Untitled Document

Premium Vbulletin Forum Skins Special Forum Skin Deals Free vBulletin 4.0 Forum Skins

 


DAR’UL-HARB VE DAR’UL- İSLAM (kitap)

İslami Kavramlar Kategorisinde ve Tevhid Forumunda Bulunan DAR’UL-HARB VE DAR’UL- İSLAM (kitap) Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> DAR’UL-HARB VE DAR’UL- İSLAM 1 - Hanefi mezhebine göre dar’ul – harb’in hükmü 2 -Şafi mezhebine göre dar’ul – harb’in ...

+ Konuyu Cevapla
Toplam 4 Sayfadan 1. Sayfa
1 2 3 4 SonuncuSonuncu
Toplam 39 sonuçtan 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: DAR’UL-HARB VE DAR’UL- İSLAM (kitap)

  1. #1
    ABDULHAK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Aktif Üye
    Status : ABDULHAK isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Jul 2008
    Mesajlar : 3,012
    Kardeşine Dua Et : 0
    13 Mesajda 13 Dua Aldı

    Thumbs up DAR’UL-HARB VE DAR’UL- İSLAM (kitap)

    DAR’UL-HARB VE DAR’UL- İSLAM

    1 - Hanefi mezhebine göre dar’ul – harb’in hükmü
    2 -Şafi mezhebine göre dar’ul – harb’in hükmü
    3 -Maliki mezhebine göre dar’ul – harb’in hükmü
    4 -Hanbeli mezhebine göre dar’ul – harb’in hükmü
    5 -Şia mezhebine göre dar’ul – harb’in hükmü
    6 -Zahiriyye mezhebine göre dar’ul – harb’in hükmü
    7 -Zeydiyye mezhebine göre dar’ul – harb’in hükmü
    8 -Dar’ul-harb ve Dar'ul İslam kavramlarının neticesi
    9 -Dar’ul-harb konusunda sonuç:
    10-Dar’ul-harb’te kafir düzene Vergi Vermek
    11-Dar'ul-harb'te Rüşvet sorunu
    12-Dar'ul-harb'te Kumar ve Faiz meselesi
    13-Cihad Hükmü , Şartları ve Nefir
    14-Silahlı Cihad ; Büyük mü , Küçük mü?
    15-Şehid Abdullah Azzam’a göre “Saldırganı defetme kaidesi”
    16-Şehadet eylemine intihar deme zulmü !
    17-Siviller Kimlerdir ? Düşman askeri olmak için yeşil giyinmek şart mıdır ?
    18-Düşmanın , sivil insanları ve çocuklarının öldürülmesi
    19-Müslümanların ve Çocuklarının Ölmesi
    20-Türkiye Gibi Dar'ul-Harb olan ülkelerde Cuma Namazı Kılınır mı ?
    21-Dar'ul-Harb'te Bayramlar, Törenler ve Müslümanın Tavrı
    22- Dar'ul-Harb'in Bayrağını Asmak- İslam'a Göre Bayrak ve Müslümanın Tavrı
    Konu ABDULHAK tarafından (03-12-2009 Saat 12:43 ) değiştirilmiştir.


  2. #2
    ABDULHAK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Aktif Üye
    Status : ABDULHAK isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Jul 2008
    Mesajlar : 3,012
    Kardeşine Dua Et : 0
    13 Mesajda 13 Dua Aldı

    Standart Ynt: DAR’UL-HARB VE DAR’UL- İSLAM

    1-HANEFİ MEZHEBİNE GÖRE DAR’UL- HARBİN HÜKMÜ

    Hanefi mezhebi, Darul harb kavramının tarifinde hükümlerin icrası, otoritenin hakimiyeti, emniyeti ve korkunun dikkate almıştır.
    Bu konuda İmam Ebu Hanife şöyle diyor:
    Darul harbe dönüşür: Birincisi; Darul harbe bitişik olması.

    İkincisi; orada ilk emanları üzre müslümanların ve zımmilerin kalmaması.

    Üçüncüsü; orada ahkam-ı şirkin tatbiki
    (El-Mebsut / İmam Serahsi )

    Dikkat edilirse imama göre Darul harb; müslümanların içerisinde korku ve kuşkuyla gün geçirdikleri ve ahkam-ı şirkin icrasına sahne olan her beldenin adıdır. İmam Ebu Hanife ihtilaf-ı dareyn (İki dar) meselesinde darın içerisinde oturanlara emanı nisbet etme esasına itibar etti. İçerisinde mutlak olarak emanın müslümanlara ait olduğu dar, darul islamdır. Müslümanların içerisinde (İslami hayatları hususunda) emin olmadıkları dar da,darul harbdir.
    (Tavali-ul Envar Şerh-u Durr-ul Muhtar / Es-Sundi)

    Gerek İmam Ebu Hanife’nin ve gerekse imam Muhammed ile İmam Ebu Yusuf’un bu görüşleri bazıları tarafından yanlış tevil edilmektedir. Bakınız İslam aleminde fıkıh ilmi üzerindeki inceleme ve araştırmalarıyla tanınmış bazı müellifler şöyle diyorlar:
    İmam Ebu Hanife’nin bu görüşüne göre İslam Ülkeleri darul islam sayılırlar. Çünkü bugünkü islam ülkelerinde müslümanlar için emniyet vardır. Bu günkü islam ülkelerinde küfür yasaları her ne kadar açıkça icra olunuyorlarsa da emniyetin varlığından ötürü darul harbtirler diyemeyiz.”

    Evvela şunu söyleyelim:
    Bu görüş ve yorum hakikatsız bir safsatadır. Çünkü bu günkü İslam ülkeleri kendilerinin de ifade ettikleri gibi, ahkam-ı şirkin istilası altındadırlar. İstila altındaki islam ülkelerinin bir çoğunda İslam’i bir devletin kurulması için çalışmak suçtur. Şeriat-ı garra'nın üzerinde titizlikle durduğu emniyetlerin hiç biriside yoktur.

    Yukarıdaki hakikatsiz safsataya saf bir şekilde aldanmamak için evvela şeriatın emrettiği emniyet çeşitlerini ve bu emniyetlerin nasıl ve ne şekilde sağlanacağını öğrenmek lazımdır.
    Bu konuda İmam Gazali şöyle der :
    "Şeriatın insanlardan istediği beş şeydir; Din emniyeti, Can emniyeti, akıl emniyeti, nesil emniyeti ve mal emniyetidir. Bu beş şeyin muhafazasını temin eden her şey maslahattır, bunlara zarar veren şeyler ise mefsedettir. Mefsedeti ortadan kaldırmak ise maslahattır.
    (El Mustasfa / İmam Gazali )

    Hiç şüphesiz Şeriat; Din emniyetini, bidatları, hurafeleri ve asılsız şeyleri anlatmayı yasaklamayı ve bu işe teşebbüs edenleri cezalandırmakla
    (Mesadır-ut Teşri-il İslamî fima nassa fihi / Abdulvahhab Hallaf)
    Can emniyetini kısasa kısas düsturuyla
    (Kitab-ut Tahrir / İbn-i Humam)

    Akıl emniyetini sarhoşluk veren şeyleri içenlere hadd uygulamayı emretmekle
    (El İhkam fi Usul-il Ahkam / Amıdî)

    Mal emniyetini hırsızlık, yol kesmeyi, gasb ve faizi yasaklamakla
    (El Veciz fi usulil fıkh / Abdulkerim Zeydan)

    Nesil emniyetini de zina ve iftirayı yasaklamak ve yapanları cezalandırmakla sağlamıştır.
    (El Muvafakat fi usulişşeriat / İmam Şatıbî )


    Şimdi “Bu günkü İslam ülkelerinde müslümanlar için eman şartı vardır” diyenlere soruyoruz:

    Bu günkü İslam ülkelerinde bidat,hurafe ve asılsız şeyleri anlatanlar korku içinde midirler yoksa emniyette midirler ?
    Haksız yere cana kıyanlara hadd uygulanıyor mu?
    Bu darul islam saydıkları ülkelerde akıl emniyetini tahrip eden içki ve benzeri şeylerin fabrikaları açık değil mi ?
    Yine bu içki fabrikalarını bekçiler beklemiyorlar mı? İçki satan ve içenlere hadd uygulanıyor mu?Nesil emniyetini yok eden genel evler açık değil mi ?
    Bu genelevlerde zina edenleri polis ve bekçi beklemiyorlar mı ?
    Mal emniyetini yok eden faiz serbest değil mi?
    Bankaları polis ve bekçi beklemiyor mu?

    Bütün bu emniyetlerin tahribatlarından sonra kalkıp “Bugünkü İslam ülkeleri, İmam Ebu Hanife’nin eman şartına göre darul harb değil, darul İslam’dırlar” demek doğrudan doğruya İmamı istismar etmektir.
    Onun görüşlerini çarpıtmaktır. Kim ne derse desin, Bu günkü islam ülkelerinde din, can, mal, nesil ve akıl emniyeti ortadan kalkmış, bunun yerine katil emniyeti, iftiracıların emniyeti, zinakarların emniyeti, faizcilerin emniyeti, bidat ve hurafelerin emniyeti, içki fabrikalarının ve içkinin akıllarını dağıttığı sarhoşların emniyeti iktidar olmuştur.
    Artık İslam coğrafyasında gün; faizcilerin, kumarcıların, iftiracıların, zinakarların, bidatçıların ve sarhoşların günüdür.

    İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed’in darul harb hakkındaki görüşleri şöyledir :
    Müslümanların darı, içerisinde ahkam-ı şirkin izhar olunması ile darul harbe dönüşür. Ülkenin bize (müslümanlara) veya onlara (gayri müslimlere) nisbeti kuvvet ve hakimiyet iledir. Ahkam-ı şirkin izhar olunduğu her yerde kuvvet müşriklere ait olduğundan, o yer darul harbtir. İslam hükmünün zahir olunduğu her yerde de kuvvet müslümanlarındır.
    (El Mebsut / İmam Serahsi )

    Gerek İmam Muhammed ve gerekse İmamı Ebu Yusuf’un görüşüne göre ahkam-ı şirkin istilası altında bulunan bu günki İslam ülkeleri(!) birer darul harbtirler. Ebu Hanife’nin şartını tevil ederek bugünkü İslam ülkelerine darul islam diyenler bile imameynin görüşüne göre bugünkü islam ülkelerinin birer darul harb olduğu hususunda şüphe etmemektedirler.
    (Asar-ul Harbi fi fıkhil İslami / Vehbe Zuhaylî, El Cerimetu vel Ukubatu / M.Ebu Zahrâ )

    Çünkü hükümlerin hakimiyeti açısından bakıldığı zaman görülecektir ki; İslam coğrafyası İslam’i hükümlerin değil, şirk hükümlerinin hakimiyeti altındadır. İmameyn’in değerlendirmesinde temel kıstas ahkam-ı şirkin hakimiyeti ve açıkça icrasıdır.
    Bundan ötürüdür ki; “Darul harb bir darul Kahr ve galebedir” denilmiştir.
    (Şerh-us Siraciyye / El-Fenarî )

    Hanefilerin darul harb kavramının tarifi ile ilgili görüşlerini özetlersek deriz ki; Hanefilere göre dünya iki dardır. Darul harb ve darul islam.
    Darul islam darul harbe dönüşebilir. Darul harb; kafirlerin reisinin riyasetinde açıkça ahkam-ı küfrün uygulandığı, müminlerin din ve dünya işlerini yürütme imkanından mahrum kaldıkları, can, mal, nesil, akıl ve din emniyetleri konusunda korku ve kuşku içinde bulundukları, kafirlerin ise emniyet içinde dolaştıkları beldenin adıdır. Yani kuvvet ve hakimiyyet konusunda müslümanların mahkum, kafirlerin ise galib oldukları tüm beldeler darul harbtirler.


    Bununla birlikte meşhur Fetavayi Hindiye kitabında aynen şunlar kayıtlıdır

    DAR-I HARBİN , DAR-İ İSLAM OLMASININ ŞARTI

    Dar-i harb , ancak , tek bir şartla , dar-i İslam olur : O da , içlerinde , İslam’ın hükmünü izhar etmektir.

    DAR-İ İSLAM’IN , DAR-İ HARB OLMASININ ŞARTI

    Ziyadat isimli kitapta , İmam Muhammed (R.A) , şöyle buyurmuştur:

    İmam Ebu Hanife (R.A.) ‘ye göre , dar-i İslam , - şu- üç şartla , dar-i harb olur.

    1 ) Kafirlerin hükümlerini , aleni olarak icra etmek , İslam hükmüyle , hükmetmemek .

    2 ) Dar-i harble , dar-i İslam arasında , bir İslam yurdunun bulunmaması ; dar-i harbe bitişik olmak.

    3 ) Kafirler istila etmeden önce , sabit olan güvenin kalmaması.

    Bu meselenin üç yönü vardır :

    Ya harbiler yurdumuza galib gelir ; veya , bir topluluk irtidad edip , üstünlük sağlayarak , memleketimizde kafir ahkamını icra eder. Veya , ehl-i zimmet , (Bir İslam devletinin himaye ve uyruğunda olan hırıstiyanlar) ahdini bozup , yaşadıkları yerlere galebe çalarlar.

    Bu hallerin üçünde de , önceki üç şartın bulunması gerekir.

    İmameyn’e (İmam Muhammed ve İmam Yusuf) göre ise , bu durumda , bir şart yeter ; başkası gerekmez. O da , küfür ahkamını izhar etmektir. (Açıktan yapmaktır) Bu kıyastır.

    FETAVAYİ HİNDİYYE

    Tercüme : MUSTAFA EFE

    Cilt 4 Sayfa 137- 138 – 249 Akçağ yayınları
    Konu ABDULHAK tarafından (04-06-2009 Saat 07:50 ) değiştirilmiştir.


  3. #3
    ABDULHAK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Aktif Üye
    Status : ABDULHAK isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Jul 2008
    Mesajlar : 3,012
    Kardeşine Dua Et : 0
    13 Mesajda 13 Dua Aldı

    Standart Ynt: DAR’UL-HARB VE DAR’UL- İSLAM

    2- ŞAFİ MEZHEBİNE GÖRE DAR’UL- HARBİN HÜKMÜ

    Şafii ulemasından El-Buceyremi şöylediyor:
    Darul küfür'den murad; küffarın sulh ve cizye olmaksızın ve daha önce darul islam olmadan istilaları altında bulunan ülkedir. Bunun dışında kalan yerler ise darul islamdır."
    (Haşiyetu Minhac / El-Buceyremi )

    Şafii ulemasından Abdulkadir-ul Bağdadî şöyle diyor:
    İslam davetçilerinin bir zorlama, bir tehlike ve cizye olmaksızın “davet-ul islamı” izhar ettikleri zımmiler kendi baskıları altına alamadıkları her dar, darul islamdır. Ama içerisindeki durumlar bu anlattıklarımızın zıddına iseler o zaman o belde darul küfürdür".
    (Kitab-u Usuliddin / El-Bağdadi )

    Yani içerisinde karşılaştıkları, zımmiler üzerinde islam ahkamlarını uygulanmaktan mahrum oldukları, ehl-i bidatın ehl-i sünneti kendi baskı ve kuvvetleri altına aldıkları her belde darul küfürdür.
    Şafii ulemasından Er-Remeliden sual edildi:
    Endülüs memleketlerinden Aragonda hıristiyan sultanın zimmeti altında müslümanlar yaşamaktadırlar. Onlardan aldığı arazi haracından başka, hükümdar ne mallara ne de nefislere yönelik bir zulümde bulunmuyor. Namaz kıldıkları camileri var, Ramazanda oruç tutuyorlar, tasaddukta bulunuyor. Hıristiyanların eline esir düşenleri fidye vererek kurtarıyorlar. Açıkça ve gereği gibi islam hukukunu tatbik ediyor ve aynı şekilde şeriat esaslarını izhar ediyorlar. Dini fiillerinde hiçbir müdahaleye maruz değiller. Hutbelerde, bir şahsın adını belirtmeden, İslam sultanlarına dua ederek onları muzaffer ve kafir düşmanlarını helak etmesini Allah’tan diliyorlar. Buna rağmen, küfür diyarında ikametle günah işlemekten korkuyorlar. Böyle bir diyardan hicret etmeleri kendilerine vacib mi, değil mi?

    Bu suale Er-Remeli şöyle cevap verdi :
    Dinlerini izhara muktedir oldukları için bu müslümanların kendi ülkelerinden hicret etmeleri vacib değildir.
    Çünkü Allahrasulu de Hz.Osmanı Mekke’de dinini izhara muktedir olduğu için Hudeybiye sulhü sırasında oraya göndermişti. Bu müslümanların hicret etmeleri caiz değildir. Zira orada ikametleriyle başkalarının müslüman olması umulduğu gibi, orası da darul islamdır, hicret ederlerse darul harb olur
    (Fetavar-Remeli / Er-Remeli)

    Dikkat edilirse Er-Remelinin bu fetvasından anlaşıldığına göre darul harb; açıkça ve gereği gibi İslam hukukunu tatbik eden müslümanların bulunmadığı her beldenin adıdır.

    Şafii ulemasından İbn-u Hacer-il Heytemi şöyle diyor:

    Bir kere bir darın darul islam olduğuna hükmedildikten sonra, artık o dar mutlak olarak darul küfür olmaz
    (Tuhfetul Muhtaç / İbnu Haceril Heytemi )

    Yani darul islam olan bir belde daha sonraları kafirlerce istila edilse de, müslümanlar oradan gitseler de orası darul islamdır.

    Şafii ulemasından İmam Nevevi şöyle diyor:

    Darul harb üç kısımdır:

    1-Müslümanların meskun bulundukları yerler,

    2-Müslümanların feth edip gayri müslim ahalisinin cizye karşılığında iskan ettikleri yerler,

    3-Başlangıçta Müslümanların meskun bulundukları, fakat daha sonra gayri müslimlerin istila ve hakimiyetleri altına geçen yerlerdir.

    Ancak ben bazı muteahhirin şunu zikrettiklerini gördüm: Şayet (Bu üçüncü kısımda) zikredilenin içerisinde müslümanlar (Ahkam-ı şeriatle hümetmekten) men olunmuyorlarsa orası darul İslam’dır. Yok müslümanlar (Kafirlerin istila ve hakimiyetleri altına giren yerlerde ahkam-ı şeriatle hükmetmekten) men olunuyorlarsa o zaman o belde darul küfürdür.
    (Ravdatut talibin / İmam Nevevi )

    İmam Nevevi’nin yukarıdaki açıklamasına yine Şafiilerden Es-Subkî şöyle cevap veriyor:
    (İmam Nevevi’nin başlangıçta müslümanların meskun bulundukları, fakat daha sonra gayri müslimlerin istila ve hakimiyeti altına girip içerisinde müslümanların şeriat ahkamıyla hükmetmekten men olundukları beldenin) darul küfür olduğunu söylemek sahihtir. Ancak bu belde sureten darul küfürdür. Hükmen darul küfür değildir.”
    (Tuhfetul Muhtaç / İbnu Haceril Heytemi )

    Görüldüğü gibi şafii uleması ; bir zamanlar müslümanların meskeni ve toprağı iken, daha sonra kafir mustevlilerin istila edip içerisinde ahkam-ı şirki tatbik ettikleri, şeriatın ahkamıyla hükmetmek isteyen müslümanların şiddetle men olundukları, zindanlara şeriatın tatbikatını istemekten ötürü atılıp işkence gördükleri, tağutların ilke ve inkılaplarına tabi olmaya zorlandıkları beldeler hükmen değil, sureten darul küfürdürler demektedir .

    Şunu da unutmayalım ki; Şafii'lere göre darul islam olan beldeler, kafir mustevlilerin istilaları ve zulümleri neticesinde sureten darul harbe dönüşürler.

    Bilindiği gibi Mekke’de fetihten önce şirk hükümleri uygulanmakta idi. Mekke’den Medine’ye hicret etmeye gücü yetmeyen mustazaflar Mekke de ikamet ediyorlardı. İçerisinde müslümanların bulundukları fakat inançlarından ötürü işkence gördükleri, tevhid akidesi yerine şirk ahkamlarının kuvvet ve kontrolü altında bulunan Mekke beldesi hakkında İmam Şafii şöyle diyor: “Mekke bir dar'uş-şirk'dir
    (El-Umm / İmam Şafii)

    Dikkat edilirse İmam Şafii de, İslam’ın kuvvet ve idaresi altında bulunmayan, şirk ahkamlarının tatbikatına sahne olan ve şirk kanunlarını kabul etmeyen müminlerin işkence gördükleri tüm beldeler tıpkı Mekke misali gibi birer darul harbtirler demektedir.
    Konu ABDULHAK tarafından (04-06-2009 Saat 07:44 ) değiştirilmiştir.


  4. #4
    ABDULHAK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Aktif Üye
    Status : ABDULHAK isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Jul 2008
    Mesajlar : 3,012
    Kardeşine Dua Et : 0
    13 Mesajda 13 Dua Aldı

    Standart Ynt: DAR’UL-HARB VE DAR’UL- İSLAM

    3- MALİKİ MEZHEBİNE GÖRE DARULHARBİN HÜKMÜ

    Darul harb kavramının tarifinde maliki uleması, Müslümanların islam dininin şeairlerini ikame edip edemediklerini temel kıstas kabul etmişlerdir. Maliki mezhebine göre gerek siyasi ve gerekse hukuki olarak islamın hakimiyeti dışında kalan beldeler darul harbtirler.
    Bu konuda maliki ulemasından El-Hurraşi şöyle diyor:
    Darul harb; harbilerin hakim oldukları yerlerdir.”
    (Şerh-u Muhtasar-ı Halil / El Hurraşi )

    Yani darul harb, müslümanların islami hükümleri tatbik etmeye muktedir olmadıkları beldedir.

    Maliki ulemasından Ed-Dusuki şöyle diyor:
    Darul islam, içerisinde islami şeairler ikame edildikçe darul harbe dönüşmez
    (Haşye-tud Dusuki ala şerhil kebir / Ed-Dusuki )

    Ancak içerisinde islami şeairleri ikame etme imkan ve kudreti olmazsa o zaman darul islam, darul harbe dönüşür. Esasen malikilere göre dünyanın neresi olursa olsun dinleri hususunda fitne içine düşmekten herhangi bir korkuları olmaksızın dini şeairlerini ikame etmeye muktedir oldukları her yer darul islamdır. Ancak dinin şeairlerinin ikamesinin kesildiği, müslümanların imanının yok olduğu bir dar da; kendiliğinden darul harb olur.
    (Asarul harb / Vehbe Zuhayli )

    Malikilerce darul islam yalnız küfür ahkamının uygulanması ile darul harb olur.
    (Rahmetul ummeh fi ihtilafil eimmeh / Ed Dımeşki )

    Ancak küfür ahkamının icrasıyla birlikte müslümanlar islami ahkamları icra etmeye muktedir olurlarsa o zaman darul islam darul harb olmaz. Darul islam, içerisinde islamın ikame imkanının bulunmasıyla darul islam olarak devam eder. Darul islam mürtedlerin istila etmesiyle de darul harb olur. Yani maliki mezhebine göre mürtedlerin galip oldukları ve hükümlerini icra ettikleri her yer de birer darul harbtirler.
    (El Fıkh alal mezahibil erbaa / El Ceziri )

    Darul islamdaki zımmiler zimmet akdini bozup islam devletine karşı savaşırlarsa, asli harbilerin muamelesine tabi tutulurlar. Yani onlarla savaşılır.
    (El Mudevvenetul Kubra / Malik bin Enes)

    Şayet bu harbiler darul islamın iktidarını ele geçirip kendi hükümlerini uygularlarsa o zaman darul harb olmuş olur. Kısacası maliki mezhebine göre dünya iki dara ayrılır: darul islam ve darul harb.
    Darul harb; ahkam-ı şirkin egemen olduğu müslümanların da islam dininin şeairlerini ikame etmekten mahrum oldukları beldenin adıdır.
    Konu ABDULHAK tarafından (04-06-2009 Saat 07:52 ) değiştirilmiştir.


  5. #5
    ABDULHAK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Aktif Üye
    Status : ABDULHAK isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Jul 2008
    Mesajlar : 3,012
    Kardeşine Dua Et : 0
    13 Mesajda 13 Dua Aldı

    Standart Ynt: DAR’UL-HARB VE DAR’UL- İSLAM

    4- HANBELİ MEZHEBİNE GÖRE DAR'UL HARBİN TARİFİ

    Hanbeli uleması darul harb kavramını tarif ederken hükümlerin hakimiyetine, müstevli kafir ve mürtedlerin fiili otoritesine önem vermişlerdir.
    Nitekim Hanbeli ulemasından Allame ibnu Muflih şöyle diyor:
    “Ahkamul müsliminin galip olduğu her dar, darul islamdır. Yine ahkamul küffarın galip olduğu her dar da, darul küfürdür. Bu iki darın dışında dar yoktur.
    (Kitabu adabu şeriyye / Allame ibnu Muflih )

    Görüldüğü gibi dünya üçe değil iki dara ayrılır:
    Darul islam ve Darul küfür. Bu iki dar da üzerinde uygulanan hükümlere göre şekillenip mahiyet kazanırlar. Hanbeli ulemasından Hicavi şöyle diyor:
    Darul harb içerisinde küfür hükmünün galip olduğu yerdir.”
    (El ikna / Hicavi )

    Demek oluyor ki; bir darın darul harb olabilmesi için orada küfri hükümlerin galibiyeti ve otoritesi şarttır. Dünyanın hangi beldesi olursa olsun, ahkam-ı küfrün galibiyeti ve otoritesi altına girdiği andan itibaren darul harbdir. Velev ki böyle bir beldede ahkamı küfrü galip kılıp uygulayan kafir idarecilerden başka kafir bulunmasın.
    Burada önemli olana nüfusun çokluğu değil, hakimiyettir.
    Hanbeli ulemasından İbnu Kudame şöyle diyor:
    Bir belde ahalisi mürted olup oradan onların ahkamı icra olunduğu zaman o belde darul harb olur.”
    (El Muğni / İbnu Kudame )

    Evet, mürtedlerin istila ve hakimiyeti neticesinde bir ülke darul harb olur. Yine burada önemli olan kafirlerin istilası ve fiili olarak mürtedlerin uydurdukları kanunların icrasıdır. Başlangıçta müslümanların kuvvet ve kontrolü altında olup içinde islami hükümlerin uygulandığı bir darul islam, sonra mürtedlerce istila edilip islami hakimiyete son verilir ve mahkemelerde mürtedlerin yalancı ve yabancı kanunları uygulanırsa artık o darul islam bir darul harb olmuştur.

    Hanbeli’lere göre darul küfür iki kısımdır.
    Birincisi; başlangıçta müslümanların beldesidir, fakat daha sonra kafirlerin galip olup hakimiyetini ele geçirdikleri beldedir.
    İkinci ise; yine başta müslümanların beldesi olup; sonra oradaki bazı müslümanların irtidat olmaları ve bu sıfatla mürtedlik hükümlerinin uygulandıkları beldelerdir.
    (Eş Şerhu Kebir / İbnu Kudame )

    Bunun için diyoruz ki; Hanbeli mezhebine göre darul harb; kafir ve mürtedlerin hükümlerinin açıkça uygulandığı her yerdir. Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, Hanbeli’lerce darul islam, darul harbe dönüşür.
    Bu hususta İbnu Kudame şöyle der:
    Darul islam içerisinde sadece küfür ahkamının icrasıyla darul harb olur.”
    (El Muğni / İbnu Kudame )

    Tüm bu açıklamalardan sonra darul harbin Hanbeli’lerce tarifini özetleyecek olursak, deriz ki:
    Kafirlerin ve mürtedlerin istila ve işgali altında bulunup içerisinde islami ahkamların yerine kafirlerin ve mürtedlerin ahkamlarının uygulandığı ve hakimiyetlerinin şiddet ve hiddetle devam ettiği beldenin şeri lugatte adı darul harbtir.

    Hanbeli’lerin alimlerinden Nasiru Sadiyye şöyle diyor: “Darul küfür hususunda darın içerisinde ahkamı küfrün icra ve izhar olunmasına itibar edilmiştir. Ahkamı küfrün icra edildiği yer darul harbtir.”
    (Fetevayı Sadiyye / Nasiru Sadiyye)

    Kısacası Hanbeli’lere göre küfrün galip olup uygulandığı her yer darul harbtir.
    Konu ABDULHAK tarafından (04-06-2009 Saat 07:54 ) değiştirilmiştir.


  6. #6
    ABDULHAK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Aktif Üye
    Status : ABDULHAK isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Jul 2008
    Mesajlar : 3,012
    Kardeşine Dua Et : 0
    13 Mesajda 13 Dua Aldı

    Standart Ynt: DAR’UL-HARB VE DAR’UL- İSLAM

    5- ŞİA MEZHEBİNE GÖRE DAR'UL HARBİN TARİFİ

    Şia mezhebinin darul harb ile ilgili tarifi ve açıklamaları şafiilerin açıklama ve tariflerine yakındır.
    Şii ulemadan Ebu Cafer Tusi şöyle diyor:
    Darul harb; müslümanların içerisinde islami şeairleri izhar etmekten mahrum oldukları bilad-ı müşrikindir.”
    (El Mebsut fi fıkhil imamiyye / Ebu Cafer Tusi )

    Demek oluyor ki darul harb; müslümanların değil müşriklerin darıdır. Şia mezhebine göre darul harbde dini şeairlerini ikame etmekten aciz olanların ikamet etmesi haramdır.
    (Ravdatul behiyye şerhu ellematu Dımeşkıyye / El Amiliy )

    Şiiler de tıpkı şafiiler gibi müstevli kafirlerin otoritesini hiçbir şeye saymamışlardır. Nitekim Ebu Cafet Tusi şöyle der: “İçerisinde ahkamı islam icra olunan ve müslümanların otoritesinin karar kıldığı her yer darul islamdır. Daha sonra kafirlerin istilasıyla darul islam, darul harbe dönüşmez. Velev ki müşrikler orada galib olsunlar".
    (El Mebsut fi fıkhil imamiyye / Ebu Cafer Tusi)

    Evet, şia islam beldelerini müstevli harbilerin elinden kurtarmak için sürekli cihad etmek esastır. Şiilere göre darul islam’ın ortasında darul harb olamaz. Darul harb , darul islama bitişik olmayan yerdir.
    (Asarul harbi fi fıkhil islami / Vehbe Zuhayli)

    Darul harb, tamamıyla harbilerin kuvvet ve kontrolü altında bulunan yerdir. Darul harb’de müminler değil, hakim kafirler hakimdir.
    Şia mezhebi, islam’ın hakimiyeti altına girmemiş, müşrikler tarafından ahkam-ı şirkin icra edildiği ve dini şeairlerin ikamesine yol bulunmayan tüm bilad-ı müşriklerdir.
    Konu ABDULHAK tarafından (04-06-2009 Saat 07:56 ) değiştirilmiştir.


  7. #7
    ABDULHAK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Aktif Üye
    Status : ABDULHAK isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Jul 2008
    Mesajlar : 3,012
    Kardeşine Dua Et : 0
    13 Mesajda 13 Dua Aldı

    Standart Ynt: DAR’UL-HARB VE DAR’UL- İSLAM

    6- ZAHİRİYYE MEZHEBİNE GÖRE DAR'UL-HARB'İN HÜKMÜ

    Zahiriyye mezhebi de bu diğer mezhebler gibi darul harb kavramının tarifinde hükümlerin hakimiyetini esas almıştır.
    Nitekim İbnu Hazm Şöyle der:
    "Dar, Onu ele geçiren, malik olan ve onda hakimiyyete sahib bulunana nisbet edilir".
    (El Muhalla / İbnu Hazm )

    O halde zahiriyye mezhebine göre; harbi kafirlerin ele geçirdikleri malik olup küfri hükümlerini uyguladıkları tüm beldeler darul harbtir. Zahiriyye mezhebi, islamın hakim olmadığı, hükümlerinin fiilen uygulanmadığı tüm beldeleri darul harb saymıştır.
    Bu hususta İbnu Hazm şöyle der:
    "Rasulullahın Medine'si dışında kalan her yer Darul harb, düşmanla çatışma ve cihad sahasıydı."
    (El Muhalla / İbnu Hazm )

    Demek oluyor ki darul harb, müslümanların kafirlerle çatıştıkları her yerdir. Zahiriyye mezhebine göre darul harb müslümanların ikamet edecekleri bir yer değildir. Mazeretsiz olarak darul harbte ikamet etmek zahirilere göre küfürdür.
    (El Muhalla / İbnu Hazm )

    Yine Zahirilere göre Darul islam darul harbe dönüşür. Kafirler darul islamı istila edip kendi hükümlerini uyguladıkları andan itibaren darul islam, darul harb olmuştur.
    (Rahmetul ümmeh fi ihtilafil eimmeh / Ed Dımeşki)

    Kısacası zahiriyyeye göre darul harb küfrün ve kafirlerin hakimiyyeti altındaki beldenin adıdır. Darul harb olan yerde küfür hakim, islam ise mahkumdur. Beldenin otoritesi müslümanların elinde değil, kafirlerin elindedir.
    Konu ABDULHAK tarafından (04-06-2009 Saat 07:58 ) değiştirilmiştir.


  8. #8
    ABDULHAK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Aktif Üye
    Status : ABDULHAK isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Jul 2008
    Mesajlar : 3,012
    Kardeşine Dua Et : 0
    13 Mesajda 13 Dua Aldı

    Standart Ynt: DAR’UL-HARB VE DAR’UL- İSLAM

    7- ZEYDİYYE MEZHEBİNE GÖRE DAR'UL HARBİN TARİFİ

    Zeydiye mezhebinin alimlerinden ibnu Yahya El Murtaza şöyle diyor:
    "Darul İslam; içerisinde şehadeteynin ve namazın zahir olunduğu, küfri bir hasletin velev ki tevil yoluyla da olsa zahir olunmadığı yerdir. Ancak müslümanlar tarafından komşulukla, eman ve zimmet ile olan durum mustesnadır. Darul harb ise; müslümanlar tarafından kafirlerin üzerine herhangi bir zimmet olmaksızın ülke otoritesinin ehl-i küfre ait olduğu dardır".
    (Uyunul Ezhar / İbnu Yahya El Murtaza )

    Görüldüğü gibi darul harb, otoritesinin müslümanlara ait olmadığı tüm beldelerdir. İmam Şevkani'nin de kaydettiği gibi kafirlerin kendi küfürlerini izhar ve icra etmede kuvvet ve kontrol sahibi oldukları her yer darul harbtir.
    (Es Seylul Cerar / İmam şevkani)

    Zeydiye mezhebine göre darul küfür ve ile darul harb birbirinden ayrıdırlar. Darul küfür; içerisinde küfri hasletler zahir oldukları halde dar'ul harb'deki gibi islama karşı savaşılmayan dardır. Darul harb ise küfri hasletler zahir olmakla beraber islama karşı da fiilen savaşılan yerdir.
    (Şerhul ezhar ve talikuhu / İbnu Miftah )

    Zeydiyye alimlerinden İbnu Miftah şöyle diyor;
    "Darın islama izafesi orada islami hükümlerin zahir olunmasına bağlıdır. Bir yerde ahkam-ı islam zahiriliğini kaybetti mi orada ahkamı küfür zuhur eder. Ahkam-ı küfür zahir olduğu zaman da darul islam kalmaz".
    (Şerhul Ezhar / İbnu Miftah )

    Burada İbnu Miftah darul harbin manasını şöyle açıklar: "Darul harb ahkam-ı küfrün galib olduğu ve uygulandığı yerdir."
    Zeydiye mezhebince darul islam, darul harbe dönüşebilir.
    Bu konuda İbnu Miftah şöyle der:
    "Darul islam, ahkam-ı küfrün zuhur etmesiyle veya kafirlerin mücerred istilasıyla şartsız olarak darul harb olur."
    (Şerhul Ezhar / İbnu Miftah)

    Kısacası Zeydiye'ye göre darul harb; Ahkamı küfrün uygulandığı, kafirlerin otoritesine sahip oldukları ve fiilen islama karşı içinde savaşılan beldenin adıdır.
    Konu ABDULHAK tarafından (04-06-2009 Saat 08:01 ) değiştirilmiştir.


  9. #9
    ABDULHAK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Aktif Üye
    Status : ABDULHAK isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Jul 2008
    Mesajlar : 3,012
    Kardeşine Dua Et : 0
    13 Mesajda 13 Dua Aldı

    Standart Ynt: DAR’UL-HARB VE DAR’UL- İSLAM

    8- DARULHARB VE DARULİSLAM KAVRAMLARININ NETİCESİ

    Gerek darul islam ve gerekse darul harb kavramlarının tarifleri neticesinde şu gerçek ortaya çıkmıştır:
    Darul islam ve darul harb kavramlarının tarifinde ulema "Hükümlerin icrası ve otoritenin hakimiyet"ini temel kıstas seçmişlerdir.
    Şayet bir dar da İslam hükümleri uygulanıyorsa orası darul islam, küfür uygulanıyorsa darul küfür yani darul harbtir.

    Dolayısıile islamın hakim olduğu yerde müslümanlar emin olurlar. Serbest bir şekilde ALLAH’ın tüm emirlerini yerine getirirler. Eğer bir beldede de kafirler hakimse velev ki müslümanlar nüfusu oluştursa ve darul islama bitişik olsa orada müslüman emin değildir ve orası darul harbtir.
    ( Es-Siyasetu'ş-Şeriyye ev Nizamu Devletil İslamiyye(Abdulvahhab Hallaf) )
    Şunu da unutmayalım ki: Müstevli kafirler tarafından kafir sisteme başkaldırmamak, tağutlara çatmamak ve onların uydurdukları anayasalara saygılı olmak kaydı ile müşrikler ve kafirlerce tanınan eman, eman değildir. Ve böyle bir eman, fakihler nezdinde hiçbir değer ifade etmemiştir. (Kafirin mümine velayet hakkı yoktur)

    İbn Kayyim Cumhur ulemanın görüşünü şöylece ifade eder:
    "Darul islam müslümanların hakim olup, islam hukukuyla hükmettikleri yerdir. Darul harb ise; içerisinde islam hukukunun uygulanmadığı dardır. Velev ki darul İslama bitşik olsun."
    ( Ahkam-u Ehl-i Zımmet (İbn Kayyim)

    Yukarıda verilen mezheb alimlerinin görüşlerini dikkatle okuduğumuzda göreceğiz ki bugünkü İslam coğrafyası; Kafirlerin istilası, ahkamı şirkin aleni icrası, harbilerin tam hakimiyeti, müşriki faaliyetlerin emniyette olduğu ve ALLAHın şeriatıyla hükmetmek isteyen müminlerin korku ve kuşku içinde yaşadıkları beldedir böylece darul harb olmuştur.

    BÖYLE BİR DURUMDA İSTİLAYA UĞRAMIŞ MÜSLÜMANLARA DÜŞEN GÖREV; CUHELAYI REDDEDEREK ULEMAYA İTTİBA ETMEKTİR...

    Hakikatı söyleyenlere Harici , vahabi diyenler! Şu söylediğiniz her ne kadar dile kolay gelse de dine kolay gelecek laflar değildir. Hesabı da çetindir.
    Her ne kadar açıkladıysak yine diyelim ki ALLAH’ın hükmünü kasden ve çirkin görmeyerek meşru sayarak terk edenler şüphesiz bir küfürdedir. Onları tekfir etmeyenlerin yerleri de Onların yanı olacaktır. Çünkü sukut ikrar demektir. Ben ancak uyarabilirim!
    Ey kardeşler, Kafiri tekfir ediniz, etmeyen onunla beraberdir, Kafirin yeri cehennemdir, Orası ne kötü bir duraktır. Dikkat ediniz. Felah ancak hidayete tabi olanadır.

    KİM ALLAH’IN HÜKMÜYLE HÜKMETMEZSE...

    1-ALLAH’ın hükmünü beşeri bir hükümle değiştirmeden ve bile bile inkar etmeden, isyan ederek bir olay hakkında ALLAH’ın indirdiği ile hükmetmeyenler.
    2-ALLAH’ın hükmünü beşeri bir kanunla değiştirerek hükmedenler İslamın bunlardan her bir tanesi hakkındaki görüşü nedir?
    Doğrusu bunlardan birincisi sadece müslüman ve asi bir devlet başkanıdır. Asidir çünkü mevlasına muhalefet etmiştir.

    ALLAH’ın şeriatını başka kanunlarla değiştiren devlet başkanına

    İBN KESİR'İN GÖRÜŞÜ:

    Her kim nebilerin sonuncusu Abdullah ibn Muhammed’e indirilen sapasağlam şeriatı terk eder ve nesh edilmiş başka şeriatlarla muhakeme edilmek isterse kafir olur. Hal böyleyken bu yasaklarla muhakeme edilmeyi kabul eden ve onları şeriatın önüne geçiren kimselerin hükmü nasıl olur?
    Kim böyle yaparsa icmaen kafir olur.
    ALLAH şöyle buyurur: "Yoksa onlar cahiliyye hükmünü mü arzu ediyorlar? İyice bilen bir toplum için ALLAH’tan daha güzel hükmeden kim olabilir?" (Maide 51)

    Hayır rabbin hakkı için aralarında çıkan anlaşmazlıkta seni hakem tayin edip sonra senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk olmadan tam anlamıyla teslim olmadıkça inanmış olamazlar" (Nisa 65)

    AHMED ŞAKİRİN GÖRÜŞÜ:

    Ahmed Şakir , İmam İbn Kesir’in bu görüşüne yaptığı açıklamada ise şöyle der:
    "Bununla beraber ALLAH’ın şeriatında müslümanların kendi topraklarında putperest-ateist Avrupa kanunlarından iktibas edilen kanunlarla; hatta kendisine batıl görüşlerin, sapık arzuların karıştırıldığı, vaaz edenlerin islam şeriatına uygun olup olmadığına aldırmayarak diledikleri şekilde tbdil ve tağyir ederek hazırladıkları yasayla hükmetmeleri caiz olur mu? Şüphe yok ki bu uydurma kanunlar hakkında İslamın hükmü güneşin berraklığı gibi aşikar olup kendisinde hiçbir gizlilik ve kapalılık bulunmayan apaçık bir küfürdür. Her kim olursa olsun, bu uydurma kanunlarla amel etme veya onlara boyun eğme ve yahutta onları kabul etme hususunda islama mensub olan hiçbir ferdin mazareti olamaz."
    (Umdetu-ut Tefasir)


    MUHAMMED HAMİD EL-FAKİNİN GÖRÜŞÜ:

    İmam ibn Kesir'in metnine şerh yazanlardan birisi de El-Fakidir o şöyle der:

    "Kim ki mal davaları, namus ve kan davaları hususunda muhakeme olunmak üzere Fransız kanunlarından bir takım kanunlar iktibas ve onları ALLAH ve rasulünün hükümlerinden ileri tutarsa bu davranışlarda ısrar edip Şeriata dönmediği zaman o kimse kafir ve mürted olur. Bu kişi hangi isimle anılırsa anılsın, namaz, oruç, hacc ve benzeri zahiri amelleri ister işlesin ister işlemesin bu ameller ona hiçbir fayda vermez".
    ( Fethul mecid şerh-u kitbuttevhid)


    YUSUF EL-AZMIN GÖRÜŞÜ:

    Bu gün bu vakanın islam dünyasında yaşanan bir gerçek olduğu ve bu topraklarda nice yasakların ve nice zalimlerin yaşadığı düşünülemez mi? Zira islam beldelerinde her devlet başkanı hükmedeceği kanunları bizzat kendisi tayin etmekte ve Kurandan gayrı bir başka hukuku benimsemektedir.(Faluddin aniddevlet)


    İMAM NEVEVİ:

    Ashabın "O halde onlarla savaşmayalım mı?" sorusuna karşılık Rasulullahın "Kendileri namaz kılıp, sizlere de kıldırdıkları müdetçe hayır!" sözünde, İslam’ın esas kaidelerinden bir şeyi değiştirmedikçe mücerred zulüm ve günahkarlığı sebebiyle imama karşı kıyam etmenin caiz olmayacağı şeklinde yukarıda beyan edilen hükümler mündemiçtir.
    (Şerh-u Sahih-i Muslim)

    İmam Nevevi şöyle devam eder:

    Kadı Iyaz'ın beyanına göre:
    Ulema başlangıçta kafir olan kimseye imamet görevinin verilmeyeceği ve önceden mümin iken sonradan kafir olursa azledilmiş sayılacağına ittifak etmiştir. Ulemanın cumhuruna göre Ulemanın icmaına göre bidatçının hükmüde böyledir.

    İmam müslüman iken küfre dönerse bidat çıkarırsa itaat hakkı sakıt olur ve ona karşı kıyam edilip savaşılması yerine adil bir imam tayin edilmesi bütün müslümanlar üzerine farzdır. Bidatçı imam için kıyama kalkmak farz değildir. Ancak bir zorluk yoksa bu müstesnadır.


    İBN HACER EL-ASKALANİ ŞÖYLE DER:

    Kadı İsmail, ahkam-ul Kuran adlı eserde alimlerin bu husustaki görüşlerini naklettikten sonra şöyle der:
    "Bu husustaki ayetlerin zahiri kafirlerin yaptıkları şeylerin benzerini yapanların, ve şeriatın zıddına hüküm icad edenlerin ve bu hükümleri kendileriyle amel edilen bağlayıcı kurallar zannedenler, ister devlet başkanı olsunlar isterse başka birisi, onlara kafirler için gereken tehditlerin aynen gerektiğine işaret etmektedir".
    (Fethul Bari)


    İBN TEYMİYYENİN GÖRÜŞÜ:

    Bu hususta sorulan bir soru üzerine:
    "Elhamdulillah! Hiç kimsenin ne müslümanlar, ne kafirler, ne gençler, ne askerler, ne ordu, ne fukaha ve ne de başka insanlar arasında; ALLAH’ın kullarından herhangi birileri hakkında Şeriattan başka hükümle hükmetme hakkı yoktur. Kim böyle bir şeye yeltenirse adaletini de dinini de yok etmiş olur onun men edilmesi farzdır.ALLAH daha iyisini bilir". (Mecmuul Fetava)


    İBN KAYYIM EL-CEZVİNİN GÖRÜŞÜ:

    Abdulaziz el Kinani Maide 44 ayetinin tefsirinde şöyle der: Bu ALLAH’ın indirdiği hükümlerin uygulanışı ile ilgilidir. Tevhid ve islamın esasıyla hükmü kabul etmek de buna dahildir. Ayet aynı zamanda bir tehdittir. Hükümlerin tamamıyla, bir bölümü aynı manadadır ikisinin de yapılması ayetin hükmü dahilindedir.
    (Medaric-us Salikin)


    İBN KESİR ŞÖYLE DER:

    ALLAH’ın: "Eğer onlara itaat ederseniz şüphesiz siz de ortak koşanlardan olursunuz" ayetinin manası şudur:
    ALLAH’ın size emrettiği kanun ve şeriatından yüz çevirip başka bir yere yönelirseniz. Onu ALLAH’tan ileri geçirmiş olursunuz. Bu ise : "Onlar ALLAH’ı bırakıp haham ve rahiblerini rabbler edindiler. Ayetinde beyan edildiği gibi şirktir. Adiyy İbn Hatem hadisini hatırlayınız...


    İMAM KURTUBİ ŞÖYLE DER:

    Diğer bir kısım ulema ise: "Yönetim hususunda ehil olanla kavga etmeyeceğimize dair aldığı beyat da vardır. Ancak hakkında ALLAH’tan bir hüccet bulunan aşikar bir küfür görürseniz o başka!" şeklinde rivayet edilen Ubade hadisine binaen devlet başkanının ancak küfrü, yahut namazları kıldırmayı terk etmesi yahut insanları namaza çağırmayı terk etmesi, yahut şeriattan olan herhangi bir şeyi terk etmesi halinden makamından uzaklaştırılır, demiştir...


    HAMMAD BİN ALİ BİN ATİK EN NECDİ:

    ALLAH "Yoksa onlar cahiliye idaresini mi arıyorlar..ilh."buyurmaktadır.
    Ben derim ki: Bu kanunları koyanlar, atalarının adetlerini hakem tayin etme yönünden bedevilerle onlara benzeyenlerin içerisine düştüğü onlardan evvelkilerin uydururarak "rifaka hukuku" adını verdikleri ve Kuran ve sünnetten öne geçirdikleri melun mevzuatların durumudur. Kim böyle yaparsa şüphesiz kafir olup ALLAH rasulünün hükmüne dönünceye kadar kendisiyle savaşmak farz olur.


    ABDULKADİR UDEH ŞÖYLE DER:

    ALLAH’ın kitabıyla hüküm vermekten yüz çevrilmesi sebebiyle vaki olan çağımızdaki küfrün zahiri misallerinden biri de İslam şeriatıyla hükmetmekten kaçınıp onun yerine uydurma beşer kanunlarının tatbik edilmesidir.
    (Teşriul Cinai)


    SALAH DEBUS

    "Halifenin azledilmesiyle ilgili hükümlerin izahı" başlıklı yazısında şunları kaydeder:
    Halifenin iznini gerektiren sebeblerden biri de Küfrü mucib hareketlerde bulunmasıdır".


    ALİ CÜREYŞENİN GÖRÜŞÜ:

    En büyük zulüm olan şirkin çeşitlerinden ve başında gelenlerden biri de ALLAH’ın musaade etmediği şeylerin kanun olarak kabul edilmesi ve bunlarla hüküm olunmasıdır. Dinin tamamının terk edilmesiyle bir kısmının terk edilmesi arasında fark yoktur.
    (Usulu şeriyyetil İslamiyye)


    MUHAMMED ALİ ES-SABUNİ'NİN GÖRÜŞÜ:

    Kim olursa olsun ALLAHın şeriatı ile hükmetmeyen kafirdir. Zamahşeri şöyle der: Kim ALLAHın indirdiği hükümleri küçümser de onlarla hükmetmezse onlar kafirler, zalimler ve fasıklardır. (Keşşaf) Ebu Hayyan da şöyle der:Bu ayetin akışından her ne kadar hitabın Yahudilere olduğu anlaşılsa da, ayet yahudiler ve diğer insanlar hakkında umumidir. (El-Bahr)
    Kafirler hakkında gelen her ayet asi müminleri de içine alır...


    İMAMUL MUFESSİRİN İBN CERİR ET TABERİ ŞÖYLE TEFSİR ETMİŞTİR:

    Kim ALLAH’ın kitabında indirdiği hükümleri terk eder ve terk etmeyi helal sayarsa, kafir olur. Hasen dedi ki:Bu ayetler Yahudiler hakkında nazil olmuştur, Ama müslümanları da kapsamaktadır.


    ELMALILI HAMDİ YAZIR İSE ŞÖYLE DER:

    ALLAH’ın ayetlerini az bir bahaya satmayın yani geçici dünya menfaatleri için ALLAH’ın hükümlerini çiğnemeyin. Zira kim, ALLAH’ın indirdiği hükümleriyle hükmetmezse, Onun hakimiyetini tanımazsa, Kimler böyle yaparsa, işte onlar, kafirlerin ta kendileridirler.


    ŞEHİD SEYYİD KUTUBUN GÖRÜŞÜ:

    ALLAH’ın indirdiği ile hükmetmemek, şirktir, uluhiyyetin reddi demektir. Bu umumi, kesin ve kati hükümlerde munakaşa, hakikatten kaçmaktan başka bir işe yaramaz. Bu gibi hükümlerde tevile yeltenmek, kelimeleri tahrif etmekten başka bir gayreti ifade etmez. Vazıh ve açık ayetlerin hükmünün sahibini bulmasında tevil ve münakaşaların ALLAH’ın hükmünü döndürmede tesiri olamaz.
    (Ömer Abdurrahman / Cihad Mudafaası)
    Konu ABDULHAK tarafından (04-06-2009 Saat 08:05 ) değiştirilmiştir.


  10. #10
    ABDULHAK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Aktif Üye
    Status : ABDULHAK isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Jul 2008
    Mesajlar : 3,012
    Kardeşine Dua Et : 0
    13 Mesajda 13 Dua Aldı

    Standart Ynt: DAR’UL-HARB VE DAR’UL- İSLAM

    9- Dar’ul-harb Konusunda Sonuç

    ALLAH’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler :

    Kafir, Zalim veya Fasık olacaklardır. Bu ayetlerin üç defa tekrarı hem iyi anlaşılması için, değişiklikler ise niyetlere ve itikada göre ahkam değişikliğini vurgulamak için olabilir. Eğer kişi nefsine uyduğunu kabul ediyor ve dini mubinin emirlerini yerine getirmiyorsa, nefsine zulmetmiştir böylelikle Zalimdir. ALLAH’a isyan etmiştir böylelikle Fasıktır...Küfürden katiyyen söz edilemez ama amellerin terki kişiyi son nefeste zaafa uğratabilir ve böylelikle son nefesinde imanından korkulur.

    Şayet kişi hem din-i ilahiye kulak asmıyor hem de yaptığını meşru görüyorsa:
    Hem zalimdir hem fasıktır hem de kafirdir. Ayetin Yahudiler hakkında inmiş olması bir çıkar yol ve tevile açık bir kapı değildir. Çünkü Tefsir ilimleriyle az çok iştigal edenlerin de bildiği bir kaide mevzu bahistir: "Hitabın has olması, hükmün âm olmasını engellemez."
    Yani Özel hitkardeşr hükmün genele yayılmasına mani değildir.
    Eğer Kurana şu şu kavme bu da bu kavme indirilmişti dersek bizlere hitab edecek ayet bulamayacak ve Cumbaba gibi (S. Demirel) 236 ayetin hükmü kalkmıştır demek durumunda kalacağız... Bu delillerle işin aslı budur dileyen alır dileyen inkar eder ama bilmek gerekir ki kargalar bazen yanlış da güler... Şaz yorumları cumhurdan zannetmek, Cumhura hakaret demektir. En sahih yol ulemanın yoludur ki ALLAH da bilmiyorsanız zikir ehline sorunuz der. Ne mutlu duymak istediğini değil, yapması gerekenleri soranlara!

    Yine tefsir ilimlerinden olan Esbabı Nuzül ilmine değinilirken ayetin iniş sebebi Yahudiler olsa da bunu zaten hiçbir müfessir inkar etmez. Hüküm geneledir.
    Şu ayeti bu meselede örnek verebiliriz. Ahzab suresi 1.ayette şöyle denir:
    "Ey Nebi, ALLAH’tan kork, kafirlere ve munafıklara boyun eğme".
    Şimdi bu hitab peygambere diye biz ALLAHtan korkmaya gerek yok, kafir ve munafıklara da itaat edebiliriz diye tefsir yapabilir miyiz ?... Yine aynı şekilde Nur suresi 23 ila 25. ayetler de Ifk olayı üzerine Hz.Aişe için inmişti.
    Hani munafıklar Ona zina iftirası atmışlardı... Bu diğer kadınlara iftira atılabileceğine bu tehdidin sadece Hz.Aişe için atılan iftiraya yönelik delildir diyebilir miyiz ?
    Yine bir başka misal olarak Ebu Talib ölünce Rasulullah şöyle dedi:
    "ALLAH beni men etmedikçe sana afv için dua edeceğim" ( Buhari ) bunun üzerine inen ayet bu ameliyeyi yasaklıyordu. (Tevbe 113).
    Şimdi biz kafirler için rahmet okuyabiliriz, o hüküm rasulullaha indi mi diyelim ?
    Estağfirullah ve netubu ileyh...

    Kolaylık elbette dinimizin temelidir ama bu bir noktaya kadardır.
    Rasul kolaylığı emrederken bunu devamlı vurgulayan zalim alimler nedense "Artık hak bildiklerini kafalarını patlatırcasına açıkla" ayetini görmezden geliyorlar.
    Evet bir çok kolaylık var ama ALLAH’ın hududlarını tahrif etmeye kat'a ve kella musaade yok...
    Konu ABDULHAK tarafından (04-06-2009 Saat 08:08 ) değiştirilmiştir.


+ Konuyu Cevapla

Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

     

Benzer Konular

  1. Kişiyi İslâm’dan Çıkaran On Unsur (Nevâkıdu’l-İslâm)
    Konuyu Açan: ebuhasanelmakdisi, Forum: Serbest Kürsü.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 08-31-2009, 01:38
  2. DAR’UL-HARB VE DAR’UL- İSLAM
    Konuyu Açan: HAMAS, Forum: İslami Kavramlar.
    Cevaplar: 20
    Son Mesaj : 06-24-2008, 11:47
  3. KUR’AN-I KERİM’DE SAHABE’NİN AHLAKI
    Konuyu Açan: samanpan, Forum: İslami Kavramlar.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 10-15-2007, 06:17
  4. «´¯`•.. @...’’İngilizce & Türkçe Oyunu’’...@´¯`•.. «
    Konuyu Açan: !sLaM4eVeR, Forum: İslami Oyunlar.
    Cevaplar: 112
    Son Mesaj : 07-08-2007, 12:22
  5. KUR’AN-I KERİM’DE SAHABE’NİN AHLAKI
    Konuyu Açan: !sLaM4eVeR, Forum: Kur-an'ı Kerim.
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj : 06-07-2007, 11:10

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok