2. Reddiye
1. Bölüm
Semerkand yayınlarından - Arifler Yolunun Edepleri - S. Muhammed Saki Haşimî - Sayfa : 80 - 90 dan rabıta nasıl yapılır bölümüne renkli yazılar REDDİYE
SEMERKAND
Eyüp Sultan Mah. Osmangazi Cd. Esma Sk. No: 4
Samandıra – İSTANBUL
Tel: 0 216 311 13 35 Faks: 0 216 311 83 03
Arifler Yolunun Edepleri (www.bilvanis.net)(www.menzil.net)
RABITANIN YAPILIŞ ŞEKLİ
Rabıta, çok değişik şekillerde yapılabilir. Rabıtanın temeli muhabbete dayandığı için, herkesin muhabbeti ve sevgi meşrebi bir değildir. Ancak, rabıtanın genel usul ve edepleri vardır. Rabıta bunlara göre yapılmalıdır. Rabıtayı yapılış zaman ve şekline göre büyükler iki gruba ayırmışlardır.
( Rabıta'nın Kuran ve Sünnet'te olmadığı itirafınız ile aşikare ortada ! Kendilerinin de ifade ettiği gibi rabıtanın temeli kuran ve sünnet değil , muhabbete dayanmaktadır ! Bu arada Kuran ve sünnete dayanmadığını bildikleri için doğal olarak Rabıtanın zamanı , yapılış şekline göre "muhabetsever büyükler" belirleyerek 2 guruba ayırmışlar. Bu büyükler kimlerdir, hangi devirde, tarihte piyasayı başlattılar ? kimse bilmez )
1- Mürşidin Huzurunda Yapılan Rabıta :
Mürid, mürşidinin huzurunda rabıta yaparken, O'nu yüksekçe bir taht üzerinde oturan azametli bir sultan gibi görür.
( Evvela kuran sünnet delil kopukluğuyla yemek tarifi misali rabıta icra-i sanat tarif edilmiş . Devamında ise mürid , mürşidin huzurunda olmasına rağmen onu huzurunda olduğu hal üzere değil de kendi üstün hayal yeteneği ile mürşidini yüksekçe bir padişah tahtı üzerinde kurulan ihtişamlı ve azametli bir sultanmış gibi görür. Siz bakmayın burada görür dediğimize bu sanal bir görüştür , aslında o anda mürşid normal yerde oturmaktadır
. Sultan gibi görmesi gerektiği talimatı da herhalde Osmanlı’da padişahların ahaliyi yani tebasını kullarım diye hitab etmesinden olsa gerek ! )

Kendisi de onun huzurunda boynunu büküp duran bir fakir gibi bulunur. Kalbini bir dilenci torbası gibi açarak hükümdarın huzuruna arz eder. Bu hal, hayal ile değildir. Çünkü orada mürşid hazırdır ve hayale gerek yoktur.
( Görüldüğü gibi mürid kul ; padişahının huzurunda el pence ,süklüm püklüm bir fukara gibi pisikozlara bürünmekte , ihtişamlı sultanından sanal filesini açarak bahşişini beklemektedir. Tabi bütün bu trans halleri hayal değilmiş. Çünkü mürşid odada hazırdır !! Mürşid aynı odada diye onu her türlü hal üzere düşünmek ,hayal etmek sınıfına girmez. Nasıl olsa aynı odadasındır artık . Ne zaman mürşid odadan çıkar , o zaman farklı hal üzere gaybı hayal ederek (rabıta) düşünürse hayal olur. Aynı duvarlar içinde mürşidini farklı vaziyette düşünmesi hayal değil canlandırmadır !! )
Mürid, ümit ve edeple mürşidinin vereceği manevi hediyeleri bekler, ondaki nur ve feyze talip olur. Bütün duygularını ve sevgisini onda toplar.
( Evet sanal filesini açan mürid , azametli sultan konumuna soktuğu mürşidinden manevi hediyelerin transit şeklinde akışına hazır haline gelmiştir artık. Yeter ki azametli sultan , copy-paste yöntemi ile kendisinde menbaı olan nur ve feyizi müridine nakil etsin. Ee havadan (beleşten) bu kadar nur ve feyize gark olan mürid tüm sevgisini , dikkatini ve beş duyu organıyla duygularını efendisinin üzerinde toplar.)
2- Mürşidin Gıyabında Yapılan Rabıta :
Mürşidin, gıyabında yapılan rabıta iki kısımdır. Birisi günlük ders olarak yapılan rabıta, diğeri de devamlı olup bütün zamanlara yayılan rabıtadır. Her ikisini usulüne uygun yapanlar büyük menfaat elde ederler. Bu usulleri kısaca tarif edelim.
( Mürşidin huzurunda yapılan rabıta tarifinde olduğu gibi gıyabında yapılan rabıta da yine Kuran ve sünnet dayanağı hak getire !
Böyle bir şey sunma ihtiyacı olmadığı gibi zaten elimizde olsa sunmaz mıyız efendim der dediğinizi duyar gibiyiz. Üstelik gıyabında yapılan rabıta huzurunda yapılan rabıtadan daha teferruatlı . Çünkü her gün ders olarak belletilmiş ve diğeri de bütün zamanlara taksim edilmiş . Bunları töre üzere yapılırsa büyük menfaatler elde edeceklerdir.Tabi o menfaatler nedir ve kimden elde edeceklerdir kısmı ise kişiye göre değişebilir)
Günlük Ders Olarak Yapılan Rabıta :
Mürid, günlük rabıta dersini yapacağı zaman, akşam namazından sonra, abdesli bir şekilde kıbleye karşı adap üzere oturur, gözlerini kapatır, yirmi beş (25) defa estağfirullah der.
( Görüldüğü gibi ders akşam namazından sonra başlatılıyor . Akşam namazından önce olursa öğrenci dersten fayda görmesi şüphelidir.
Ders (rabıta) yapacak mürid gözlerini kapatacak yoksa hayal kurması daha doğrusu azametli sultanının siluetini beyninde canlandırması güçleşir. Hazır gözlerini kapatmışken 25 kere estağfirullah diyecek. Tabi bu 25 sayısı tarikatçıların
Pİ sayısıdır. Bu sayıyı nerden buldunuz gibi bir soru sormak abesle iştigaldir. Böyle ellerinde mevcut daha pek çok ne idüğü belirsiz çeşitli rakamlar , diğer tesbihatlar için formule bağlanmıştır bile ! Daha estagfirullahı nereden bulduklarını sormanın ise hiç alemi yoktur . Sen denileni yap. "Gassalın önündeki meyyit" kaidesi işte bu günler içindir !)

Mürşidinin dolunay gibi ilahi nurlarla parlayan cemalini hayalinde canlandırır. Onu gözünün önüne getirmeye ve ondaki nurlardan nasiplenmeye çalışır. Bunun içinmürşidin iki kaşı arasından çıkan bembeyaz süt şeklindeki ilahi nurun ve feyzin, müridin ağzından girerek kalbinin üzerine geldiğini, kalbinden yayılarak bütün vücudunu sardığını düşünür.
( Yine yukarıda kısmen değindiğimiz sinevizyon canlandırma , müridin üstün hayal yeteneği ile sanal aktör rolüne soyundurulan mürşid , her mürid tarafından aynı senaryoyu mota mod (birebir) yapacaktır.
Gelin hep birlikte senaryo metnini bir dahi aşk ile okuyalım ):
“mürşidin iki kaşı arasından çıkan bembeyaz süt şeklindeki ilahi nurun ve feyzin, müridin ağzından girerek kalbinin üzerine geldiğini, kalbinden yayılarak bütün vücudunu sardığını düşünür.”
Peh peh peh... Kuran ve sünnete bağlıyım diyenler bu tür safsataları nereden bulupta piyasaya sürerek saf insanları zehirliyorlar ?
Şeriat nizamı İslam dini böyle maskaralıklara alet olacak mıydı ? Yarabbim , bizi sıratı mustaqimden ayırma.. )
Buna 10-15 dakika devam eder. Rabıtanın en azı beş (5) dakikadır. Duruma göre bu süre uzatılabilir. Sonra 25 defa estağfirullah diyerek gözler açılır.
( Burada ise rabıta dersinin süresini öğrenmiş bulunuyoruz. 5 İle 15 dakika arası . Eğer elektirikler kesik çalışamadıysan veya hayal alemine dalmakta güçlük çektiyseniz bu süre mecburen daha da uzatılabilir . Tabi bu süreyi nasıl bulduklarını , kuran ve sünnete nasıl uyduruldu diye sormak yine suçtur , sakın ha!...)
Kadınlar ders rabıtası yaparken, mürşidi bir nur şeklinde, güneş gibi parlak vaziyette düşünürler. Mürşidin vücut azaları, başı, yüzü, gözü zahiri olarak değil, ilahi nur ve feyiz ile dolu gönlü ve o gönüldeki nurun dışa yansımış hali düşünülür. Ruh ruha, kalp kalbe, gönül gönüle bağlanır ve ondaki ilahi nurdan, feyizden, sevgiden, ilimden ve edepten nasiplenmeye çalışır.
( Mürid kadınların ,erkek mürşidlerine rabıta yapmasını namahrem olmaları bile engelleyemez ! Onlar , nikah düşsede mürşidlerini her gün hayal edebilirler. Tabi canım ne kadar kalbiniz fesad sizin . Burada nur ve feyiz , sevgi ve ilimden elde edebilmek menfaatı için böyle bir namahrem hocayı (mürşidi) düşünmek serbesttir ! Hem hoca öğrenci ilişkisinde namahrem olayı mı olur ? Üstelik hayal ederek günaha mı girilir. Sizde çok derinlere dalmayın canım... 
Sahi en çok hadis rivayet edenlerden Hz. Aişe annemiz bile, mürşidi olan rasulullaha böyle (rabıta gibi) bir hayal fantezisi ile nur, feyiz ve ilim elde etmeye çalıştığını bildiren 1 tane hadis rivayet etmiş midir ?
İslamda ilim feyiz elde etmenin yolları böyle bulanık sularda balık avlamak misali midir ?
_ "Mü’min erkeklere de ki: Gözlerini (haramdan) sakınsınlar, mahrem yerlerini de korusunlar. Böylesi onlar için daha temizdir. Şüphe yok ki Allah yaptıkları işlerden çok iyi haberdar olandır.- Mümin kadılara da de ki: Gözlerini (haramdan) sakınsınlar, mahrem yerlerini korusunlar.”Nur30-31)
Ders olarak yapılan rabıtanın vakti akşam ile yatsı arasıdır. Ramazan-ı şerif ayında ise bu ders öğle ile ikindi namazı arasında yapılır. Ramazan ayının ve orucun bereketinden istifade etmek için Ramazan ayında rabıta gündüz yapılır.
( Ramazan ayının gündüzü de gecesi de bereketlidir. Demiyorsunuz ki açlıktan iftar sofrasına rabıta yapan müridi, şeyhe rabıta yapmaya kanalize etmek daha basittir
Ramazanda iftar açan mürid rabıtaya nasıl vakit ayırsın? Sahi Rasulullah ve sahabeler ramazan ayında cihad ettiğine dair hadisi şerifler günümüze gelmişken rabıta yaptığına dair deliller sadece tarikatçılara mı gelmiştir ))) ?
Hayatın Her Anına Yayılan Rabıta :
Buna manevi ve hayali rabıta da denir. Bu rabıtanın şekli çoktur. O belli bir vakte bağlı değildir. Her iş ve ibadetten önce yapılacak bir rabıta şekli vardır.
( Kuran ve sünnete dayanmayan rabıtanın görüldüğü gibi çeşit ve şekli çoktur. Biz daha 1 tanesini kabul edemezken bir sürü rabıta şekilleri amip gibi kendi içinde hücrelere bölünerek günümüze kadar çoğalmıştır. Son sayım yapılmadığı için sayısını veremiyoruz şimdilik .
O yani rabıta belli bir vakitte değil, her iş ve ibadetten önce hatta besmeleden önce bile gelir ! Bir nevi uyanık ile sayıklama hali arasında bir vaziyette müridin mürsidiyle yapacağı sanal istihare rabıtasıdır! )
Bu rabıta ile basit işler güzelleşir, görülen şeylerden ibret alınır, kalp devamlı uyanık olur, insan edeplenir. Rabıta desteği ile yapılan amellerde insan, varsa riyasını görür, ihlasa sarılır, kusurlarını fark eder.
( Rabıta adı altında şeyhinin hayali canlandırmasına iyice meleke kazanan mürid ; artık mürşidinin , kendisini kendisinden daha iyi gördüğünü ve bildiğinin şuuruna varır ! (Dikkat edin Allah demedim ,mürşid !)
Mürid eğer amellerinde riya var ise artık her şeyi mürşidine şeffaflaştığı için artık riya gibi çeşitli kusurlarını düzeltmek zorundadır .Yoksa mürşidine karşı ayıp ve saygısızlık etmiş olur. Bunu (kusurlarını ) hayatı boyunca kendisine şah damarından yakın olan , kalbinin içindeki gizlinin gizlisini bilen Allah'a (c.c) rağmen düzeltmemiştir. Fakat bu sıfatları rabıta adı altında mürşidine vererek , şeyhime karşı kusurlarım ayıp olur , çünkü o her an benle beraber görüp biliyor , durumumdan haberdar diyerek kendini düzeltmelidir !)
Manevi rabıtanın bir şekli mürşide ait şeyleri sevmektir. Mürşid sevgisini kuvvetlendirmek için onun ehl-i beytini, oturduğu yerleri, kendisiyle ilgili şeyleri düşünmek, bir yandan muhabbetle ayrılık hasreti çekmek, öbür yandan buluşma özlemi ile kalbi mürşide bağlamak gerekir.
Mürid, yolda yürürken, yemek yerken ve bir işe giderken mürşidine yönelerek onun ruhaniyetini kendi tarafına çekebilir. Bu ruhaniyetin nurları ve tasarrufatı altındaki bir insan Allah'ın rahmetini üzerine çekmiş olur. Bu rahmet ona çok şey kazandırır.
( Mürşidine yönelmenin adı koyulmamış ama buna da “hareketli yarım rabıta” desek uygun olur.
Mürid, görüldüğü gibi uyanıkken bile rabıta ile Allah , peygamber , müslüman ümmet sorunları gibi bir dertle değil ; mürşidi ile 24 saat kesintisiz komünikasyon halinde.
Her anında mürşidinin ruhaniyetini yanında ve gözlemi altında olduğuna inandırılan mürid artık mürşidinin sevk ve idaresinde emin ellerdedir artık. )

Mürid, günlük işlerinde de rabıtalı olmalıdır. Mesela uyuyacağı sırada mürşidini baş ucunda kendisine feyiz akıtır vaziyette düşünmesi, aynı şekilde uykudan uyanınca, bir ders alma veya verme anında, namazın başında ve sonunda rabıta yapması önemli kazanç sağlar. Çünkü müridin iki rabıta arasında işlemiş olduğu her amel, rabıtanın bereketi içinde işlenmiş olur. Namazın içinde rabıta yapılmaz. ( Evet en sonunda mürşid yatakta da faaliyete başlatılmıştır artık. Bütün gün birlikte olunulan mürşid yatarken bile artık ister istemez ayrı düşünülemez duruma getirilmiştir. Uykuya dalarken bile mürşidinin işi gücü bırakıp gündüz yetmezmiş gibi gece-gündüz uyanık ve uyku hali dahil vazifesi mürşidine feyiz akıtmaktır . Gecenin herhangi bir saatinde uykudan kalkan mürid rabıta yapsa mürşidini nöbetçi rabıtacı vazifesiyle iş başında bulacaktır )) ! Şeyhini sabah akşam , işinde ,gücünde her an yanında düşünerek terbiye ile rabıta yapmaya sevk edilen mürid acaba ihsan hadisi ile ne zaman tanışacaktır ?
Cibril veya ihsan hadisi olarak bilinen aşağıdaki hadis, bizlere iman, ibadet ve ihsan ilişkisinde geniş bir açılım sağlamaktadır.
حَدَّثَنِى أبى عُمَرُ بنُ الخطابِ رضى اللّه عنه قال: بَيْنَمَا نَحْنُ جُلوسٌ عِنْدَ رسُولِ اللّهِ #
إذْ طَلَعَ عَلينَا رجلٌ شَديدُ بيَاضِ الثِيابِ شَديدُ سوادِ الشّعرِ يُرَى عليهِ أثرُ السفرِ، وَ يعرفُهُ مِنَّا أحَدٌ حتى جلَسَ إلى النبىِّ # فأسندَ ركبَتَيْهِ إلى رُكْبَتَيْهِ، ووَضَعَ كَفّيْهِ عَلى فَخِذَيْهِ. وَقالَ: يامحمّدُ أخْبِرْنِى عنِ اسْمِ. فقال: ا“سْمُ أنْ تَشْهَدَ أن َ إلَهَ إّ اللّهُ، وأنّ محمّداً عَبْدُهُ ورسُولهُ، وتقِيمَ الصّةَ، وتُؤتِى الزّكَاةَ، وَتَصُومَ رَمَضَانَ، وَتَحُجَّ البَيْتَ إنِ اسْتَطَعْتَ إليهِ سَبِيً. قال: صَدقتَ. فَعَجِبْنَا لَه يَسأَلهُ ويُصَدِّقُهُ. قال: فأخْبِرْنِى عنِ
ﻹايمَانِ. قال: أنْ تُؤْمِنَ بِاللّهِ وَمََئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلهِ وَاليَوْمِ اﻹخِرِ، وَتُؤمنَ بالْقَدَرِ خيْرِهِ وَشَرِّه. قال: صدقتَ. قال: فأخْبِرْنِى عَنِ ا“حْسانِ. قال: أنْ تَعْبُدَ اللّهَ كَأنّكَ تَراَهُ، فإن لمْ تَكُنْ تَراهُ فإنّهُ يَراكَ. قال: فَأخْبِرْنِى عنِ السّاعةِ. قال: ما الْمَسْؤُلُ عَنْهَا بأعْلَمَ منَ السائلِ. قال: فأخْبِرْنِى عَن أمَاراتِهَا؟ قال: أن تَلِدَ ا‘مّةُ رَبّتهَا، وأنْ تَرَى الحُفَاةَ العُراةَ العالَةَ »وليسَ عندَ مسلم العالَةََ« رعاء الشّاءِ يتطاوَلُونَ في البنيَانِ. قال: ثم انطلقَ فَلَبِثْتُ ملِيّاً. هذا لفظ مسلمٍ، وعندهم: فَلَبِثْتُ ثثاً ثم قال: يا عُمَرُ أتَدْرِى مَنِ السّائلُ؟ قُلتُ: اللّهُ ورَسُولُهُ أعْلمُ. قال: فَإنّّهُ جِبْريلُ عليهِ السّمِ أتاكمْ يُعَلِّمُكُمْ دِينكُمْ؛
Sonra Abdullah dedi ki: Babam Ömer İbnu'l-Hattâb (radıyallahu anh) bana şunu anlattı: "Ben Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in yanında oturuyordum. Derken elbisesi bembeyaz, saçları simsiyah bir adam yanımıza çıkageldi. Üzerinde, yolculuğa delalet eder hiçbir belirti yoktu. Üstelik içimizden kimse onu tanımıyordu da. Gelip Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in önüne oturup dizlerini dizlerine dayadı. Ellerini bacaklarının üstüne hürmetle koyduktan sonra sormaya başladı: Ey Muhammed! Bana İslâm hakkında bilgi ver!
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) açıkladı:
"İslâm, Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehâdet etmen, namaz kılman, zekât vermen, Ramazan orucu tutman, gücün yettiği takdirde Beytullah'a haccetmendir."
Yabancı:"- Doğru söyledin" diye tasdîk etti. Biz hem sorup hem de söyleneni tasdik etmesine hayret ettik. Sonra tekrar sordu: "Bana iman hakkında bilgi ver?"
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) açıkladı: "Allah'a, meleklerine, kitablarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Kadere yani hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna da inanmandır."
Yabancı yine: "Doğru söyledin!" diye tasdik etti? Sonra tekrar sordu: "Bana ihsan hakkında bilgi ver?"
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) açıkladı:
"İhsan Allah'ı sanki gözlerinle görüyormuşsun gibi Allah'a ibadet etmendir. Sen O'nu görmesen de O seni görüyor."
Adam tekrar sordu: "Bana kıyamet(in ne zaman kopacağı) hakkında bilgi ver?"
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) bu sefer:
"Kıyamet hakkında kendisinden sorulan, sorandan daha fazla birşey bilmiyor!" karşılığını verdi.
Yabancı: "Öyleyse kıyametin alâmetinden haber ver!" dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şu açıklamayı yaptı:
"Köle kadınların efendilerini doğurmaları, yalın ayak, üstü çıplak, fakir -Muslim'in rivayetinde fakir kelimesi yoktur- davar çobanlarının yüksek binalar yapmada yarıştıklarını görmendir."
Bu söz üzerine yabancı çıktı gitti. Ben epeyce bir müddet kaldım. -Bu ifade Muslim'deki rivayete uygundur. Diğer kitaplarda "Ben üç gece sonra Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'la karşılaştım" şeklindedir-
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) Ey Ömer, sual soran bu zatın kim olduğunu biliyor musun? dedi.
Ben: "Allah ve Rasûlu daha iyi bilir" deyince şu açıklamayı yaptı: "Bu, Cebrail aleyhisselâmdı. Size dininizi öğretmeye geldi." (Sahih Buhari » KİTÂBÜ`L-ÎMÂN) Bende diyorum ki "ey ehl-i mistik ; dine girin !" Sabah uyandığında da yine mürşidini feyiz görevinin başında bulmalıdır. Unuturda kahvaltıya giderse ayıp eder ! Bir de "Namazın içinde rabıta yapılmaz" demiş hazret ! , Utanma yap de bari ! Anlayın ki robotlaştırılarak düşünme melekesi elinden alınan mürid ne hale getirilmiş ki , namazda bile rabıta yapabilir endişesiyle "namazda ara ver" demek zorunda kalınmıştır . Bırakalım ehlihikaye vel menkıbe delillerini de biz ehli sünnetin sahih kaynaklarına bir göz atalım: Sahih hadiste ise Müslümanın uyuyacağı sırada ne yapması gerektiği gayet açıktır : kutub-i sitte 1795 - Hz. Âişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) yatağına girdiği zaman, ellerine üfleyip Muavvizeteyn'i ve Kul huvAllahu ahad'i okur ellerini yüzüne ve vücuduna sürer ve bunu üç kere tekrar ederdi. Hastalandığı zaman aynı şeyi kendisine yapmamı emrederdi". Buhari Fedâilu'l-Kur'ân 14, Tıbb, 39, Daavat 12; Muslim, Selâm 50, (2192); Muvattâ, Ayn 15, (2, 942); Tirmizi, Daavât 21, (3399); Ebu Dâvud, Tıbb 19, (3902). Kutub-i sitte 1797 - Hz. Berâ (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: "Rasulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Yatağına girdiğin zaman şu duayı oku: "Allahım nefsimi sana teslim ettim, yüzümü sana çevirdim, işlerimi sana emanet ettim sırtımı sana dayadım. Senin rahmetinden ümitvarım, gazabından da korkuyorum. Senin ikabına karşı, senden başka ne melce var, ne de kurtarıcı. İndirdiğin Kitab'a, gönderdiğin Peygamber (aleyhissalâtu uesselâm)'e imàn ettim" "Eğer bunu okuduğun gece ölecek olursan fıtrat üzere ölmüş olursun. Şayet sabaha erersen hayır bulursun." (Buhâri, Daavât 7, 9; Tevhid 34; Muslim, Zikr 56, (2710); Tirmizi, Daavat 76, (3391); Ebu Dâvud, Edeb 107, (5046, 5047, 5048).) Rabıtanın bereketi, kalbi Yüce Allah'a bağlamak ve onu her an uyanık tutmaktır. ( WAllahi Yalan ! Rabıtanın bereketi ; kalbi ,azametli sultan yani mürşide bağlamak ve gece yatıp kalkarken dahi mürşide her an uyanık tutmaktır !! ) Müridin, dostlarıyla veya yabancılarla sohbet ederken, evinde ailesi içinde oturup kalkarken rabıta yapması da önemlidir. Bunun en önemli faydası gaflete düşmemek, boş konuşmalardan kaçınmak ve karşısındaki kimselere edepli davranmaktır.
( Bu mürid bir rabıtadan girip diğer rabıtadan çıkıyor . Rabıtasız bir anı var mı bilemiyoruz ? Daha namaz haricinde rabıtasız olacağını göremedik . Misafiri varken , sohbet ederken bile mürşide rabıta yapmaya çağrılıyor . Birisiyle görüşürken ,sohbet ederken ona ve söylediklerine dikkat etmemek , karşımızdakine değer vermediğimizin bir göstergesidir. Müslümana yakışmayan bir harekettir.
Rasulullah (s.a.v) dahi çocukla olsun , ihtiyar kadınla olsun üşenmez saatlerce ayaküstü bile dinlerken , ehli sünnetim diyen mürid , edindiği bu gayri islami edeb(sizlik) yüzünden sohbet ettiği misafirlerini dinlemeyip yine mürşidini rabıta yapacak.)
Müridin tatlı akar sular, hoş manzaralar, güzel binalar, çekici elbiseler, lüks arabalar görünce de rabıta yapması kendisine önemli kazançlar sağlar. Bu durumda mürid şöyle düşünebilir:
Keşke mürşidim şu akar suyun başında, şu hoş manzaranın içinde veya şu güzel binada olsa da sohbetini dinleme şerefine ersek. Çünkü böyle yerlerde sohbet daha tatlı olur. Keşke mürşidim şu elbiseleri giymiş veya şu güzel vasıtaya binmiş olsa da herkes ondaki cemali ve celali, tevazu ve edebi görse. Bunlar ona ne güzel yakışır, hem bu nimetlere de en fazla o layıktır. Çünkü onların şükrünü en güzel o yapar.
( Karnına iki taş birden bağlayan , buğday unundan ekmeğe doyamayan bir peygamberin ümmeti olduğu iddiasındaki mürid , mustazafım deyip müstekbirler gibi yaşaması için mürşidini hayal edecek ve gözünü açıp kapadığı her şatafatlı nesnede hemen mürşidine rabıta yapmaya davet edilecek.
Tatlı akar sular , hoş manzaralar çekici elbise ve lüks yaşantı görüldüğü zaman "keşke mürşidimle beraber burada olsaydık , ne yakışırdı" hayali rabıtası yapın diyen bu zihniyete karşı bakalım sahih hadis-i şerif bize ne yapmamızı buyurmuştur ! :
Rasulullah’ın (s.a.v) ashabından bir kişi tatlı su kaynaklarının bulunduğu bir vadiden geçti.
“İnsanlardan el etek çekip bu vadide kalsam ? Ancak Rasulullah’tan (s.a.v) izin almadan bu işi yapmam” diye düşündü. Bunu Rasulullah’a (s.a.v) söyleyince , Rasulullah (s.a.v) : “Yapma ! Şüphesiz Allah yolundaki birinizin (yaptığı cihad) fazileti , evindeki yetmiş yıl namazından daha efdaldir. Allah’ın sizi bağışlamasını ve cennetine koymasını istemez misiniz? Allah yolunda cihad ediniz. Devenin iki süt arası müddeti kadar Allah yolunda savaşanlara cennet vacib olmuştur” (Tirmizi ,Cihad:17) Tabi asıl suç , bunu tavsiye eden büyüklerindir ! Allah'ın (c.c.) "akledin , hiç düşünmez misiniz ?" diye verdiği beyin ve Kur'anı ise sorgulamayan müridin de aklını mürşidinin cebinden çıkartıp düşünen bir insan olması gerekirdi ! Aslında bu düşünceler samimi sevginin gereğidir. Çünkü aşık insan hoşuna giden her güzel şeyin sevdiği kimsede de bulunmasını ister, hatta önce onu tercih eder. Aşkta bencillik olmaz, ben diyen aşık olamaz. Mürid de karşılaştığı güzel nimetler içinde önce kimi hatırladığına bakarak sevgini kontrol edebilir. ( Nefis tezkiyesi yaptığını zanneden mürid ve mürşidlerin gönüllerinin nelerden hoşlanmış olduğu ortaya çıkmış durumdadır. Nedense mürid şeyhini cihad alanlarının güzellikleri karşısında hayal etme rabıtası tavsiye edilmediği gibi Cihadın "C" sinden bile söz edilmiyor bu rabıta çeşitleri tarifinde. Her mekanda rabıta yapmaya sevk edilen müridin ve mürşidin hayatında cihad gibi bir problem olmadığı için cihad esnasında şöyle rabıta yapın diye bir ders bulunmamaktadır. Onlar ancak dünya nimetleri ve ihtişamıyla meşguldurler ! ) Güzel nimetler karşısında yapılacak rabıta müridi gaflet, nankörlük, kin, haset, dünya sevgisi, cimrilik gibi hastalıklardan korur.
( Cihad gibi nimetlerden de koruduğu gibi , tağuta kıyam nasıl yapılır rabıtası ise hak getire. Bu tehlikeli mevzular İslam litarütüründen çıkartılmış , nefisle cihada indirgenmiştir.
Artık muhteşem ikili rizikosuz sünnetlerle meşguldurler !!! )
Rabıtanın ihmal edilemeyeceği yerlerden birisi de velilerin hallerini inkar eden alimlerin meclisleri ve onlarla münakaşa anlarıdır. Bu andaki rabıta kalbi yıkıcı fikirlerin etkisinden kurtarır, müridi edebe uymayan hissi ve nefsi davranışlardan uzak tutar.
( Hem alim meclisi diyeceksiniz hem de ortalıkta veli mürşid diye dolaşıp ta kuran sünnete dayanmayan halleri eleştirenlerin meclislerinde , müridin etkilenip uyanmaması için mürşidine rabıta yapmasını ,meşgul olmasını bildireceksiniz. İyi taktik ))
Hastalık ve Sıkıntı Anında Rabıta
Mürid bir müsibet ile karşılaşınca şöyle düşünmelidir:
Mürşidim, bende Allah'tan başka şeylere karşı ilgi, aldanma ve gaflet görerek kalbimin onlardan kurtulması ve Allah'a yönelmesi için Yüce Allah'tan bana bu musibeti vermesini dilemiştir. Böylece mürşidim uyanmamı ve tüm varlığımla Yüce Allah'a yönelmemi istemiştir. O halde bu musibet aslında bir ihsandır. Çünkü o beni kapıldığım gurur ve gafletten kurtarmıştır. Bu durumda ben böyle bir musibet veren şükür, onun verilmesine sebep olana da teşekkür etmeliyim.
( Subhanalllah ! Bu ne cehalettir ya Rabbim ? Yani sizi tanımasam kamera şakası mı yapıyorsunuz? diyeceğim . Nereye el sallayacağız ?
Mürşid , müridini edeblendirmek , gafletten kurtulması , uyandırmak için müridi aleyhine musibetlere dücar olması için Allah'a beddua ediyor ! Bu hangi dinin emridir ! Böyle bir şeye hangi peygamber sahabesine yapmıştır ? İlim meclislerinde yetiştiremediğin insanı , 24 saat rabıta ile feyiz ve nur akışına sevk edeceksin , baktın hala düzelmedi Allah'a beddua edeceksin . Yok canım siz bana şaka yapıyorsunuz inanmıyorum size .
Bu arada mürşid de hastalandıysa .... yandı keten helvam !)
Sadat-ı Kiram'dan Şah-ı Hazne (k.s), müridin günlük işleri ile meşgul olurken yapacağı hayali rabıtayı şöyle tarif etmiştir:
"Mürid, sanki üstadı daima kendisiyle berabermiş gibi düşünür. Bir şey yediği, dostlarıyla konuştuğu, başkalarıyla karşılaştığı zaman onu hatırından çıkarmaz. Yatacağı ve uykudan kalktığı vakitte onun baş ucunda bulunduğunu düşünür. Talebeye ders verirken, dersi bitirirken, namaza ilk kalkarken, namazı bitirirken mürşidini yanında, önünde hayal eder. Mümkün olduğu kadar bu düşünceye devam edip, nefsin sevdiği şeye iltifat edilmemesi gerekir. (Mektubat, 269-270)
( Evvela sadat-ı kiramdan Şah-ı Hazne kimdir ? Hangi tarihte yaşamış ve aktardığı bilgileri nerden bulmuştur ? Evvela bunlar netliğe kavuşmalı. Görüldüğü gibi namaz haricinde rabıta hayalinin olmadığı bir ana rastlamak mümkün değildir. Zaten izin de verilmemektedir. Şah damarından yakın olan Allaha c.c. rağmen mürid , bize bizden daha yakın olan Allah’ı değil de , sınırlar ötesi mesafedeki mürşidi her an bizleymiş görüyormuş gibi bileceğiz ve düşüneceğiz. Bir şey demiyorum sadece pes diyorum)
Rabıta Farklı Derecelerde Gelişir
Bu yolun büyükleri derler ki:
Râbıtanın şekil ve dereceleri farklı farklıdır. Onun tek bir şekli yoktur. Bu sebeple mürid sabırlı olmalı, hak yolundaki edeplere dikkat etmelidir. Kalbini öldürecek boş işlere dalmamalıdır. Dinin emirlerine sıkıca yapışıp nefsi yavaş yavaş rabıtaya alıştırmalı ve bu hâli ilerleterek rabıtanın farklı derecelerine ulaşmalıdır.
( Yine klasik olarak bu yolun büyükleri denilerek dinde delil sunulmuş olunuyor . Onlar (büyükler) rabıtanın şekillerini , zamanını ve çeşitlerini tayin etmişlerdir bile. Dinin emirlerine sıkıca yapışarak rabıtaya alışılacak . Dinin emirleri Allah'ın emri , fakat rabıta ise "yollarının büyüklerinin" emri ! İki emir de yapılacak ?)
Şu çok önemli:
Kâmil Mürşidi düşünürken onun kulluk sıfatını unutmamak ve kendisine ait olmayan sıfatları düşünmemek gerekir. Bir sevgi haddi aşınca sevgiliye ihanete dönüşür. Müride düşen mürşidini yüceltmek değil, ondaki yüksek sıfat ve ahlaklardan nasiplenmektir.
( Yukarıdan beri insanüstü özelliklerle hayal edilen mürşid ,gelecek eleştirileri tahmin ettiği için rabıtanın sonuna “biz aslında böyle demek istemedik mürid sevgisinden dolayı haddi aşmış” pratik kıvraklığıyla vaziyeti kurtarma pozisyonuna girilmiştir.
Şimdi yukarıda rabıta yaparken müride tavsiyesini bir daha okuyalım ve buradaki "biz bundan beriyiz" kurtarma hareketindeki hinliği görelim :
“ Mürid, mürşidinin huzurunda rabıta yaparken, onu yüksekçe bir taht üzerinde oturan azametli bir sultan gibi görür” Yine söz söyleyecek bir şey bulamıyorum , sadece Pes .)
İş-güç esnasında kısaca mürşidimin huzurundayım diye düşünmek kafidir. Yine Namaz ve Kur'an okurken namazını ve okuyuşunu karıştıracak şekilde rabıta yapmaktan sakınarak kısaca: "Mürşidimin huzurunda Kur'an okuyorum, yanında namaz kılıyorum" diye düşünüp okunacak şeylerin güzel yapılmasına, manalarının düşünülmesine dikkat edilmelidir.
( Mürid Allah'a yönelmek istediği zaman şeyhin yüzünü hayalinde tutar. O zaman bu zavallı müridin ibadetinde nasıl huşu olabilir ki? Bu durum müridi Allah'ı düşünmekten ve Allah'a ihlasla ibadet etmekten alıkoyacaktır. Ne istiyor bu şeyhler? İbadetin yarısı Allah'ın diğer yarısını da kendilerine mi istiyorlar? Halbuki namazda kulun her şeyiyle Allah'a yönelmesi gerektiğini hepimiz biliyoruz. Kul namaza başladığı andan itibaren dünyevi hiçbirşey düşünmeyecek ki namazın sevabı tamam olsun. Bu hususta şöyle deniliyor: "Namaz ahirettendir. Namaza girdiğin zaman, dünyadan kesilmiş olursun. Bu durum sadece namazda değil diğer bütün ibadetlerde ve iyi işlerde de bulunmalıdır."
Nakşibendiler'de şeyhlik diktatörlüktür. Şeyhin izni olmadan mürid alım-satım yapamaz, evlenemez, şeyhe itiraz edip görüş belirtemez. Ayrıca müridi kendilerine hizmet ettirirler. Malını kendileri yolunda harcatıp Allah yolunda harcadın derler. Bu şeyhlik midir? Sömürücülük müdür?
Allah’ın (c.c) huzurundayım , bana nerde olursam olayım yakın ve haberdar olan Rabbim beni görüyor , her an O’nunla birlikteyim , O'nun huzurunda namaz kılıyorum diye düşüneceğine aksine mürşidi düşünün telkini verilmekte. Bu hangi sahabe , tabiin ,tebe ut tabiin , akaid imamları ve mezheb imamlarının görüşlerinde vardır ? )
İşte devamlı rabıta böyledir. Bu kısmı, kulun gayretine bağlıdır. Gelecek manevi zuhurat ve zevkler ise vehbidir. Onlar Allah vergisi olup, kulun müdahalesi söz konusu değildir. (Kuşadalı İbrahim Halveti, 86, 89, 206-210). Namazın içinde rabıta yapılmaz. Namazda kendiliğinden oluşan rabıta halinin bir zararı yoktur; ancak bu hale iltifat edilmez.
( Görüldüğü gibi yukarıda namazda rabıta yapılmaz denilirken , burada ise düşünme iradesi zamanla elinden alınan müride namazda da rabıtaya ruhsat çıkmış durumda .

Günün 24 saatinde mürşidine rabıtalı bir yaşama mahkum edilen müridin , normal hayatında Allahtan çok düşündürüldüğü mürşidine namazda bile olsa rabıtayı ister istemez yapacağını biliyor ve bunun namazına bir zarar vermeyeceği iddiasındadırlar. Doğrudur . İmanı zarar görenlerin , namazının (amellerin) zarar görmesi diye bir şey olmaz . Bu durum ; temiz , sahih iman ehli için zarardır. )

Namazda kalbi dağılan kimse: "Şu anda kabe'de namaz kılıyorum, mürşidimin arkasında namazdayım, sağımda cennet, solumda cehennem var, ayaklarımın altında sırat köprüsü kurulu..." şeklinde bir çeşit zikir sayılacak ve kalbini toplayacak şeyleri düşünmesinin bir zararı yoktur, aksine faydası vardır. Böyle bir düşünce şirk değildir.
( Dur bakalım aklına neden hemen şirk geldi ki hemen şirk değildir savunmasına giriyorsun? Yaran mı varki? Bu namazı kimden tarif aldınız ? Cemaata ya da kendi kendine İmamlık yapan kişi neden mürşide uyarak namaz kılacak . Namaza niyet ederken mürşide uydum diye niyet edilecek mi? )
Bir masal daha böylece son buldu 
SON
************************************************** ******
3. Reddiye
1. BÖLÜM
Fatih - İsmailağa cemaatinin şeyhi Mahmud Ustaosmanoğlunun (Nakşi) önderliğinde yazılan (Cübbeli Ahmed , Mehmed Talu vs.) Ruh'ul furkan isimli tefsirin Bakara 152. ayetin açıklamasında Kur'an-ı Kerim ve Sunnet-i Şerifle aykırı itikadi yorumlarına rastlanmıştır. YEDİNCİ ŞART: Teslimiyet ve muhabbet (tam bir bağlılık ve sevgi ) üzere itikad ve istimdad (inanıp yardım bekleme ) suretiyle kalbi devamlı şeyhe bağlamaktır buyurdu. (sahife 70) Ledünne ilimleri vasıtasız bizzat Hayyül Baki (diri ve daimi olan ALLAH-u Teala hazretlerin) den alan Es-Seyyid Muhyiddin İbn-i Arabi futahatın 30. babında bunu açıklmaıştır. (sahife 71) İmam Hatibi şirbinin bir Cuma günü kırk mescidde Cuma namazı kıldırıp hutpe okuduğu Mısır alimleri katında meşhur ve mütevatir (yalan ihtimali bırakmayacak şekilde dilden dile yayılmış ve anılmış)dir. (sahife 73) Velhasıl ne kütüb-i münzelede (ALLAH tarafından indirilen kitaplardan ) ne ahadisi nebeviyyede nede muteber kitapların hiç birinde tasavvuf ehli katında muteber olan rabıtanın haram olduğunu ne açıkça nede delalet yoluyla ifade eden hiçbir ibare bulunmamaktadadır. Bilakis bunların hepsindede rabıtanın mübah ( serbest) hatta müstehap (sevgili ve makbul ) olduğu hem açıkça hemde delalet yoluyla mevcuttur. (sahife 78) İkinci edep rabıta edebidir bunun kemali (en üstün derecesi ) iki gözün arasında olan hayal hazinesi ile mürşidin ruhaniyetinin yüzüne hatta iki gözünün arasına bakmandır. Zira orası feyiz kaynağıdır. Ondan sonra mürşide karşı kendini alçaltarak, son derece tevazu ile yalvarmak ve onu Mevla ile kendi arana vesile kılmak üzere ,mürşidin ruhaniyetinin hayal hazinsine girip oradan kalbine ve derinliklerine yavaş yavaş indiğini düşünüp, seninde peşinden yavaş yavaş oraya aktığını ve indiğini hayal ederek, şeyhimi, kendi nefsinden geçinceye kafdar hayal gözünden kaybetmeyesin. Zira kalbin derinliğine son yoktur ve seyr-i ilallah (Arşın üstüne kadar olan manevi yürüyüş ) kalpten hasıl olur. Eğer cemii vukuf (kalbin bütün yönelişleri )bu rabıta ile olsa kalbin derinliklerine inmek daha suratli olur. Zira maksut ALLAH’u talanın zatıdır rabıta ise senin ALLAH’u Teale hazretlerine manevi bir şekilde yürümene bir vesiledir. (sahife 79) Ebu Hasen El Harkani hazretleri Ebu Yezid El Bestami hazretlerini görmemiş ancak kabri şeriflerinde bulunarak, onun ruhaniyetinden aldığı feyizlerle yetişmiştir. Ben bunları biri bir açıklamıştım.Bu yolda feyiz , ölüdende diridende gelir. Nasihat anla. Ruhani feyizlere set ve bent yoktur hepsinden feyiz alınır. (sahife 80)
Eğer sen bir şeyhe bağlanmadan bin sene kendi başına ALLAH’a kavuşmak için inleyip dursan, böylece o Mevla Teala yı bulman mümkün değilidir.Sen o padişahlar padişahı Mevla Tealayı onun aynası mesabesinde olan kamil insanda gözet. O kamil insanın gönlüne girerek, Mevlaya varan yolu bul. Hemen onlara gönül bağlayıp (rabıta edip) hakka gidelim. (sahife 81) Mürid içini şeyhine bağlamasa (ona rabıta yapmasa) geçmiş asırlardaki büyüklerin erdiği fena sırrına asırlarca çalışsada asla kavuşamaz ve onun içine(kalbine) zati paki subhaniye, sıfat ve şuunatı ilahiyyeye ait feyizler tecelli etmez. Aziz evladım ,sen şeyhini tanı hakka gidelim kemali ba kemale seyredelim. (sahife 83) Lakin bütün meşayihdan istiane (yardım istemek)vardır. Bütün piran (şeyhlar) den feyiz ve nurlar iste , özellikle Rasulullah'a s.a.v. yalvarki , sana feyiz parlasın hemen yardım ederler hakka gidelim cemali bakemale seyredelim. (sahife 83) Ey dost mürşid müridin fenafillah olmasına vesiledir. O sevgili zat müridin bekabillah olması için elinden tutar. Eğer derya gibi sırlar deniz gibi nurlar kalbine akıyorsa ,onların mürşidinden aktığını bil. Hemen mürşide gönül bağlayıp rabıta edip hakka gidelim cemali bakemale seyredelim.(sahife 84) Ruh'ul furkan tefsiri - Bakara 152. açıklaması TARİKAT, RABITA VE SEYR SÜLÜK HAKKINDA ْ أَعُوذُ بِاللّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بسم الله الرحمن الرحيم Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun. Salat ve selam Peygamberlerimiz Muhammed'e, Onun temiz âline, üstün vasıflarla bezenmiş ashabına ve kıyamet gününe kadar Ona iyilikle uyanlara olsun. Allah’a yaklaştırma vesilesi kabul edilen fiiller, eylemler, ameller kayanağını Kur’an-ı Kerim ve sünnetten almalıdır. Kaynağını Kur’an ve Sünnetten almayan ameller batıldır, sahibide sapıktır. Delilini dinden almayan dindarlıkların, en alt basmağını bidat, en üst basamağını şirk oluşturur. Önceki ümmetlerden bu hataya düşenleri Allah (cc)hu bize bildirmek suretiyle ibret almamızı istiyor. Biz her namazımızın her rekatında, kendilerine gadap edilenlerin ve sapıtmışların yoluna değil diye dua ediyoruz. Eane - yuin (yardım etmek)
قَالَ مَا مَكَّنِّي فِيهِ رَبِّي خَيْرٌ فَأَعِينُونِي بِقُوَّةٍ أَجْعَلْ بَيْنَكُمْوَبَيْنَهُمْ رَدْمًا Zulkarneyn onlara dedi ki; "Rabb'imin bana bağışladığı güç, sizin bana vereceğiniz maldan daha hayırlıdır. Siz bana beden gücünüzle yardımcı olunuz da onlar ile aranıza aşılmaz bir sat çekeyim." Kehf.95
وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ هَذَا إِلَّا إِفْكٌ افْتَرَاهُ وَأَعَانَهُ عَلَيْهِ قَوْمٌ آخَرُونَ فَقَدْ جَاؤُوا ظُلْمًا وَزُورًا Kafirler "Şu Kur'an, Muhammed'in uydurduğu bir yalandır. Bu uydurma işinde kendisine yardım eden başkaları da vardır" dediler. Onlar gerçekten zulüm işlemişler ve yalan söylemişlerdir. Furkan 4
Teavene - yeteavenu (yardımlaşmak) وَتَعَاوَنُواْ عَلَى الْبرِّ وَالتَّقْوَى وَلاَ تَعَاوَنُواْ عَلَى الإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ İyilik ve takvada yardımlaşınız, günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayınız. Allah'tan korkunuz, hiç kuşkusuz, Allah'ın azabı şiddetlidir. Maide2.
İsteane - yestainu (Yardım istemek) İsmi mefulu müsteandır. el- MusteanAllah subhanehu ve tealanın Kur’anı Kerimde geçen ismidir. (Yusuf 18, Enbiya 112) Kendisinden yardım istenecek olan sadce ALLAH’tır. İsteane manasındaki yardım, ne melekten ne peygamberden nede hiçbir mahluktan istenemez. ALLAH’tan başkasından isteanede bulunmak ALLAH’ın affetmeyeceği suçu (şirk) oluşturur: إِنَّ اللّهَ لاَ يَغْفِرُ أَن يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَلِكَ لِمَن يَشَاء وَمَن يُشْرِكْ بِاللّهِ فَقَدِ افْتَرَى إِثْمًا عَظِيمًا Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşmayı bağışlamaz. Bunun dışında kalan günahları dilediğine bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa son derece büyük bir iftira günahı işlemiş olur. Nisa 48
Biz mü’minler her namazımızın her rekatında,istisnasısz her namazımızn her rekatında ,sadece sana kulluk eder ve sadece senden Yardım isteriz ( Fatiha5 ) diyoruz. ALLAH (c.c) asgari günde beş ayrı vakitte 17-40 defa bu misaki bizden alıyor. Her namazımızda bu ahdimizi yeniliyoruz. Darlıktada bolluktada her halukarda ALLAH’tan istiyoruz. Gökte ve yerde olanlar ondan ister, ve ALLAH kendisine dua edenlere icabet edendir. يَسْأَلُهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْن Göktekiler ve yerdekiler O'ndan isterler….. Rahman.29
وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌ أُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ إِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَجِيبُواْ لِي وَلْيُؤْمِنُواْ بِي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ Eğer kullarım sana benden sorarlarsa onlara de ki; ben kendilerine yakınım, bana dua edenin duasını, dua edince, kabul ederim. O halde onlar da benim çağrıma olumlu karşılık vererek bana iman etsinler ki, doğru yolu bulsunlar. Ben onlara yakınım", "Bana dua edenin duasını, dua edince kabul ederim." Bakara 186
لَهُ دَعْوَةُ الْحَقِّ وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِهِ لاَ يَسْتَجِيبُونَ لَهُم بِشَيْءٍ إِلاَّ كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ إِلَى الْمَاء لِيَبْلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ بِبَالِغِهِ وَمَا دُعَاء الْكَافِرِينَ إِلاَّ فِي ضَلاَلٍ Gerçek dua, yalnız Allah'a yapılandır. Allah dışında dua ettikleri , onların hiçbir dileklerine cevap veremezler. Böyleleri ağzına su gelsin diye avuçlarını ona doğru açan kimseye benzerler ki, asla bu yolla ağzına su gelmez. İşte kâfirlerin çağrısı böylesine boşunadır. Rad 14
Allah(c.c) bizden kendisine dua etmemizi istiyor. Kendisine yalvarmamızı istiyor. ادْعُواْ رَبَّكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ وَلاَ تُفْسِدُواْ فِي الأَرْضِ بَعْدَ إِصْلاَحِهَا وَادْعُوهُ خَوْفًا وَطَمَعًا إِنَّ رَحْمَتَ اللّهِ قَرِيبٌ مِّنَ الْمُحْسِنِينَ Rabbinize yalvararak ve gizlice dua ediniz. Çünkü O haddi aşanları sevmez. Yeryüzünde dirlik-düzen sağlandıktan sonra bozgunculuk çıkarmayınız. Allah'a korku ve umut içinde dua ediniz. Hiç kuşkusuz Allah'ın rahmeti muhsinlere yakındır. Araf 55-56
قُلْ أَرَأَيْتُكُم إِنْ أَتَاكُمْ عَذَابُ اللّهِ أَوْ أَتَتْكُمُ السَّاعَةُ أَغَيْرَ اللّهِ تَدْعُونَ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ بَلْ إِيَّاهُ تَدْعُونَ فَيَكْشِفُ مَا تَدْعُونَ إِلَيْهِ إِنْ شَاء وَتَنسَوْنَ مَا تُشْرِكُونَ De ki; "Eğer başınıza Allah'ın azabı veya kıyamet gelse, doğru konuşacaksanız söyleyin bakalım acaba (bu durumda) Allah'dan başkasına mı yalvarırsınız? "Hayır, sırf O'na yalvarırsınız, O da dilerse feryadınıza konu olan belayı başınızdan kaldırır, o zaman O'na koştuğunuz ortakları unutuverirsiniz. Enam 40-41
Dua kulluğun özüdür. Allah'tan istemek, korkarak ve umarak ona yalvarmak hidayetin ta kendisi, ondan başkasına yalvarıp istemek ise dalaletin ta kendisidir. Allah’tan başkasından istemek, ondan başkasına dua edip yalvarmak, hidayetten ayrılmak demektir, ve şirktir. Amellerin iptal edilmesine sebep olur. ذَلِكَ هُدَى اللّهِ يَهْدِي بِهِ مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ وَلَوْ أَشْرَكُواْ لَحَبِطَ عَنْهُم مَّا كَانُواْ يَعْمَلُونَ İşte bu Allah'ın doğru yoludur, dilediği kullarını ona iletir. Eğer onlar da Allah'a ortak koşsalardı, yapmış oldukları bütün iyilikler boşa giderdi. Enam 88
قُلْ أَفَغَيْرَ اللَّهِ تَأْمُرُونِّي أَعْبُدُ أَيُّهَا الْجَاهِلُونَ وَلَقَدْ أُوحِيَ إِلَيْكَ وَإِلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكَ لَئِنْ أَشْرَكْتَ لَيَحْبَطَنَّ عَمَلُكَ وَلَتَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ بَلِ اللَّهَ فَاعْبُدْ وَكُن مِّنْ الشَّاكِرِينَ De ki: "Ey cahiller! Allah'dan başkasına kulluk etmemi mi bana emrediyorsunuz? - And olsun ki, sana ve senden önceki peygamberlere şöyle vahy edildi: ", Eğer Allah'a ortak koşarsan amellerin boşa gider ve hüsrana uğrayanlardan olursun. Hayr, yalnız Allah'a kulluk et ve şükredenlerden ol. Zumer 64-65-66
Mustean olan (kendisinden yardım istenen) sadece ve yalnızca Allah(c.c)tır. Biz mu’minler her şeyin melekutu elinde olan (Yasin 83) ALLAH (c.c)dan istiyoruz. إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ Ancak sana kulluk yapar ve sadce senden yardım isteriz. Fatiha 5
وَاسْتَعِينُواْ بِالصَّبْرِ وَالصَّلاَةِ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلاَّ عَلَى الْخَاشِعِينَ Sabrederek ve namaz kılarak Allah'dan yardım isteyin. Şüphesiz bu, huşu duyanlardan başkasına ağır gelir. Bakara45 يَا أَيُّهَا الَّذِينَآمَنُواْ اسْتَعِينُواْ بِالصَّبْرِ وَالصَّلاَةِ إِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ
-
Ey müminler, sabırla ve namazla Allah'tan yardım isteyin. Hiç şüphesiz Allah, sabredenler ile beraberdir. Bakara153
قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ اسْتَعِينُوا بِاللّهِ وَاصْبِرُواْ إِنَّ الأَرْضَ لِلّهِ يُورِثُهَا مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ "Musa kavmine dedi ki; "Allah'tan yardım isteyiniz ve sabrediniz. Yeryüzü Allah'ındır. Orayı dilediği kullarına miras kılar.Akibet müttegilerindir. A’raf 128
وَجَآؤُوا عَلَى قَمِيصِهِ بِدَمٍ كَذِبٍ قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ أَنفُسُكُمْ أَمْرًا فَصَبْرٌ جَمِيلٌ وَاللّهُ الْمُسْتَعَانُ عَلَى مَا تَصِفُونَ (Yusuf'un) yalandan kana bulanmış gömleğini getirdiler. Babaları Yakub dedi ki; "Anlaşılan nefsiniz sizi kötü bir işe sürükledi, bana düşen güzelce sabırdır, anlattıklarınıza karşı kendisinden yardım istenecek olanAllah’tır. Yusuf18
قَالَرَبِّ احْكُم بِالْحَقِّ وَرَبُّنَا الرَّحْمَنُ الْمُسْتَعَانُ عَلَى مَا تَصِفُونَ ( Peygamber) dedi ki; "Ya Rabb'im hak ile hükmet, vasfettiklerinize karşıkendisinden yardım istenecek olan Rahman olan rabbimizdir. Enbiya 112
ALLAH'TAN (c.c) BAŞKASINDAN İSTİANEDE BULUNANLAR ŞAŞKINDIR. VE YALVARDIKLARI ASLA KENDİLERİNE YARDIM EDEMEYECEKTİR قُلِ ادْعُوا الَّذِينَ زَعَمْتُم مِّن دُونِ اللَّهِ لَا يَمْلِكُونَ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ وَمَا لَهُمْ فِيهِمَا مِن شِرْكٍ وَمَا لَهُ مِنْهُم مِّن ظَهِيرٍ De ki; "Allah’ın dışında zannettiklerinizi imdada çağırınız bakalım. Onlar ne göklerde ve ne de yerde zerre kadar bir şeye sahip değildirler. Gökler ile yeryüzü üzerinde hiçbir ortaklıkları olmadığı gibi onların hiçbiri Allah'ın yardımcısıda değildir. Sebe.22
قُلْ أَرَأَيْتُمْ شُرَكَاءكُمُ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ أَرُونِي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْأَرْضِ أَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمَاوَاتِ أَمْ آتَيْنَاهُمْ كِتَابًا فَهُمْ عَلَى بَيِّنَةٍ مِّنْهُ بَلْ إِن يَعِدُ الظَّالِمُونَ بَعْضُهُم بَعْضًا إِلَّا غُرُورًا De ki; "Baksanıza, Allah'a ortak koşarak imdada çağırdığınız, O'nun dışındakiler var ya. Onların yeryüzünde neyin yaratıcıları olduklarını bana göstersenize. Yoksa onların göklerde ortaklıkları mı var? Yoksa onlara bir kitap indirdik de ondaki kanıtlara mı dayanıyorlar?" Hayır, o zalimler birbirlerini sadece asılsız vaadlerle aldatıyorlar. Fatır 40
قُلْ أَرَأَيْتُم مَّا تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ أَرُونِي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْأَرْضِ أَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمَاوَاتِ اِئْتُونِي بِكِتَابٍ مِّن قَبْلِ هَذَا أَوْ أَثَارَةٍ مِّنْ عِلْمٍ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ وَمَنْ أَضَلُّ مِمَّن يَدْعُو مِن دُونِ اللَّهِ مَن لَّا يَسْتَجِيبُ لَهُ إِلَى يَومِ الْقِيَامَةِ وَهُمْ عَن دُعَائِهِمْ غَافِلُونَ De ki: "Allah'ı bırakıpda dua ettiklerinizi gördünüz mü? Bana gösterin, onlar yerden neyi yarattılar? Yoksa göklerin yaratılışında onların bir ortaklığı mı var? Eğer doğru iseniz bundan önce inmiş olan bir kitap, yahut bir bilgi kalıntısını getirin. Allah'ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek şeylere yalvarandan daha sapık kim olabilir? Oysa onlar, bunların yalvardıklarından habersizdirler. Ahkaf.4-5
مَّثَلُ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّهِمْ أَعْمَالُهُمْ كَرَمَادٍ اشْتَدَّتْ بِهِ الرِّيحُ فِي يَوْمٍ عَاصِفٍ لاَّ يَقْدِرُونَ مِمَّا كَسَبُواْ عَلَى شَيْءٍ ذَلِكَ هُوَ الضَّلاَلُ الْبَعِيدُ Rabblerini inkâr edenlerin amelleri fırtınalı bir günde şiddetli rüzgârda savrulan küle benzer, yaptıkları iyi işler karşılığında ellerine hiçbir şey geçmez. İşte koyu sapıklık budur. İbrahim18
وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَعْمَالُهُمْ كَسَرَابٍ بِقِيعَةٍ يَحْسَبُهُ الظَّمْآنُ مَاء حَتَّى إِذَا جَاءهُ لَمْ يَجِدْهُ شَيْئًا وَوَجَدَ اللَّهَ عِندَهُ فَوَفَّاهُ حِسَابَهُ وَاللَّهُ سَرِيعُ الْحِسَابِ Kâfirlerin amelleri ise engin çöllerdeki serap gibidir. Susuz kimse onu su zanneder, fakat oraya varınca hiçbir şey bulamaz. Kâfir karşısında Allah'ı bulur. O da hesabını eksiksiz olarak görür. Zaten Allah'ın hesaplaşması çabuktur. Nur 39
وَمَا جَعَلَهُ اللّهُ إِلاَّ بُشْرَى لَكُمْ وَلِتَطْمَئِنَّ قُلُوبُكُم بِهِ وَمَا النَّصْرُ إِلاَّ مِنْ عِندِ اللّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ Allah size bu yardımı sırf size müjde olsun ve bu sayede kalpleriniz rahatlasın diye yaptı. Yoksa zafer, sadece üstün iradeli ve hikmet sahibi olan Allah'tandır. Al-i imran126
يُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي لِأَجَلٍ مُّسَمًّىذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُ وَالَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِهِ مَا يَمْلِكُونَ مِن قِطْمِيرٍ O geceyi gündüze ve gündüzü geceye dönüştürür. Güneşi ve ayı buyruğu altına almıştır. Her biri belirli bir sürenin sonuna kadar hareket eder. İşte bu Rabb'iniz Allah'dır. Egemenlik O'nun elindedir. O'ndan başka yalvardıklarınız çekirdek kabuğunun bile sahibi değildirler. Fatır 13.
وَمَا نَتَنَزَّلُ إِلَّا بِأَمْرِ رَبِّكَ لَهُ مَا بَيْنَ أَيْدِينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَيْنَ ذَلِكَ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِيًّا (Cebrail), dedi ki; "Biz ancak Rabbinin izni ile ineriz. Geleceğimiz, geçmişimiz ve bu ikisi arasındaki tüm olaylar O'nun tasarrufu altındadır. Senin Rabbin hiçbir şeyi unutmaz. Meryem.64
ALLAH’TAN BAŞKA HİÇ KİMSE SIKINTILARI GİDEREMEZ.
وَإِذَا مَسَّ الإِنسَانَ الضُّرُّ دَعَانَا لِجَنبِهِ أَوْ قَاعِدًا أَوْ قَآئِمًا فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُ ضُرَّهُ مَرَّ كَأَن لَّمْ يَدْعُنَا إِلَى ضُرٍّ مَّسَّهُ كَذَلِكَ زُيِّنَ لِلْمُسْرِفِينَ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ
İnsanın başına bir sıkıntı gelince yatarken, otururken ve ayaktayken bize yalvarır. Fakat sıkıntısını giderdiğimizde başına gelen sıkıntıdan dolay bize hiç yalvarmamış gibi olur. İşte ölçüyü aşanlara, işledikleri kötülükler böylesine güzel gösterildi. Yunus 12
وَمَا بِكُم مِّن نِّعْمَةٍ فَمِنَ اللّهِ ثُمَّ إِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فَإِلَيْهِ تَجْأَرُونَ ثُمَّ إِذَا كَشَفَ الضُّرَّ عَنكُمْ إِذَا فَرِيقٌ مِّنكُم بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَ
Yararlandığınız her nimet Allah'dandır. Sonra başınıza bir sıkıntı gelince yalnız O'na yalvarırsınız. Arkasından sıkıntınızı giderince, içinizden bazıları hemen Rabblerine ortak koşarlar. Nahl.53-54
وَلَمَّا وَقَعَ عَلَيْهِمُ الرِّجْزُ قَالُواْ يَا مُوسَى ادْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِندَكَ لَئِن كَشَفْتَ عَنَّا الرِّجْزَ لَنُؤْمِنَنَّ لَكَ وَلَنُرْسِلَنَّ مَعَكَ بَنِي إِسْرَآئِيلَ فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ الرِّجْزَ إِلَى أَجَلٍ هُم بَالِغُوهُ إِذَا هُمْ يَنكُثُونَ
"Azap başlarına çökünce, "Ey Musa sana verdiği peygamberlik payesine dayanârak, bizim için Rabbine dua et. Eğer bu azabı başımızdan savarsan, andolsun ki, sana inanacak ve İsrailoğulları'nı seninle birlikte göndereceğiz " dedileri birinde dolduracakları belirli bir sürenin sonuna kadar başlarından savar-savmaz hemen sözlerinden dönüverdiler. A’raf 134-135
وَقَالُوا يَا أَيُّهَا السَّاحِرُ ادْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ
عِندَكَ إِنَّنَا لَمُهْتَدُونَ
فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ إِذَا هُمْ يَنكُثُونَ -
Azabı görünce: "Ey büyücü, bizim için Rabb'ine dua et, sende bulunan ahdin hürmetine bizi bağışlamasını dile, artık yola geleceğiz" dediler. Fakat biz onlardan azabı kaldırınca sözlerinden dönmeye başladılar. Zuhruf 49- 50.
فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِهِ مِن ضُرٍّ وَآتَيْنَاهُ أَهْلَهُ وَمِثْلَهُم مَّعَهُمْ رَحْمَةً مِّنْ عِندِنَا وَذِكْرَى لِلْعَابِدِينَ
Biz de duasını kabul ederek pençesine düştüğü derdi giderdik. Ayrıca karşılıksız rahmetimizin bir eseri olarak ve bize kulluk edenlerin her zaman anacakları bir örnek olsun diye eski ailesini kendisine bir kat fazlası ile yeniden bağışladık. Enbiya 84.
قُلْ أَرَأَيْتُكُم إِنْ أَتَاكُمْ عَذَابُ اللّهِ أَوْ أَتَتْكُمُ السَّاعَةُ أَغَيْرَ اللّهِ تَدْعُونَ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ بَلْ إِيَّاهُ تَدْعُونَ فَيَكْشِفُ مَا تَدْعُونَ إِلَيْهِ إِنْ شَاء وَتَنسَوْنَ مَا تُشْرِكُونَ
De ki; "Eğer başınıza Allah'ın azabı kıyamet ile yüzyüze gelseniz, doğru konuşacaksanız söyleyin bakalım acaba (bu durumda) Allah'dan başkasına mı yalvarırsınız? Hayır, sırf O'na yalvarırsınız, O da dilerse feryadınıza konu olan belayı başınızdan aldırır, o zaman O'na koştuğunuz ortakları unutuverirsiniz. En’am 40 - 41
أَمَّن يُجِيبُ الْمُضْطَرَّ إِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ السُّوءَ وَيَجْعَلُكُمْ خُلَفَاء الْأَرْضِ أَإِلَهٌ مَّعَ اللَّهِ قَلِيلًا مَّا تَذَكَّرُونَ
(Bu düzmece ilahlar mı daha iyi) Yoksa sıkıntıya düşene, kendisine yalvardığı takdirde cevap vererek sıkıntısını gideren ve sizi ardarda gelen kuşaklar halinde yeryüzüne egemen kılan Allah mı? Allah'ın yanı sıra başka bir ilah mı var? Ne kadar kıt düşüncelisiniz.
Neml 62 قُلِ ادْعُواْ الَّذِينَ زَعَمْتُم مِّن دُونِهِ فَلاَ يَمْلِكُونَ كَشْفَ الضُّرِّ عَنكُمْ وَلاَ تَحْوِيلاً أُولَـئِكَ الَّذِينَ يَدْعُونَ يَبْتَغُونَ إِلَى رَبِّهِمُ الْوَسِيلَةَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ وَيَرْجُونَ رَحْمَتَهُ وَيَخَافُونَ عَذَابَهُ إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ كَانَ مَحْذُورًا De ki: "Allah dışında zannettiklerinizi imdada çağırınız bakalım. Onlar, başınızdaki belayı ne giderebilirler ve ne de değiştirebilirler. İmdada çağrılanlar Allah'a en yakın olmak için hepsi Allah'a yaklaşmanın yolunu ararlar. O'nun rahmetini diler ve azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı korkunçtur. İsra 56-57
وَإِن يَمْسَسْكَ اللّهُ بِضُرٍّ فَلاَ كَاشِفَ لَهُ إِلاَّ هُوَ وَإِن يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍ فَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدُيرٌ Eğer Allah başına bir musibet verirse onu O'ndan başka hiç kimse gideremez. Eğer sana bir iyilik verirse, kuşkusuz O'nun gücü her şeye yeter. En’am 17 وَإِن يَمْسَسْكَ اللّهُ بِضُرٍّ فَلاَ كَاشِفَ لَهُ إِلاَّ هُوَ وَإِن يُرِدْكَ بِخَيْرٍ فَلاَ رَآدَّ لِفَضْلِهِ يُصَيبُ بِهِ مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ Ve eğer Allah, sana bir zarar dokunduracak olursa, onu O'ndan başka giderecek yoktur. Ve eğer sana bir hayır dilerse, o zaman da O'nun hayrını engelleyebilecek kimse yoktur. O, lütfunu dilediğine nasip eder. Allah çok affedici çok esirgeyicidir. Yunus 107 وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ قُلْ أَفَرَأَيْتُم مَّا تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ إِنْ أَرَادَنِيَ اللَّهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَاشِفَاتُ ضُرِّهِ أَوْ أَرَادَنِي بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِكَاتُ رَحْمَتِهِ قُلْ حَسْبِيَ اللَّهُ عَلَيْهِ يَتَوَكَّلُ الْمُتَوَكِّلُونَ Andolsun ki, onlara, "Gökleri ve yeri yaratan kimdir?" diye sorsan; "Allah'dır" derler. De ki: "Öyleyse bana bildirin; Allah bana zarar vermek isterse, Allah'ı bırakıp da dua ettikleriniz O'nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut bana bir rahmet dilerse, O'nun rahmetini önleyebilir mi? "Deki: Allah bana yeter. Dayananlar O'na dayansın" Zumer 38
قُلِ اللّهُ يُنَجِّيكُم مِّنْهَا وَمِن كُلِّ كَرْبٍ ثُمَّ أَنتُمْ تُشْرِكُونَ De ki; "Sizi bu zor durumdan ve bütün sıkıntılardan kurtaran Allah'dır. Sonra da O'na ortak koşuyorsunuz! En’am.64
----------------------
"Şeyhim beni yatak odamdada görüyor", "eğer bir mürşid müridinin kaç kere sağa sola döndüğünü bilmiyorsa gitsin çobanlık yapsın", "şeyhim içimden geçenleri bile biliyor, kalplere tasarruf hakkı vardır", gelenin ihtiyacını bilir, istemeden verirdi" sözüne (sapık inanca) REDDİYE...! Yusuf a.s bir kaç kilometre ötede kuyuya atılıyor, kendisi gibi peygamber olan babası bilmiyor bilemiyor: Bir gemiyi dolduracak kadar ümmeti bulunan ve ululazim bir peygamber olan Nuh a.s., ümmeti ile ilgili olarak , onların ne yaptıkları hakkında benim ilmim yok demesi : قَالَ وَمَا عِلْمِي بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ Nuh dedi ki; "Onların neler yaptıklarını ben bilemem." Şuara 112
أَلَا إِنَّ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ قَدْ يَعْلَمُ مَا أَنتُمْ عَلَيْهِ وَيَوْمَ يُرْجَعُونَ إِلَيْهِ فَيُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُوا وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ Haberiniz olsun ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'a aittir. O, kullarının ne yaptıklarını ve ne düşündüklerini bilir O'nun huzuruna çıkarıldıkları gün herkese yaptıklarını haber verecektir. Allah her şeyi bilir. Nur 64
وَمَا تَكُونُ فِي شَأْنٍ وَمَا تَتْلُو مِنْهُ مِن قُرْآنٍ وَلاَ تَعْمَلُونَ مِنْ عَمَلٍ إِلاَّ كُنَّا عَلَيْكُمْ شُهُودًا إِذْ تُفِيضُونَ فِيهِ وَمَا يَعْزُبُ عَن رَّبِّكَ مِن مِّثْقَالِ ذَرَّةٍ فِي الأَرْضِ وَلاَ فِي السَّمَاء وَلاَ أَصْغَرَ مِن ذَلِكَ وَلا أَكْبَرَ إِلاَّ فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ Ne ile uğraşırsan uğraş. Kur'an'dan hangi parçayı okursan oku, hangi işi yaparsanız yapınız, işinize daldığınızda mutlaka davranışlarınızın tanığı, gözeticisiyiz. Ne yerde ve ne de gökte bulunan zerre ağırlığınca bir şey Rabbinizden saklı kalmaz. Gerek bundan daha küçüğü ve gerekse daha büyüğü mutlaka apaçık bir Kitap'ta yeralır. Yunus.61 وَأَسِرُّوا قَوْلَكُمْ أَوِ اجْهَرُوا بِهِ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun; bilin ki O, kalplerde olanı bilir. - Yaratan bilmez olur mu? O, latiftir, haberdardır." Mulk 13-14
وَإِن تَجْهَرْ بِالْقَوْلِفَإِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَأَخْفَى Söyleyeceğin sözü ister sesli olarak, ister içinden söylè. Çünkü Allah saklıyı da, saklının saklısını da bilir. Taha 7
قُل لاَّ أَقُولُ لَكُمْ عِندِي خَزَآئِنُ اللّهِ وَلا أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلا أَقُولُ لَكُمْ إِنِّي مَلَكٌ إِنْ أَتَّبِعُ إِلاَّ مَا يُوحَى إِلَيَّ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى
وَالْبَصِيرُ أَفَلاَ تَتَفَكَّرُونَ
"De ki; "Ben size Allah'ın hazineleri yanımdadır" demiyorum. Gaybı da bilmiyorum. Size meleğim de demiyorum. Sadece bana indirilen vahye uyuyorum. Hiç kör ile gören bir olur mu? Düşünmüyor musunuz?" En’am 50
وَلاَ أَقُولُ لَكُمْ عِندِي خَزَآئِنُ اللّهِ وَلاَ
أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلاَ أَقُولُ إِنِّي مَلَكٌ وَلاَ أَقُولُ لِلَّذِينَ تَزْدَرِي أَعْيُنُكُمْ لَن يُؤْتِيَهُمُ اللّهُ خَيْراً اللّهُ أَعْلَمُ بِمَا فِي أَنفُسِهِمْ إِنِّي إِذاً لَّمِنَ الظَّالِمِينَ
"Size `Allah'ın hazineleri yanımdadır' demiyorum, Gaybı da bilemem, `Ben bir meleğim' de demiyorum. Sizin gözlerinize hor görünen kimselere Allah'ın hiçbir hayır vermediğini de söyleyemem, Nefislerde olanı Allah bilir. Yoksa zalimlerden biri olurum. Hud 31
RABITA
Rabata - Yarbitu - Rabten (Bağlamak)
عَلَى الَ قَلْبِ ِْ
Alal'Qalbi --- Cesaret vermek takviye etmek , pekiştirmek manalarına gelir.
Kur’an’ı kerim de rabıta kelimesinin geçtiği ayetler aşağıya çıkartılmıştır. Tasavvuf -Tarikatçıların iddia ettikleri gibi (manada) bir rabıta Kur’an’ı Kerim de geçmemektedir.
وَرَبَطْنَا عَلَى قُلُوبِهِمْ إِذْ قَامُوا فَقَالُوا رَبُّنَا رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ لَن نَّدْعُوَ مِن دُونِهِ إِلَهاً لَقَدْ قُلْنَا إِذاً شَطَطاً
Kalplerini pekiştirmiştik. Hani, kâfirlerin karşısına dikilip şöyle demişlerdi; " Bizim Rabb'imiz, göklerin ve yerin Rabb'idir; O'ndan başkasına yalvarmayız, yoksa saçmalamış oluruz. Kehf 14
إِذْ يُغَشِّيكُمُ النُّعَاسَ أَمَنَةً مِّنْهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيْكُم مِّن السَّمَاء مَاء لِّيُطَهِّرَكُم بِهِ وَيُذْهِبَ عَنكُمْ رِجْزَ
الشَّيْطَانِ وَلِيَرْبِطَ عَلَى قُلُوبِكُمْ وَيُثَبِّتَ بِهِ الأَقْدَامَ
Hani Allah, korkunuzu gidermek için sizi hafif bir uykuya daldırmıştı. Ayrıca sizi temizlemek, şeytanın pisliğinden arındırmak, kalplerinizi pekiştirip kaynaştırmak ve ayaklarınızı sabitleştirmek için gökten su indirdi. Enfal 11
وَأَصْبَحَ فُؤَادُ أُمِّ مُوسَى فَارِغاً إِن كَادَتْ لَتُبْدِي بِهِ لَوْلَا أَن رَّبَطْنَا عَلَى قَلْبِهَا لِتَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
Musa'nın annesi, gönlü bomboş, sabahladı Eğer biz, vaadimize inananlardan olması için kalbini iyice pekiştirmemiş olsaydık, saraya alınan çocuğun oğlu olduğunu açığa vuracaktı. Kasas 10
Rabete - Yurabitu - Ribaten - Murabeten (Muhafaza etmek, gözetmek, mevzileri tutmak,nöbet tutmak, Salih amele devam etmek, Salih amellere riayet etmek)
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اصْبِرُوا وَصَابِرُواْ وَرَابِطُواْ وَاتَّقُواْ اللّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ْ
Ey iman edenler, sabırlı olunuz, sabır yarışında düşmanlarınızı geride bırakınız, sürekli savaşa hazırlıklı olunuz ve Allah'tan korkunuz ki, kurtuluşa eresiniz. Al-i İmran 200
Ribat (Cihad için atların bağlanıp hazırlanması, koşulmuş olarak hazır bulundurulması)
وَأَعِدُّواْ لَهُم مَّا اسْتَطَعْتُم مِّن قُوَّةٍ وَمِن رِّبَاطِ الْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِهِ عَدْوَّ اللّهِ وَعَدُوَّكُمْ وَآخَرِينَ مِن دُونِهِمْ لاَ تَعْلَمُونَهُمُ اللّهُ يَعْلَمُهُمْ وَمَا تُنفِقُواْ مِن شَيْءٍ فِي سَبِيلِ
اللّهِ يُوَفَّ إِلَيْكُمْ وَأَنتُمْ لاَ تُظْلَمُونَ
Onlara karşı elinizden geldiği kadar gerek Allah'ın gerekse sizin düşmanlarınızı ve bunlar dışında Allah'ın bildiği, fakat sizin bilmediğiniz gizli düşmanlarınızı yıldırıp caydıracak savaş gücü ve atlı savaş birlikleri hazırlayınız. Enfal 60
"Ledunni ilimleri vasıtasız olarak Hayyul baki olan ALLAH’tan aldığı" iddasına (zırvasına) Reddiye
Allah’u teala bir beşerle ancak perde arkasından konuşur yada melek göndererek vahyeder. Nubuvvet manasındaki vahiy Muhammed (s.a.v)le tamamlanmıştır.
Birisinin ALLAH’u Teala dan ilim aldığını söylemesi yalancı peygamberlik anlamına gelir.
Buna benzer bir hastalıkta Said Nursi'de görülmektedir. Yazdığı kitaba (Risale-i nur) "ihtiyarım-iradem dışında yazdırıldım. Hikmetini de anlamadım , bu risaleler bu devrin urvetul vuskası , hablullahı" gibi Kuranın sıfatlarını vererek Hz. Muhammed (s.a.v.)gibi kitabı ve makamı olduğunu ima etmiş olmaktadırlar.
وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ أَن يُكَلِّمَهُ اللَّهُ إِلَّا وَحْياً أَوْ مِن وَرَاء حِجَابٍ أَوْ يُرْسِلَ
رَسُولاً فَيُوحِيَ بِإِذْنِهِ مَا يَشَاءُ إِنَّهُ عَلِيٌّ حَكِيمٌ
Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasında konuşur. Yahut bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder. O, yücedir, ve her yaptığı yerindedir. Şura 51
مَّا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ مِّن رِّجَالِكُمْ وَلَكِن
رَّسُولَ اللَّهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيماً
"Muhammed içinizden hiç kimsenin babası değil. O, Allah'ın elçisi ve Peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir." Ahzab 40
"Arşın üzerine çıkma " iddasına (zırvasına) Reddiye
مِّنَ اللَّهِ ذِي الْمَعَارِجِ - تَعْرُجُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ فِي يَوْمٍ
كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ
Yükselme derecelerinin sahibi Allah'tandır. Melekler ve ruh, miktarı elli bin yıl süren bir gün içinde O'na yükselir. Mearic 3- 4
وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَلَن يُخْلِفَ اللَّهُ وَعْدَهُ وَإِنَّ يَوْمًاعِندَ رَبِّكَ كَأَلْفِ سَنَةٍ مِّمَّا تَعُدُّونَ
Onlar senden azabımın bir an önce gerçekleşmesini istiyorlar. Oysa Allah sözünden caymaz ve Rabb'inin katındaki bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir. Hac 47
وَتَرَى الْمَلَائِكَةَ حَافِّينَ مِنْ حَوْلِ الْعَرْشِ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَقُضِيَ بَيْنَهُم بِالْحَقِّ
وَقِيلَ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Melekleri, arş'ın etrafını çevirmiş oldukları halde, Rabb'lerini hamd ile överken görürsün. Artık insanların aralarında adaletle hükmedilmiştir. "Övgü, alemlerin Rabb'i olan Allah içindir" denir. Zumer 75
Allah’a yapılan kulluklar Kur’an ve sünnetle belirlenir. İçtihadlarla ibadet ihdas edilemez. Kaynağını Kur’an ve sünnetten almayan ameller merduttur sahibini bidat ehli yapar.
ثُمَّ قَفَّيْنَا عَلَى آثَارِهِم بِرُسُلِنَا وَقَفَّيْنَا بِعِيسَى
ابْنِ مَرْيَمَ وَآتَيْنَاهُ الْإِنجِيلَ وَجَعَلْنَا فِي قُلُوبِ
الَّذِينَ اتَّبَعُوهُ رَأْفَةً وَرَحْمَةً وَرَهْبَانِيَّةً
ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ إِلَّا ابْتِغَاء رِضْوَانِ اللَّهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَتِهَا فَآتَيْنَا الَّذِينَ
آمَنُوامِنْهُمْ أَجْرَهُمْ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ فَاسِقُونَ
Onların arkasından ardarda diğer peygamberlerimizi gönderdik, bu arada Meryemoğlu İsa'yı da gönderdik. O'na İncil'i verdik, bağlılarının kalplerine şefkat ve merhamet duygusu aşıladık. Biz onlara ruhbanlığı farz kılmış değildik. Bunu (akılları sıra) Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için kendileri uydurdular. Buna rağmen onun gereklerini yerine getirmediler. Biz onların inananlarına ödüllerini verdik, Fakat çoğu yoldan çıkmış kimselerdir. Hadid 27
أَلَالِلَّهِ الدِّينُ الْخَالِصُ وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِن دُونِهِ
أَوْلِيَاءمَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ زُلْفَى إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فِي مَا هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ İyi bil ki, halis din yalnız Allah'ındır. O'ndan başka dostlar edinerek, "Onlar bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz " derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde hüküm verecektir. Allah, yalancı, inkârcı insanı doğru yola iletmez. Zumer 3 قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ
وَاحِدٌ فَمَن كَانَ يَرْجُولِقَاء رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ
عَمَلاً صَالِحاً وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَداً
Deki: Bende sizin gibi bir beşerim.Yanlız bana ilahınızın tek olduğu vahyediliyor. Kim Rabb'inin huzuruna çıkmayı umuyorsa, salih ameller işlesin ve kulluk görevlerinde hiç kimseyi Rabb'ine ortak koşmasın. Kehf 110.
فَذَلِكُمُ اللّهُ رَبُّكُمُ الْحَقُّفَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ إِلاَّ الضَّلاَلُ فَأَنَّى تُصْرَفُونَ
İşte gerçek Rabbiniz Allah budur. Haktan sonra sapıklıktan başka ne var ki? O halde nasıl gerçekten saptırılıyorsunuz? Yunus 32
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَلَا تُبْطِلُوا أَعْمَالَكُم
Ey inananlar Allah'a ve Rasulune itaat edin amellerinizi boşa çıkarmayın. Muhammed 33
SON
*****************************************
RABITA'YI HALA ÇÖZEMEMİŞ OLANLARA!
Bir insanın başka birini düşünmesi caizdir. Kişi , anasını , babasını , cocugunu , hocasını , şeyhini , işini , dostunu vs düşünebilir . Güzellikleri , helal işleri düşünmesi mübahtır .
Karşı çıkılıp reddedilen ise Bu düşünme işi esnasında düşünülenin düşünenden haberdar olup onunda düşünmeye başlaması ve yardım bile edebileceği anlayışıdır .
Eğer şeyh müridini düşünüyorsa , mürit kendi evinde tek başına yatıyor bile olsa , şeyh müridinin ıssız evde yatan müridinin uyku esnasında sabaha kadar yatağında kaç kere döndüğünü bile bilir ( M. Esad Coşan) iddiası ve itikadını reddediyoruz . İşte bütün bunlar ALLAHın sıfatlarıdır . ALLAHın el Gayb , es Semii , El Basar gibi sıfatlarını mahlukatına verme işdir ki buna itikat ŞİRK demektedir.
Bütün bu şirklere de ALLAHın gücü yetmez mi , ALLAH istese bilemez mi kılıflarıyla delil verildiği sanılır. ALLAHın herşeye gücü yetiyor diye bütün sapıklıkları İslama sokmaya sebep olan bu anlayıştan ALLAHa sığınırız.
Müridin evde tek başına gece uykusunda sabaha kadar kaç kere döndüğünü ALLAH bilir ! Ama birde tasavvufçunun şeyhi de bilir ! Niye ALLAHın gücü yetmezmi kardeşim denilerek ehli sünnete göre cevap verildiğini sanmaktadırlar.
Yine Hz. Ebubekir (r.a.) efendimiz , tuvalette iken bile Hz. Muhammed (s.a.v) efendimizi ister istemez aklına hayaline geldiğini , bunda da bir sorumluluk olup olmadığını sorduğunda Rasulullah (s.a.v) efendimiz bunun fıtri bir şey olduğunu , önüne geçilemeyeceğini , bir vebali olmadığını bildirmiştir.
Burada dikkat edilmesi gereken bir husus ise Rasulullah (s.a.v) ben de senin tuvalette beni hayal ettiğini , düşündüğünü biliyorum , sana yardım ediyorum , nerede ne yaptığından haberdarım dememiştir !
Gördüğümüz gibi düşünmek caiz fakat düşünülen peygamber bile olsa düşünenden habersizdir.
Düşünüleni aynı anda pekçok kişi düşünse acaba düşünülenin durumu ne olacaktır.
Melekul mevt (ölüm meleği) gibi aynı anda pekçok yerde bulunma ve görünme itikatlarını da buradan çıkarmış olsa gerek !
Bütün bu delilsiz mesnetsiz çarrpıtmalardan ALLAHa sığınırız .
Rabbim bizi Kurann ve sünnetten ayırmasın
RABITA KONUSUNDA ÇIKAN SONUÇ
1- Peygamber imiz (s.a.v.) ashabının her türlü davranışına, her türlü yaşayış biçimine kıyafetinin rengine ve şekline hatta en mahrem meseleler ine bile müdahale ederek tarif ettiği halde nasıl olurda rabıtanın esamisinden dahi bahsetmez . Yani hiçbir zaman böyle bir şey emretmemiştir.
2- Ne tâbiin, ne tebe-i tâbiin, ne de daha sonra ki dönemlerde böyle bir şey görülmemiştir. Rabıtanın yaklaşık 500 yıllık bir geçmişi bulunmakt adır.
3- Düşünce itibariyle biriyle beraber olmak gayet doğaldır. Yani insan işini, eşini, sevdiği herhangi bir şeyi düşünebilir. Bunu inkar etmek mümkün değildir. Ancak akşam namazından sonra ki yapılan şekli dinde olmayan sonradan uydurulmuş bir bidattir.
4- Rabıta yapan kişinin şeyhini yanında düşünerek günahlardan uzaklaştığını söylemesi ve ondan sakınması doğru değildir. Çünkü her anımızı,her yaptığımızı gören ALLAH (c.c.) sakınılmak için kuluna yeterlidi r. Şayet onun varlığı, her şeyi gördüğü ve bir gün hesaba çekeceği inancı yeterli olmuyorsa zaten o kişinin imanında bir problem var demektir.
5- Rabıta yapan kişinin Şeyh yerine (onun şekline girebilec ek olan) Şeytana rabıta yapma ihtimali şirk tehlikesi ne düşmek için yeterli bir sebep olacaktır.
Bookmarks