El Berr’u
İyilik Yapan
هُوَ الْبَرُّ الرَّحٖيمُ

TÛR 52/28: İyilik yapan, Rahim olandır.

وَبَرًّا بِوَالِدَتٖى

MERYEM 19/32: Anneme iyilik yapmayı da emretti.

Birçok hadisi şerifte de bu isim geçer.


بَارُّ iyilik yapan demektir.Mutlak iyilik sahibi, her iyilik ve güzelliğin kendisinden kaynaklandığı Allah Subhane ve Teâlâ’dır. İnsanlarda iyilik yapar ama insanların yaptığı iyilik, Allah Teâlâ’nın yaptığı iyilikle bir değildir. Bunu, konuların başında teferruatla açıklamaya çalışmıştık.

Âlimler bu isim hakkında şunları söylemiştir:

Bir kısım;

“Ber, kendisine isyan nedeniyle iyilik yapmaktan vazgeçmeyen ve iyiliği kesmeyen”demişlerdi.

Yine bir kısmı,

“Kendisinden isteyenlere güzel bağışta bulunan ve ibadet edenlere de bol sevap verendir.” Bunu Razi söylüyor.

Yine bir kısmı,

“Kötülük yapana iyilik yapan, haksızlık edeni af eden, günah işleyeni bağışlayan, tövbe edenin tövbesini, özür beyan edenin özrünü kabul edendir.”

El-Halimi der ki:

“Allah’ın el-Latif ismiyle aynı anlamdadır. Ber, kullarına yumuşak davranan, onlara kolaylık dileyen zorluk dilemeyen, birçok günahlarını cezalandırmadan bağışlayan, onları bütün yaptıklarından sorguya çekmeyen, bir iyiliğe on misliyle karşılık verendir. Kötülüğü de sadece bir misliyle cezalandırandır.

اَلْبَارُّAllah Subhanehu ve Teâlâ iyilik yapandır dediğimiz zaman iyilik yapmanın iki yüzü vardır. Allah Teâlâ bize iyiliğin iki yüzünü söyledi:

1) Kendi vermiş olduğu nimetler neticesinde, kendisine ibadet etmemiz esnasında bize hak etmediğimiz Cenneti Âlâ’yı vermesi, Cennetleri vermesi ve bu Cennetler içerisinde ebedi bir hayat yaşamamızı lütfetmesini bir iyilik olarak düşünürseniz

2) Küçük büyük günahlarımızı örtendir Allah Teâlâ. Hangisi daha büyük diye düşündüğünüz zaman şunu bilin ki, ikisi de birbirinden büyük. Kulun düştüğü halde anladığı oranda kendisi için büyük olan odur. Acaba hatayı örtmek mi büyük iyiliktir yahut ta beni affetmek mi büyük iyiliktir diye, kul bunu yaşam süresi içinde iyi öğrenir.

Allah Teâlâ'nın iyilik yapması nedir?

İyilik yapması, affetmesidir. Mağfiret etmesidir. Latiftir, lütuftur.

İyilik yapmasını, Halim olarak düşündüğümüz zaman, iyilik ile hilmi yan yana getirdiğimizde, tefekkürümüzü öyle geliştirdiğimiz zaman ne Halimsin ya Rabb’i.

Bütün bu cürümlere rağmen, Allah Teâlâ bizi yok etmiyor. Bütün bu cürümlere rağmen, Allah Teâlâ kendi dilemesiyle, bizim hayatımızı ve ahiretimizi geliştirecek olan olayları kabul etmiyor. Bundan büyük bir iyilik ancak Allah Teâlâ'ya yakışır.

Onun için El Berr’u’yu biz, lütufla beraber yani Latif olan Allah Teâlâ'nın ismi ile beraber, Halim olan ismi ile beraber düşündüğümüz zaman, Allah Teâlâ'nın ne kadar iyilik yapmada kendisine hakikat, kemaliyet ve mutlakıyet verildiğini anlarız.

Bizler bu dünya hayatında melik olsak, insanlara yaşam hakkı tanımayız. Her bize ters bakan herkesi yok ederiz. Buna muktedir olan Allah Teâlâ, kendi mülkünde kendisine isyan eden insanları, kendi mülkünde kendisinin sevdiği insanlara saldıran insanları, kendi mülkünde kendisinin kanunlarını çiğneyen insanları affediyor.

Bunu anlayabilmemiz beşer olarak bizim için mümkün değildir. Ve Ebu Bekir şöyle diyordu: “Ne Halimsin ya Rabb’i!”

Halimle beraber Berr’u’yu düşündüğünüz zaman, Latifle beraber Berr’u’yu düşündüğümüz zaman Allah Teâlâ kendini vasfettiği gibidir deriz.


اَللّٰهُ الَّذٖى سَخَّرَ لَكُمُ الْبَحْرَ لِتَجْرِىَ الْفُلْكُ فٖيهِ بِاَمْرِهٖ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهٖ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

CÂSİYE 45/12: Allah, içinde gemilerin, emriyle akıp gitmesi, O’nun lütfunu aramanız ve şükretmeniz için denizi sizin hizmetinize verendir.

وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ جَمٖيعًا مِنْهُ اِنَّ فٖى ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

CÂSİYE 45/13: Göklerdeki ve yerdeki her şeyi kendi katından (bir nimet olarak) sizin hizmetinize verendir. Elbette bunda düşünen bir toplum için deliller vardır.

وَجَعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَادًا لِيُضِلُّوا عَنْ سَبٖيلِهٖ قُلْ تَمَتَّعُوا فَاِنَّ مَصٖيرَكُمْ اِلَى النَّارِ

İBRÂHİM 14/30: Allah’ın yolundan saptırmak için O’na ortaklar koştular. De ki: “Bir süre daha faydalanın çünkü varışınız ateşedir.””

قُلْ لِعِبَادِىَ الَّذٖينَ اٰمَنُوا يُقٖيمُوا الصَّلٰوةَ وَيُنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً مِنْ قَبْلِ اَنْ يَاْتِىَ يَوْمٌ لَا بَيْعٌ فٖيهِ وَلَا خِلَالٌ

İBRÂHİM 14/31: İnanan kullarıma söyle, Salâtı dosdoğru kılsınlar, hiçbir alışveriş ve dostluğun bulunmadığı bir gün gelmeden önce kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda gizlice ve açıktan harcasınlar.

اَللّٰهُ الَّذٖى خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَخْرَجَ بِهٖ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْفُلْكَ لِتَجْرِىَ فِى الْبَحْرِ بِاَمْرِهٖ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْاَنْهَارَ

İBRÂHİM 14/32: Allah, gökleri ve yeri yaratan, gökten yağmur indiren ve onunla size rızık olarak türlü meyveler çıkaran, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri emrinize veren, nehirleri de hizmetinize sunandır.

وَسَخَّرَ لَكُمُ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ دَائِبَيْنِ وَسَخَّرَ لَكُمُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ

İBRÂHİM 14/33: O, adetleri üzere hareket eden güneşi ve ayı, sizin hizmetinize sunan, geceyi ve gündüzü sizin emrinize verendir.

وَاٰتٰیكُمْ مِنْ كُلِّ مَا سَاَلْتُمُوهُ وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَتَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَا اِنَّ الْاِنْسَانَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌ

İBRÂHİM 14/34: O, istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışsanız sayamazsınız. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür.

Bu ayetlere baktığımız zaman Allah Subhane ve Teâlâ meleklere:

وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰئِكَةِ اِنّٖى جَاعِلٌ فِى الْاَرْضِ خَلٖيفَةً

BAKARA 2/30: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.

Demişti. Melekler de:

اَتَجْعَلُ فٖيهَا مَنْ يُفْسِدُ فٖيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاءَ

BAKARA 2/30: İfsad eden, kan döken birini mi yaratacaksın?

Demişti. Burada Allah Teâlâ:

اِنّٖى اَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ

BAKARA 2/30: Ben bilirim siz bilemezsiniz.

Demekle insanoğlunun, Beni Âdem’in günahlarla, isyanlarla iç içe olduğunu bilendir.

Ancak Allah Teâlâ’ya hakkıyla kulluk yapmak, cidden mümkün değildir. Allah Teâlâ’nın lütfu olmazsa bu, asla mümkün değildir.

Yine Allah Teâlâ’nın lütfuyla terazide umulur ki, bizim hayır kefemiz ağır basar. Birçok günahla iç içeyiz, mekruhlar, hayatımızın parçası gibidir.

Allah Subhanehu ve Teâlâ iyilik yapmakta ve bu iyiliği devam etmekte ve bu iyiliği kıyamet gününe kadar ve asıl önemlisi kıyamet gününde de devam edendir.

Çok önemli bir şey, iyiliği bir defada yapmıyor Rabbi Subhanehu ve Teâlâ. İyiliği, sürekli devam ediyor.

Kur’ân-ı Kerim eğer bize şahit olarak ayağa kalkarsa eyvah halimize! Ancak Allah Subhane ve Teâlâ’nın bize el Berru ismiyle muamelesini ummak ve bununla beraber yaşamak bize umut veriyor.

Bir âlim diyor ki:

“Kıyamet günün de Allah Teâlâ bana dese ki: “Sen âlim misin?” Bilen Allah Teâlâ. “Ben evet diyeceğim. O zaman Kur’an benim önüme çıkacak” diyor. “Madem sen âlimsen beni nasıl okudun, nasıl yaşadın?” Ben diyor o gün ne yaparım?”


İşte orada Kur’an karşımıza çıkarsa dediğimiz şey budur. Eğer Kur’an, dikilirse karşımıza, hesabı, Kur’an alırsa kendisine göre, Allah Teâlâ'nın Berr’u ismine ne kadar ihtiyacımız var.

İsyanlarımız, zünublarımız, hatalarımız, bütün bunlara rağmen, Allah Subhanehu ve Teâlâ yeryüzünde nefes almamızı, nimetlerinden faydalanmamızı, ayaklarımızı uzatıp rahat etmemizi, uyumamızı, yememizi, içmemizi, yürümemizi sağlayandır. Bir Hadisi Kudsi de müşriklerden bahsederken Rabbi Zulcelâl’in:

Onlar uyurken ben onları bekledim.

Demesi, Allah Teâlâ’nın Ber ismini anlatmak için, hakikaten Rabbim sen kendini vasfettiğin gibi Ber’sin diyorum.

İntikam almaya, yok etmeye, azabının en şiddetlisini vermeye muktedir olan yalnız Allah Subhane ve Teâlâ’dır.

Ancak insanlar gerçekten nankördür.

Her nimeti lütfedip verene karşı nankörlüğü devam edince, Rabbi Zülcelâl’in iyiliğinin devam etmesini görmek şöyle söyletiyor bize: “Ya Rabb’i sen kendini vasfettiğin gibi Ber’sin. Biz senin bu ismini de anlama konusunda hakikaten acz içerisindeyiz. Aczimizi sana sunuyoruz ya Rabb’i. Sen kendini vasfettiğin gibisin.”

Dünya hayatında Allah Subhanehu ve Teâlâ insanlara iyiliği emreder. İyilik yapanın kendisi, katımızda ne kadar kıymetli biri iken, biz iyiliğin kendisini bize gönderen, bizim kalplerimizde yeşerten, bize emir olarak bildiren Allah Subhane ve Teâlâ’nın Bâki ismiyle beraber El Ber olduğunu düşündüğümüz zaman, herhalde bize verilen en büyük nimet olduğunu anlamamız gerekir.

Kıyamet gününün azabının yanında insanları en fazla üzen bi şey var ki hakikaten kul bunu düşündüğü zaman hali bambaşkadır; o gizli kapanmış günahların, aleni bir şekilde Rabbi Zulcelâl’in huzurunda tekrarlanması, ortaya çıkarılması, bilenin karşısında ortaya çıkarılması herhalde çok büyük bir zillettir.

Herşeyi bilen Rabbi Zülcelâl’in huzurunda bunların ortaya çıkması, kul için hakikaten çekilmesi zor bir hadisedir.


Ama El Ber olan, El Berru olan Allah Subhanehu ve Teâlâ, o günde tıpkı zamanı yaratan, kendisi için zaman olmayan, Bâki olan Allah Subhanehu ve Teâlâ, El Berru’nun devam etmesi bizim için ne kadar umutlu bir şeydir. Başta nefsim olmak üzere hep bunu söylerim.

Bütün müminlerde iyiliği yaratan, iyiliği kendisine ait olan isimle, el Berru ismiyle, hakikaten El Berru olan Rabbi Zulcelâl bizi, akıbetimizi hayır kılmakla, razı olduklarının safına iletmekle bu ismin üzerimizdeki devamını lütfeylesin inşaallah.



لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتّٰى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ وَمَا تُنْفِقُوا

ALİ IMRAN 3/92: Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe asla iyiliğe erişemezsiniz.

Bizi buna muvaffak kıl ya Erhamerrahimin

Burada bir şey daha söyleyelim. İyilik meselesi mutlak olarak Allah Subhanehu ve Teâlâ'ya aittir dedik. Ancak insanların arasında da insanlar birbirine iyilik eder.

Fakat insanların birbirine yapmış olduğu iyilik, Allah Teâlâ'nın El Ber ismi gibi değildir. İnsanların kendi arasında yapmış olduğu iyilik, yaratılmış iyiliktir.

İkincisi verilmiştir, bu nimetler. Bu nimetlerin kendisi şudur ki; iyilik ya bedenidir, ya malidir, ya nefsidir. Bedeni ise bunun sahibi Allah Teâlâ, mali ise malın sahibi de Allah Teâlâ, nefsi ise burada imtihan bizim için başlıyor.

Nefislerimizi, İslam'a ve Allah Teâlâ'nın kendi rızasına uydurmaya muktedir olan Allah Teâlâ, cüzi irademizle bizi imtihan ederken işte bu iyilik, nefislerin kendisinde zuhur eden bir kazanç veya zarardır.

Onun için iyilik nedir?

1) İyilik, emirleri hayata geçirmektir.

2) İyilik, bu emirler doğrultusunda verilen nimetleri aramızda paylaşmaktır.

Bu paylaşmanın kendisi yapıldığı zaman ister ilmi, ister mali, ister bedeni olsun fark etmez.


Allah Subhanehu ve Teâlâ’dan bizi, iyiliklerini devam ettiren, bizim üzerimizde devam ettiren olmasını O’ndan temenni ederiz. O’na yalvarırız. O’ndan başka kimsemiz yoktur dikkat edin. Biz O’na sığınırız başka hiç kimsemiz yok. Bizi muhafazada, müdafaa da eden O’dur (c.c.).

Bizi buna muvaffak kıl ya يَااَرْحَمَرَالرَّاحِمِينَ