32- HAKİMLİK , SAVCILIK , AVUKATLIK
"Kâdı'lar üç kısımdır: Biri Cennet'te, ikisi Cehennem'dedir. Hakkı bilen ve ona göre hüküm veren kâdı Cennet'tedir. Hakkı bilen fakat ona göre hüküm vermeyen kâdı Cehennem'dedir. Bilmediği hâlde hüküm veren kâdı da Cehennem'dedir." (İbn-i Mâce, Ebu Dâvud, Tirmizî)
"Kâdı yerine oturunca, onun yanına iki melek iner ve zulmetmedikçe ona yol gösterirler. Onu muvaffak kılmaya çalışırlar. Eğer zulmederse, oradan ayrılıp kendi hâline bırakırlar." (Ebu Dâvud)
Kâdı da, muftî gibi mutlak olarak Ebu Hanîfe'nin kavilleriyle (ictihadlarıyla, fetvâlarıyla) amel etmeli, ondan sonra Ebu Yusuf'un, ondan sonra İmâm-ı Muhammed'in, daha sonra İmâm-ı Zufer ve Hasan ibni Ziyâd'ın fetvâlarıyla bu tertib üzerine hüküm ver melidir. (Muhammed bin Muhammed bin Abdurraşîd bin TayfunSecâvendî)
Kâdı'nın muctehid olması evlâdır, daha iyidir. Eğer muctehid kâdı bulunmazsa âdil, sâlih, dîninde emniyetli, aklında, anlayışında güvenilir olan biri seçilir. Ayrıca fıkhı ve sünneti de iyi bilmesi lâzımdır. (Kemaleddun İbn-i Humâm)
Çağdaş beşeri düzenlerde ; hakimler , meclisler ya da ilgili kurumlar tarafından konulan yasa ve hükümlere göre hüküm verir ve yargılarlar .
Savcılar ise iddia makamı olarak ilgili taraflar hakkında yine aynı şekilde ortaya konulmuş kanun ve hükümlere göre iddialarda bulunur , cezalandırmayı ister , hak taleb eder ya da haksızlıkların giderilmesini isterler .
Bütün bunların ortak özelliği ya da ifade ettiği anlam ise , ALLAH ‘ın indirdiklerinden başka bir takım hükümlerle hüküm vermektir . Bunun ise müslümanlara haram olduğu , Kur’an-ı Kerim’in son derece açık ve pek çok hükmünden anlaşılan bir husustur .
Hatta konu ile ilgili yani müslümanların ALLAH’ın hükümleri dışında kalan hükümlerle hükmetmelerini yasaklayan ayet ve hadisleri tek tek sıralamak başlı başına bir iştir . Mu'min ALLAH’ın indirdiğinden başka hükümlerle hükmedemeyeceği gibi , ALLAH’ın indirdiği hükümlerle bu hükümlere aykırı hükümler arasında bir telif ve uzlaştırma yoluna da gidemez. ALLAH’ın hükümleri ile tağutun ya da hevanın hükümlerini bir arada uygulamaya da kalkışamaz . Çünkü böylesi katmerli küfür ve apaçık münafıklıkıtr .
ALLAH’ a ve ALLAH’tan gelenlere iman etmek ile onlara aykırı hükümler arasında bir uyum sağlamak birbirine zıttır . Katıksız bir iman , adına ister hakikat , ister inanç ( ideoloji ) , ister siyaset , ister görüş denilsin , rasulullah’ın getirdiklerine aykırı olan her şeye karşı amansız bir savaşa girişmeyi gerektirir . Ta ki ALLAH’tan gelen hükümlerle tam ve katıksız şekliyle hükmedebilmek mümkün olsun . Nitekim ALLAH’ın yolundan alıkoyup ALLAH’tan gelenlerle onlara aykırı hükümlerin arasını bulup telif ve uyuşturma yoluna giderek ALLAH’ın yolundan alıkoymak isteyenler hakkındaki ilahi hükümden de anlaşılan budur .
“ Onlara: "ALLAH'ın indirdiğine ve Peygambere gelin !" denince, munafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün. “ ( Nisa 61 )
Bilindiği gibi beşer tarafından konulmuş anayasa ve yasalara bağlı kalmak , insanlar tarafından ve ALLAH’ın şeriatine aykırı konulmuş bu hükümlere dayanarak hükümler vermek yani bu esasa göre beşeri düzenlerin yargı kurumlarında görev almak , İslam’a karşı ve taban tabana zıt bir faaliyettir . ALLAH’a ve ahiret gününe iman eden bir kimsenin bu anayasalara göre kurulmuş düzenlerin heva sahiplerini kandırmasıdır , onları iman yolundan ve islam şeriatinden uzaklaştırmasıdır .
Avukatlık mesleği , hakimlik ve savcılıktan farklı gibi görünmekle birlikte , esas itibariyle hakimlik ve savcılıktan farklı bir fonksiyonu yoktur . Çünkü avukat da gerektiğinde haklıyı haksız , haksızı haklı göstermek gibi bir takım tehlikeleri de beraberinde getirmekle birlikte , egemen düzenin yürürlükteki beşeri cahili hukuk ilke ve yasalarını esas alarak ve onları gerekçe göstererek savunmalarını yapmakta , iddialarını cevaplandırmakta , ispat ya da reddetmektedir.
Bir avukat için gerektiğinde “Rabbim ALLAH’tır“ dediği ve tağutu inkar ettiği için mağdur edilmek istenen bir müslümanı savunmak gibi , hakim ve savcıdan farklı bir konuma düşmek imkanı da vardır . Mesela son dönemlerde böyle avukatların varlığına şahid olmuşuzdur. Küfür rejimince terörist (!) örgüt mensubu diye lanse edilen muvahhid müslümanlar, böyle avukatların çilekeş ve samimi mucadeleri ile savunulmuş , Allahın izni ile serbest kalmıştır.
Tabi böyle avukatlık yapmak çok sıkıntılı bir durumdur. Manevi olarak sıkıntıları olduğu gibi küfür kanunlarını benimseyen, her türlü rezil durumları ve konumdaki kişileri savunan binlerce avukat gibi muvekkillerini "yolunacak kaz" gibi görmediklerinden maddi sıkıntılarla da boğuşmaktadırlar.
Sadece Allah rızası için görev yapan kişilere sadece yol vs masrafları istedi diye düşman olmamak gerekir.
Bu avukatların kullandığı ifadeler ve fiillere dikkat ederek sadece sıkıntıdaki muslumanları tağutun zindanlarından kurtarmaya çalışmasıyla, bu işi gönül rahatlığıyla ve benimseyerek para için yapanların aynı kefeye konulamayacağına inanıyorum.
Bundan dolayıdır ki avukatlığın diğer savunmalardan farklı ve daha musamahakar bir hükme tabii olacağını söyleyebiliriz . Ancak bunun kati olarak hükmü şudur da demek bizim için mümkün değildir .
Bookmarks