İSLAM'İ KAYNAKLARDA BAYRAK
Ordunun sancağı ve bayraklarının / flamalarının olması zorunludur. Sancak ile bayrak arasındaki fark şudur: Sancak, direğin ucuna bağlanan ve ona sarılandır. Ona عَلَم “alemun” de denir. “Sancak” diye isimlendirilir. Çünkü büyüklüğünden dolayı sarılı durur, gerekmedikçe açılmaz. O büyük bir bayraktır. Ordu emirinin yeri için bir alamettir. Emir nereye giderse o da oraya götürülür. Bayrak ise, ordu için verilen bir alamettir/nişandır. Ona lakab olarak “ummul harb” da denilir. Bayrak direğe bağlanıp rüzgarın dalgalandırmasına terk edilir. Rasulullah s.a.v. zamanında İslâm ordusunun sancak ve bayrakları vardı. EBU DAVUD : CİHAD bahsi
69. Bayraklar Ve Sancaklar

2591. ...Muhammed b. eI-Kâsım’ın azatlı kölesi Yunus b. Ubeyd dedi ki; Muhammed b. el-Kasım Rasûlullah (s.a.) bayrağının nasıl olduğunu sormak üzere beni el-Bera b. Âzib'e gönderdi. (el-Bera b. Âzib de), "Bayrak Nemîre kumaşından, siyah renkli ve kare şeklinde idi." diye cevap verdi.
[ Tirmizi, cihad 10; Ahmed b. Hanbel, IV, 297. - Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 10/93.]
Açıklama
Aliyyu'l-kâri'nin açıklamasına göre "râye" büyük bayrak demektir. Hz.Peygamber'in bayrağının adı "Ukâb" idi. Bir askeri birliğe ait olan âleme "liva" denir. "Liva" mızrağın ağaç kısmına sarılan bir bez parçasıdır.
"Râye" ise, askeri birliğin alâmeti olup, "ummu'1-harb" ismiyle künyelendirilir. Livadan daha üstündür.
Turbeştî'nin beyânına göre “râye", harp kumandanını temsil eden bir âlem, liva ise, devlet reisini temsil eden bir alemdir. Binaenaleyh "liva" râye'den üstündür.
Müslim şerhinde de "râye" küçük bayrak, "liva"ise, büyük bayraktır, denilmek suretiyle bu görüş tercih edilmiştir. Nitekim, "Kıyamet gününde livâu'l-hamd benim elimde olacaktır. Hz. Âdem ile ondan sonra dünyaya gelmiş olan kimseler de benim livamın altında toplanmış olacaklardır" mealindeki hadis-i şerif te bu gerçeği te'yid etmektedir.
[Aliyyu1-kâri, Mirkâdı'I-mefâtih IV, 210]
Mutercim Âsim Efendi Kamus tercümesi Okyanus'ta "râye" kelimesinin sancak, "liva" kelimesinin de bayrak anlamına geldiğini ifâde ettikten sonra bu kelimelerden herbirinin diğeri yerinde kullanılageldiğini de söylemiştir.
Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözcüğü'nde M. Zeki Pakalın da vak'a-nüvis Vasıf Efendiden naklen şu açıklamaları kaydediyor:
"Ulemay-ı luğat beyninde, liva ve râyet bir manadadır. Fakat asrımızın ıstılahına göre liva bayrak ve râyet sancak diye tercüme olunur.”[Tarih Deyimleri ve Terimleri I, 47 (alem maddesi)]
Bu mevzuda İmam Muhammed (r.a.) es-Siyer'l-Kebîr isimli meşhur eserinde şunları söylüyor: "Ukab, Peygamber (s.a.)'in bayrağının ismiydi. Nitekim başka eşyalarının da ismi vardı. Sarığının ismi es-Sahab, atının ismi es-Sekb, katırının ismi de Düldül'dür.
Liva sultana ait olan ve onun önünde çekilen sancaktır. Râye ise, her komutan ve askeri birliğin ve o birliğin fertlerinin altında toplandıkları bayraktır.[Ayintabi seyyid Muhammed Munib, Tercümetu's-siyer'il-kebir, I, 44]
Asrımızın ilim adamlarından Muhammed Hamidullah da bu mevzuda şunları söylemiştir: "Meselenin çözüm yolu olarak şunu düşünüyoruz:
Liva müşrik Mekke'de düşmana karşı hücum ve çarpışma esnasında ordunun en kahraman ve yiğit eri tarafından taşınan umumiyetle askeri sancaktır. Halbuki râye ordu kumandanının alâmet veya timsali olan bir bayraktır. Bu iki kelime bazan eşanlamlı olarak da kullanılmıştır. İslâm'da ise bu, zıt anlama bürünmüştür...”[M. Hamidullah, İslam Peygamberi, II, 249]
"...Görüldüğü gibi aynı şey bazı kaynaklar tarafından liva, diğerleri tarafından da râye olarak adlandırılmaktadır ki bu durum, her iki ıstılahın da esasında eş anlamlı olduğunu ve birbirlerinin yerine kullanılabileceğini ve henüz Hayber devrindeki teknik manayı iktisab etmediğini ve ancak bu Hayber savaşındadır ki ordu kumandanının liva çekme hakkına ve orduya mensub her birliğin de râye sahibi olma hakkına malik olduğunu isbat etmektedir.
Kelime aslı bakımından liva sarılıp dürülen şey'e işaret eder ki, teşhire ihtiyaç duyulmadığı vakit rabtedilmiş bulunduğu bir nevi mızrağın üzerine sarılıp dürülen kumaş parçası manasınadır. Râye kelimesinin kökü “görmek”dir ki, kendisinin veya düşman ordusunun merkezini gösteren şeye işaret eder, yani kumandanın itibarî olarak bulunduğu yeri gösterir.
[ M. Hamidullah, İslam Peygamberi, II, 254]
Daha sonraki devirlerde Milli varlığı temsil eden sembollere bayrak (râye), askeri birlikleri temsil eden sembollere de (liva = sancak) ismi verilmiştir. Metinde geçen "Nemir’e" siyah ve beyaz çizgili yün kumaş demektir. Kaplan derisine benzediği için bu kumaşa Kaplan anlamına gelen nemir kelimesinden türetilen "Nemire" ismi verilmiştir.
Bayrakların siyah olmasının hoş karşılanması savaşçıların siyah rengi seçmelerindendir. Her topluluk kendi bayrağının çevresinde toplanırlar. Siyah renk günün aydınlığında daha iyi ve rahat görünür. Hele tozlu ve dumanlı zamanlarda başka renklerden daha iyi seçilir. Askerler savaş esnasında birbirlerini kaybettikleri zaman siyah bayrakları sayesinde biribirlerini daha rahat bulabilirler. İşte bu yüzden mucâhidler bayrakları için siyah rengi tercih ederler.
Şer'î yönden ise, bayrakların beyaz, sarı yahut kırmızı olmalarında bir sakınca yoktur. Sancaklarda beyazın seçilmesi ise, Rasûlullah (s.a.)'ın; "Allah yanında elbisenin en sevimlisi beyaz olanıdır. Canlılarınız beyaz giysin ölülerinizi de onunla kefenleyin' hadis-i şerlerinden kaynaklanmaktadır ve her orduda ancak bir sancak bulunur.
[ Seyyid Muhammed Munib, Tercumetu’s-siyeri'l kebir 1, 44.- Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 10/93-95 ]
2592. ...Cabir (r.a.)'den merfu' olarak rivayet olunduğuna göre "Peygamber (s.a.) Mekke'ye girdiğinde sancağı beyazdı."
[ Tirmizi, cihad 9,10; Nesâi, menâsik 106; İbn Mâce cihâd 20]
2593. ...Simak'ın haber verdiğine göre, kavminden bir kimse, "Ben peygamber (s.a.) in bayrağını sarı renkli olarak gördüm" demiştir.
[ Beyhâkî, es-Sunenu'1-Kubrâ, VI. 293.- Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 10/96]
Açıklama
Bu hadisi rivayet eden ravinin ismi ile Hz. Peygamberin sarı bayrak taşıdığı bu savaşın hangi savaş olduğu hadis sarihleri tarafından tesbit edilememiştir.
Bazı hâdis-i şeriflerde hz. Peygamberin bayrağının siyah olduğu ifade edilirken[2591 nolu hadis ve İbn Mâce, cihâd, 21; Tirmizi cihâd 10], burada sarı olduğundan bahsedilmesi bu hadisler arasında bir çelişki olduğu anlamına gelmez. Çünkü Hz. Peygamberin bazı seferlerde siyah bazılarında da beyaz bayrak taşımış olması mümkündür. Nitekim, Prof. M. Hamidullah'ın şu sözleri de bu gerçeği te'yid etmektedir.
"....Hz. Peygamber zamanında orduya mahsus asgari iki nevi bayrak bulunuyordu ki renkleri başka başkaydı...."
[ İslam Peygamberi II, 255.-
Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 10 / 96 ]
Tıkla : 15 İBN MACE : CİHAD BAHSİ 2816 El-Hâris bin Hassan (Radıyallâhu anh)'den; Şöyle demiştir: Ben Medîne-i Munevvere'ye geldim. Peygamber (s.a.v.)'i minber üzerinde ayakta iken gördüm. Bilâl da O'nun önünde ayakta idi, bir kılıç kuşanmıştı. Bir de siyah bir bayrak gördüm ve bu (bayraklı adam) kimdir? diye sordum. Dediler ki: Bu, Amr bin el-Âs'dır, bir savaştan geldi." 2817 Câbir bin Abdillah (Radıyallâhu anh)dan rivayet edildiğine göre : Peygamber (s.a.v.) fetih günü beyaz sancaklı olarak Mekke'ye girdi." 2818 (Abdullah) bin Abbâs (Radıyallâhu anh)dan rivayet edildiğine göre : Rasûlullah (s.a.v.)'in bayrağı siyah ve sancağı beyaz idi." [Sunen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/543] İzahı Haris (Radıyallâhu anh)'in hadisinin müellifimizden başka kim tarafından rivayet edildiğini tesbit edemedim. Bu duruma bakılmalıdır. Câbir (Radıyallâhu anh)'in hadîsini Tirmizî, Ebû Dâvûd ve Nesâi de rivayet etmişlerdir. İbn-i Abbâs (Radıyallâhu anh)'in hadîsini Tirmizî ve Hâkim de rivayet etmişlerdir. Ebû Dâvûd'un rivayet ettiği bir başka hadîste Rasûl-u Ekrem (Aleyhi's-salâtu ve's-selâm)'in bayrağının sarı renkli olduğu bildirilmiştir. Tuhfe yazarı Tirmizî' nin şerhinde bu rivayetleri anlattıktan sonra; Rivayetler arasında bir ihtilâf söz konusu değildir. Çünkü değişik zamanlarda değişik renkli bayrak kullanılmış olabilir, demiştir. îlk hadîsin râvisi el-Hâris bin Hassan (Radıyallâhu anh) el-Bekri Ebû Kelde sahâbidir. Kûfe'ye yerleşmiştir. Yedi aded hadisi vardır. Tirmizî, Nesâî ve îbn-i Mâceh onun hadislerini rivayet etmişlerdir. Râvîleri Eyâd bin Lakit ve Asım bin Behdele1 dir. [Hulftsa: 67
Sunen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/543-544 ]
TIKLA :
http://www.darulkitap.com/oku/hadis/...#_Toc122923768 Buhari, Enes’ten şunu rivayet etti: “Nebi (s.a.v.); Zeyd’in Cafer’in, İbn Revaha’nın ölümünü haberleri gelmeden önce insanlara duyurmuştur. Zira şöyle demiştir: أَخَذَ الرَّايَةَ زَيْدٌ فَأُصِيبَ ثُمَّ أَخَذَ جَعْفَرٌ فَأُصِيبَ ثُمَّ أَخَذَ ابْنُ رَوَاحَةَ فَأُصِيبَ “Bayrağı Zeyd aldı, öldürüldü. Sonra Cafer aldı, öldürüldü. Sonra İbn Revaha aldı, öldürüldü.” [Buhari, K. Menâkıb, 3474] - Rivayet edildi ki: “Nebi (s.a.v.), Safer ayının sonunda Rum ile savaşa hazırlanmaları için insanlara delegeler gönderdi. Usâme’yi çağırıp şöyle dedi: “Babanın öldürüldüğü yere git. Onlara at hazırla. Seni bu orduya komutan tayin ettim. İbni halkına sabahtan saldır, onların üzerine ateş yak. Yolculukta acele et, haberlerden önce sen oraya var. Allah sana zafer verirse, onların içinde fazla oyalanma.” Çarşamba günü Rasulullah (s.a.v.)’in ağrısı başladı. Usâme’nin eline sancağı verdi. Usâme onu alıp ulağına teslim etti. askerler bir kayalıkta toplandılar.” - El-Haris b. Haân el-Bekri’den şöyle dediği rivayet edildi: “Medine’ye geldiğimizde Rasulullah (u) minberde idi. Bilal kılıç kuşanmış olduğu halde onun önünde duruyordu. O ara siyah bayraklar göründü. Bu bayraklar nedir? diye sordum. Dediler ki: "Amr'u b. Âs, gazveden geldi.” - Sahiheynde Nebi (s.a.v.)’in şöyle dediği rivayet edildi: لاعْطِيَنَّ الرَّايَةَ رَجُلاً يُحِبُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيُحِبُّهُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ قَالَ فَتَطَاوَلْنَا لَهَا فَقَالَ ادْعُوا لِي عَلِيًّا “Muhakkak ki bayrağı Allah ve Rasulünü seven, Allah ve Rasulünün de kendisini sevdiği birisine vereceğim. Onu Ali’ye verdi.” [Muslim, K. Fedâl es’Sahâbe, 4420 ] Diğer bir hadis-i şerifte şöyle geçer : Fasıl: HÛRU`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI Konu: Hayber Gazâsı; Savaşta bayrak Ravi: Sehl b. Sa`d Başlık: HAYBER GÜNÜ SANCAĞIN HAZRET-İ ALÎ`YE VERİLMESİ VE FETH-U ZAFER MÜYESSER OLMASI Hadis: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem`in Hayber günü (Hayber`in fethi uzayınca) şöyle buyurduğunu işittiği rivâyet olunmuştur:
- Müslümanların bayrağını artık (yarın) bir kişiye vereceğim ki, Allah feth ve zaferi onun iki elleriyle müyesser kılacaktır. (O, Allah`ı ve Peygamberini sever, Allah ve Peygamber`i de onu sever).
Bunun üzerine orada bulunan Ashâb bayrağın onlardan hangisine verileceğini tahayyule başladılar. Onların hepsi bayrağın kendisine verilmesini umarak ertesi güne erdiler.
Fakat Rasûlullah ertesi gün:
-Alî nerededir? diye sordu.
Ashâb tarafından: - Gözleri ağrıyor, denildi.
Ve Rasûlullah`ın emriyle Alî huzûra çağırıldı. Rasûlullah Alî`nin gözlerine tükürdü. Hemen orada gözleri, hiç ağrımamış gibi iyi oldu.
Bunun üzerine Alî: - Yâ Rasûlallah, Hayber yahûdîleriyle onlar da bizim gibi (müslümân)oluncaya kadar vuruşuruz! dedi.
Rasûlullah da: - Yâ Alî, ağır ol! Tâ ki sükûnetle Hayberlilerin sâhasında alarga bir mahalle iner, (ordugâhını kurar)sın! Sonra onları İslâm`a davet edersin ve üzerlerine vâcib olan İslâm esaslarını haber verirsin!. Yâ Alî, tek bir kişinin senin irşâdınla müslümân olması, iyi bil ki, sana kızıl develer bahşedilmesinden (senin de onları yoksullara tasadduk etmende) hayırlıdır, buyurdu.
HadisNo: 1236 Sahih-i Buhari
- Nesei de, Enes’ten şunu rivayet etti: “Nebi (s.a.v.)’in katıldığı bazı savaşlarda, İbn Ummu Mektum’un beraberinde siyah bayraklar vardı.” Yukarıda geçen rivayetlerle açığa çıkıyor ki Nebi (s.a.v.)’inzamanında orduya ait sancak ve bayraklar vardı. Bu nasslar dikkatle incelendiğinde görülüyor ki; bayrak, sancaktan küçüktür, sancak bayraktan büyüktür. Sancak ordu komutanı için bağlanır. Bayrak ise orduya verilir. İslâm tarihinde bağlanan ilk sancak, Abdullah b. Cahş'a verilen sancaktır. Sa’d b. Malik el-Ezdi'ye de üzerinde beyaz bir hilal bulunan siyah bir bayrak verilmiştir. Tüm bunlar, ordunun bayrak ve sancaklarının olmasının kaçınılmaz olduğunu, ordunun başına tayin ettiği kumandana bayrağın Halife tarafından verildiğini göstermektedir. Sancaklara gelince, bunları Halife’nin takdim etmesi caiz olduğu gibi bayrak alan komutanların takdim etmesi de mümkündür. Sancak, karargahta ordu komutanına alamet olarak bulunur. Bayraklar ise tabur ve bölük komutanlarında ve ordunun çeşitli birliklerinde bulunur. Dolayısıyla orduda bir çok bayrak vardır. Halbuki ordunun bir sancağı olur. Bu sancak ile bayrak arasındaki fark bakımındandır. Sancak ve Bayrakların Renkleri Rasulullah s.a.v.’in bayrağının siyah, sancağının beyaz olduğu sabit olmuştur. - İbn Abbas’tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Rasulullah (s.a.v.)’in bayrağı siyah, sancağı beyaz idi.” - Cabir’den rivayet edilmiştir ki; “Nebi (s.a.v.) beyaz sancağı ile Mekke’ye girdi.” - Üstte geçen Hâris Hadisinde de şu ibare vardı: “O ara siyah bayraklar göründü.” Bu Hadisler bayrağın siyah renge, sancağın ise beyaz renge sahip olduğuna delâlet etmektedirler. Sancak ve Bayrağın Şekli :
Bayrağın dörtgen ve kumaştan olduğu geçmiştir. - Berâ’ b. Âzid’den, kendisine “Rasulullah (s.a.v.)’in bayrağı ne idi” diye sorulduğunda şöyle dediği rivayet edilmiştir: “O basmadan yapılmış dörtgen siyah bir bayraktı.” “Basmadan” kast olunan, yani ipekten kumaş ya da yünden kumaştır. Bayrağın üzerinde " لا اله إلا الله محمد رسول الله " Kelime-i Tevhid’in yazılı olduğu da rivayet edilmiştir. - İbn Abbas, Ebu Şeyh’in yanında şu lafzı rivayet etmiştir: “Rasulullah (u)’in bayrağı üzerinde لا اله إلا الله محمد رسول الله yazılı idi.” Bayrak hakkında söylenen, sancak hakkında da söylenir. Zira sancak da kumaştan yapılmış dörtgen olur. Üzerine de لا اله إلا الله محمد رسول الله yazılır. Ancak sancak bayraktan büyük olur ve üzerine siyah yazı ile yazılır. Bayrak ise beyaz yazı ile yazılır. Nasslarda geçtiği şekle ve bayrakların vakıasına göre; hem bayrağın hem de sancağın açıkça dörtgen olması, enin ölçüsünün boyunun ölçüsünün üçte ikisi (2/3) olması, sancağın boyunun 120 cm, eninin 80 cm olması; bayrağın boyunun 90 cm, eninin 60 cm olması göz önünde bulundurulur. Sancak ve bayrakların daha büyük ve daha küçük ölçülerde olması caizdir.
اذا رايتم الرايات السود قد اقبلت من خراسان فاتوها ولو حبوا على الثلج, فان فيها خليفة الله المهدى
“Horasan tarafından çıkan siyah sancaklıları gördüğünüzde, kar üzerinde sürünerek de olsa onlara gidin. Çünkü onların içinde Allah’ın halifesi Mehdî vardır.”
(Fetava-i Hadîsiyye, , İbn-i Hacer-i Heytemi-37)
Yani onlar Mehdî’nin askerleridir, O’na zemin hazırlarlar. Horasan bölgesi İran’ın doğu tarafıdır ki şu anki Afganistandır.
و الطبرانى فى الاوسط "انه صلى الله عليه و سلم اخذ بيد على فقال: يخرج من صلب هذا فتى يملا الارض قسطا و عدلا, فاذا رايتم ذلك فعليكم بالفتى التميمى فانه يقبل من قبل المشرق و هو صاحب راية المهدى
Taberani Evsat’ta şöyle demiştir: Rasul-u Ekrem (s.a.v.) Ali’nin (r.a.) elini tuttu, dedi ki:
“Bunun sulbünden bir adam çıkar, arzı adaletle doldurur. Bunu gördüğünüzdeTemim kabilesinden bir adama tabi olun ki, o doğu tarafından çıkar ve o Mehdî’nin sancağının sahibidir.”
(Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi-37)
رجل ربعة,أسمر, من بنى تميم, مجذوم, كوسج, يقال له شعيب بن صالح فى اربعة الاف ثيابهم بيض و راياتهم سود يكون على مقدمة المهدى ولا يلقاه احد الا قتله
Temim oğullarından orta boylu, esmer, meczum (hafif sakallı), kevsec (sakalı yanlarda az, aşağı tarafı uzun olan; diğer bir manası da Yemen asıllı) bir adam ki, ona Şuayb bin Salih denilir. Beyaz elbiseli, siyah sancaklı 4000 kişinin kumandanıdır. Mehdî’nin öncüsü olur ve kiminle mukatele ederse, harbde kim ona karşı çıkarsa onu öldürür.
(Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi-41)
Bookmarks