Untitled Document

Premium Vbulletin Forum Skins Special Forum Skin Deals Free vBulletin 4.0 Forum Skins

 


Caiz ve Şirk Olan Tevessul, İstiğase Ve Şefaat

İslami Kavramlar Kategorisinde ve Tevhid Forumunda Bulunan Caiz ve Şirk Olan Tevessul, İstiğase Ve Şefaat Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> ABDULHAK Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görmek İçin Üye Olmasınız. Üye Olmak İçin Tıklayın ! ] yapandan da Allah razı olsun. ...

+ Konuyu Cevapla
Toplam 2 Sayfadan 2. Sayfa
BirinciBirinci 1 2
Toplam 19 sonuçtan 11 ile 19 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Caiz ve Şirk Olan Tevessul, İstiğase Ve Şefaat

  1. #11
    Aktif Üye
    Status : DAVA isimli Üye şuanda  online konumundadır
    Üyelik tarihi : Sep 2008
    Mesajlar : 4,164
    Kardeşine Dua Et : 77
    37 Mesajda 49 Dua Aldı

    Standart

    Alıntı ABDULHAK Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görmek İçin Üye Olmasınız. Üye Olmak İçin Tıklayın ! ]
    yapandan da Allah razı olsun.
    Hatta benim yazıları pc kitabı olarak tamamını bir exe yapabilen olursa daha derli toplu olur ve daha faydalı bir külliyat olur
    inşeallah.
    exe ile kitap yapamiyorum ben ama belki yapabillen kardeslerimiz var, gercekten bu bilgiler bir yerde toplanirsa kategori hallinde süper olur, istedigin zaman istedigin yerde usb stiks sayesinde devam verebilliriz internetti olmayanlara..

  2. #12
    Aktif Üye
    Status : DAVA isimli Üye şuanda  online konumundadır
    Üyelik tarihi : Sep 2008
    Mesajlar : 4,164
    Kardeşine Dua Et : 77
    37 Mesajda 49 Dua Aldı

    Standart

    Alıntı salimmuhammed Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görmek İçin Üye Olmasınız. Üye Olmak İçin Tıklayın ! ]
    Tevessül Kitap

    PDF Formatında
    [Linkleri Görmek İçin Üye Olmasınız. Üye Olmak İçin Tıklayın ! ]

    Word Formatında
    [Linkleri Görmek İçin Üye Olmasınız. Üye Olmak İçin Tıklayın ! ]
    bende deneme olarak sunu yapmistim, bu arada ilk PDF yapisim
    [Linkleri Görmek İçin Üye Olmasınız. Üye Olmak İçin Tıklayın ! ]

  3. #13
    Yeni Üye
    Status : hayalet114 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Jan 2009
    Mesajlar : 1
    Kardeşine Dua Et : 0
    0 Mesajda 0 Dua Aldı

    Standart

    Diriler için tevhid

    Dua ve konuşmalardan sonra “el-Fâtiha” çekmek…
    Ulu bir kişinin ardından “üç ihlâs bir fâtiha” okumak…
    Ölülerin ardından “Yâsîn” okumak…
    Malum, bunlar dinî dünyamızın vazgeçilmez ritüelleri.
    Mehmet Akif “İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin/Ne mezarlıklarda okunmak ne de fal bakmak için” dese de… Selefilik/Vehhabilik hareketleri şiddetle karşı çıksa da…
    Bu topraklar bunlardan asla vazgeçmedi, vazgeçmez.
    Acaba neden?
    Bunların İslam’da sahici bir temeli olduğundan mı?
    Hayır.
    Çünkü bu topraklara ölüler, atalar ve ruhlar ile bağ kuracak bir şey lazım. Madem İslam da “dinlerden bir din”, o zaman o da bunu sağlamak zorunda (!). Çünkü sanıldığının aksine bu toprakların dipten akan asıl dini hala Şamanizm…
    Şamanlıkta din, esasen ölüler, atalar ve ruhlarla ilgilidir. Yeryüzü, diriler ve gerçek hayatla ilgili değil…
    Bu nedenle diyorum ki: İyi, güzel okuyorsunuz da, bunları neden diriler için değil de ölüler için okuyorsunuz? İyi, güzel okuyorsunuz da, cenaze evine gelenler için, mezarın başında toplananlar için, o anda sizi dinleyenler için okusanıza!
    “el-fatiha!” dendiğinde fatiha suresini neden bir ölüye göndermek için okuyorsunuz? Kendiniz için okusanıza!
    “Üç ihlas bir fatiha’ya” asıl dirilerin ihtiyacı yok mu? Üstelik mezarda ölüye okuduğunuz Yasin suresinde bakın ne deniyor: “Biz bu Kur’an’ı dirileri uyarman için indirdik” (Yasin; 70).
    Bu ayeti de ölüye okuyorsun ya, hayranım senin zekana ey yurdum insanı! Bari başka bir ayet oku yahu!
    Oysa ölen ölmüştür. İstersen üç bin ihlas, beş bin fatiha, yüzbin Yasin oku ölüye zerre kadar faydası yoktur. Mezarlar duymaz! (Neml;80). Hayattayken sahici tövben (dönüşün) varsa ne ala…Öldüğün an bittiğin andır. Allah’ın merhametini dilemek dışında yapabileceğimiz hiç bir şey yok. Ölünün ardından şundan daha güzel söz ne olabilir: “Allahım merhamet et…”
    O okudukların hep diriler için aslında.
    Örneğin “açılış, başlangıç” demek olan fatiha ve “saf bir yürek temizliği” demek olan ihlas ya da öteki adıyla “birleme” demek olan tevhid sureleri…
    Adlarından da anlaşılacağı gibi, bu sureler diriler için ne muhteşem ve muazzam mesajlar veriyor: Bütün işleri sevgi ve merhametle açmak, başlamak… Şükür, teşekkür…Günün/son günün hesabını ve mizanını (yevmu’d-din) düşünerek yaşamak… Kimseye el avuç açmadan kendi ayakları üzerinde yürümek, kimseye tanrı gibi davranmamak, davranılmasına da asla izin vermemek (iyyake na’budu)…Yalnızca Allah’a yaslanmak, güvenmek, yönelmek, el açmak (iyyake nesta’în)… Doğruluğu ve dürüstlüğü yol bilmek (sırat-ı mustakim) … Bu yoldan gidenlerin izinden gitmek… Bu yoldan sapanlardan ve Allah’ın (en-Nâs’ın) öfkesini çekecek işlerden uzak durmak… Her şeyin başına, açılışına (fatiha) bunları koymak…
    Ne güzel!
    Bunlara ölülerin mi dirilerin mi ihtiyacı var?

    Diriyken bunları yapmıyorsan, ölünce arkandan okunmasını ne yüzle isteyebilirsin ki?
    http://forum.kuranyolunda.com/forum_posts.asp?TID=4042
    Konu hayalet114 tarafından (01-02-2009 Saat 12:21 ) değiştirilmiştir.

  4. #14
    ABDULHAK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Aktif Üye
    Status : ABDULHAK isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Jul 2008
    Mesajlar : 3,012
    Kardeşine Dua Et : 0
    13 Mesajda 13 Dua Aldı

    Standart

    Peygamberler ve Salih Kişilerle Tevessül Hakkında Fetva



    Yediyüz onbir yıllarında Mısır'da bulunduğum sırada Peygamber (s.a.v.) ile tevessül konusunda benden fetva istemişlerdi. Tafsilâtlı bir cevap yazmıştım. Faydalı olur diye onu burada nakletmeyi uygun gördüm. Zira:

    Tevhid konusunun iyice yerleştirilmesi, şirk ve aşırılık telâkkilerinin kökünün kurutulması ile ilgili esaslar ne kadar anlatılır ve tekrar izah edilirse, nurun âlâ nur olur.
    Yardım Allah'tandır.

    Soru: Saygıdeğer ulemâ ve din büyüklerimizden, peygamberler ve sâlih kullardan şefaat dileme ve tevessülde bulunmanın caiz olup olmadığını açıklamalarını rica ediyoruz.






    Cevap:
    Âlemlerin Rabbine hamdederim.


    Peygamber (s.a.v.)'in, kıyamet gününde, insanlar gelip kendisine müracaat ettikten ve Cenâb-ı Hak izin verdikten sonra halka şefaat edeceğinde müslümanların icmaı vardır.

    Sonra, Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat, Allah onlardan razı olsun, Sahabenin ittifak ettikleri ve hadislerin ifade ettiği şu hususta birleşmişlerdir ki, Peygamber (s.a.v.) ümmetinden büyük günah işlemiş olanlara ve aynı şekilde umumi olarak herkese şefaat edecektir.
    Peygamber (s.a.v.)'in, diğer peygamberlere ve salih kullara verilmeyen, sırf kendisine has şefaatleri vardır; bir de diğer peygamber ve salihlerle müşterek şefaatleri vardır; fakat bunda da, O'na ait olanların diğerlerininkine üstünlüğü vardır. Çünkü Rasûlullah (s.a.v.), mahlûkatın en üstünü ve Rabbi nezdinde yaratılmışların en değerlisidir. Allah'ın, diğer peygamberlerden mümtaz kıldığı birtakım üstünlükleri vardır. Burası, onları uzun uzadıya anlatmanın yeri değildir.
    "Makam-ı Mahmûd" O'na has üstünlüklerdendir. Ki, ona herkes gıpta etmektedir. Şefaatle ilgili hadisler çoktur, mütevatirdir. Sahîhayn'da bunun müteaddit örnekleri vardır. Sünen ve Musnedlerde ise çok sayıda mevcuttur.
    Hâricilerden Vâidiyye fırkası ile Mutezile, şefaatin bazı dereceleri yükseltmek için sırf müslümanların salih olanlarına has olduğunu iddia etmişler, bazıları, şefaati temelden reddetmişlerdir.
    İlim ehlinin, Sahabenin, sağlığında ve huzurunda Hz. Peygamberle tevessül ettikleri ve O'nunla (Allah'tan) şefaat diledikleri konusunda görüş birliği vardır.

    Nitekim, Buhâri'nin Sahihinde Enes b, Mâlik'ten rivayet edildiği üzere, kuraklık olduğunda Hattâb Oğlu Ömer (r.a), Abbas b. Abdulmuttalib ile istiska ederdi (Cenâb-ı Haktan yağmur isterdi); derdi ki:

    "Allah'ım! Kuraklık zamanlarında, Peygamberimizle sana tevessül eder, sen bize yağmur verirdin. Şimdi de, Peygamberimizin amcası ile sana tevessül ediyoruz; bize yağmur ver". Ve yağmur yağardı
    (Buhârî, İstiska 3)

    Yine Buhâri'nin rivayetine göre İbn Ömer demişti ki:
    "Şairin şu sözünü zaman zaman hatırlarım ve o dem, Peygamber (s.a.v.)'in yağmur duası esnasındaki mubarek simaları gözlerimin önüne gelir; öyle ki, yağmur olukları doldurup taşırarak bardaktan boşanırcasına inerdi.
    Şâirin şu sözünü:
    - Bembeyaz sima! Bulutlardan O'nunla su beklenir Yetimlerin yardımcısı, dulların sığınağıdır O...
    (İbn Mâce 154; İbn Hanbel 1,7 II, 93)

    Hz. Ömer'in sözünü ettiği Peygamberimizle tevessül meselesi, "istiska" (yağmur duasına çıkma) ile ilgili diğer hadislerde açıklanmıştır. Bu, (Allah'tan), Hz. Peygamberle şefaat isteme kabilinden olup, O'ndan (s.a.v.) dua ve şefaat etmesini isteyip Allah Teâlâ'dan Hz. Peygamberin bu dua ve şefaatini kabul buyurmasını niyaz etmektir. Yani, bizim için şefaatçi ve isteyici olarak O'nu, öne sürmüş oluruz; anam babam O'na (s.a.v.) feda olsun...

    Muaviye b. Ebû Sufyan da, aynı şekilde, Şam'da, halk kuraklık sıkıntısına düştüğünde, Yezîd b. el-Esved el-Cureşî ile tevessül ederek:

    "Allah'ımı Hayırlımızla senden şefaat istiyor ve tevessül ediyoruz" diye yağmur duası yapmış ve "kaldır ellerini ey Yezid!" demiş, O da, diğer müslümanlar da ellerini kaldırıp dua etmişler, nihayet yağmur yağmıştı.
    Bunun içindir ki, âlimler şöyle demişlerdir:

    "Dindar ve salih kimselerle yağmur duası yapmak mustehabdır. Hz. Peygamberin ehl-i beytinden olursa daha iyi olur"

    İşbu şefaat (yardım) isteme ve tevessül etmenin hakikati, ilgili şahsın duasıyla tevessülde bulunmaktır. Çünkü o şahıs, tevessülde bulunan ve şefaat (yardım) isteyen kimse için dua eder ve insanlar da onunla birlikte dua yaparlar.

    Nitekim müslümanlar asr-ı saadette kuraklığa duçar olmuşlardı; bir a'râbî, Hz. Peygamberin huzuruna girdi ve şöyle dedi:
    "Ey Allah'ın Rasulu! Mallar helak oldu, çaresiz kaldık; Allah'a dua et de bize yağmur versin".

    Bunun üzerine Allah'ın Rasulu (s.a.v.) ellerini kaldırdı, şöyle dua etti:
    "Allahım bize yağmur ver"
    "Allahım bize yağmur ver"
    "Allahım bize yağmur ver"

    Gökte en küçük bir bulut yokken, sahil yönünden bulutlar peydah oldu; bir hafta yağmurlar yağdı; gökyüzünde güneşi göremediler.
    Nihayet, aynı a'râbî - veya bir başkası - gelerek :
    "Ey Allah'ın Rasulu! Çaresiz kaldık; evler yıkılıyor! Allah'a dua et, bu yağmuru bizden alsın" dedi.

    Hz. Peygamber ellerini açarak :
    "Allahım! Üzerimize değil, etrafa! Derelere, tepelere, korulara yâ Rab!" Bunun üzerine, bulutlar, elbisenin yırtılıp dağıldığı gibi kaybolup gitti"
    (Buhârî, îstiska 6, 7, 9, 12; Muslim, İstiska 8)


    Bu, Buhârî, Müslim ve diğer hadis kitablarının rivayet ettikleri meşhur bir hadistir.
    Sunen'inde Ebû Dâvûd ve diğerleri, başka bir hadis rivayet etmişlerdir. Bir adam gelerek Hz. Peygamber'e şöyle dedi:
    "Ey Allah'ın Rasulu! Allah'tan seninle şefaat (yardım) istiyoruz ve senden Allah ile şefaat diliyoruz"

    Bunun üzerine Hz. Peygamber, "fesubhanallah!" demeye başladı.
    O kadar ki, durumun vehameti Ashabın yüzünden belli oluyordu.
    Nihayet Hz, Peygamber(s.a.v.)şöyle buyurdu:
    "Yazıklar olsun sana! Allah'ı bilmiyor musun sen? Yaratıklarından hiç kimseden, Allah'a şefaat istenmez. Allah'ın şanı böyle bir şeyden münezzeh ve yücedir"
    (Ebû Dâvud, Sunnet 19)

    Bu açıkça gösteriyor ki:
    Hz. Peygamber ve Ashabın sözlerinde geçen "bir kimseyle şefaat istemenin" anlamı:
    "O kimsenin dua ve şefaati vesilesiyle (Allah'tan) şefaat istemektir"
    Yoksa o şahsın zâtıyla istemek değildir. Şayet zâtıyla olmuş olsaydı, yaratıklardan Allah Teâlâ ile istemek, Allah'tan yaratıklarla istemekten daha evlâ olurdu.
    Gerçek "tevessül", birincisi olduğundan dolayıdır ki, Peygamber (s.a.v.), bedevinin yukarıda geçen "senden Allah ile şefaat istiyoruz" sözünü reddetmiştir. Çünkü şefaatçi, şefaat merciinden, hacet sahibinin isteğini yerine getirmesini ister.

    Allah Teâlâ ise, hiçbir kulundan, yaratıklarının hacetini yerine getirmesini istemek durumunda değildir.
    Her ne kadar bir şair:
    - Yâ Rasûlâllah! Senin nezdinde benim şefaatçim, Rabbu'l-âlemîn olan Allah'tır. Artık böyle bir şefaatçiyi reddetmek kabil mi? diyerek:
    Hz. Peygambere karşı Allah'ın şefaatçiliğinden söz etmiş ise de, bu "munker" (çirkin, gayr-i meşru) bir sözdür ve hiçbir âlim böyle bir şey söylememiştir.

    Yine, Vahdet-i Vucutçulardan biri, Allah Subhânehû ve Teâlâ aracılığıyla Peygamber (s.a.v.)'den şefaat dilediğini zikretmiştir.

    Bu her iki söz de, hata ve sapıklıktır.

    Hakikatte Allah Teâlâ, göklerde ve yerde, herkesin kendisinden istekte bulunduğu yegâne hacet ve dua merciidir. Allah (c.c.), kullarına emreder, onlar da O'na itaat ederler.

    Kendilerine itaat edilmeleri gereken yaratıklara gelince: Bu, Allah Teâlâ'ya itaat olduğu için vacib kılınmıştır.

    Meselâ peygamberler, Allah Teâlâ'nın emirlerini tebliğ ederler; bundan dolayı da, onlara itaat eden, Allah'a itaat etmiş ve onlara biat eden Allah'a bîat etmiş olur.
    Allah Teâlâ buyurmuştur ki:

    "Biz her rasulu ancak Allah’ın izni ile kendisine itaat edilmesi için gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan hemen bağışlanma dileseler, rasul de onlar için istiğfar etseydi Allah’ı ziyadesiyle affedici ve esirgeyici bulurlardı." (4 Nisa 64)

    "Kim rasule itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince seni onların başına bekçi göndermedik." (4 Nisa 80)

    İlim ehline ve emir (yönetici) lere itaat de, ancak, onlar Allah'a ve Rasûlu'ne itaati emrettikleri sürece vâcibdir.

    Hz. Peygamber (s.a.v.)'in hadislerinde buyurmuşlardır ki:

    "Müslüman kişi, Allah'a isyanla emrolunmadıkça, sıkıntılı halinde de ferahken de, her zaman (emirini) dinlemek ve (ona) itaat etmekle mükelleftir. Allah'a isyan ile emrolununca, ne dinlemek vardır, ne itaat etmek"
    (Buhârî, Ahkâm 4, Cihad 108; Muslim, İmaret 38; Ebû Dâvud, Cihad 87)

    Yine şöyle buyurmuşlardır:
    "Yaradana isyan olan yerde, yaratılana itaat yoktur"
    (Muslim, İmaret 39; Ebû Dâvud, Cihad 87; İbn Hanbel 1, 94, 409)

    Şefaatçi, sadece ister (şefaat eder); fakat, ne kadar büyük olursa olsun, şefaat konusundaki isteğinin muhakkak yerine getirilmesi ve kendisine itaat edilmesi gerekmez.
    Sahih hadiste varit olduğu üzere :
    "Peygamber (s.a.v.), cariyelikten âzad edilen Berire'den, kocasıyla evliliğine devam etmesini istemişti.
    Hz. Peygamber tarafından muhayyer bırakılan Berire, kocasından ayrılmayı tercih etti.
    Kocasıysa onu çok seviyordu; ağlamağa başladı. Hz. Peygamber (s.a.v.), Berire'den, kocasıyla evliliğine devam etmesini tekrar isteyince, Berîre sordu:
    - Emrediyor musun yâ Rasulâllah?
    Hz. Peygamber:
    - "Hayır, ben ancak şefaatçiyim, karşılığını verdi"
    (Neseî, Kuzât 28)

    Hz. Peygamberin emrine itaat etmenin vacib olduğu, müslümanlar arasında iyice yerleşmişti; fakat şefaati böyle değildi. Zira, şefaatinin ille de kabulü vacib değildi.
    Bundan dolayıdır ki, şefaatini kabulden kaçındığı için Berîre'yi kınamadı. Hal böyle olunca, herhangi bir başka yaratığın şefaatinin kabulü, haydi haydi vacib değildir.
    Yüce Yaratıcı (c.c.), herhangi bir yaratık nezdinde birine şefaatçi olmak gibi bir durumdan yüce ve uzaktır. Aksine O (c.c.), izni olmadan hiç kimsenin kimseye şefaat edemeyeceği sânı yüce Allah'tır.
    Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:

    "Rahman(olan Allah) çocuk edindi" dediler. O, (bu yakıştırmadan) yücedir. Hayır, onlar ikrama layık görülmüş kullardır.(melekler)
    "Onlar sözle (bile olsa) O'nun önüne geçmezler ve onlar O'nun emriyle yapıp-etmektedirler."
    "O, önlerindekini de, arkalarındakini de bilmektedir; onlar şefaat de etmezler; (kendisinden) hoşnut olunandan başka. Ve onlar, O'nun haşmetinden içleri titremekte olanlardır."
    "Onlardan her kim ki: "Gerçekten ben, O'nun dışında bir ilahım" diyecek olsa, bu durumda biz onu cehennemle cezalandırırız. Zalimleri biz böyle cezalandırmaktayız."(Enbiyâ 26-29)

    Yukarıda geçen hadis-i şerif şunu göstermektedir ki:
    Peygamber (s.a.v.)'den, Allah Teâlâ yanında şefaatçi olması istenir. Yani O'ndan (s.a.v.), dünya ve âhirette şefaat etmeyi Rabbinden istemesi talep edilir.
    Âhirette insanlar, Allah Teâlâ'nın, kendileriyle ilgili hükmü vermesi ve Cennete girebilmeleri için O'ndan (s.a.v.)şefaat isteyeceklerdir.
    O, ümmetinden büyük günah işlemiş olanlara şefaat edecek, Cehennemi haketmiş olan bazı kulların ateşe girmemeleri ve girmiş olan bazılarının da oradan çıkarılmaları hususunda şefaatte bulunacaktır.

    Hz. Peygamberin, sevabı haketmiş olan itaatkâr insanlara da şefaat etmesinin caiz olduğu hususunda, ümmetin cumhuru arasında bir ihtilâf yoktur.

    Fakat, birçok bid'at ehli, Haricîler ve Mu'tezile, O'nun (s.a.v.), büyük günah işlemiş olanlara şefaatini inkâr etmişler ve demişlerdir ki:
    "Hz. Peygamber, büyük günah sahiplerine şefaat etmeyecektir".

    Onlara göre, "kebîre" (büyük günah) sahiplerine Allah Teâlâ mağfiret etmez ve onları, cehenneme girmelerinden sonra, ne şefaatle, ne de başka bir vesileyle cehennemden âzâd etmez.

    Halbuki, sahabe, tabiîn, müslümanların imamları ve diğer ehl-i sünnet ve'l-cemaat mensublarının mezhebi şudur ki,
    Peygamber (s.a.v.), kebîre sahiplerine şefaat edecek, îman ehlinden hiç kimse ateşte ebedî kalmayacak, aksine, kalbinde zerre kadar imanı olan cehennemden çıkacaktır.

    Ancak, işbu "istiska" (yağmur isteme), "istişfa" (şefaat isteme), O'nunla (s.a.v.) ve bir başkasıyla tevessül, O'nun (ve ilgili diğer şahısların) hayatında olur.

    Şu anlamda ki, insanlar O'nun dua etmesini isterler, O da onlara dua eder. Yani onların "tevessülleri" O'nun duasıyla olur.

    "istişfaları" da, O'nun (s.a.v.) şefaatçi olmasını istemeleridir ki, "şefaat" de dua demektir.
    O'nun (s.a.v.) yanında veya O yokken, yahut da ölümünden sonra, O'nun zatıyla tevessül etmeye gelince, O'nun veya diğer peygamberlerden birinin zatıyla yemin etmek veya dualarıyla değil de zatlarıyla Allah'tan istemek de bunun gibidir - böyle bir şey, Sahabe ve Tâbiin'ce bilinen bir husus değildir.

    Aksine Ömer b. Hattâb (r.a.) ve Muâviye b. Ebî Süfyan (r.a.) ve onlarla beraber bulunan diğer sahabe ve sahabenin yolunda yürüyen tabiin, yıllar kurak gittiğinde, meselâ Hz. Abbas ve Yezid b. el-Esved gibi, yaşayan (salih) insanlarla yağmur duasına çıkarlar, onlarla "tevessül" ve "istişfa'da" bulunurlardı.

    Onlar, böyle durumlarda ne Rasûlullah (s.a.v.)'in, ne de bir başkasının kabri başında "tevessül", "istişfa" (s.a.v.) ve "istiska" (yağmur isteme) yapmamışlardır. Bunun yerine, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yerine (bedel olarak) Abbas ve Yezid b. el-Esved gibi (muhterem zevata) müracaat etmişler, hattâ dualarında Rasûlullah (s.a.v.)'e salât ve selâmda bulunmuşlar ve Ömer şöyle demiştir:

    - "Allahım! Huzuruna, Peygamberimizle tevessül ederek gelirdik ve bize yağmur verirdin. (Şimdi de), Peygamberimizin amcasıyla tevessül ederek sana geldik; bize yağmur ver."

    Onlar için Hz. Peygamber hayattayken yaptıkları meşru tevessül yapma imkânı kalmayınca, onun yerine böyle yapmışlardı. Yoksa onların, Hz. Peygamberin kabri başına giderek O'nunla tevessülde bulunmaları veya sahraya çıkarak yaptıkları dualarında Rasûlullah'ın canını (yüce mevkiini) ve buna benzer hususiyetlerini dile getirerek, yaratık adına Allah'a yemin etme ve bununla istekte bulunmayı içine alan sözlerle dua etmeleri:

    "Allah'ım! Peygamberinle ve Peygamberinin câhı ile senden istiyor ve sana karşı bununla yemin ediyoruz" demeleri ve bugün bazı insanların yaptıklarını yapmaları pekâlâ mümkündü.

    Bazı cahiller, Rasûlullah'tan şöyle bir hadis rivayet ederler:
    "Allah'tan bir şey isteyeceğinizde, benim câhım (Allah yanındaki yüce mevkiim) ile isteyiniz. Çünkü benim Allah yanındaki cahım pek büyüktür".

    Bu hadis uydurmadır.
    Hadis ehlinin güvendiği hiçbir kitabda olmadığı gibi, hadis âlimi hiçbir kimse tarafından da zikredilmemiştir.

    Gerçi, Hz. Peygamberin Allah yanındaki câhı (mevkii) bütün nebi ve rasullerinkinden büyüktür. Allah Subhanehû ve Teâlâ, Musa ve İsa (aleyhimesselâm)'ın, Allah katında saygın (vecih: muteber) olduklarını haber vermiş ve buyurmuştur ki:

    "Ey iman edenler, Musa'ya eziyet edenler gibi olmayın; ki sonunda Allah onu, demekte olduklarından temize çıkardı. O, Allah katında vecihti."( Ahzab 69)

    "Melekler şöyle demişlerdi: "Ey Meryem! Allah seni kendisinden bir kelimeyle müjdeliyor. İsmi Meryem oğlu İsa Mesih'tir. (O) dünya ve ahirette şanı yüce ve Allah'a yakın olacaklardandır." (3 ÂI-İ İmrân 45)

    Musa ve İsa (a.s.) Allah (c.c.) yanında saygın iki nebî olunca, öncekilerin ve sonrakilerin imrendikleri Makam-ı Mahmûd'un, Kevser'in ve kenarındaki kâseleri gökteki yıldızlar adedince, suyu sütten beyaz, baldan tatlı olan, bir içenin bir daha susamayacağı "havz"ın sahibi, Âdem neslinin efendisi Muhammed (s.a.v.)'in Allah katındaki itibarını artık düşünün!
    Kıyamet günü, Adem (a.s.)'in ve ulu'l-azm olan Nuh, İbrahim, Musa ve İsa'nın (Allahın salât ve selâmı hepsi üzerine olsun) geri durdukları bir sırada şefaatin gerçek sahibi ve gerçek ehli O'dur.
    O gün şefaat için öne çıkacak olan, "Liva"(sancak)'nın sahibi de O...
    Âdem (a.s.) ve diğerleri O'nun sancağı altındadırlar o gün!
    O, Âdem evlâdının efendisi ve Rab Teâlâ yanında herkesin en şereflisidir. Bir araya toplandıklarında peygamberlerin lideri (imamı), hepsinin sözcüsüdür. Allah'ın salât ve selâmı üzerine olsun, büyük makam sahibidir O...
    Ancak... yaratığın yaratan yanındaki yeri, yaratığın diğer bir yaratık yanındaki yerine benzemez. Şöyle ki, hiçbir yaratık, O'nun (c.c.) izni olmaksızın şefaat edemez:

    "Göklerde ve yerde olan (herkesin her şeyin) tümü. Rahman (olan Allah)'a, yalnızca kul olarak gelecektir."
    "Andolsun, onların tümünü kuşatmış ve onları sayı olarak da saymış bulunmaktadır." (Meryem 93-94)

    "Mesih (İsa), Allah’a kul olmaktan asla çekinmez. Yakın (mukarreb) melekler de... Kim Allah’a kulluk etmekten çekinir ve büyüklük taslarsa, (Allah) onların hepsini huzurunda toplayacaktır."
    "İman edip salih amel işleyenlere gelince... Onlara ücretlerini eksiksiz ödeyecek ve onlara kendi fazlından daha da arttıracaktır. (Allah’a kulluk etmekten) kaçınan ve büyüklük taslayanlara gelince... Onlara çok acı bir şekilde azab edecektir. Onlar kendileri için Allah’tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı bulamayacaklardır." (Nisa 172-173)

    Bir yaratık, bir başka yaratık yanında, berikinin izni olmadan şefaatçilik yapabilir; çünkü istenenin hasıl olması konusunda onunla ortak (musâvi) dir.
    Halbuki, Allah Teâlâ'nın ortağı yoktur. O (c. c.) buyurmuştur ki:

    "Müşriklere de ki; "Allah dışında ilâh olduklarını sandığınız putları imdada çağırınız bakalım. Onlar ne göklerde ve ne de yeryüzünde zerre kadar bir şeye sahip değildirler. Gökler ile yeryüzü üzerinde hiçbir ortaklıkları olmadığı gibi onların hiçbiri Allah'ın yardımcın da değildir."
    "Allah katında O'nun izin verdiği kimseler dışında hiç kimse şefaat, aracılık edemez. Bu konuda izin bekleyenlerin yüreklerini ürperten korku yatıştırılınca biribirlerine "Rabb'iniz ne dedi?" diye sorarlar.
    Cevap verenler "O gerçeği söyledi, O yüce ve büyüktür" derler." (Sebe' 22-23)

    Peygamber (s.a.v.)'in, kabirlerin mescid haline getirilmesini yasakladığı, böyle yapanları lanetlediği, kendi kabrinin çok gidilip gelinen bir yer (id) haline getirilmesinden sakındırdığı konusunda epeyce hadis vardır. Çünkü, insanlar arasındaki şirk, ilk kez Nuh (a.s.)'ın kavmi içerisinde ortaya çıkmıştır.
    (Şeyhul İslam İbni Teymiyye’nin Mecmuul Fetava cilt 1. Şirk Ve Tevessul)
    Konu ABDULHAK tarafından (05-09-2009 Saat 06:25 ) değiştirilmiştir.


  5. #15
    Sade Üye
    Status : rambo isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Apr 2009
    Mesajlar : 168
    Kardeşine Dua Et : 0
    0 Mesajda 0 Dua Aldı

    Standart

    konu icerigi anlasılır sekilde teferruatlı olsada konuyu cemaat yada şahıslara indirgeyip örneklemek yanlış . Buda husumeti getirir sonrada kardeş kavgası

  6. #16
    ABDULHAK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Aktif Üye
    Status : ABDULHAK isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Jul 2008
    Mesajlar : 3,012
    Kardeşine Dua Et : 0
    13 Mesajda 13 Dua Aldı

    Standart

    Alıntı rambo Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görmek İçin Üye Olmasınız. Üye Olmak İçin Tıklayın ! ]
    konu icerigi anlasılır sekilde teferruatlı olsada konuyu cemaat yada şahıslara indirgeyip örneklemek yanlış . Buda husumeti getirir sonrada kardeş kavgası
    Delilsiz yazımız var ise gösterin, kardeşlerinizi silelim.


  7. #17
    ba'sü ba'de'l-mevt - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yeni Üye
    Status : ba'sü ba'de'l-mevt isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Apr 2009
    Mesajlar : 20
    Kardeşine Dua Et : 0
    0 Mesajda 0 Dua Aldı

    Standart

    rabbim razı olsun inşallah...

  8. #18
    Enfal.571 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Aktif Üye
    Status : Enfal.571 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Dec 2007
    Bulunduğu yer : dünya denilen zindan
    Mesajlar : 2,658
    Kardeşine Dua Et : 34
    7 Mesajda 8 Dua Aldı

    Standart

    Allah(azze ve celle) razı olsun.

    benim bildigim delil olarak birde şu hadis sunuluyor:
    Âdem alayhisselem ağaçtan yedikten sonra: “Ey Allâh’ım, Muhammed hakkı için beni bağışla” diye dua etti… Bu hadisi İmam Hâkîm, Hz. Ömerden rivayet edip ,senedinin sahih olduğunu “El-Müstedrak” adlı kitabında açıklamıştır. Aynı hadisi İmam Beyhâki de rivayet etmiştir.



    kurban verdik bu davaya dirilmek icin,
    bir cocugun döktügü süt disleri gibi....





  9. #19
    ABDULHAK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Aktif Üye
    Status : ABDULHAK isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Jul 2008
    Mesajlar : 3,012
    Kardeşine Dua Et : 0
    13 Mesajda 13 Dua Aldı

    Standart

    Alıntı Enfal.571 Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görmek İçin Üye Olmasınız. Üye Olmak İçin Tıklayın ! ]
    Allah(azze ve celle) razı olsun.

    benim bildigim delil olarak birde şu hadis sunuluyor:
    Âdem alayhisselem ağaçtan yedikten sonra: “Ey Allâh’ım, Muhammed hakkı için beni bağışla” diye dua etti… Bu hadisi İmam Hâkîm, Hz. Ömerden rivayet edip ,senedinin sahih olduğunu “El-Müstedrak” adlı kitabında açıklamıştır. Aynı hadisi İmam Beyhâki de rivayet etmiştir.


    Bu rivayetle ilgili daha önce açıklama yapmıştık , oradan aktarıyorum lütfen iyi inceleyiniz :


    Sen olmasaydın Ya Muhammed! evreni yaratmazdım’

    ( لما اقترف آدم الخطيئة؛ قال: يا رب! أسألك بحق محمد لما غفرت لي. فقال الله: يا آدم! وكيف عرفت محمدا، ولم أخلقه؟ قال يا رب! لما خلقتني بيدك، ونفخت في من روحك؛ رفعت رأسي، فرأيت على قوائم العرش مكتوبا: لا إله إلا الله محمد رسول الله، فعلمت أنك لم تضف إلى اسمك إلا أحب الخلق إليك. فقال الله: صدقت يا آدم! إنه لأحب الخلق إلي، ادعني بحقه، فقد غفرت لك، ولولا محمد ما خلقتك)


    ''Hz Adem günah işlediğinde şöyle dua etti:
    Ya Rabb! Muhammed'in hakkı için benim günahımı bağışlamanı diliyorum.
    Allahu Teala dedi ki: Ey Adem! Sen Muhammed'i nereden biliyorsun, ben onu daha yaratmadım.
    Adem: Ey Rabbim, Sen beni yarattığında ve ruhundan bana üflediğinde başımı kaldırdım ve arşın sütunları üzerinde 'Lailahe İllallah Muhammedun Rasulullah' yazılı olduğunu gördüm. Ve bildim ki, Sen kendi adının yanına ancak en çok sevdiğin kişinin ismini ilave edersin.
    Allahu Teala dediki: Doğru söylüyorsun ey Adem, o (Hz. Muhammed sav) benim en sevdiğim kulumdur. Sen Benden onun (Hz Muhammed sav) hakkı için istedin, Ben seni bağışladım. Muhammed olmasaydı Ben seni yaratmazdım''
    ( Hakim Müstedrek 2/615 Hz Ömer (ra)'dan merfu olarak ;İbn Asâkir (2/323), el-Beyhâki, Delâil’un-Nübuvve (5/488) )

    Uydurmadır.
    Râvilerinden olan Abdurrahm an b. Zeyd b. Eslem hakkında İbn Hibbân şöyle der: «Hadis uydurmakla itham olunmuş, Leys, Malik ve İbn Lehi’a üzerine hadisler uydurmuştur. Dolayısıyla imâm ez-Zehebî rivâyet hakkında uydurma ve batıl derken, İbn Hacer el-Askalânî de ona katılır.
    Zehebi, bu hadis hakkında: ''Hadis uydurmadır. Abdurrahman yalancıdır. Ve Abdullah İbni Meslem el-Fahri'nin kim olduğunu bilmiyorum'' demektedir.

    Mizan'ul-İtidal'de bu hadis için ''batıl bir haberdir'' denilmektedir.

    Beyhaki Delail Nübüvve'de ''Abdurrahman İbni Zeyd İbni Eslem zayıf ravilerdendir'' der.

    El-Elbani bu hadisi aktardıktan sonra '' Sonuç olarak ben derim ki: Bu hadisin Peygamber (sav)'den aslı yoktur. Bu hadise iki muhterem hafız -Askalani ve Zehebi- batıl hükmü vermiştir.( Zayıf Hadisler Silsilesi 1/hadis no 25) diyerek hadisi eleştirmektedir.


    Şeyhul İslam İbni Teymiyye (ra): ''Hakim bu rivayeti sahihi sakimden (zayıf) ayırma babının girişinde aktarmakta ve Abdurrahman İbni Zeyd İbni Eslem'in babasından rivayet ettiği hadisler uydurmadır'' demektedir.


    El-Sagani uydurulmuş” dedi. ( El-Sagani El-Hadis El-Mevzuat sy.7)
    Elbanide aynı şeyi söylemiştir. (Silsile el-Zayif 1/450 no 282)
    El Acluni Uydurma olduğunu söylemiştir( el-Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ, II, 214.)

    Şeyh Molla Aliyyul Kari ’Zayıftır ama anlamı doğrudur…” (Aliyyul Kari El-Esrar El-Merfuat sy 67-68) der ve şu iki hadisi bu görüşüne delil getirir:

    a. İbn Esakir tarafından nakledilen hadis ”sen olmasaydın dünya yaratılmazdı.” İbni Cevzi bunu nakletti ve şöyle dedi ”uydurulmuştur” (İbni Cevzi El-Mevzuat 1/288) ve Suyuti’de aynı şeyi söylemiştir. (Suyuti El-Laai 1/272)

    b. Deylemi’den nakledilen bir hadis ”Ya Muhammed! Sen olmasaydın Bahce (cennet) yaratılmış olmazdı ve Sen olmasaydın ateş (cehennem) yaratılmış olmazdı
    ElBani derki ”Deylemi’den hadisin sahih olduğunu ortaya koymadan gerçekliğini onaylamak doğru olmaz ki Hiç bir alimin bu konu üzerinde durmuş olmasına rastlamış değilim… Deylemi’nin bunu aktaran tek kişi olması benim için bu hadisin zayıf olduğuna inanmak için yeterlidir, dahası Musned’inde (Deylemi Musned 1/41/2) rastladığımda zayıf olduğuna inandım.
    (El Elbani Silsile El-Zayıf 1/451 no.282)

    Yukarıdaki sözün uydurma olduğuna bir delil de yine başka bir rivayetten ! Akıl sahiplerini çelişkiyi görmeye davet ediyorum :

    Adem (a.s.)’ın Nebî (s.a.v.)’i, kendi yaratılışından sonra cennette iken yer yüzüne inmesinden bilmesidir. Halbuki zayıf, ancak daha iyi bir senedle gelen başka rivayette:
    ( Adem (a.s.) Hindistana iner ve yanlızlık hisseder, bunun üzerine Cebrâil inerek; Allâhu Ekber, Allâhu Ekber, Eşhedu En Lâ İlâhe İllallâh (iki defa), Eşhedu Enne Muhammeden Rasûlullâh (iki defa) deyip ezan okur. Adem şöyle der: «Muhammed de kim»? Cebrâil: «Peygamberlerden son oğlundur» der.)
    İbn Asâkir (1/323/2).

    Râvilerinden Ali b. Behrâm bilinmemekte, diğer bir râvi olan Muhammed b. Abdullâh b. Süleyman aynı şekilde bilinmemektedir.
    Bir önceki rivâyette Âdem (a.s.) daha cennette iken Peygamber (s.a.v.)’i tanıyordu, bu ikinci rivayette ise, Âdem (a.s.) yer yüzüne indiği halde Muhammed (s.a.v.)’i tanımamıştır.
    Menfaatları için birbirinden habersizce Panik halinde hadis peydahlayanların düştüğü bu trajikomik durum tam ibretlik !


    RASULULLAH'I KURUTAN SÖZLER
    - UYDURMA HADİSLER -

    [Linkleri Görmek İçin Üye Olmasınız. Üye Olmak İçin Tıklayın ! ]


+ Konuyu Cevapla

Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

     

Benzer Konular

  1. İSTİĞASE YARDIM İSTEMEĞİ KABUL EDENLER İLE ETMEYENLERİN DELİLLERİ
    Konuyu Açan: mucahid_tr, Forum: Serbest Kürsü.
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj : 05-12-2009, 01:00
  2. Mucahid_tr - Budamı meşru bir tevessül örneği ?
    Konuyu Açan: nureddin79, Forum: İslami Arşiv.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 05-09-2009, 08:23
  3. 30) Şefaat
    Konuyu Açan: ikraislam, Forum: Müslüman Nasıl Yaşamalı.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 07-28-2008, 10:37
  4. ÖLÜ BİRİSİ İLE TEVESSÜL YAPILIRMI....?
    Konuyu Açan: ebumuhammed, Forum: Soru Cevap Bölümü.
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj : 12-09-2007, 11:15
  5. MEŞRU VE BİD’AT TEVESSÜL.. 2
    Konuyu Açan: Zeyd bin Hârise, Forum: İslami Kavramlar.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 01-23-2007, 09:57

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok