmüs olan bu gruplardan her birisi kendi mezhebine dayali olarak baglisi olmadigi diger firka veya mezhep baglilarini dini açidan yalanlayip, hatta tekfir etmektedir, diyerek icinde bulunulan durumun ne kadar vahim oldugunu soyluyor aslinda durum gercekten vahimdir .. kisiler kurani kendi keyfiyatlari ve nefsinin istedigi gibi degilde onu aciklamakla gorevli peygamberin anladigi gibi anlasalar tevhid uzerine bir vahdet olusabilir temmenimiz budur, lakin bu sahisin bu durumu vahim gostermesi kendini
    hakli gosterme cabasidir oysa kendisinin yaptigi daha buyuk bir curumdur ve bu konudan yakinmasi elindekinin , savundugunun hakliligini gostermiyor ve kendi inandigi , iman ettigi sadece kendi husnu kurtusudur .. doger bir komik yanda bu farkli firkalarin bir birini tekfir ettigine dairdir oysa ben sapik tasavvufcular ve demokrasi dininin uyeleri musrikler harici dort mezhebin bir birini tekfir ettigini duymadim .. olsa dahi geneli baglamaz bu ummet haricilerin bile tekfirde itinali davranmislar ise bu bahsedilen tekfir olayi sadece bu yaziyi yazan sahsin kendini hakli cikarmak icin yapmis oldugu zorlamadir .. ve buradan ona sunu soyluyorum resulullah sav in sunnetine sirt donen her insan ancak kafir dir .. bizler sahih hadilseri ogrenmek ve peslerinden kosturmak zorundayiz bu dini bize aciklamakla gorevli peygamberden daha iyi kim anlayabilir .. zaten bu sahsin bahsettigi firkalar ehli sunnet olmayan kendileri gibi bidat firkalaridir

    yine akli yaklasimlar ve iftiralar .. oysa kendi savunduklarinin ne oldugunun bile farkinda olmayan bu insanlar utanmadan butun sapik firkalarin sunnete uymus olmaktan ciktigini soylemektedirler rabbim sizleri tez islah etsin yada kahr


    1- Seçilmis Devlet Baskani yerine babadan ogula devreden Kraliyet. ... ( EHLI SUNNET BUNDAN BERIDIR .. BU SIZIN RESULULLAHIN SUNNETINE IFTIRANIZDIR )

    2- Kûr’an yerine, rivayetler, keyfi sahis sözleri, felsefi görüsler ve taguti uygulamalar. ( BU SIZI TARIF EDIYOR .. EHLI SUNNET BUNDAN BERIDIR )

    3- Islâm birligi yerine, mezhepler ve firkalar. ( MEZHEPLER ISLAM BIRLIGINI ONLEMIYOR .. ISLAM BIRLIGINI ONLEYEN DEMOKRASI ASIKLARI VE SUNNETE DUSMAN OLAN BIDAT EHLI TASAVVUFCULAR,SIA VE MEALCILERDIR )

    4- Mescit yerine, tekke ve zaviyeler. ( SUBHANALLAH, BUNU KONUYLA ALAKALI BILDIGINIZ HADISLERI YAZARMISINIZ :D )

    5- Açik Kûr’an ögretisi yerine, batini ögreti. ( HAMDOLSUN BU IFTIRANIZDAN BERIYIZ.. RABBANIYIZ VE NEBEVIYIZ )

    6- Islâm ümmetçiligi yerine irkçilik. ( HAMDOLSUN BUNDANDA BERIYIZ ALLAHIN LANETI IRKICYA BIR DE IRKCI OLMADIGI HALDE BUNU SOYLEYEN OLSUN )

    7- Takva ile üstünlük yerine, soy sop üstünlügü. ( SUBHANALLAH NASIL BIR IFTIRA .ALLAHIN LANETI IFTIRACIYA OLSUN BIRDE SOY SOP USTUNLUGUNU TAKVANIN ONUNE ALANA, )

    8- Namaz yerine, sema, raks ve çalgi aletleri. ( BUNU YAZAN AHMAK ZATEN RESULULLAHIN SUNNETINDE OLMAYAN ONLAR :D, BUNU ANCAK MEALCLER VE SUNNETTEN ANLAMAYAN BIDAT EHLI YAPAR )

    9- Kabe yerine, türbelerin tavaf edilmesi. ( SUBHANALLAH .. EHLIS SUNNET BUNDAN BERIDIR , TURBENIN TAVAF EDILMESINI ISTEYEN BIR HADIS BULMAZSINIZ:D)

    10- Allah'a iman ve Allah’in birligi yerine, Kutup, Gavs, kirklar, Yediler, Evtâd v.s. Telakki edilen kimseler. ( SUBHANALLAH EHLI SUNNET BUNDAN BERIDIR BUNLARIN HIC BIRI HADISTE YOKTUR:D, SONRADAN SIRK EHLI TASAVVUCULARIN ICAT ETTIKLERIDIR , SIZ IFTIRA ATIYORSUNUZ)

    11- Zekat ve Sadakalar yerine, Sofistlere vakif tahsisi ve mali destek. ( ALLAH SIZI VE BU DEDIGINIZ KISILERI ISLAH ETSIN:D , HIC BIR HADIS BU DURUMU DESTEKLEMEZ)

    12- Helal ticari kazanç yerine, faizcilik ve karaborsacilik. ( EHLI SUNNETIN FAIZLE NE ISI OLUR SIZ AHMAKMISINIZ:D, NEDIR BU IFTIRALAR? SIZ VEDA HUTBESINI OKUYUN, HIC BIR HADIS BU DEDIGINIZ DESTEKLEMEZ )

    13- Aktif, adaletli ve çaliskan toplum yerine, hak gözetmeyen pasif ve tembel toplum. ( IFTIRACILARA BAK BU NEYE BENZEDI BILIYORMUSUN SAMANYOLUNUN DIZILERINE, ONLARDA BIRINI KOTU GOSTERMEK ISTEDILERMI, KONUYU UNUTUP ZORLAMA YAPIYORLAR , BU DEDIGINIZ SUNNETLE NE ALAKSI VAR:D BU SAHSI SAPMADIR RABBIM ISLAH ETSIN )

    14- Yaratilis ve yaratiklar üzerine açik ve müspet düsünen toplum yerine, düsünceden kaçan, akletmeyen, bos hayaller kuran fertler toplumu. ( IFTIRACILARA BAK BU NEYE BENZEDI BILIYORMUSUN SAMANYOLUNUN DIZILERINE, ONLARDA BIRINI KOTU GOSTERMEK ISTEDILERMI, KONUYU UNUTUP ZORLAMA YAPIYORLAR , BU DEDIGINIZ SUNNETLE NE ALAKSI VAR:D BU SAHSI SAPMADIR RABBIM ISLAH ETSIN )

    15- Mesru müdafaa üzerine kurulu, af ve barisa tesvik eden Islâm cihadi yerine, haksiz saldirilar ve çapulculuk. ( ORNEK VERSENE :D, KIM BUNLARI YAPMIS SEN KULLAKTAN DOLMA SEYLERE INANIRSAN OLACAGI BUDUR .SEN ONCE AKLINI KIRADAN KURTAR. HIC BIR ZAMAN MUSLUMANDAN YANA OLMADINIZKI )

    16- Allah’in korumasini isteme yerine nazarliklar, muskalar, kullar v.s. den medet ve koruma ummak. ( SUBHANALLAH SUNNETEN MAHRUM INSANLARIN YAPTIGI ,EHLI SUNNET BERIDIR BEN HIC BIR HADISTE BU DEDIKLERINIZ YAPIN DIYE GORMEDIM ,ASLINDA TAM TERSI VAR:D AMA SIZ KOR VE SAGIRSINIZ BEYNINIZ YIKANMIS)

    17- Allah’a istiâne yerine, kullara istiâne. . ( SUBHANALLAH SUNNETEN MAHRUM INSANLARIN YAPTIGI, EHLI SUNNET BERIDIR BEN HIC BIR HADISTE BU DEDIKLERINIZ YAPIN DIYE GORMEDIM ,ASLINDA TAM TERSI VAR AMA SIZ KOR VE SAGIRSINIZ BEYNINIZ YIKANMIS)

    18- Peygamber yerine, Rivayet imamlari, Mehdi iddialari, su kadar surede su sahis geldi veya Isa Peygamber gelecek v.s. gibisinden, insanlarin kurtulus için Kûran'a umut besleme morallerini kirma amaçli iddialar. ( BU SENIN SAHSI FIKRIN BEN EHLI SUNNET KIMSENIN BOYLE BIR CABA ICINDE OLDUGUNU GORMEDIM, TAM TERSI SUNNETTE OLAN ESSEGI BAGLAMAK OYLE TEVEKULETMEKTIR .. CIHAD ICIN HAZIRLIK YAPMAK OK ATMAKTIR, LAKIN SEN ANLAMAZSIN )

    19- Allah’in tevhidi; birligi yerine, kullarin ilâhlik iddialari. ( EHLI SUNNETE IFTIRADIR , HADISLERLE ALAKALI DEGILDIR )

    20- Akli önemseme ve kullanma yerine, akli küçümseme ve ret etme. ( BUDA YALANDIR LAKIN HER KESIN AKLINA UYMAKTA AHMAKLIKTIR, KONU DINE ISE GETIRENE UYARSIN, MATEMATIK ISE ONA GORE GEREKENE UYARSIN)

    21- Gayba iman yerine, gayb konusunda keyfi iddialar ve falcilik. ( SUBHANALLAH EHLI SUNNETE BUNDAN BERIDIR TAM TERSI SUNNETTE YOKTUR VE YASAKLANMISTIR )

    22- Açik ve adil Ilâhi adalet yerine, zorbalarin ve diktatör yöneticilerin taguti ve keyfi kararlari. ( AYNI SU ANKI DEMOKRATIK DUZEN GIBI SAVUNUCULARINA LANET OLSUN


    bunu buraya post yapan sahis kime ne anlatmak istemis kendisi bile emin degil .. yukaridaki sapikinliklari destekleyen hic bir hadis yoktur .. tam tersi hadilsler insanlari bidat ehli olmaktan kurtarir bugun zikir yaptigini iddia derek kafasina civi cakan sahis hadisten haberi olsaydi bunu yapmazdi.. bugun demokrasi ile alakali her sahis kendine muslumanim diyor ise resulullahin hayatindan hic bir sey nasiplenmedigindendir bidat ehli bu bidatlerine siyerden ve sunnetten uzak olduklari icin dusuyorlar ...

    benim size tafsiyem aklinizi ilah edinmeyin islami resulullah sav in anladigi ve yasadigi gibi anlayin ve yasayin ...
  20. rambo

    rambo Üyeliği İptal Edildi Banned

    hanifi müslümandan alıntı
    Kitap’ ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.

    6-Enam Suresi 38

    ne derseniz kuranda eksiklilikler vardıda 4 mezhep imamları mı tamamlamış bu soruya cevap verin lütfen....

    (
    Fussılet 44: Ve eğer Biz onu yabancı dilde bir Kur’an yapsaydık, elbette “Ayetleri detaylandırılmalı değil miydi? İster yabancı dilde ister Arapça!” diyeceklerdi. De ki: “O, iman edenler için bir kılavuz ve bir şifadır.” İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır. Ve Kur’an onlar üzerine bir körlüktür. Onlara çok uzak bir mekândan seslenilmektedir. ) diye yazmışsın
    hanife müslüman peygamber hayatı bizim icin olmazsa olmaz peygamber efendimizle sahebe yaşadıkları dönem itibariyle azgınlııgın ,fuhşun ,baskının vede zulmun en yüksekte oldugu dönem ve de eşkiyadan yeryüzünün yıldızları dedigimiz sahebeler çıkıyor tabiki bu sahebeler kuran terbiyesi ile çıkıyor, ama önce ya hata yaptırılıyolar yada normal seyirde ayetler inmeye başlıyor .Senin dedigin gibi alimleri fıkıh ilimcilerini mezhep tartışması adı altında hayatımızdan cıkarıırsak daha sonra hadisleri rivayet eden sahebeyi cıkarırız.sonra da hırıstıyanlar gibi işimize gelen konularda kafamıza göre yorum yaparız ALLAH celle bizden kafamıza göre takılmamızı beklemiyo işittik ve ittaat ettik dememzi bekliyor .Kuran acık ve anlaşışlır bir dilde derken peygamberi ve sahebeyi dinden çıkarın gününüze göre nasıl yaşarsasınız yaşayın demek Allahın emir sistemine uymaz .Kurand a biz hic birşeti eksik bırakmadık derken dikkatli okumak lazım sahabe ve peygamber efendimiz yaşayıp hata yapmasa zaten ayetler inmezdi....
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş