Amerikan elçiliğine saldırmanın ve öldürmenin hükmü?


Tercüme: El-Melahim

Fetvaya başlamadan önce iki kelime olan ‘Resul, Rusul’ ve ‘ sefir, sufera’ kelimelerinin manasını vermek makaleyi okuyanlar için bir kolaylık olacaktır.
Resul (الرسول) veya Rusul (الرسل): Herhangi bir mesajı gelip tebliğ eder ve giden kimsedir.
Sefir (السفير) veya Sufera (سفراء) : Günümüzde konsolosluk alanı ve burada görev alan kurumdur. Burada ki elçi kendi ülkesindeki büyük devletin küçültülmüşüdür. Kurumun içerisinde askeri, istihbarat (bir nevi casusluk), kültürel, iktisadi, ticari ataşeler ve terörle mücadele de o ülkeyle anlaşma vb. görevler vardır. Buna misal Mısır da bulunan elçiliğin ihanetiyle İslam’ın alimi Ömer Abdurrahman’ın Amerika’ya teslim edilmesidir.


بسم الله الرحمن الرحيم

Hamd alemlerin Rabbine, salat ve selam Allah’ın Nebisine, Onun ehline ve ashabının üzerine olsun..
Elçilerin (الرسل) öldürülme hadislerini (manasını) iskat edip günümüzde ‘süfera’ denilen elçilere hamledip güya rasulleri (الرسل) öldürmeyle alakalı olan hadisler sefir’i öldürmeyi de içeriyormuş iddialarında bulunuyorlar.
Allah en iyisini bilir ki bu yapılan tahrifin hiçbir delili yoktur ve şu iki halin dışına çıkmaz:
Birinci hal: ‘Rasulleri (الرسل) öldürmeyle alakalı olan yasak direk olarak suferayı da içerir.’ Tabi ki bu da sahih değildir. Çünkü günümüzde sefir (elçilik), Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in zamanında ki konuşma, görüşme örfüne uymamaktadır. Bilakis Rasulullah’ın döneminde ki bu örf ‘mesajları tebliğ eden’ Rasullerin (الرسل) mefhumudur.
İkinci hal: ‘Rasulleri (الرسل) öldürmenin yasaklanması kıyas yönünden de sefirleri de kapsar’ sözlerine ise şöyle denilir:
“Bu kıyasta birbirleriyle alakası olmayan şeyler vardır. Bu da usul de (Fıkıh usulü) reddolunmuştur. Şeyh Seydi Abdullah ‘Meragi’-s Suud’ da buna şöyle işaret etmektedir:
Asıl ve Fer arasında fark olması (kıyası) zedeler…

Rasul (الرسول) ve sefir (السفير) arasında çok sayıda farkın olduğunu ise açıklamamız mümkündür:

1. Fark: Tariflerinde ihtilafın olması; ‘Sefir’ kendisini gönderen devleti temsil eder veya belli işleri yerine getirir ama ‘Rasule’ gelince; O ise kendisiyle beraber gönderilen mektubu tebliğ eden kişiye denir.
Bu da Resulün lügatte ki manasıdır. Rasul (الرسول) İrsal’den (الإرسال) türemiştir. İrsal (الإرسال) ise; Yöneltme, yönlendirme manasına gelmektedir. (Lisanu-l Arap 11/281)

2. Fark: Rasul’ün (الرسول) görevi sadece belli olan mesajı tebliğ etmekle sınırlıdır. Başka bir görevi ise yoktur. Sefire gelince O kendisini gönderen devleti temsil eder verilen mesajları tebliğ etmekle sınırlı bir görevi yoktur bilakis temsil ettiği hükümetin vermiş olduğu görevleri yerine getirmekle mükelleftir. Bu görevler iki ülke arasındaki ilişkilerin durumuna göre genişler ve farklılaşabilir.

3. Fark: Elçiler (الرسل ), savaşan iki devlet arasındaki görüşleri, mesajları (tebliğ ederek görevi) tamamlarlar. Elçiye dost olan veya ateşkes olan bir devletten olması şart koşulmaz bilakis savaş açılmış bir devlet tarafından bile gönderilmiş olabilir.
Süfera’ya gelince bunların görevi ancak aralarında savaşın ve düşmanlığın olmadığı iki devletin mesajlarını (tebliğ etmekle) ve her iki devletin elçiliklerini geri çağırması gibi alakaları kesme ve anlaşamama durumlarından soyutlanmış bir şekilde görevlerini yerine getirirler.

Bu farkların oluşmasıyla Rasullerin (الرسل) öldürülmelerinin yasaklanmasıyla alakalı varid olan naslar günümüzde ki suferayı (سفراء ) içermez. Ne hitap yönünden ne de kıyas yönünden…
Farz edelim ki bu tartışma da; Rasullerin (الرسل ) öldürülmesiyle alakalı olan yasaklama süferayı da kapsıyor fakat (şu da bilinmelidir ki) elçilerin öldürülmesinin haram olmasının şartı;
Onların casusluk yapmamaları (Müslümanların aleyhine istihbarat toplamamaları)
Yaptıkları işte Müslümanlara zarar vermemeleridir.

Şihabuddin Er-Remli ‘(الرسل) elçilerin öldürülmesi’ meselesinde Nevevi’nin ‘Minhacu-t Talibin’ adlı kitabına yaptığı şerhte şöyle der:
“ (Onların) Rasullerini öldürmek caiz değildir; Yani bu elçiler sadece haberi tebliğ için girmişlerse (böyledir). Eğer onlardan bir casusluk, hıyanet veya Müslümanlara sövme gibi fiiller sadır olursa öldürülmeleri caizdir.” (Nihayetu-l Muhtac İle Şerhi-l Minhac 26/410)
Ben derim ki: Bu şart Amerikalı elçilere (سفراء) nispetle yok gibidir. Çünkü İslam âleminde ki Amerikan elçiliği diğer elçiler gibi değildir bilakis bu elçilik istihbarat görevini icra eder ve Amerika’nın saygınlığını İslam beldelerinde yaymaya çalışır. İslam’a karşı yürütülen küresel savaşta cihadla mücadele (tabi onlar Terör diye isimlendirmekte) etmekte, demokrasi dinini yaymaya çalışmaktadır. Bunun hepsini de elçilik üzerinden planlamaktadırlar.
İslam beldelerinde bulunan Amerikan elçiliğinin (İslam şeriatında) şer’i bir sıfatı yoktur bilakis şer’i olan İslam’a ve Müslümanlara karşı yürüttüğü savaştan dolayı Amerika hükümetiyle alakayı kesme ve elçiliklerini kovmaktır.
Amerika Müslümanlardan dilediğini öldürüp, İslam beldelerinden dilediği yeri işgal edip, ırzlara tecavüz edip ve İslami mukaddesatlara hor görüp hakaret edip sonra da İslam ülkelerinde ki bazı devletlerle bağlantıyı güçlendirmeye, elçilikleriyle mesajlar vermeye ve İslam beldelerinde maslahatını sağlamlaştırmaya çalışmaktadır. Tabi bunu da kendisine karşı savaşan değil de İslam’a karşı savaşmada ve Müslümanları öldürmede kendisine yardım eden anlaşmalı devletlere karşı yapmaktadır.
Amerika İsrail’den daha fazla Müslümanları öldürmüştür ve İsrail Müslümanlara yapmış olduğu saldırıları Amerikan’ın desteği ile bir örtü altında yapmaktadır. İsrail’le alakaların kesilmesini talep ediyoruz da neden Amerika’yla olan alakanın kesilmesini istemiyoruz?!
Şuan da Amerika ve İslam ülkelerindeki hükümetlerin arasında bulunan alaka; Efendiyle hizmetçisinin alakası gibidir. Bu alaka (Amerika tarafından) kendi otoritesini sağlamlaştırma, aldığı kararları uygulattırma ve siyasetine tabi oldurma alakasıdır yoksa eşitliği ikame etme değil..
Şüphesiz ki Amerika ve İslam ülkelerindeki hükümetlerin arasında bulunan alaka; Mücahidlere karşı yapılan savaşta onlara yardım etme, İslam ülkelerinde onları himaye etme, Onların maslahatlarına riayet etme ve kâfirleri dost edinme taahhüdü üzere bina edilmiş meşru olmayan kötü bir alakadır.
Hangi hükümet bu görevi yerine getirmezse Amerika tarafından dost, medeni bir devlet olarak itibar edilmez. Bilakis Amerika O devlete Taliban, Şebabu-l Mücahidin, Irak İslam devleti ve Ensaru-d Din gibi terör örgütlerinin müttefiki olarak itibar eder.
Şüphesiz ki İslam ülkelerinde bulunan Amerikan elçiliğinin İslam’a ve Müslümanlara vermiş oldukları zarardan, Allah’a düşman olanlara dost olmasından dolayı şer’i bir vasıfları olmayıp emanları şer’an batıldır.
Bu verilen ‘Eman’ veren kişiler (المؤمن) tarafından da batıldır, verilen kesim (المؤمن) tarafından da batıldır.
Ben bunu ‘Bu dönemde kâfirlere ‘eman’ vermenin batıllığını ortaya koyma’ adlı risalemde beyan etmiştir.
Şu iddia’ya gelince; ‘Bu Amerikalı diplomasilerin Nebi sallalllahu aleyhi ve sellem’e yapılan pis filmden razı değillerdi ve bunu da desteklemiyorlardı’ sözüne de cevaben deriz ki:
“Herhangi bir grup veya devletten bazıları İslam’a ve Onun şerefine zarar verecek olursa bu yapılan saldırı o grubu da, devleti de kapsar. Ancak onlardan bu işten beri olduklarını söylemeleri hali müstesna..
Allah Teâlâ Deveyi kesen Salih’in kavmi hakkında;
فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَا
“Onu yalanladılar ve deveyi kestiler.” (Şems suresi/14)
Halbuki deveyi bir kişi kesmişti, onun hakkında da Allah Teala şöyle dedi:
إِذِ انبَعَثَ أَشْقَاهَا
“Onların en bedbahtı (deveyi kesmek için) atıldığında.” (Şems suresi/12)
Abdullah b, Zemea’dan gelen rivayete göre o Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i hutbe irad ederken dinle*miş. Bu sırada dişi deveyi ve onu keseni söz konusu etmiş. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuş:
"Onların en bedbahtları güçlü, kuvvetli, zorba, fesad çıkar*tıcı, kabilesi arasında korunup kollanan bir kişi olan en bedbahtları -ki Ebu Zemea'ya benzerdi- kalkıp gittiği zaman..." diyerek hadisin geri kalan bölü*münü zikretti.” (Müslim)
Fakat geride kalan kimseler ona yardım ettiler, bunların hükmü de kesenin hükmü gibiydi.
İbn Cerir et-Taberi derki:
“(Deve’nin su içme sırasını) kabul ettikten sonra Devenin su içmesini engellediler ve devenin öldürülmesine razı oldular. Öldüren kimsenin öldürmesine ve kesen kimsenin de kesmesine razı oldukları için buradaki yalanlama ve kesme işi hepsine nispet edildi. Bundan dolayı Allah Teâlâ şöyle buyurdu:
فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَا
“Onu yalanladılar ve deveyi kestiler.” (Şems suresi/14)
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem (Yahudilerden bazılarının) ahitlerini bozmasıyla hepsini cezalandırmıştı.
İbn Hişam Ebi Avn’dan şöyle rivayet etmiştir:
“Araplardan olan bir kadın üzerinde örtüsüyle pazara geldi. Beni kaynuka pazarında alışveriş yaptı ve bir kuyumcu da oturdu. Yüzünü açması için ısrar etselerde kadın bunu reddetti. Kuyumcu elbisesinin bir tarafını yere rapteder. Kadın ise bundan gafildir. Ne zaman kalkmaya yeltendiyse örtüsü açılır ve avreti görünür. (Bunu gören Yahudiler) gülmeye başlarlar. Kadın çığlık atar ve orada bulunan bir Müslüman o kuyumcuyu -ki bu adam yahudiydi- öldürür. Yahudilerde o müslümana saldırır ve onu öldürürler. Müslümanlar Yahudilere karşı yardım isterler ve beni kaynuka arasında şer vuku bulur.”

Sakîf (kabilesi) Benî Ukayl'in müttefiki idiler. Derken Sakîf Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem 'in ashabından iki kişiyi esir ettiler. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem 'in ashabı Benî Ukayl'den bir kişi esîr ettiler; onunla birlikte Adbâ' (ismindeki deve)’yi de aldılar. Adam pran*gada olduğu halde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onun üzerine gel*di. (Adam) :
— Yâ Muhammedi diye seslendi.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onun yanına gelerek: «Ne istiyorsun?» diye sordu. Adam:
— Beni niçin aldım? Ve hacıları geçen (devey)’i niçin aldın? dedi. (Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem meseleyi büyütmek için) : «Seni müttefiklerin olan Sakîfin cinayetinden dolayı aldım! Cevabını verdi. Sonra ondan ayrılıp gitti.” (Müslim)

Hem bu Amerikan elçiliği filmlerin gösterime girmesine razı olmuyorlarsa da Irak’ta, Afganistan’da, Müslümanların katledilmesine razı oluyorlar ve yine İslam ülkelerinin işgal edilmesine, bu ülkelerin yer altı zenginliklerinin gasp edilmesine rıza gösteriyorlar. Ve bunu da gerçekleştirmek adına fiili bir şekilde mücadele ediyorlar bu da hesaplaşmak için tek başına yeterlidir.
Sonra bu iş Amerika’nın kullandığı bir üsluptur. Bush’un resmini kötü bir şekilde karikatüre eden Iraklı ressam Bayan Leyla Atar’ın evini içinde ailesi olduğu halde yıkmışlardı!!

Son olarak Müslüman kardeşlerimize diyoruz ki:
Allah’ın düşmanları cesaret edip kırmızıçizgileri geçtikleri vakit bu olaya eşit bir fiilin olması gerekir. (Öyle bir fiil olacak ki) bu kâfirler İslam’a veya Nebi sallallahu aleyhi ve selem’e saldırmadan önce defalarca düşünecekler.

Şüphesiz ki Amerikan elçiliği ve buranın müdürü Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’den daha hürmete layık değildir. Bozguna uğrayıp, aksilik çıkaran Yusuf el-Kardavi, Muhammed Mustafa Beradi ve başkaları da zorluktan kaçıp, fiili değil de sözlü bir şekilde (Rasulullah’a sözde yardım etmek isteyenler) lisan-hal ile diyorlar ki:
“Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e yapılan kötülüğü engellemek hiçbir zaman Amerikalı elçinin öldürülmesini gerektirmez!!”
كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ إِنْ يَقُولُونَ إِلَّا كَذِبًا
“Ağızlarından çıkan bu söz ne büyük oldu! Yalandan başka bir şey söylemiyorlar.” (Kehf suresi/5)

Amerikalı elçilerin hepsinin Nebi salalllahu aleyhi ve sellem’in yanında bir kıl kadar değeri var mı?
Amerikalı elçilerin hepsinin ölümü ve elçiliklerinin hepsinin yıkımı Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e saldıran kimselere karşı kinimizi asla dindirmez.
Bir elçiliğe saldırmakla Amerika’ya taziyelerini sunanlar ise tam manasıyla işbirlikçiler ve hain kimselerdir.
Ümmet’in her uyanmaya başladığı anda yeniden uyumalarını sağlayanları Allah’a şikâyet ediyoruz!
Her kızgınlığı yatıştırıyorlar!

Her hareketi donduruyorlar!

Düşmanlar da bunların bu hareketleriyle zafere eriyor mu!!?

Ümmetin durumu ne kadar da acı!!?

Amerika öfkelendiği zaman Irak’ı, Afganistan’ı işgal eder, Felluce’yi yakar, öldürür, milyonları kovar, âlemde birçok yerde zindanları doldurur!

İsrail öfkelendiğinde Gazze’yi ateş parçasına çevirir, evleri ailelere mezar yapar..!

Müslümanlar ise öfkelendiğinde mitinglere çıkar, eleştirirler, kaside ve makaleler söylerler!!!

Ey Müslümanlar!

Şüphesiz ki yapılan mitingler (gösteriler) ve eleştiriler karşı koyacak bir seviyeye çıkmaz. Bu (yapılanlar) mücrimlerin düşmanlıklarını ve kinlerini engelleyecek bir vesile de değildir.Ümmet’in hepsi Amerika’yı engellemek için mitingler düzenlese de, milyonlar meydanlara ve alanlara dökülse de..!
Şüphesiz ki arzu edilen engelleme; Onların maslahatlarını, emniyetlerini, iktisatlarını tehdit etmekle olur. Bu da Onların anlayacağı tek dildir..!
İslam’a ve Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e bir kötülük yapıldığı zaman onların emniyetleri ve maslahatları tehdit edilir bunu da Amerika’yı engellemeye koşan ilk kimseler yapacaktır.
Amerika İslam dinine kötülük yapmayı mubah kılmaya (sevk edecek) veya dinimize ve şiarlarımıza küfretmeyi fikir özgürlüğü sayıp para cezası verdirecek kanunları çıkartıp sözde ceza vermesi gerekiyor .(!)
Şüphesiz ki Amerika İslam’la savaşması ve Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’i kötülemesi nedeni ile elçiliğinin korunması ve İslam ülkelerinde bulunması caiz değildir. Eğer bulunursa da bir hürmet ve eman yoktur.
Müslümanlara gereken onlara karşı yapılan savaşta ve onlara ulaşmada birbirlerine yardım etmeleridir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

مَا كَانَ لِأَهْلِ الْمَدِينَةِ وَمَنْ حَوْلَهُمْ مِنَ الْأَعْرَابِ أَنْ يَتَخَلَّفُوا عَنْ رَسُولِ اللَّهِ وَلَا يَرْغَبُوا بِأَنْفُسِهِمْ عَنْ نَفْسِهِ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ لَا يُصِيبُهُمْ ظَمَأٌ وَلَا نَصَبٌ وَلَا مَخْمَصَةٌ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلَا يَطَئُونَ مَوْطِئًا يَغِيظُ الْكُفَّارَ وَلَا يَنَالُونَ مِنْ عَدُوٍّ نَيْلًا إِلَّا كُتِبَ لَهُمْ بِهِ عَمَلٌ صَالِحٌ إِنَّ اللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ
“Medine halkına ve onların çevresinde bulunan bedevî Araplara Allah'ın Resûlünden geri kalmaları ve onun canından önce kendi canlarını düşünmeleri yakışmaz. İşte onların Allah yolunda bir susuzluğa, bir yorgunluğa ve bir açlığa dûçar olmaları, kâfirleri öfkelendirecek bir yere (ayak) basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları, ancak bunların karşılığında kendilerine salih bir amel yazılması içindir. Çünkü Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez.” (Tevbe/120)

قُلْ إِنْ كَانَ آبَاؤُكُمْ وَأَبْنَاؤُكُمْ وَإِخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا أَحَبَّ إِلَيْكُمْ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادٍ فِي سَبِيلِهِ فَتَرَبَّصُوا حَتَّى يَأْتِيَ اللَّهُ بِأَمْرِهِ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ
“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah'tan, Resûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” (Tevbe/24)


…Allah en iyisi bilendir…
Şer’i Heyet Üyesi
Şeyh Ebu Münzir Eş-Şankıti –Allah onu korusun-



***