Allah Teâlâ’nın Kullarını da Kendi İsmiyle İsimlendirmesine Örnekler

Kendisini isimlendirdiği isimler O’na (c.c.) has olmasına rağmen, Allah Teâlâ kendisini, Âlim ve Halim diye isimlendirdiği gibi, bazı kullarını da âlim ve halim diye isimlendirir. Mesela:

قَالُوا لَا تَوْجَلْ اِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ عَلٖيمٍ

HİCR 15/53: Biz sana âlim bir çocuk müjdeleriz.

Bu ayette müjdelenen, İshak’tır.(a.s)

فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلٖيمٍ

SÂFFÂT 37/101: Ona halim bir erkek çocuk müjdeledik.

Bu ayette, İsmail (a.s) kastedilerek buyurulmaktadır. Ancak buradaki âlim, o Âlim gibi ve halim de, o Halim gibi değildir. Bu meseleyi daha da detaylandırmanın gereksiz olduğunu zannediyoruz, okuyucu bunu anladı. Yine Allah Teâlâ kendisini Rauf ve Rahim diye isimlendirerek mesela:

اِنَّ اللّٰهَبِالنَّاسِ لَرَؤُفٌ رَحٖيمٌ

HAC 22/65: Şüphesiz ki Allah, insanlara karşı Rauf ve Rahim’dir.

Rauf, çok şefkatli; Rahim, çok merhametli demektir.

Bunun yanında bazı kulları da rauf ve rahim diye isimlendirilmiştir.


لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ اَنْفُسِكُمْ عَزٖيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرٖيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنٖينَ رَؤُفٌ رَحٖيمٌ

TEVBE 9/128: And olsun içinizden öyle bir Nebi geldi ki, sıkıntıya uğramanız O’na ağır gelir. Size düşkün, müminlere rauf, rahimdir.

Buyurmaktadır. Ancak buradaki rauf, o Rauf gibi; rahim de, o Rahim gibi değildir.

Örneğin Mumin ve Muhaymin diye isimlendirmiştir Allah Teâlâ kendisini,


اَفَمَنْ كَانَ مُؤْمِنًا كَمَنْ كَانَ فَاسِقًا لَا يَسْتَوُنَ

SECDE 32/18: Bir mumin, hiç fasık gibi olur mu? Bunlar bir olmazlar elbet.

Ancak buradaki mümin, o Mümin değildir.

Aslında meselenin kendisi izah edilmişken, sıfatlarıyla da ilgili bir takım isimlerle isimlendirildiğini yani kullarını da sıfatların da, benzeri isimlerle isimlendirmiştir.


Mesela Allah Subhanehu ve Teâlâ:

وَلَا يُحٖيطُونَ بِشَیْءٍ مِنْ عِلْمِهٖ اِلَّا بِمَا شَاءَ

BAKARA 2/255: O’nun ilminden kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar.

بِمَا اَنْزَلَ اِلَيْكَ اَنْزَلَهُ بِعِلْمِهٖ

NİSA 4/166: Onu kendi bilgisiyle indirdi.

اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتٖينُ

ZÂRİYÂT 51/58: Şüphesiz rızık veren, sağlam kuvvet sahibi olan ancak Allah’tır.

Buradaki ilim, Allah’ın ilmi gibi olmadığı gibi, kuvvet de O’nun (c.c.) kuvveti değildir. Bunlar birbirine benzememektedir.

Allah Teâlâ kendisini dileyen olarak vasıflandırdığı gibi kulunu da dileyen olarak vasıflandırmıştır. Mesela:


اِنَّ هٰذِهٖ تَذْكِرَةٌ فَمَنْ شَاءَ اتَّخَذَ اِلٰى رَبِّهٖ سَبٖيلًا

İNSAN 76/29: Bu bir öğüttür. Dileyen, Rabbine varan bir yol tutar.

وَمَا تَشَاؤُنَ اِلَّا اَنْ يَشَاءَ اللّٰهُ

İNSAN 76/30: Allah dilemedikçe siz hiçbir şey dileyemezsiniz.

اِنَّ هٰذِهٖ تَذْكِرَةٌ فَمَنْ شَاءَ اتَّخَذَ اِلٰى رَبِّهٖ سَبٖيلًا

MÜZZEMMİL 73/19: Bu, bir öğüttür.Dileyen, Rabbine varan bir yol tutar.

Allah, kendisini de, kulunu da irade sahibi olmakla vasıflandırmıştır. Şöyle buyurmaktadır:

تُرٖيدُونَ عَرَضَ الدُّنْيَا وَاللّٰهُ يُرٖيدُ الْاٰخِرَةَ وَاللّٰهُعَزٖيزٌ حَكٖيمٌ

ENFAL 8/67: Siz geçici dünya malını istiyorsunuz. Allah ise sizin için ahireti istiyor.Allah daima üstün ve hikmet sahibidir buyurur.

Yine Allah Teâlâ muhabbetle ilgili, Allah kulunu sevmekle vasıflandırarak şöyle buyurur:

فَسَوْفَ يَاْتِى اللّٰهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ

MAİDE 5/54: Allah yakında öyle bir toplum getirecek ki,O onları sever,onlarda O’nu severler.

قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُونٖى يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ

ALİ IMRAN 3/31: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah’ta sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.

Muhabbet konusunda da durum bu iken, razı olma konusunda da böyledir durum:

رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ

MAİDE 5/119: Allah, onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır.

Bilindiği gibi ne Allah’ın dilemesi, kulun dilemesi; ne iradesi, kulun iradesi; ne de muhabbeti, kulun muhabbeti ve ne de rızası, kulun rızası gibidir.

Allah Teâlâ kendisini kâfirlere buğd etmekle vasıflandırmakta, onları da buğd etmekle vasıflandırarak şöyle buyurur:


اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا يُنَادَوْنَ لَمَقْتُ اللّٰهِ اَكْبَرُ مِنْ مَقْتِكُمْ اَنْفُسَكُمْ اِذْ تُدْعَوْنَ اِلَى الْاٖيمَانِ فَتَكْفُرُونَ

MÜMİN 40/10: Küfredenlere nida edilir: Allah’ın buğdu,sizin kendinize olan buğdunuzdan elbet daha büyüktür. Çünkü siz imana davet olunuyordunuz da küfürde ısrar ediyordunuz.

Ancak onların buğdu da, Allah Teâlâ’nın buğdu gibi değildir. Allah Teâlâ kendisini kâfirlere karşı tuzak kurmakla niteliyor. Kulunu da bu şekilde niteliyor.

وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللّٰهُ

ENFAL 8/30: Onlar tuzak kurarken,Allah da tuzak kuruyordu.

اِنَّهُمْ يَكٖيدُونَ كَيْدًا ﴿15﴾وَاَكٖيدُ كَيْدًا ﴿16﴾

TARIK 86/15–16: Onlar bir tuzak düzenliyorlar, bende bir tuzak düzenliyorum.

Ancak ne onların tuzak kurmaları, Allah’ın tuzak kurması gibidir; ne de komplo düzenlemeleri, Allah’ın komplo düzenlemesi gibidir.

Allah Teâlâ kendisini, sesli konuşma ve gizli konuşma ile nitelendirmiştir.


وَنَادَيْنَاهُ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ الْاَيْمَنِ وَقَرَّبْنَاهُ نَجِيًّا

MERYEM 19/52: Ona Tur’un sağ tarafından seslendik ve onu, özel konuşmak için bize yaklaştırdık.

وَنَادٰیهُمَا رَبُّهُمَا

A'RAF 7/22: Rableri onlara seslendi.

وَيَوْمَ يُنَادٖيهِمْ

KASAS 28/62: Onlara sesleneceği gün

Bunun yanında Allah Teâlâ seslenme ve özel konuşma ile niteleyerek şöyle buyurur:


اِنَّ الَّذٖينَ يُنَادُونَكَ مِنْ وَرَاءِ الْحُجُرَاتِ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ

HUCURAT 49/4: Ey Muhammed! Odaların arkasından sana bağıranların çokları düşüncesiz kimselerdir.

اِذَا نَاجَيْتُمُ الرَّسُولَ

MÜCADELE 58/12: Râsulullah ile gizli konuşacağınız zaman

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اِذَا تَنَاجَيْتُمْ فَلَا تَتَنَاجَوْا بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَمَعْصِيَتِ الرَّسُولِ

MÜCADİLE 58/9: Ey insanlar! Kendi aranızda gizli konuştuğunuz zaman, günah, düşmanlık ve Râsule karşı gelme üzerine konuşmayın.

Ancak şu iyi bilinir ki, kulların sesli ve gizli konuşması, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın sesli ve gizli konuşması gibi değildir. Allah Teâlâ kendisinin Musa (a.s) ile konuştuğunu haber veriyor bize.

وَكَلَّمَ اللّٰهُ مُوسٰى تَكْلٖيمًا

NİSA 4/164: Allah, Musa ile de konuştu.

وَلَمَّا جَاءَ مُوسٰى لِمٖيقَاتِنَا وَكَلَّمَهُ رَبُّهُ

A'RAF 7/143: Musa, tayin etiğimiz vakitte bizimle buluşmaya gelipte Rabbi onunla konuşunca

تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍ مِنْهُمْ مَنْ كَلَّمَ اللّٰهُ

BAKARA 2/253: İşte biz, o elçilerden kimini kiminden üstün kıldık.Allah onlardan kimiyle konuştu.

Bunun yanında kullarını konuşmasıyla da nitelendirmiştir:

وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُونٖى بِهٖ اَسْتَخْلِصْهُ لِنَفْسٖى فَلَمَّا كَلَّمَهُقَالَ اِنَّكَ الْيَوْمَ لَدَيْنَا مَكٖينٌ اَمٖينٌ

YUSUF 12/54: Kral, “Getirin, onu bana, onu kendime özel dost yapayım.” Dedi. Kendisiyle konuşunca Yusuf’a “Sen artık bugün yanımızda onurlu birisin” dedi.”

Ancak iki konuşma da birbirine benzemez. Birbirinin aynı değildir ve bunu her akıl sahibi idrak eder. Yine Allah Subhane ve Teâlâ:

اَلرَّحْمٰنُ ﴿1﴾عَلَّمَ الْقُرْاٰنَ ﴿2﴾خَلَقَ الْاِنْسَانَ ﴿3﴾عَلَّمَهُ الْبَيَانَ ﴿4﴾

RAHMAN 55/1–2–3–4: Rahman, Kur’an öğretti. İnsanı yarattı. Ona beyanı öğretti.

لَقَدْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ اِذْ بَعَثَ فٖيهِمْ رَسُولًا مِنْ اَنْفُسِهِمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِهٖ وَيُزَكّٖيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَوَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَفٖى ضَلَالٍ مُبٖينٍ

ALİ IMRAN 3/164: Andolsun ki Allah, müminlere büyük lütufta bulundu. Zira daha önce açık bir sapıklık içinde bulunuyorken, onlara kendi aralarından kendilerine Allah’ın ayetlerini okuyan, kendilerini temizleyen ve kendilerine kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderdik.

مُكَلِّبٖينَ تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ اللّٰ

MAİDE 5/4: Allah'ın size öğrettiğinden onlara öğretirsiniz.

İşte burada nasıl Allah Teâlâ kendisini öğreten olarak zikrediyorsa, Râsulünü de öğreten olarak zikretti. Ancak burada iyi bilinir ki Allah’ın öğretmesi, kulun öğretmesi gibi değildir.

Gadabı da aynı şeydir.


وَغَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَلَعَنَهُمْ

FETİH 48/6: Allah onlara gadab etmiş onları lanetlemiştir.

وَلَمَّا رَجَعَ مُوسٰى اِلٰى قَوْمِهٖ غَضْبَانَ اَسِفًا

A'RAF 7/150: Musa, kavmine kızgın ve üzgün bir halde dönünce

Ancak Allah Teâlâ'nın gadabı, kulun gadabı gibi değildir. Allah Subhane ve Teâlâ:

لِتَسْتَوُا عَلٰى ظُهُورِهٖ

ZUHRUF 43/13: Ki, onların sırtınabinesiniz.

فَاِذَا اسْتَوَيْتَ اَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ

MÜ'MİNUN 23/28: Sen ve yanında bulunanlar gemiye yerleştiğiniz zaman

وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِىِّ

HUD 11/44: Gemi Cudi’ye oturdu.

Yine Allah Subhane ve Teâlâ, istiva ile ilgili Kur’an’da yedi yerde, ayrı ayetlerle meseleyi bahsetmiştir. Ancak Allah’ın oturması, yarattıklarının oturması gibi değildir. Allah Subhane ve Teâlâ’nın kendisini el açıklığı ile nitelendirmiş olduğu ayet:

وَقَالَتِ الْيَهُودُ يَدُ اللّٰهِ مَغْلُولَةٌ غُلَّتْ اَيْدٖيهِمْ وَلُعِنُوا بِمَا قَالُوا بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَاءُ

MAİDE 5/64: Bir de Yahudiler, “Allah’ın eli bağlıdır” dediler. Kendi elleri bağlandı ve söylediklerinden ötürü lanetlendiler. Hayır, Allah'ıniki eli deaçıktır, dilediği gibi verir.

وَلَا تَجْعَلْ يَدَكَمَغْلُولَةً اِلٰى عُنُقِكَ وَلَا تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُومًا مَحْسُورًا

İSRA 17/29: Ellerini boynuna bağlanmış yapma,tamamen de açma. Sonra kınanır hasret içinde kalırsın.

İşte bu ayetlerde bahsedilen el için Allah Subhane ve Teâlâ’nın eli, kulun eli gibi diyen yanılır. Allah Teâlâ’nın eli ayrıdır, kulun eli ayrıdır. Eğer bundan amaç cömertlik ise yani Allah Teâlâ’nın elinin açıklığı, cömertlik olarak düşünülürse; Allah’ın cömertliği ayrıdır, kulun cömertliği ayrıdır.