1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Allah'a Güzel Borç Vermek‏: Karz-ı Hasen

Konu, 'İnfak ve Sadaka' kısmında izminçik tarafından paylaşıldı.

  1. izminçik

    izminçik Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    İnsanlar, “inanıyormuş gibi” yapıyor, ama daha çok “inanmıyormuş gibi” yaşıyorlar.
    Sürekli kazanmak ve kazandıklarını “biriktirmek” çoğu kimse için ihtiras derecesinde!
    İnsanlar, hayat sadece bu dünyadan ibaretmiş ve hep böylece sürüp gidecekmiş gibi davranıyor!
    Sanki kimse onlara, çok da uzak olamayan bir zamanda başlayacak olan “ebedi hayat”tan hiç haber vermemişçesine umursuz görünüyorlar!
    Halbuki, lafa gelince, bu dünya hayatının ebedi olmadığını, bir gün mutlaka sona ereceğini, buradan bir başka hayata geçileceğini hemen herkes söyler durur.
    Birkaç yıl ya da 5-10 yıl sonra yaşadıkları ülkeden bir başka memlekete göçeceklerini ve bir daha geri dönmeyeceklerini bilseler tüm yatırımlarını gidecekleri yere göre yaparlar. Orada hesap numarası açtırır, bütün paralarını oradaki kurumlara yatırır, gitmeden önce orada bir şeylerin sahibi olmaya çalışırlar. Akılları hep orada olur. Gitme zamanı yaklaştıkça da bu hazırlıklar hız kazanır.
    Ölüm de, “öte” aleme gidiş olduğuna ve bir daha geri dönülmeyeceğine göre, kalıcı yatırımların oraya yapılması aklın gereği değil mi?!
    Geleceği mutlak olan “ebedi hayat” için geçerli görülen, yatırım araçları gibi vasıflandırabileceğimiz birkaç amelden biri de “Karz-ı Hasen”; Allah için borç vermek! Daha vurgulu ifadesi ise, “Allah’a Güzel Borç Vermek!”
    Cenâb-ı Hak, yüce rızâsı için verilecek her sadaka ve yapılacak her infâkı (Allah yolunda yapılan harcama) kendisine verilmiş bir borç (karz-ı hasen) olarak kabul eyler ve bunun karşılığını kat kat ödeyeceğini va’deder:
    Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla

    "...Eğer namazı dosdoğru kılar, zekatı verir, peygamberlere inanır, onları desteklerseniz ve Allah'a güzel borç verirseniz (ihtiyacı olanlara Allah rızası için bağışta bulunursanız ) andolsun ki sizin günahlarınızı örterim..." (el-Mâide, 5/12)

    "Allah'a kim güzel bir ödünç takdiminde bulunursa, Allah karşılığını kat kat verir, ona cömertçe verilecek bir ecir(sevap,mükafat) de vardır" (el-Hadîd, 57/11)

    "Sadaka veren erkeklere ve sadaka veren kadınlara ve Allah'a güzel bir ödünç verenlere, verdikleri kat kat artırır ve onlara şerefli bir mükafat vardır" (el-Hadîd, 57/ 18).

    "Eğer Allah'a güzel bir ödünç takdiminde bulunursanız, onu sizin için kat kat yapar, sizi bağışlar; Allah, şükrün karşılığını verendir; halimdir" (et- Teğâbun, 64/ 17).
    Hibe olarak verilen sadakadan çok daha makbul ve karşılında, Kur’an’ın diliyle “kat, kat mükafat” olan bir amel; büyük bir toplumsal yardımlaşma kurumu; “Allah’a Güzel Borç” vermek!

    Verdiğiniz de sizin, alacağınız da.!
    Aslında Allah'ın size verdiğini veriyorsunuz,yani Allah'ın malını veriyorsunuz!
    Geri almak üzere veriyorsunuz, ama “kat kat” karşılığını da alıyorsunuz!
    İnsanların giderek daha da maddileştiği, toplumların ekonomik sıkıntılar içinde boğuştuğu bir ortamda, “dara düşmüş kimseler” için ne büyük bir nimet!
    Veren için de, alan için de rahmet; “Karz-ı Hasen!”
    Aklın Yolu; “Kendine Cimrilik Yapmamak..!“
    İmkânları olan için önemsiz bir para, birçok kimse için son derece hayati bir anlam ifade eder. Çok cüzi miktarları elde edemediklerinden dolayı bunalıma girenler, büyük sıkıntıya düşenler, çocuğunu tedavi ettiremeyen, konu komşunun gözleri önünde evine icra gelenler, kış ortasında evinden atılanlar, iflas edenler...

    Evini barkını terk edenler, sönen yuvalar, hatta intiharlar bile söz konusu iken nasıl duyarsız kalınabilir ki? Üstelik yardımlaşmayı ibadet bilen bir inanca sahip olan böyle bir toplumda...
    İhtiyaç hâsıl olduğunda imdada yetişecek birileri olmalı. Başkalarının ıstırabını dindirerek huzur bulmalı. Derde derman, sadra şifa kurumlar oluşturulmalı. Ve bunun için acele etmeli. Çünkü "hayırlı işlerde acele ediniz" emrinin muhatabıyız.
    Ayrınca insanların sıkıntı içinde yaşadıkları bir toplumumuz var. Allah'ın darda kalmış kulları çok.

    Zaman daralıyor, ölüm yaklaşıyor. Ebedi ve sonsuz bir hayata geçilecek; azık biriktirmek ve hazırlık yapmak gerek. Vereceklerimizin "kendimize vermek" demek olduğunu bilerek ve cimriliğin en kötüsü olan "kendine cimrilik yapma" hastalığından kurtularak...
    Hayırda yarışmalı!

    Bizi yoktan var eden ve varlığından haberdar eden, bize sayısız nimetler veren Allah’a hamd, O’nun nurlu ve mübarek yolunun şanlı Rasulü Hz. Muhammed’e(sav ) salat-ü selâm olsun.
    Bu hayat ‘son’ludur.
    Mal mülk burada kalacak, “öte”ye yalnızca hesabı gidecektir.
    O güzel Peygamber Hz.Muhammed (sav) bir gün, yardımlaşma ile ilgili olarak bir arkadaşına; ”Sen ne verdin?”diye sorduğunda, O, ’Şunu şunu verdim, bana da bunlar kaldı’ deyince, Allah Rasulü; ‘Hayır öyle değil! O verdiklerin senin oldu. Kalan ise kimindir bilinmez!” buyuruyor.
    Bu hayatın güzellikleri geçici, asıl güzellikler ötelerde ve içinde ebedi kalınacak olan eşsiz cennetlerdedir.
    Hz.Ali (r.a) “İnsanoğlu uykudadır, öldükten sonra uyanır. Daha önce yaptıklarının karşılığını görür ve fakat iş işten geçmiştir artık!” diyor.
    Bu dünyaya gelen insanların en akıllıları hep “öte”lere yatırım yapanlardır. Biriktirenler ise, her şeyini arkada bırakmış, nice servetler tarumar olup gitmiştir.

    hamdikalyoncu.com
  2. Ebu & Dücane

    Ebu & Dücane Misafir

    Hiçbir karşılık beklemeden, hiçbir menfaat gözetilmeden verilen ödünce karzı-ı hasen (güzel ödünç) denir.
    İslam toplumunda, asırlardır uygulanan bu sosyal yardımlaşma maalesef son zamanda büyük ölçüde zaafa uğradı. Bir taraftan ekonomik çalkantılar, resmî, gayri resmí bankaların, tefecilerin çok aşırı derecede faiz vermeleri, diğer taraftan dini hassasiyetlerin azalması, yardımlaşma duygularının zayıflaması, kişilerin ahidlerine, vaatlerine sadık kalmayışı bu kötü neticeyi doğurdu.
    Toplumumuz o kadar dünyevileşti ve o kadar materyalist düşüncelere sahip oldu ki, her yaptığı işte, her muamelede ve hatta yaptığı hizmetlerde anında veya ileriye dönük ne gibi menfaati olacak, ne kadar çıkar sağlayacak bunu hesaplamaktadır. Dolayısıyla yapılan ticarette, yardımlaşmalarda, hizmetlerde bereket olmuyor. İstenilen kaynaşma ve karşılıklı muhabbet ve ülfet sağlanamıyor ve hatta bir kısım dargınlıklara, küskünlüklere bile sebep olabiliyor.
    Meselâ, samimi olan iki dost, birlikte ticaret ortaklığı yapıyor. Güzel bir şekilde işe başlıyor. Kısa zaman sonra ayrıldıklarına, karşılıklı ithamlaştıklarına şahit oluyorsunuz.
    Bir Müslüman, diğer bir Müslümana çok samimi duygularla borç veriyor, sıkıntısını gideriyor. Borç alan kişi zamanında borcunu ödemiyor. Savsaklıyor ve araları bozuluyor. Böylece bu kişi sadece borç aldığı kişiye zarar vermekle kalmıyor, dolaylı bir şekilde diğer ihtiyaç sahiplerine de zarar vermiş oluyor. Çünkü borç veren kişinin sık sık bu gibi şeylerle karşılaşması, onu borç verme hususunda daha tedbirli olmaya sevk ediyor.
    Diğer taraftan borç veren kişi de yaptığı bu yardımı, yapmış olduğu bir kısım davranışlarla boşa çıkarıyor. Meselâ, yaptığı yardımı başa kakıyor. Borçlu borcunu ödemek istiyor fakat ödeme gücü bulamamakta, böyle bir durumda borç verene düşen mâkul bir süre borçluya fırsat vermek iken onu sıkboğaz ediyor. Borç verdiği kişiyi sürekli minnet altında bulundurmak istiyor. Bütün bunlar İslamî ve ahlakî olmayan davranışlardır.
    Allah Teâlâ karz-ı hasen hususunda şöyle buyuruyor:
    "Andolsun ki Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. İçlerinden on iki kişiyi de başkan göndermiştik. Allah onlara şöyle demişti: Ben sizinle beraberim. Eğer namazı dosdoğru kılar, zekatı verir, Peygamberlerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah’a güzel bir borç verirseniz (ihtiyaç sahiplerine karşılıksız borç verirseniz) andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkâr yolunu tutarsa doğru yoldan sapmış olur." (Maide/12)
    İhtiyaç sahibi olan bir Müslümana, ödünç vermek, dilenciliği meslek edinmiş, ihtiyacı olmayan bir dilenciye yardım etmekten daha faziletli ve daha sevaptır.
    Çünkü İslam, dilenciliğe ancak çok zarûrî durumlarda müsâade ediyor. İhtiyacından fazla dilenmeyi men ediyor. Halbuki karz-ı haseni teşvik ediyor.
    Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
    "Herhangi birinizin ipini sırtına alıp bir odun demeti getirerek satması ve Allah’ın yardımıyla ihtiyaçtan kurtulması versinler veya vermesinler insanlardan dilenmekten kendisi için daha hayırlıdır." buyuruyor. (Buhari, Müslim)
    Karşılıksız, menfaat beklemeden borç vermenin fâzileti hakkında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:
    "Bir adam hiç iyilik etmezdi. Sadece borç para dağıtırdı. Tahsil zamanı gelince, tahsildarına, “İmkanı olanlardan al, durumu müsait olmayıp sıkıntıda olanlardan alma. (Bu sebeple) belki Allah da bizim günahlarımızı bağışlar.” derdi. Nihayet adam öldü. Allah ona sordu: “Herhangi iyi bir amelin var mıdır?” O, “Hayır. Sadece halka para dağıtırdım. Tahsil etme zamanı gelince, hizmetçimi şöyle diyerek gönderirdim: ‘Durumu müsait olanlardan al, olmayanlardan alma. Belki Allah da bunun sebebiyle bizi bağışlar.’ derdim.” Allah da ona şöyle buyurdu: “Ben de seni affedip, günahlarından vazgeçtim." (Buhari)
    Borçlunun aldığı borcu zamanında ödemesi gerekir. Aksi taktirde borç aldığı kişiye zulmetmiş olur. Bu hususta Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:
    "Ödeyecek durumu olduğu halde, zenginin borcunu ödemeyi uzatması zulümdür." (Buhari, Müslim)
    "En hayırlınız, borcunu en güzel şekilde ödeyendir." (Buhari, Müslim)
    Netice itibariyle:
    1- Karz-ı hasen yapmak, İslamî, insanî ve ahlakî güzel bir davranıştır.
    2- Müslümanlar arası yardımlaşmanın çok güzel bir örneğidir.
    3- Karz-ı hasen asla bir menfaat karşılığı olmadan, bir çıkar sağlamayı düşünmeden yapılmalıdır.
    4- Borç veren dar durumda olan borçluya mühlet tanımalıdır.
    5- Borç veren borçlusunu minnet altında bırakmamalıdır.
    6- Yaptığı yardımı borçlusuna baş kakışı yapmamalıdır.
    7- Borçlu da borcunu zamanında ödemelidir.
    8- İmkanı varken borcunu ödememenin bir zulüm olduğunu bilip ona göre hareket etmelidir.
    9- Hatta karz-ı hasen yapanları teşvik etmek, onları memnun etmek, bu hayırlı hizmetlerine devam etmelerine psikolojik olarak yardımcı olmak için, borcunu verirken veya verdikten sonra küçük de olsa bir hediye takdim etmek, câizdir.
    10- Borç veren kişinin bu hediyeyi kabul etmesinde bir sakınca yoktur. Ancak böyle bir şeyi kendisi isterse veya borcuna karşılık bir iş yaptırırsa meselâ, tarlasını sürdürür, bağını belletir, ambarından dükkanına mal taşıttırır ise, bu fazlalıklar faiz olur ve dolayısıyla haram olur.
    alıntı
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş