cihan.jpg

ASRININ ALLÂMESİ: EBU’L FEREC ABDURRAHMÂN İBNÜ’L CEVZÎ (RAHİMEHULLAH) (1117-1200)


Doğumu


Ebu’l Ferec künyeli tefsir, hadis ve tarih âlimi Abdurrahmân İbnü’l Cevzî rahimehullah, büyük dedesi Câfer el-Cevzî’ye ait “el-Cevzî” lakabından dolayı İbnü’l Cevzî diye meşhur oldu. Cevze, Basra’nın bir mahallesi ya da Dicle kenarında bulunan bir yerin adıdır. İbnü’l-Cevzi’nin dedesi, söz konusu yerde ikamet ettiği için ona el-Cevzî denilmiştir.

İbnü’l Cevzî’nin doğum tarihi ihtilaflıdır. 1114 diyenler olduğu gibi 1116, 1117 diyenlerde vardır. Kendisi bir yazısında şöyle demiştir: “Doğum tarihimi araştırmadım. Ancak, babam 1120 (h.514) senesinde vefât etmişti. Annem, babamın vefâtında benim üç yaşlarında olduğumu söyledi.” Bu sözlerinden onun 1117 yılında doğduğu söylenmiştir.

İslam tarihçileri soyunun Hz. Ebubekir’e radiyallahu anh dayandığını söyler.

İlmi Şahsiyeti

İbnü’l Cevzî, beş yaşına gelince halası tarafından Ebü’l-Fadl bin Nâsır Mescidi›ne götürülmüş ve küçük yaşta Kur’ân-ı Kerim’i ezberlemiştir. Kendisi o günlerini şöyle anlatır: “Hocam Nâsır, beni küçüklüğümde birçok âlime götürdü. Onlardan ilim dinletti. Dinlediğim âlimlerin hepsinden bana icâzet aldı. Hocalarımın büyüklüklerini bilen, onların hallerine vâkıf olan arkadaşlarıma, hocalarımın her birinden bir söz söyledim. Ders aldığım hocalarımın sayısı seksen yediydi.”

Bu günlerinden diğer bir sahnesini Türkçe’ye çevrilen “Hatırlı Satırlar” adıyla kazandırılan “Saydu’l Hatır” eserinde şöyle anlatır: “Küçüklüğümde yanıma bir parça kuru ekmek alır, hadis öğrenmek için yola çıkardım. İş Nehri kenarına gelince oturur, bir lokma ekmek yiyebilmek için üzerinde su içmek mecburiyetinde kalırdım. Bütün istek ve emelim, ilim tahsilime engel olabilecek herhangi bir engelin hayatıma hâkim olmaması ve bundan daha lezzetli ve zevk verici bir şeyin bana tesir etmemesiydi.”

Âlimlerden farklı dallarda ilimler okuyan İbnü’l Cevzî, daha sonra öğrendiklerini insanlara aktarmak için çeşitli medreselerde dersler vermeye başladı. Bir günde farklı ilimlerden on dört ders verdiği olur ve medresede ders verdiği zamanlarda ilminin büyüklüğü ve anlatımdaki etkileyiciliğinden insanlar medresenin kapısında birikirdi. Torunu Ebü’l-Muzaffer şöyle anlatır: “Dedemin vaaz meclisinde en az on beş bin kişi olurdu. Çoğunlukla bu sayı çok daha fazla olurdu.”
İbni Neccâr, İbnü’l Cevzî’nin kitaplarından biraz bahsettikten sonra şöyle demektedir: “Bu kadar kitabın ve kitaplardaki bilgilerin ezberlenmesi, tam vâkıf olunması ve kitap miktarı düşünülürse, onun ilimdeki yeri anlaşılır.”

Onun vaazlarındaki etkileyiciliği Hâfız İbnü’d-Debîsi, “Zeylü Târih-i İbn-i Sem’ânî” adlı eserinde şöyle anlatır: “Vaazlarında ince ibâreler, yüksek işaretler, derin manalar vardı. Söz söyleme bakımından, o zamandaki insanların en güzeli idi. Sözleri en iyi şekilde dizen, dili en tatlı olan, açıklamaları en fâideli olan o idi. Ömründe ve amelinde bereket vardı, insanlar ondan, kırk seneden fazla vaaz dinlediler. Kitaplarını tekrar tekrar okudular. İbnü’l Cevzî Vasıt’ta kendi nefsi için bana şu şiiri söyledi:

“Bekle ferah gününü, ey dünyâda sakin olan,
Yolculuğa azık hazırla, ayrılacak refakatçin,
Gözyaşlarıyla ağla günahlarına, orada susuz kalacaksın, Razı mısın bakîyi yok etmeğe, ey zamanını kaybeden?”

İbnü’l Cevzî, yaşadığı dönemde çeşitli sapık fırkaların fikirlerine karşı da mücadele etmiş, eserleri ve vaazlar yoluyla da toplumu bu hususlarda bilinçlendirmeyi hiç bir zaman ihmal etmemiştir. Özellikle de dönemin nübüvveti inkâr eden tâifelerine karşı sünneti savunmasından dolayı kendisine “Hâfızü’l-Irâk ve nâsırü’s-sünne” denilmiştir. Oğlu Yusuf’a söylediği şu sözleri de onun sünnete olan bağlılığını ortaya koyan duruma bir örnektir:

“Ey oğlum Yusuf! Tâ doğudaki bir kimsenin sünneti seniyyeye uyduğunu duyarsan, ona selâm gönder. Batıdaki bir kimsenin de sünnet-i seniyye üzere olduğunu haber alırsan, ona da selâm gönder. Zirâ Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat’ten az kimse kaldı. İnsanın saadeti, bir ehl-i sünnet âlimini tanıması ve ona uymasına bağlıdır. Eyyub es-Sahtiyâni: “Ehl-i sünnetten bir kimsenin ölüm haberini söylemen, bir uzvumu kaybetmek gibidir” buyuruyor.”

Toplumda bulunan manevi hastalıklar ve ahlâki bozulmalara da eserlerinde ve vaazlarında sıkça yer vermiş, bunları düzeltmenin çarelerine de değinmiştir. Manevi hastalıkların tedavisinde izlenilmesi gereken yol hakkında şöyle demiştir: “Dünyadan uzak olduğunu göstermek için eski bir elbise ile dolaşan, saçını ve sakalını düzeltmeyen bir takım insanlar var. Hâlbuki böyle yapmak Hz. Peygamber ve ashabının yolu değildir. O sallallahu aleyhi vesellem, aynaya bakarak saçını güzelce tarar, yağlar ve güzel kokular sürünürdü.” Burada her şey de olduğu gibi bu hususta izlenilmesi gereken metodun nebevî metod olması gerektiğini söylemiştir. Böyle yanlış davranışlarda bulunmanın en temel sebebinin ilimden uzaklaşmaktan kaynaklandığını, İslam’ın bu hususlarda belirlediği metodun dünyadaki haram şeylerden sakınmak olduğunu ve kesinlikle helalleri yasaklamadığını bildirmiştir.

O, yedi günde bir Kur’ân’ı hatmederdi. Eserlerinin bir kısmı da zaten Kur’ân ilimleri üzerine olmuştur. O, vaaz kürsüsünde Kur’ân’ı baştan sona kadar tefsir eden ilk âlim, müfessirdir. Ona göre Kur’an hakkında bilinmesi gereken şey, onun benzerini yapmaktan insanları âciz bırakan Allah kelâmı, Hz. Peygamber’in mucizesi ve insanları hidayete sevkeden bir kitap olduğudur.

Zamanı değerlendirme hususunda örnek bir hayat sürdüren İbnü’l Cevzî, cuma namazı ile vaaz vermek hâriç zorunlu olmadıkça evinden çıkmazdı.

Onun daha öğrenciyken yirmi binden fazla kitap incelediği ve daha önce görmediği bir kitabı bulunca, sanki bir define bulmuşçasına sevindiği söylenmiştir.

İlimlerdeki çeşitliliği ile yazdıkları arasında bir oranlama yapıldığında günde 4 forma (1), bir senede elli veya altmış cilt kitap yazmıştır. Ona “asrının allâmesi” denilmesi de ilimlerdeki üstünlüğünü ifade eden bir sözdür.

Torunu Ebü’l-Muzaffer şöyle anlatır: “Dedemi, ömrünün sonlarında minberde dinledim. Şöyle diyordu: “Bu iki parmağımla, iki bin cilt kitap yazdım. Elimde yüz bin kişi tövbe etti. Yirmi binden fazla Yahudi ve Hıristiyan elimde Müslüman oldu.”
Onun yazmaya olan düşkünlüğünü kendisi şöyle ifade eder: “Bazı şeyleri incelerken aklına düşünceler gelir, sonra onlara sırt çevirirsin yok olup, unutulup giderler. Akla gelenlerin unutulmaması için kaydedilmesi gerekiyor. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İlmi yazıyla kayıt altına alınız.” (2)

Kaç kez aklıma bir şey gelmişken onu kaydetmediğim için kaybolup gitmiş ve ben de ona üzülmüşümdür. Ben bu kitabı (Hatırlı Satırlar), aklıma gelen düşünceleri avlayıp kayda geçirmek için yazdım…” (3)

Talebeleri

Onun en meşhur talebelerinden biri İmam Suyûti’dir. İmam Suyûti (rahimehullah), eserlerinde hocasından çokça alıntıda bulunmuştur.

Diğer önemli bir talebesi de tefsir âlimlerimizden İmam Kurtûbi’dir. O da eserlerinde hocasından istifade de bulunmuştur. Onun diğer bir büyük âlim talebesi de müfessirlerimizden Alûsi’dir.

İbnü’l Cevzî’nin rivayetleri ve olaylarla şahıs biyografilerini birleştiren metodu ve bu metodla yazdığı el- Muntazam fi’t-Târih eseri, kendisinden sonra gelen bir çok İslam tarihçisine örnek bir metod oluşturmuştur. Başta torunu Sıbt İbnü’l Cevzî olmak üzere İbnü’s Sâi, İmam Zehebi, Yâfîi, İbni Kesir ve İbnü’l İmâd rahimehumullah gibi tarihçiler tarafından bu metod kullanılmıştır.

Hapis Hayatı

İslam uğruna gayretleri bulunan ve bu gayreti ile diğer insanları etkileyen kimselerden birileri mutlaka tarih boyunca rahatsız duymuştur. İşte o da rahatsız duyan bir kimsenin iftirasına maruz kalmıştır ve yaşı sekseni geçtiği halde 1194’te (h.590) Vâsıt’a sürgün edilerek beş yıl süreyle oradaki bir evde tek başına ikamete mecbur tutuldu, bazı kitapları da yakıldı. Bu arada ona hiç bir yardımcıda verilmeyerek bütün ihtiyaçlarını kendisi görmesi durumunda bırakıldı. O da ilerleyen yaşına rağmen çamaşırlarını yıkar, yemeğini kendi yapar ve suyunu kuyudan kendi çekerdi.

İlim sahibi ve davetçi kimsenin gittiği yeri aydınlattığı gibi o da burayı medreseye çevirerek beş yıl boyunca dışarıdan gelen insanlara ilim öğretmiş, vaaz ve nasihatlerde bulunmuştur.

İbnü’l Cevzî’nin oğlu Yusuf, babası hapisteyken büyüdü ve o da babası gibi iyi bir hatip oldu. Vaazlarının etkileyiciliğini dönemin Abbâsi yöneticisi Nâsır’ın annesi de duydu. Kendinin de bulunacağı bir mecliste vaaz vermesini, oğlundan istedi. O da; “Babam, oğlunuz tarafından hapsettirildi. Eğer onu serbest bıraktırırsanız, isteğinizi yerine getiririm” diye haber gönderdi. Bunun üzerine annesi, dönemin devlet başkanı oğlundan, İbnü’l Cevzî’yi serbest bırakmasını istedi. Oğlu da İbnü’l Cevzî’yi hapisten çıkarttı. İbnü’l Cevzî hapisten kurtulunca Bağdat’a döndü. Bağdat halkı onu büyük bir sevinç içinde karşıladı.

Takvası ve Zühdü

Helal olduğu kesin olarak bilinmeyen şeyi yemeyen İbnü’l Cevzî, bu âdetini ömrünün sonuna kadar devam ettirdi. Şu hadis onun düsturu olmuştu: “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (4)
Bir münâcâtında şöyle der: “Yâ İlâhi! Senden haber veren dile azâb etme! Sana delâlet eden ilimlere bakan göze de azâb etme! Senin hizmetinde yürüyen ayağa, Rasûlü’nün hadislerini yazan ele de azâb etme! İzzetin hakkı için beni Cehennem’e atma! Cehennem ehli de dünya da biliyordu ki ben senin dinini muhafaza etmeye çalıştım.

Yâ Rabbi! Senin için dökülen gözyaşlarına rahmet et! Sana kavuşamadığı için yanan ciğere rahmet et! Sana karşı âcizim, yalvarırım.”

İbn Kesir rahimehullah da bu hususu izah ederken şunları söyler: “İbnü’l Cevzî, şüpheli hiç bir şey yemezdi. Evinden sadece tahsil etmek ve cuma namazını kılmak için çıkardı. Çocukluğunda bile çocuklarla oynadığı pek nâdir olurdu. Bütün gününü kendini yetiştirmek ve ilimde ilerlemek için harcardı.” (5)

Vefâtı

Ekonomik olarak zengin denilebilecek bir duruma sahip olmasına rağmen maldan ziyâde ilimle meşgul olan İbnü’l Cevzî, ömrünü ilim yoluna adamıştır.

Zamanı değerlendirmede diğer âlimlerimiz gibi örnek bir hayat sürdürmüş ve kendisinden geriye büyük bir ilmi miras bırakmıştır. Ölmeden kısa bir süre önce hala öğrenmeye doymadığını dile getirmiştir. Onun eserlerinin sayısının 340’tan fazla olduğu söylenmiştir. Bunlardan bir kısmı günümüze ulaşmamıştır.

İbnü’l Cevzî, 1200 (h.597) senesi Ramazan ayının yedisinde cumartesi günü, son vaazını verdi. Bu vaazdan sonra beş gün hasta yattı. Cuma gecesi akşam ile yatsı arasında 83 yaşlarında evinde vefat etti.
Vefat esnasında bile Rasûlullah’a sallallahu aleyhi vesellem olan sevgisini gösteren bir âlimdi. Bunu şu olayı göstermektedir: “Yaşarken Rasûlullah’ın sallallahu aleyhi vesellem hadis-i şeriflerini yazdığı kalemleri açarken çıkan talaş parçacıklarını topladı ve kendisi: “Ben ölünce, beni yıkayacağınız suyu bunlarla ısıtınız” diye vasiyet etti. Kendisinden sonra İbnü’l Cevzî’in vasiyeti yerine getirildi ve kalemleri açarken çıkan talaş parçacıkları suyun ısınmasına yettiği gibi bir miktar da arttı.

Sabahleyin, bütün Bağdat halkı evin önüne toplandı. Dükkânların hepsi kapatıldı. Oğlu Kâsım namazını kıldırdı. Ahmed bin Hanbel’in kabrinin yanında kazılmış mezara gömüldü.

İbnü’l Cevzî vefat etmeden önce kabrine şu anlamdaki beyitlerin yazılmasını vasiyet etmiş ve bu vasiyeti yerine getirilerek mezar taşına şöyle yazılmıştır:

“Ey günahı çok olana karşı affı bol olan Allah’ım,
Günahkâr, işlediği suçlardan bağışlanmak için sana geldi.
Ben bir misafirim, misafire ancak ikram yaraşır.”

Oğluna Vasiyeti

İbnü’l Cevzî, Leftetü’l-Kibed İla Nasîhati’l-Veled isimli eserinde oğluna şöyle nasihatlerde bulunmuştur:

“Ey yavrum! Vaktini koru ve içinde bulunduğun ânı ganimet bil. Senden giden zamanın ne ile gittiğine bir bakıver! Rabiatü’l-Adeviyye gecenin tamamını ihya eder, sabaha karşı biraz uyuklardı. Daha sonra korku ile kalkar ve kendi kendine “hadi kalk, mezarda uyku uzunca zaten” derdi.

Ey yavrum! Sana lazım olan şeylerin ilki, itikadını delilleriyle bilmendir. Daha sonra kendisiyle amellerini doğru bir şekilde yerine getirebileceğin kadar fıkıh öğrenmelisin. Çünkü fıkıh ilimlerin aslıdır. Daha sonra Kur’an’ı ezberlemen (hafızlık), tefsiriyle meşgul olman, Hz. Peygamber’in sallallahu aleyhi vesellem hadisleri, O’nun siyeri ve sîretiyle, ayrıca ashabının ve daha sonraki ulemânın siyerleriyle ilgilenmen gerekmektedir. Bunlarla beraber Kur’an dilini iyi anlayabileceğin kadar nahiv ve lügat öğrenmelisin.

Ey yavrum! Kanaat sahibi ol ki izzetli olasın. Kendini, dünyayı talep etmekten ve dünyalık talep edenlerin zilletinden koru.

Ey yavrum! İlim ve amel iki ayrılmaz parçadır. Seni ilimsiz amel ile meşgul olmandan sakındırıyorum. Çünkü ilimsiz amel eden birçok kimse saptı. Nefsini her bakış, her adım ve her kelimeden dolayı sorguya çek. Çünkü sen bunlardan hesap vermekle mesulsün.

Ey yavrum! Allah’tan kork, O sana gereken şeyleri öğretecektir. Allah’ın koyduğu sınırlara dikkat et. Çünkü kim (başkasının hakkına) riâyet ederse, (haklarına) riâyet olunur. Kim ihmal ederse, terk olunur.

Ey yavrum! Allah’ın bana nimet olarak verdiği şeylerin benim çalışmamla değil, ancak Latîf olan Allah’ın tedbiriyle olduğunu bil.

Ey yavrum! Sana gelen hayır ancak Allah’a itaatin ile, senden kaçan hayır ise ancak senin ma’siyetin sebebiyledir.

Ey yavrum! Her hak sahibine hakkını ver. Eşinin, çocuğunun ve akrabalarının senin üzerinde hakları var, onların haklarını ver. Kendinde gaflet bulursan kabri hatırla ve ölümün yakın olduğunu bil. İşlerinde tedbirli ol ve infak ederken saçıp savurma ki; insanlara muhtaç duruma düşmeyesin. Ayrıca malı korumak da dinin emrettiği şeylerden olup varislerini zengin olarak bırakman, onları insanlara muhtaç durumda bırakmandan daha hayırlıdır.

Ey yavrum! İş, en nihâyetinde sana bağlı. İyi çalış ve benim senin hakkındaki zannımı boşa çıkarma. Rabbimden senin için ilim ve amelde muvaffak olmanı diliyor ve seni Allah’a emanet ediyorum. Güç ve kuvvet ancak yüce ve azim olan Allah’a aittir.” (6)

Vaazlarından Seçmeler

I. “Ey sonundan gafil kişi! Ey kusurlarıyla ayakta duran kişi! Baksana gayret sahipleri seni geçtiler. Sen ise gaflet denizine dalmış gitmişsin. Rabbin kapısında pişmanlık duyanın duruşuyla dur. Sonra zilletle başını önüne eğ. Şöyle de: “Ben zalimim. Seherlerde şöyle haykıranım: “Günahkârım. Rahmet diliyorum.”

Haydi, bir türlü kendileri gibi olamadığın şu iyi insana benzemeye çalış. Pişman olan bir günahkârın sel gibi akıttığı gözyaşlarını azgın rüzgârlara sal. Gece yarıları pişman olarak kalk. Kapıya dur. Tövbe et. Şu gitmiş ömrü düşün. Heva ve hevesini bir kenara it artık. Âhireti arzu ediyorsan, dünyayı boşa.

Ey bütün bir gece uyuyan! Baksana dostlar gittiler. Kavmin hepsi kalktı uzak diyarlara gitti. Sen hâlâ ölüm uykusundan uyanamadın.”

II. Ey Âdemoğlu! Senin kalbin zayıf bir kalptir. Bakışların hakikati görmede ne kadar da zayıftır. Baksana gözün her yere bakıyor. Dilin sürekli günah işlemektedir. Vücudun dünyayı kazanayım diye ne kadar da yoruldu. Nice kahredici bakış var ki onunla ayaklar sürçüverdi.

III. Ey ölüyü mezara, kalbini eve gömen adam! Ey eliyle ölüyü mezara gömerken, kalbini evinde unutan adam… Günahtan günaha sıçrıyorsun. Mezardan yine günahlara dönüyorsun.

Sen değil misin günahlara devam eden! Sen değil misin hata ve isyana devam eden! Açık günah işledin de hiç utanmadın. Hem günahın kir olduğunu bildin, hem de sakınmadın. Cezanın büyüklüğünü bildin de unutur göründün. Yakında her şey seni terk edecek. Bugün elinden kayıp gidecek. Dünün gittiği gibi. Yakın artık konuşan dilin duracak sessizliğe bürüneceksin. Güneşin ve ayın rengini ve ışığını görmez olacaksın. Bahçeler sararacak bostan kuruyacak.

IV. Beyaz saçların seni uyarmadı mı? Ey sonsuz arzuların mahkûmu! Beyaz saçlarında mı seni uyarmadı. Baksana ölüm şimşek gibi geliyor. Sen kendini sağlıkta hissediyorsun. Sen ise hakikatte hastasın. Hem de ağır hastasın. Ve sen hastalığının bile farkında değilsin.

V. Ey uykusu ağır adam! Ey uyanıklığı yavaş adam… Ey anlayışı kıt adam! Ezanlar seni hiç mi uyandırmadı. Yoksa biz; dil bilmeyen, kulağı sağırlara mı bağırdık. Heva ve hevesin gözü şaşıdır bilmiyor musun?

VI. Ey ihtiyarlayıp tövbe etmeyen adam! Keşke bilseydim yaşlılıktan sonra neyi bekliyorsun. Gençken utandıran günahlar, yaşlılıkta ne kadar da çok çirkindir. Yaşlılık çökmüşken insan ayıplarından vazgeçmiyorsa, bir daha iflah olmaz artık.

VII. Ey falanca adam! Dünya geride kaldı. Ahiret önünde. Arkadan geçeni istemen hezimettir. Sen önden geleni iste. Baksana ölüm tufanı geldi. Haydi, takva gemisine bin. Hz. Nuh’un oğlu gibi arzu dağına sığınma. Tufan seni alır ve boğar. Yazık sana! Uyan. Ömrünün kalanını ganimet bil. Daha ne kadar şaşkın yaşayacaksın.

Eserleri

İlmi yönden çeşitliliği ile ön plana çıkan âlimlerimizden olan İbnü’l Cevzî, farklı farklı alanlarda eserler vermiştir. Onlardan şöyle sıralayabiliriz:

Türkçe’ye Tercüme Edilenler:

  • Kur’an-ı Kerim Tefsiri Zadü’l Mesir Fi İlmi’t Tefsir – 6 Cilt (Kahraman Yayınları)
  • Sıfatü’s-Safve – Rasûlullah (sav), Aşere-i Mübeşşere Hayatları ve Faziletleri (Kahraman Yayınları)
  • Şeytan›ın Hileleri (Polen Yayınları)
  • Veliler Serdarı Hasan Basri (Erkam Yayınları)
  • Sahabenin Dilinden Hz. Peygamberin Hayatı (Serhat Yayınları)
  • Ahmak ve Dalgınlar (Şule Yayınları)
  • Kadınlar Kitabı –Ahkâmu’n-Nisâ (Şule Yayınları)
  • Ahmak ve Dalgınlar Kitabı (Şule Yayınları)
  • Hatırlı Satırlar (Tahlil Yayınları)
  • Minhacü’l-Kasıdin ve Müfidü’s-Sadıkin -2 Cilt (Tahlil Yayınları)
  • Cennetin Davetlileri (Türk Edebiyatı Vakfı)
  • Hadiste Nesh (Esra Yayınları)
Diğer Bazı Kitapları: Teysîrü’l-Beyân fî Tefsîri’l-Kur’ân, Fünûnü’l-Efnân fî Uyûni Ulûmi’l-Kur’ân, Muhtasaru Kitâbi’l-Mak’ad ve’l-mukim, El-Mugnî, Zâdü’l-mesîr fî ilmi’t-tefsir, Minhâcü Ehl-i İsâbe, Minhâcü’l-Vüsûl ilâ İlmi’l-Usûl, Nüzhetü’l-Uyûn, Ahkâmü’n-nisâ, Zemmu’l-hevâ, El-Vefâ, Menâkıbü ‘Ömer b. el-Hattâb, Sîretü ve Menâkıbü ‘Ömer b. ‘Abdilazîz, Menâkıbü’l İmâm Ahmed b. Hanbel, el-Muntazam, el-Mevdûât.

Yararlanılan Kaynaklar

  • İbnü’l-Cevzî’nin Tefsîru Lüğati’l-Kur’ân’ın Tahkki ve Tahlili, Ahmet Gökhan Öztürk, Yüksek Lisans Tezi, Bursa 2013.
  • TDV İbnü’l-Cevzî maddesi, Yusuf Şevki Yavuz – Casim Avcı, , c.20, s.543-551.
  • İslam Âlimleri Ansiklopedisi, İbnü’l Cevzi maddesi, c.6, s.180.
  • İbnü’l-Cevzî’nin Tarih Metodolojisi Örneği, Doç. Dr. Mehmet Salih ARI, Uluslararası Selçuklu Kültür ve Medeniyeti Sempozyumu, 19-21 Ekim 2011 Konya.
  • İbnü›l-Cevzi›nin Zadü›l-Mesir Adlı Tefsirinde Nüzul Sebepleri, Öznur Hocaoğlu, Yüksek Lisans Tezi, İzmir 2011.
  • İbnu›l-Cevzi ve Ahkamu›n-Nisa, Nedim Urhan, Doktora Tezi, İstanbul 1989.
————————

1. Forma: Bir matbaacılık terimidir. Günümüzde bir forma 16 sayfaya eşittir.
2. el-İlel, 421; Takyidu’l-İlm, 92; İbni Ebi Hayseme, el-İIm, 144.
3. Hatırlı Satırlar – Ebu’l Ferec İbnü’l Cevzî, Tahlil Yayınları, s.22
4. Buhâri, Buyu’ 7
5. İbn Kesir, el-Bidaye ve›n-Nihaye, XIII, 290.
6. http://www.dunyabizim.com/alinti/22192/kanaat-sahibi-ol-ki-izzetli-olasin (özetlenmiştir).


Kaynak: Nebevi Hayat Dergisi