MEHDİ GELDİ İNŞAALLAH
{-İslam-tr Forum Salonu-} Kategorisinde ve Serbest Kürsü Forumunda Bulunan MEHDİ GELDİ İNŞAALLAH Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Her gün deccaliyetin faaliyetleri anlatılırken, Mehdiyetin anlatılmaması olmaz
Hadislerde yer alan bilgilere göre, Hz. İsa (as)'ın yeniden yeryüzüne gelmesi, Hz. ...
-
Yeni Üye
Status :
Üyelik tarihi : Jul 2010
Mesajlar : 32
- Kardeşine Dua Et : 1
7 Mesajda 10 Dua Aldı
MEHDİ GELDİ İNŞAALLAH
Her gün deccaliyetin faaliyetleri anlatılırken, Mehdiyetin anlatılmaması olmaz
Hadislerde yer alan bilgilere göre, Hz. İsa (as)'ın yeniden yeryüzüne gelmesi, Hz. Mehdi (as)'ın zuhuru, deccalin ortaya çıkması aynı dönem içinde olacaktır.
Hicri 1400 Hz. Mehdi (as)'ın devridir. Peygamberimiz (sav) Hz. Mehdi (as)'ın Hicri 1400'de faaliyete başlayacağını söylemiştir. Mehdiyetin karşısındaki negatif güç olan deccal de Hicri 1400 itibariyle görevde olacaktır. Peygamberimiz (sav) deccalin yüzyılın başında çıkacağını şöyle haber vermiştir:
Dünya kurulduğundan beri her yüzün başında önemli bir olay olmuştur. BİR YÜZÜN (yani Hicri 1400'ün) BAŞLARINDA DA DECCAL ÇIKAR ve Meryem oğlu İsa nüzul ederek (yeryüzüne inerek) onu yok eder. (Suyuti, Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, sf. 90)
Deccaliyet ve Mehdiyetin her ikisi de günümüzde aynı anda yaşanmaktadır, biri negatif diğeri pozitif güç olarak faaliyet halindedir. O yüzden deccaliyetin de mehdiyetin de sürekli gündemde tutulması şarttır. Dünyanın her yerinde yaşanan çatışmalar, kavgalar, anarşi, terör deccaliyet şu anda zaten hakim durumda olduğunun ispatıdır. Her gün haberlerde, televizyonlarda, gazetelerde deccaliyetin faaliyetleri, çalışmaları anlatılmaktadır. Tüm insanlar her gün deccaliyetin zalim, insanlara acı çektiren faaliyetlerini dinlemekte, sebep olduğu belaları duymaktadır. Negatif gücün faaliyetlerinin her gün propagandası yapılırken, bu negatifi gücü durdurabilecek tek etkili pozitif gücün, yani Mehdiyetin de her gün anlatılması gereklidir. Deccaliyet faaliyetteyken, onun faaliyetleri sürekli gündem olurken, mehdiyetin konuşulmaması olmaz. "Mehdiyeti duymak istemiyoruz, anlatmayın" demek olmaz. Bunun anlamı "deccaliyet zulmüne devam etsin, bizi ilgilendirmez" demektir. "Müslümanların kanı aksın, terör şiddetlensin, askerimiz, polisimiz şehit edilsin, çatışmalar çıksın, ne olursa olsun, bunlar bizi ilgilendirmez" demektir. Deccaliyet ne kadar şiddetliyse onun karşısında yer alan kuvvetin, Mehdiyetin de o kadar şiddetle gündemde tutulması gerekir. Deccaliyet şu anda tırmanya başlamıştır, mehdiyette aynı şekilde tırmanmaktadır.
Deccal, Anarşi ve Terörü Teşvik Eder
Yeryüzünde artan şiddet, işkence, anarşi, kargaşa, katliam, savaş, çatışma, zulüm, devlet ve örgüt terörleri deccalin görev başında olduğunu ve bu zulmü yönettiğini göstermektedir. Deccal şu anda adeta gövde gösterisi yapmaktadır, gece gündüz faaliyet halindedir. Deccaliyet böylesine yoğun faaliyetteyken, dünyanın dört bir yanında kan akıtıyor, ülkemizi terörle kırıp geçiriyorken, deccaliyeti durduracak, zulmüne son verecek karşıt gücün, yani Mehdiyetin üzerinde durulmaması olacak şey değildir. Deccaliyete karşı Mehdiyetin çok ciddi gündem olması gerekir.
Deccalin faaliyette olduğu dönemde ölümlerin, kargaşanın artacağı, tüm dünyayı kaplayacağı hadiste şöyle bildirilmiştir:
... (O sırada) FİTNELER, KARIŞIKLIKLAR, İHTİLALLER ÇOK OLUR DA İNSANLAR BİRBİRLERİNİ ÖLDÜRÜRLER. İnsanlar kendi canlarına kıyarlar VE YERYÜZÜNÜ BELALAR KAPLAR. İşte öyle sıkıntılı bir zamanda ... mel'un (lanetlenmiş) Deccal ... çıkar. (İmam Şarani, Ölüm, Kıyamet, Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, Bedir Yayınevi, s. 482)
Deccalin kan akıtacağını, belalar getireceğini haber veren diğer bazı hadisler şu şekildedir:
Dünya herc-ü merc (cinayetler, ölümler, kargaşa) içinde kaldığında, fitneler zuhur ettiğinde, yollar kesildiğinde, bazıları bazılarına hücum ettiğinde…
(Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s.454)
"Zaman (kıyamet) yakınlaşır, amel eksilir, insanlara aşırı cimrilik ve hırs atılır, herc çok olur" buyurdu.
Sahabiler: "Herc nedir?" diye sordular.
Rasulullah: "öldürmek, öldürmek!" buyurdu (Buhari, Cilt 13 s. 6023)
Kuran'da Allah, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıp düzeni bozan, kötülüğü örgütleyip düzenleyen, sürekli savaş çıkarmak isteyen insanların varlığını bildirmiştir. Bir ayette şöyle buyrulur:
... Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirdilerse Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez. (Maide Suresi, 64)
Deccal, bu kan dökmeye hevesli ahlakın önde gelen temsilcisidir. Daha çok kan dökmek için şiddeti, terörü ve anarşiyi birer zulüm silahı olarak kullanır. Diğer hadislerde de, ahir zamanda öldürmelerin artacağı, deccalin yönlendirmesiyle çıkan savaşların her yeri tahrip edeceği şu şekilde bildirilmiştir:
Hiçbir belde yoktur ki onu Deccal orduları çiğnemeyecek olsun. (Sahih-i Müslim, Cilt 8, s. 500)
Deccal'in Anarşi ve Terörü Yaygınlaştırmak İçin Uyguladığı Taktikler
Üstad, Deccal'in anarşi ve terörü yaygınlaştırmak için başvuracağı taktikleri de açıklamıştır. Bediüzzaman'ın konuyla ilgili sözü şu şekildedir:
... Büyük Deccal, şeytanın iğvası (telkinleri) ve hükmüyle şeriat-ı İseviyenin ahkamını (İseviliğin hükümlerini) kaldırıp Hıristiyanların hayat-ı içtimaiyelerini (sosyal hayatlarını) idare eden rabıtaları (birleştiren unsurları) bozarak ANARŞİSTLİĞE ve Yecüc Mecüc'e zemin hazır eder... Şeriat-ı Muhammediye'nin (a.s.m.) (Peygamberimiz (sav)'in getirdiği Kuran ahlakının gereklerini) ebedi bir kısım ahkamını (hükümlerini) nefis ve şeytanın desiseleriyle (aldatmacalarıyla) kaldırmaya çalışarak hayat-ı beşeriyenin (insan yaşamının) maddi ve manevi rabıtalarını (birleştiren unsurlar) bozarak, serkeş (inatçı) ve sarhoş ve sersem nefisleri başıboş bırakarak hürmet ve merhamet gibi nurani zincirleri çözer; hevesat-ı müteaffine (nefsi tutkular) bataklığında birbirine saldırmak için cebri (zorla) bir serbestiyet (özgürlük) ve ayn-ı istibdat (baskı) BİR HÜRRIYET VERMEK İLE DEHŞETLİ BİR ANARŞISTLIĞE MEYDAN AÇAR , O VAKİT O İNSANLAR GAYET ŞİDDETLİ BİR İSTİBDADDAN BAŞKA ZABT ALTINA ALINAMAZ. (Şualar, s. 592)
Deccal'in bu hedefine nasıl ulaştığını ise Bediüzzaman şu şekilde anlatmaktadır:
1. İnsanların nefislerine uymalarını sağlayarak
.. Şeriat-ı Muhammediye'nin (a.s.m.) (Peygamberimiz (sav)'in getirdiği Kuran ahlakının gereklerini) ebedi bir kısım ahkamını (hükümlerini) nefis ve şeytanın desiseleriyle (aldatmacalarıyla) kaldırmaya çalışarak...
Üstad'ın da işaret ettiği gibi Deccal, insanları din ahlakını uygulamaktan uzaklaştıracaktır. İnsanlara vicdanlarına değil nefislerine uymayı telkin edecektir.
2. İnsanların arasındaki hürmet ve merhameti kaldırarak
... hayat-ı beşeriyenin (insan yaşamının) maddi ve manevi rabıtalarını (birleştiren unsurlar) bozarak, serkeş (inatçı) ve sarhoş ve sersem nefisleri başıboş bırakarak hürmet ve merhamet gibi nurani zincirleri çözer...
Allah'ın insanlara emrettiği ahlakın gereği olan fedakarlık, yardımseverlik, şefkat, merhamet, sevgi, tevazu; insanları maddi ve manevi olarak güçlendiren, birarada tutan, toplum içinde düzeni ve dirliği sağlayan unsurlardır. Deccal, bu unsurları ortadan kaldıran telkinler vererek düzeni bozar. Üstad da bu gerçeğe işaret etmiştir.
3. İnsanları baskı altında tutarak
... hevesat-ı müteaffine (nefsi tutkular) bataklığında birbirine saldırmak için cebri (zorla) bir serbestiyet (özgürlük) ve ayn-ı istibdat (baskı) bir hürriyet vermek ile dehşetli bir anarşistliğe meydan açar , o vakit o insanlar gayet şiddetli bir istibdaddan başka zabt altına alınamaz.
Üstad bu sözleriyle, Deccal'in oluşturduğu nefsani ortamda insanların sözde kendilerini özgür sandıklarına, oysa aslında büyük bir baskı ve kontrol altında tutulduklarına dikkat çekmiştir. Deccal'in telkinini yaptığı sistemde, insanların çoğunluğu nefislerine uyarak kendilerinin sözde modern ve özgür bir hayat yaşadıklarını sanırlar. Zevkleri, eğlenceleri, sohbetleri, hatta giyimleri ve yemekleri dahi yönlendirildikleri yaşam modeline uygun olarak aynı anlayışı temsil eder. Deccal'in amacı, bu yolla kitleleri cahil bırakmak; düşünmekten, kavramaktan, değerlendirmekten yoksun hale getirmektir. Çünkü cahil kitleleri yönetmek son derece kolaydır. Bununla birlikte, nefse dayalı bu sistemde insanları akıl ve vicdanları değil hırsları ve tutkuları yönlendirir, bu nedenle de büyük bir karmaşa ortaya çıkar.
-
-
Sade Üye
Status :
Üyelik tarihi : Nov 2009
Mesajlar : 240
- Kardeşine Dua Et : 17
29 Mesajda 42 Dua Aldı
Kurtarıcılardan kurtulmak
Tarihin her evresinde insanlar, içinden çıkamadıkları, altından kalkamadıkları konularda bir kurtarıcı bekleme yoluna gitmişlerdir.
Dolayısıyla “kurtarıcı bekleme” düşüncesi insanlık tarihi kadar eskidir. Diyebiliriz ki; bütün dinlerde insanlar “gelecek bir kurtarıcının” beklentisi içinde olmuşlardır. Dün olduğu gibi bugün de mucizevi, efsanevi bir kurtarıcının gelip bozulan her şeyi düzelteceği inancı birçok insanda mevcuttur.
Anlaşılan “kurtarıcı beklemek” hep devam etmiştir. Peki neden?
Sebep çoğunlukla acziyet, zaafiyet, mazlumiyet ve zillet halleridir. Çünkü kendilerini çaresizlik içinde gören kitleler, kurtarıcı beklentisine girerler… Artık elleri kolları bağlı, gelecek kurtarıcı için gün saymaya, hesap yapmaya başlarlar… Çoğu zaman bu tutumlarını “haddini bilmek” adına sürdürürler… Böylece sorumluluğu başkasına havale etme psikolojisi oluşur. Bu pasifize edici ruh hali toplumları uzlaşmacı, uyuşumcu, uyutucu ve uysal bir karaktere dönüştürür… Kısacası bu “kurtarıcı bekleme” algısı hayra alamet değil.
Biraz da direnme gücünü kaybeden, yapması gerekenleri yapmayanların kendilerini savunmaya ve sığınacakları makul bir gerekçeye ihtiyaç vardır… Ayrıca içinde bulundukları durumu meşrulaştırmak, sorumluluklardan sıyrılmak veya ertelemek için böylesi bir izah tarzı kaçınılmaz oluyor…
Kimi zaman beklenen kurtarıcı üzerinden nüfuz sağlama, iktidarı elde etme, intikam alma, zafere yürüme hesapları da yapılır. Ancak pratikte genellikle bu beklentiler umulduğu gibi seyretmez, işler farklı mecralara kayıverir…
İsrailoğullarının risalet öncesi inançları şuydu: gelecek son elçiye iman edecekler ve onun sayesinde yeryüzü hâkimiyetini gerçekleştireceklerdi. Fakat Hz. Muhammed (s.a.v.) peygamber olarak gönderildiğinde şiddetle ilk karşı çıkanlar onlar oldu. Çünkü onların beklentisi, son elçinin kendilerinden, yani İsrailoğullarından olması idi. Ancak İsmailoğullarından olunca kavmiyetçi bir refleksle reddettiler. Hesaplar tutmadı, hasetçi bir tutumla Hz. Peygamber’e en fazla eziyet edenler onlar oldu. Ne iftiralar… Ne tuzaklar…
Hz. Musa (a.s.)’dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerinin de benzeri beklenti ve çıkışlarda bulunduklarını görüyoruz. Talut ve Calut kıssasında “kurtarıcı” talebi ile peygamberlerine müracaat edenlerin akıbetine dikkatlerimiz çekiliyor. Allah (c.c.) tarafından Talut seçilince bu İlahi tercihle tatmin olmuyorlar… Onların zihnindeki lider profili farklıydı… Beklenen kurtarıcının kriterlerini kendileri belirlemek istiyorlardı.
“Peygamberleri onlara, ‘İşte Allah, size (kurtarıcı) hükümdar olarak Talut’u gönderdi,’ demişti. Onlar, ‘O nasıl bize hükümdar olabilir ki? Hâlbuki biz hükümdarlığa ondan daha layıkız. O, malca da bir bolluk verilmiş biri değil,’ dediler. Peygamber, ‘Onu, Allah size hükümdar seçti, bilgi ve fizikçe üstün kıldı, hem Allah hükümdarlığı dilediğine verir. Allah geniş mülk sahibi, her şeyi bilendir,’ dedi.” (Bakara: 247)
Israrla kurtarıcı isteyenler, bakıyoruz ilk itiraz ve isyan edenler oluyor.
Toplumların kurtarıcı beklentisi biraz da insanüstü özelliklerle donanımlı olması şeklinde… Fetişleştirilen kurtarıcılar, kutsanan liderler zamanla ulaşılmaz oluyor, hayatın dışında kalıyor… Sonra da beklenen kurtarıcılar beklentilere cevap veremez olunca bu defa kurtarıcılardan nasıl kurtulunur arayışı başlıyor.
Evet, Mehdi, Mesih, Hızır, müceddid, mürşid beklentisi ile miskinleşiyorsak buna müsaade etmemek lazım. Çünkü biz Mehdi’yi beklerken, deccallar ortalığı kasıp kavuruyor, silip sömürüyor. Kurtarıcı rüyalarından, cifr ve ebced hesaplarından kurtulmamız gerekiyor.
Gökten zembille kimse inmeyeceğine göre, gökyüzünden inen kurtarıcı Kur’an’a sımsıkı tutunmamız gerekmiyor mu?
O urvetu’l-vuska değil midir?
Hablullah’ın ne olduğu belli… Habibullah’ın ne dediği belli… Hududullahın ne içerdiği belli…
Belirsiz olan, bizim karar ve kararlılığımız.
Bize düşen kurtarıcı beklemek değil, önce kendimizi kurtarmak…
Artık kendi ayaklarımız üzerinde durmak durumundayız…
Sihirli eller, kestirme formüller, ithal çözümler, ütopik beklentiler ile oyalanacak halimiz yok…
Bugüne kadar ortaya çıkmayan kurtarıcıların bundan sonra çıkacağı ne malum… Kendimizi ortaya koymamız gerekiyor… Bizde zorlukları aşacak güç, zulme direnecek potansiyel de var, kendimizi aşabilirsek…
Müminlerin vazifesi bellidir: seferde olmak.
Hz. Hacer ıssız çölde kurtarıcı beklemedi, sa’ye durdu. Yürüdü…
Belki de bize düşen ulvi görev, kurtarıcı beklemek değil, kurtarıcı olmaktır… Ailemizden başlayarak, çevreye açılarak özne ve öncü olmak varken, başka arayışlar içinde olmak biraz da sorumluluktan kaçış değil midir?
Şimdi elini taşın altına sokma zamanı.
İşi ruhani, siyasi, askeri kurtarıcılara ihale edersek, korkarım daha çok bekleriz…
“Oturun, oturanlarla beraber” itabına maruz kalırız…
“Hepiniz çobansınız” nebevi sorumluluğuna dönmek varken kendimizi nasıl oyalayabiliriz ki?
“İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır” gerçeğine ne diyeceğiz?
Hülasa, demek istediğim o ki, bekleyen değil, beklenen olalım.
“Rabbimiz! Bizi muttakilere önder kıl!”
Ramazan Kayan
iSLAMTR.net - Türkiye'nin İslami Paylaşım Plartformu
-
mümkündür İçin Dua Edenler:
-
Sade Üye
Status :
Üyelik tarihi : Jul 2010
Mesajlar : 205
- Kardeşine Dua Et : 205
94 Mesajda 177 Dua Aldı
Gökten zembille kimse inmeyeceğine göre, gökyüzünden inen kurtarıcı Kur’an’a sımsıkı tutunmamız gerekmiyor mu?
Allah razı olsun yazıyı özetlemiş..
--aşk--
'iki rekat namazdır,
'abdesti kan ile alınır'
-
-
Forum Üstadı
Status :
Üyelik tarihi : Jun 2005
Mesajlar : 6,601
- Kardeşine Dua Et : 314
245 Mesajda 458 Dua Aldı
Geldiğinden beri tutarsız yazıyorsun. Bu sondu inşAllah. Banlandınız.
Konu kilit.
-
!sLaM4eVeR Kardeşe, bu mesaj için toplam 2 kardeşimiz dua etmiştir.:
Askalani (08-03-2010), tewhid-el-hak (07-30-2010)
Konu Bilgisi
Users Browsing this Thread
Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)
Arkasında Google Var ; )
mehdi geldi 2010
,
mehdi geldi
,
mehdi 2010 da gelecek
,
hesaplara göre mehti ,
deccal baş vuracağı yolllar,
mehdi gedi,
mehti geldi,
mehdi mesih deccal,
dinlerde kurtarıcı mehdi ebced,
mehdi islam-tr,
mehdi geldi nasıl,
3,
mehdi 2010,
mehdi geldi şu anda dünyada,
islam mehdi geldi,
1,
deccal geldi,
dini mehdi geldi şu anda dünyada,
mehdi geldi gelecek 2010,
mehdiGELDİ 2010,
mehdi gelmesi,
2010 mehdi geldi,
mehdi gelmiştir
Benzer Konular
-
Konuyu Açan: kuL, Forum: Tavsiye Siteler.
Cevaplar: 13
Son Mesaj : 03-24-2010, 07:54
-
Konuyu Açan: ya hayır konuş ya sus!, Forum: İslami Arşiv.
Cevaplar: 1
Son Mesaj : 05-17-2009, 05:25
-
Konuyu Açan: quarantine, Forum: islam'da Cihad.
Cevaplar: 3
Son Mesaj : 07-09-2008, 07:11
-
Konuyu Açan: Sevde Binti Zema, Forum: Kendinizi Tanıtın {-Hoş Geldiniz-}.
Cevaplar: 5
Son Mesaj : 07-27-2007, 02:50
-
Konuyu Açan: gözü___yaşlı, Forum: İslami Arşiv.
Cevaplar: 0
Son Mesaj : 12-30-2006, 08:04
Yetkileriniz
- Konu Acma Yetkiniz Yok
- Cevap Yazma Yetkiniz Yok
- Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
- Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Forum Kuralları