1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

003 - El Evvelu - Vel Ahiru - Vez Zahiru Vel Batinu

Konu, 'Mârifetullah - İsim ve Sıfat' kısmında HCT tarafından paylaşıldı.

  1. HCT

    HCT İyi Bilinen Üye Süper Moderatör Kullanıcı

    El Evvelu –Vel Ahiru –Vez Zahiru Vel Batinu
    İlk, Son, Zahir ve Batın Olan
    هُوَ الْاَوَّلُوَالْاٰخِرُوَالظَّاهِرُوَالْبَاطِنُ وَهُوَ بِكُلِّ شَیْءٍ عَلٖيمٌ

    HADİD 57/3: O, Evveldir, Ahirdir. Zâhir ve Bâtındır. O, her şeyi hakkıyla bilendir.

    Hz. Ebu Hureyre'den (rivayet edildiğine göre) Râsulullah (s.a.v.)yatağına girince şöyle dua eder:

    عَنْ أَبِيهِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّهُ كَانَ يَقُولُ إِذَا أَوَى إِلَى فِرَاشِهِ اللَّهُمَّ رَبَّ السَّمَوَاتِ وَرَبَّ الْأَرْضِ وَرَبَّ كُلِّ شَيْءٍ فَالِقَ الْحَبِّ وَالنَّوَى مُنَزِّلَ التَّوْرَاةِ وَالْإِنْجِيلِ وَالْقُرْآنِ أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ كُلِّ ذِي شَرٍّ أَنْتَ آخِذٌ بِنَاصِيَتِهِ أَنْتَ الْأَوَّلُ فَلَيْسَ قَبْلَكَ شَيْءٌ وَأَنْتَ الْآخِرُ فَلَيْسَ بَعْدَكَ شَيْءٌ وَأَنْتَ الظَّاهِرُ فَلَيْسَ فَوْقَكَ شَيْءٌ وَأَنْتَ الْبَاطِنُ فَلَيْسَ دُونَكَ شَيْءٌ زَادَ وَهْبٌ فِي حَدِيثِهِ اقْضِ عَنِّي الدَّيْنَ وَأَغْنِنِي مِنْ الْفَقْرِ

    Ey Allah’ım! Ey Göklerin Rabbi! Ey yerin Rabbi! Ey Rabbimiz! Ey her şeyin Rabbi! Ey taneyi ve çekirdeği yaran, Tevrat’ı, İncili ve Kur’an’ı indiren! Senin emrindeki zarar verecek her şeyden sana sığınırım.

    Sen Evvelsin, senden önce hiçbir şey yoktur. Sen Ahirsin, senden sonra hiçbir şey yoktur. Sen Zahirsin, senden üstün hiçbir şey yoktur. Sen Batınsın, senden gizli bir şey yoktur. Borçları ödemede bize yardım et, bizi fakirlikten kurtar ve kimseye muhtaç etme.[1]

    İşte bu hadisi şerife baktığımız zaman Allah Teâlâ, Evveldir.

    O’ndan (c.c.) önce hiçbir şey yoktur.

    Arşta yoktur. Kürsüsü de yoktur.

    O’ndan (c.c.) önce hiçbir şey yoktur.

    O’nun (c.c.) Evvel olduğunu ikrar etmek, kulun kendi göreviyken Allah Teâlâ kendisini vasfediyor, Evvel benim diyor. Benden önce hiçbir şey yoktur. Hiçbir şeyin içerisine, her şey girer ki hiçbir şey yoktur zatından hariç. Söylenen bütün sözler, bunun ötesinde laftan öteye bir şey değildir ve değersizdir. Allah, Evvel olandır. Ve Allah Subhanehu, Ahirdir. Kendinden sonra hiçbir şey yoktur. Evveldir, Ahirdir.

    Allah Subhanehu ve Teâlâ, Zahirdir, en üstün O’dur (c.c.).

    Biz dilimizce en üstün O’dur (c.c.) diyoruz. Aslında üstün olan yalnız sensin, kendini vasfettiğin gibi bir üstünlük senindir demek istiyoruz ya Rabbulâlemin. Lafızlarımızdaki kifayetsizlik bizi yanlışlığa sürüklüyorsa sana sığınırız ya Rabb’i.

    Sen, kendi kendini vasfettiğin gibi üstünsün. Ve sen, Batınsın يَا رَحْمٰنِ الرَّحٖيمِ Senden gizli bir şey yoktur.

    Sen bilinmeni istediğin kadar kendini bize bildirdin ya Rabb’i. Biz senin bildirdiklerinden başka bir bilgiye sahip değiliz يَااَرْحَمَرَالرَّاحِمِين Evvel, Ahir, Zahir, Batın olan Rabbim, sen her şeye gücü yetensin. Sen, şah damarından daha yakınsın insana.


    وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرٖيدِ

    KAF 50/16: Zaten biz ona şah damarından da yakınız.

    Bu yakınlık bizim anladığımız yakınlık değil ya Rahmani rahimin. Mekânla alakalı bir zahirilik, makamla alakalı bir batınlık değildir ya Rabb’i.

    Yani sen insana yakınken ya Rabb’i, bu yakınlık, bizim anladığımız anlamdaki sözlerin, o anladığımız anlamı taşımaması gerektiği bilinciyle deriz ki: ya Rabb’i, bu mekânın kendisi ile alakalı bir yakınlık değildir ya Rabb’i. Ve ya Rabb’i sen her şeyi bilirsin. Allah Subhanehu ve Teâlâ, eşyaya girmez. Eşya da Allah Teâlâ’ya girmez. Mekândan yakınlık olarak, şah damarına yakınlığın, böyle anlaşılması gerekir.


    Allah Subhane ve Teâlâ’nın Evvel, Ahir, Zahir, Batın olduğunu bildiğimiz zaman, bütün ihtiyaçlarımızın O’nun (c.c.) tarafından bilindiğini, giderildiğini de biliriz.

    Bunları iyi anladığımız zaman, eşyanın kendisinin de bir sebepler yığını olduğunu anlarız.

    Ahire bağlanmanın, yok olan eşyaya bağlanmaktan mutlaka efdal olduğunu biliriz.

    Evvele bağlanmanın, eşyanın kendisine ve sebeplerin kendisine bağlanmaktan çok daha efdal olduğunu biliriz.

    Zahiri meselelerimizin çözümü için eşyanın ve sebebin kendisinin gerekli olduğunu düşündüğümüzde, bunların sahibi olan Allah Teâlâ’nın kendisine bağlanmak, o zahiri ihtiyaç sahibi olan bizlerin ihtiyacını veren de, kaldıran da olduğunu bildiğimiz zaman, asıl Zahir olan Allah Subhane ve Teâlâ’ya bağlanmanın önemini anlarız.

    Ve O (c.c.), Batındır.

    Bizim kendi halimiz, ister eşyanın içerisindeki bitmiş halimiz, ister enfusi halimiz, ister içerisine düştüğümüz yeis, ister beklediğimiz umut, ister kurtulacağımıza dair zan, helak olacağımıza dair yeis, bütün bunları Batın olan Allah’ın izale edeceğini, O’nunla (c.c.) ancak bunlardan kurtulabileceğimizi, O’nunla ancak O’nun razı olacağı şekle döneceğimizi, O’nunla ancak razı olan şekilden sonra O’nun bize lütfedeceği nimetlere kavuşacağımızı bildiğimiz zaman, o enfusi halimizin de bileni olan Allah Teâlâ, Batındır. Kendi kendini vasfettiği gibi Batındır.

    Bütün bunları bildiğimiz zaman, Evvel, Ahir, Zahir, Batin olduğunu bildiğimiz zaman yeissin kendisi, sebebin kendisi, eşyanın kendisi, nefes alıp vermenin kendisi ne anlam ifade eder ki…

    O’nun (c.c.) dilediği olur, dilemediği olmaz.

    İhtiyaçlarımızı Evvel olanın bilmesini, Ahir olanın ortadan kaldırmasını bildiğimiz zaman, hangi olay beni karanlığa, umutsuzluğa götürür.

    O eşyanın, cesedime ve kalbime ve geleceğime ve kıyamet gününe ve teraziye ve sırata etki edeceğini bildiğim zaman, bunun kendisinin sahibine hamd etmemiz ve O’nun (c.c.) bütün bunlara kudretinin yettiğini bildiğimiz de, o zaman tasanın kendisi, Evvel olanın takdiri, Ahir olanın takdiri, takdirlerin ancak kendine layık olacağı takdiri, eşyadan, sebepten, yaratılanlardan çıkarır bizi.

    Bu isim, cidden kulu kuyudan çıkarıp, dünya hayatında kuyunun derinliklerinden çıkarıp, yeşillikler içerisinde ipek gibi bir havası, suyu güzel bir meraya çıkarmaya benzer.

    Bunu gördüğünde, anladığında, fehmettiğinde, kuyunun dibi de, çıkarılan mera gibi olur sana.

    Sen kuyunun dibinde de, meranın içerisinde gibisin çünkü artık kuyu, kuyu değildir senin için.


    [1] Müslim’in dua babında2713/ 61. Ebu Davut edeb bahsi 5081.
    Son düzenleme: 28 Nisan 2017

Sayfayı Paylaş