Untitled Document

 


Kur'an'ı Anlamanın Önündeki En Yeni Engel: MEALCİLİK

{-Kuran'ı Kerim Özel Bölüm-} Kategorisinde ve Kur-an'ı Kerim Forumunda Bulunan Kur'an'ı Anlamanın Önündeki En Yeni Engel: MEALCİLİK Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Peygamberimizi gözardı ederek Kuran'ın Allahın muradına uygun anlaşılamayacağını ortaya koyan önemli bir yazı. Öncelikle şunu belirtelim ki Kur'an Meali okumak ...

+ Konuyu Cevapla
Toplam 2 Sayfadan 1. Sayfa 1 2 SonuncuSonuncu
Toplam 16 sonuçtan 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Kur'an'ı Anlamanın Önündeki En Yeni Engel: MEALCİLİK

  1. #1
    Yeni Üye
    Status : abdulwahid isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Apr 2009
    Mesajlar : 95
    Kardeşine Dua Et : 0
    4 Mesajda 4 Dua Aldı

    Standart Kur'an'ı Anlamanın Önündeki En Yeni Engel: MEALCİLİK

    Peygamberimizi gözardı ederek Kuran'ın Allahın muradına uygun anlaşılamayacağını ortaya koyan önemli bir yazı.

    Öncelikle şunu belirtelim ki Kur'an Meali okumak başkadır, Mealcilik olarak nitelediğimiz şey başkadır, insanlar elbette ki ana dilleri (en iyi anladıkları dil) ile yazılı olanları dinleyerek veya okuyarak anlayabilir.

    Bu sebeple de bütün peygamberlere Allah'ın mesajı hep o peygamberlerin ve içinden çıkarıldıkları toplumların apaçık anladıkları dilden gönderilmiştir[1]Niçin yabancı bir dilden gönderilmediğini, şu adam ne diyor bir anla­yan olsa da bize de anlatsa (41/44) diye ifadelendiren Allah, yeryüzünde gezip dolaşan melekler olsa idi biz elbette onlardan (meleklerden) birini onlara elçi gönde­rirdik (17/95) derken, diğer yandan meleklerden de on­ların arasından elçiler gönderdiğini (22/75, 35/1) buyur­maktadır.

    Bu konu ile ilgili âyetlerin tümü özetle şunu anlatmaktadır ki Allah, kullarına bir yol göstermek ve onların dünyada işlerini düzene koymalarını, sonuç ola­rak da ahirette rahat etmelerini istemektedir. Bunun için hangi topluma mesaj gondermişse mutlaka o toplumun anlaşabilmek için konuştuğu dil ile konuşan, yani o topluluğun (toplumun) bir ferdini o topluma elçi olarak seçmiş ve kendisine vahyederek kaçınılmaz olarak için­de yaşadığı toplumdan başlayarak vahyi insanlara açıklaması, okuması emredilmiştir.

    Bu açıklamanın ise o toplumun dilinden olması kadar gerekli ve kaçınılmaz bir şey olamaz. İşte bu sebepledir ki Kur'an, Hz. Muhammed'e kendi toplumunun konuştuğu, anlaştığı dil ile ki o dil Arapça'dır - gönderilmiştir. Yoksa Arapça'nın bir imtiyazı, bir üstünlüğü, bir farklılığı olmasından dolayı, cennette konuşulacak dil olması(!)ndan dolayı de­lil. Bu gibi sözler uydurmadır.

    Bu arada şunu da belirtmekte zaruret görüyoruz ki Kur'an tercüme edilemez, meallendirilemez değildir. Asırlar boyunca tercüme edilmiş ve meallendirilmiştir.

    Kimilerinin sandığı gibi tercümedeki güçlük, meallendirmedeki zorluk Arapça ile Türkçe arasındaki bir özel durumdan doğmamaktadır. Unutulmamalıdır ki hiçbir dilde yazılmış bir eser bir başka dile, orjinal dilindeki gibi ne tercüme edilebilir, ne meallendirilebilir.

    Zira her dilin tarihî süreç içinde o dili konuşan toplumun coğrafyasından, iklimine, arazi yapı­sından yediklerine, yaşam biçiminden ekonomik duru­muna, yerleşik veya göçebe oluşundan dünya görüşle­rine kadar sayılması uzun sürecek birçok unsurun etkisi ile oluşmuş kelimeleri kavramları, kelime ve kavram­ların anlam farklılıkları vardır.

    Zira içinde yaşanılan şart­lar kelimeler aynı da olsa bu kelimelerin kafalardaki iz­düşümü farklı bulunmaktadır. Örneğin soğuk denildiği zaman Mekke'de yaşayanların anlayacağı soğuk - Allah bilir - sıfır üzeri 15-20 derece olmalıdır. Aynı kelime bir Erzurum için veya kutuplar için çok farklı derecede bir soğukluğu anlatacaktır. Kutuplardaki soğuğu Arab'ın aklının alması bile çok güç iken, Mekke'deki sıcağı da Grönland'da yaşayan birilerinin anlaması her halde güç olmalıdır. Bu örneğimizi hemen her konuda çoğaltabil­mek mümkündür ve ne demek istediğimizi anlatmaya örneğimizi yeterli görüyoruz.

    İşte bu sebepledir ki hiçbir dilden bir diğer dile tam karşılıklı tercüme yapabilmek mümkün değildir. Buna dillerin, o dili konuşan halkın diğer halklardan farklı şart­ları olmasının zarureti sebep olmaktadır. Bundan ötürü­dür ki ne Türkçe bir eseri tam anlamıyla Arapça'ya ter­cüme edebilmek, ne çingeneceyi bir başka dile tam an­lamıyla çevirebilmek mümkün değildir.

    Kimilerinin san­dığı gibi Kur'an hiçbir dile tercüme edilemez değildir.Tercüme edilir ve edilmiştir de. Halen de edilmektedir. Lâkin bilinmesi gereken şey odur ki Kur'an, Allah'ın sözleridir. Fakat asla 'Rabça' bir kitap değildir. Allah'ın, kullarının düzeyinde, onların anlayabilmesi için anlaşıl­ması da kolaylaştırılmış bir kitap olarak gönderilmiştir. Zira açıktır, açıklayıcıdır.

    Peygamber şari değildir. Şârî olan yalnızca Allah'tır. Fakat unutulmaması gereken bir husus vardır ki o da peygamberin bir uyarlayıcı, bir uygulayıcı olduğu hususudur, İnsanlar Allah'ın dinini gerek teorik olarak (âyetlerin aynen elçinin ağzından çıktığı gibi) gerekse pratik olarak (yaşama geçirilmesi olarak) O'nun elçile­rinden öğrenmekteyiz.

    Onlar güvenilir insanlardır. Onlar da yanılırlar fakat diğer insanlardan farkları - ki bu farklılık çok önemli bir farklılıktır ve elçilerin dışında hiçbir in­sanda bu fark bulunmamaktadır - yanılgılarının, yanlış­larının kendilerine hayatta iken ve genel olarak yanlışı yapmasını takiben düzeltilmesi farkıdır. Ki bu fark, onların Kur'an teoriğinin, pratize edilmesinde hüccet teşkil etmesinin dayanağıdır. Dindeki bir hususu Allah'ın elçisi dururken, elbette ki bir başkası açıklayacak de­ğildir. Olsa olsa soru şeklinde sorabilir ve Allah'ın elçisinin konu ile ilgili olarak söyleyeceklerini dinlemek ve onlara uymak zorundadır.

    Elçiler de içinde bulundukları toplumun birer ferdidirler. Bu sebeple o toplumun bazı özelliklerini taşırlar. Şayet bu özellikler kendilerine gelen vahyin özüne aykırı ise Allah elçilerindeki bu uy­mazlığı giderir ve onları düzeltir. Bununla ilgili âyetlerin bulunduğunu, bir diğer tabirle ALLAH'IN ELÇİSİNİ DÜ­ZELTTİĞİNİ biliyoruz[2].

    Hiçbir elçi taşımaktan ötürü şeref duyduğu görevini kötüye kullanmak istemez ve kullanmaz. Şayet bunun tersine hareket olursa, "O ken­disinden bir söz uydurup ta sonra onu bize isnâd etse (bunu bana Allah söylüyor, vahyediyor dese) Onu (bu­nu yapan elçimizi) şah damarından yakalar ve sağ elini (bütün güç ve kuvvetini) ondan alırdık, içinizden kimse de onu elimizden alamazdı (kurtaramazdı)" (69/44-47) Allah'ın böyle bir halde ne yapacağını yine kendisi an­latmaktadır.

    Şu açıkça bilinmelidir kî peygamberin uygulamaları -yeter ki Onun uygulamaları olduğundan emîn olalım - bütün müslümanları bağlar. Örneğin namazın hemen bütün erkânı Kur'an'da bulunduğu halde rekat sayısı ile ilgili bilgilerimiz peygamberimizden gelen hem lafzî, hem amelî rivayetteki tevatürdür. Aksine de hiçbir riva­yete rastlanmamıştır. Rastlansa idi bir avuç da olsa bir kısım müslüman çıkar ve o rivayete göre namaz rekat­larını belirlerdi. Böyle bir rivayete asla rastlanmamıştır. Bu sebeple namaz rekatlarının sayıları da müslümanım diyenleri bağlamaktadır. Bir hususta Allah'ın elçisinin yaptığına itibar etmeyip, hevasına (kendi anlayışına) uymanın İslamda yeri bulunmadığı bilinmelidir.

    Bila istisna herkesin tevâtüren bildiği ve yapageldiği gibi Arapça'daki 'salat’ peygamber tarafından bilindiği gibi kılınmış (ikame) edilmiştir. Zaten namazın erkânı olan tüm hususlar (rekat sayıları dışında) Kur'an'da zikredilmektedir. Abdest, Istikbâl-i Kıble, Kıyam, Rüku, Secde, Kur’an'dan kolayına gelenin okunması (kıraatı)dır.

    Biz düşüncemizin sağlamasında peygamberin yaptığı fakat yanıldığı, yanlış yaptığı hususlarda Allah'ın durmayıp dininin yanlış anlaşılması ve uygulanmasına engel olmak için bu yanlışı, yanılgıyı düzeltme sünne­tine dayanmaktayız. Ve bu sebeple kimilerinin söylediği gibi yolda giderken ayakta dua etmenin namaz demek olmadığından eminiz. Örtülerini omuzlarının üzerine indirsinler âyetinde baş örtüsü kelimesinin geçmemesi sebebiyle kadınların başlarının (saçlarının ve boyun­larının) açık olabileceğini ileri sürenlere omuzların üzeri­ne indirsinler ifadesinde indirmenin yukarıdan aşağıya yapılması gereken bir iş olduğunu hatırlatıyor ve omu­zun üzerindeki üst yerin de baş olduğunu hatırlatmak istiyoruz.

    Başka bir alternatif düşüncenin bulunamıyacağı kanısındayız. Bu sebeple mealcilerin hiç değilse bir kısmının cevahir bulmuş gibi sarıldıkları baş örtüsü­nün Kur'an'da geçmediği ve açık olunabileceği düşün­cesinin kof bir düşünce olduğu kanısındayız ve bir fahşa olarak görüyoruz bu düşünceyi...

    Yine kimi mealcilerin Kur'an'a itibar edeceğiz diye 'şarabın haram edildiği’ diğer içkilerin içilebileceği kanı­sında olmalarını da en azından anlayış kısırlığı ve kendi­ni kilitlemek olarak görüyor ve değerlendiriyoruz. Böyle­si şaşkınlıkları da şu âyetle açıklıyoruz: "... (Ey Muham-med), Rabb'inden sana indirilen, onlardan çoğunun az­gınlık ve inkârını artıracaktır..." (5/68)

    Dikkat edildiğinde görülen şey şudur. Meal okuyan­lar değil, mealcilik yapanlar, yani itibar edilecek şeyin yalnızca meal olduğunu söyleyerek Kur'an'a da aykırı bir tutum sahibi olanlar Allah'ın o Kitapta peygamberi için "Onda sizler için güzel bir örnek vardır" (33/21, 60/4-6) âyetini görmüyorlar mı? Kitap, yani Allah, elçisine hukukî bir deyimle atıfta bulunmaktadır. Bu atfa itibar etmemek, atıf yapana itibar etmemektir ve hukuk man­tığına, hukukun esaslarına aykırıdır.

    Tevhide sarılacağız derkon, tevhidi zedeleyenler şirke girmekten korktuklarını söyleyerek bu ve benzer esaslı yanlışlara düşenleri uyarmak ve Allah'ın kitabını tepkisel olarak değil, peşin hükümsüz algılamalarını ve ona göre düşünüp, amel etmelerini tavsiye ediyoruz.

    Tepkiselliğin asırlardan beri altında hadis yazan ne buldularsa hepsinin karşısında şapka çıkaran, selam duranların düştüğü esaslı yanlışın karşıtı olarak ortaya çıktığını görüyor ve aynı cinsten esaslı bir yanlışın yapıldığına inanıyoruz. Bu yanlışı yapanlara da Mealci diyoruz. Nasıl peygamberin sözü değil; peygamberin söylediği söylenen sözlerin tümünü din sananlar esaslı yanılgıda olmuşlarsa aynen onların yaptığı yanlışı tersinden yaparak esaslı yanlışlığa düşenler de mealcilerdir ve peygamberi dışlamaktadıriar. Evet kesinlikle kanaatımız odur ki peygamber bir postacı değildir.

    Peygamber güncel bir deyimle "YAP-İŞLET-DEVRETÇİ"dir.
    Yap, işlet, devretçi olanın görülmezlikten gelinmesi mümkün olmadığı gibi, ihmal edilmesi de mümkün oğildir. Hem aklen mümkün değildir, hem naklen. ‘Onda sizin için güzel örnek vardır’( ). Bunu mümkün görenlerin kendilerini gözden geçirmelerinde, akıllarının yerinde bulunup bulunmadığını kontrol ettirmelerinde umulaz yararlar görmekteyiz. "Kim uğraşacak o kadar hadisle" gibi bir mantığı kendilerinde gördüğümüz kimi mealcilerin kolaycılığını, asırlardan beri altında her hadis yazan sözün peygamber tarafından söylenilmiş gibi algılayıcıların kolaycılığından hiçbir farkını görmüyor ve bu taifenin de aşırı gidenlerden olduğunu açıkça belirtmekte zaruret görüyoruz. Din kolaydır ve Allah dinini kolaylaştırmıştır fakat asla ucuzlatmamıştır.

    Biz bugüne değin ne kadar mealci ile tanışmış, görüşmüş ve konuşmuş isek inanınız hepsini kolaycı olarak görmüşüzdür. Hiçbir orjinaliteleri olmadığını fakat kendilerini çok şey sandıklarını görmüşüzdür.

    Kur'an meali okuyunuz ama asla mealci olmayınız. Mealcilerin siyâsî açıdan kısırlığı ortak paydalarındandır. Mealcilerin kolaycılığı ve burunlarının ucunu bile görmekten acizliği, kendilerine imrenilmesini engelle­mektedir.

    Bizim, yılların birikimi sonucu kanaatimiz odur ki Mealcilik, Kur'an'ı anlamanın ve hayata geçirmenin önündoki en yeni engeldir. Uzak durulmasını dileriz.


    ERCÜMENT ÖZKAN
    MEALCİ BİLDİĞİMİZ ADAM BUNLARI DİYOR

  2. #2
    Yeni Üye
    Status : abdulwahid isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Apr 2009
    Mesajlar : 95
    Kardeşine Dua Et : 0
    4 Mesajda 4 Dua Aldı

    Standart

    BELKİ BİR ÇOK NOKTADA AYRIŞIRIZ AMA 90 LI YILLARDA UYARIYI YAPMIŞ ADAM

  3. #3
    Yeni Üye
    Status : hanife_musluman isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Apr 2009
    Mesajlar : 47
    Kardeşine Dua Et : 0
    0 Mesajda 0 Dua Aldı

    Standart

    ALINTI

    Kimilerinin sandığı gibi tercümedeki güçlük, meallendirmedeki zorluk Arapça ile Türkçe arasındaki bir özel durumdan doğmamaktadır. Unutulmamalıdır ki hiçbir dilde yazılmış bir eser bir başka dile, orjinal dilindeki gibi ne tercüme edilebilir, ne meallendirilebilir.
    ...

    BU HADİS SİYER VE DİĞER İLİMLER İÇİNDE GEÇERLİDİR.. TÜRKÇE 1 TANE BİLE HADİS YOKTUR DEĞİL Mİ..
    Ey Rabbim! Benim toplumum bu Kuran’ ı devre dışı tuttular.

    25- Furkan Suresi 30



    :Hiç kuşkusuz bu Kur'an insanları en doğru yola iletir ve iyi ameller işleyen mü'minlere, kendilerini büyük bir ödülün beklediği müjdesini verir.(isra/9)

  4. #4
    Yeni Üye
    Status : abdulwahid isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Apr 2009
    Mesajlar : 95
    Kardeşine Dua Et : 0
    4 Mesajda 4 Dua Aldı

    Standart

    YAP-İŞLET-DEVRET ten ne anladınız ?
    Devredilen nasıl ve kimler aracılığıyla geldi?
    Peygamberin ashabı yoksa rasul ölünce kafalarından ilavemi yaptılar ?
    Yazıyı allah rızası için hakkıyla oku ve uyarılara karşı sizin tarınız nedir ?
    Abdesti bozan şeyler nelerdir ?
    Namazı nasıl kılıyorsunuz ?

  5. #5
    Yeni Üye
    Status : hanife_musluman isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Apr 2009
    Mesajlar : 47
    Kardeşine Dua Et : 0
    0 Mesajda 0 Dua Aldı

    Standart

    CEVABIMI VERMİŞTİM.
    Ey Rabbim! Benim toplumum bu Kuran’ ı devre dışı tuttular.

    25- Furkan Suresi 30



    :Hiç kuşkusuz bu Kur'an insanları en doğru yola iletir ve iyi ameller işleyen mü'minlere, kendilerini büyük bir ödülün beklediği müjdesini verir.(isra/9)

  6. #6
    Katılımcı
    Status : yusuf isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Dec 2008
    Mesajlar : 923
    Kardeşine Dua Et : 0
    3 Mesajda 4 Dua Aldı

    Standart

    selamun aleykum

    bilgisi yokki cevap versin .. fikra yazsa bu kadar komik olmaz .. arkadas ayni soruyu soruyor ve diyorki .. kurani kim topladi? diyor ve soyle devam ediyor, ehlisunnet insanlar topladi ( yani sahabe selam uzerlerine olsun) sonra bu sahis diyorki .. kurani topladiginizmi iddia ediyorsunuz simdide .. saniyorki ehli sunnet lafini biz cikardik, sanki kurani kerimi toplayan sahabede sunnete uymayan insanlardi .. rabbim bu insani islah etsin ..

    bu sayfadaki postlari alin .. bir cocuga okutun

    YAP-İŞLET-DEVRET ten ne anladınız ?
    Devredilen nasıl ve kimler aracılığıyla geldi?
    Peygamberin ashabı yoksa rasul ölünce kafalarından ilavemi yaptılar ?
    Yazıyı allah rızası için hakkıyla oku ve uyarılara karşı sizin tarınız nedir ?
    Abdesti bozan şeyler nelerdir ?
    Namazı nasıl kılıyorsunuz ?
    bu sorulari gosterin, birde su cevabi
    CEVABIMI VERMİŞTİM.
    cocuk bile guler .. gercekten nerede verdiniz ben goremedimde .. soruyu anladinizmi? siz

    soru bu

    Devredilen nasıl ve kimler aracılığıyla geldi?
    Peygamberin ashabı yoksa rasul ölünce kafalarından ilavemi yaptılar ?..
    bir soruda ben ekleyeyim bu sahabe kimin sunnetine uydular ? yoksa kafalarina gore mi takildilar .. sizce sahabe guvenilirmi ?
    Konu yusuf tarafından (04-15-2009 Saat 12:22 ) değiştirilmiştir.

    Muhakkak ki hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’adır.

  7. #7
    Aktif Üye
    Status : KavlulFasl isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Apr 2009
    Bulunduğu yer : Son Kıyamı Dünya yapacak Bize..Onun üstünde yaşıyorum.
    Mesajlar : 2,065
    Kardeşine Dua Et : 16
    60 Mesajda 92 Dua Aldı

    Standart

    Bismillah -Elhamdulillah

    MEALCİLİK FİTNESİ
    (HADİS İNKARCILIĞI)

    KONU HAKKINDA AYETLER:


    Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur. (33/36)

    (Nuh) Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin." (26/108)
    (Nuh) Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin. (26/110)
    (Hud) Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin." (26/126)
    (Hud) Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin." (26/131)
    (Salih) Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin." (26/144)
    (Salih) Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ve ölçüsüzce davrananların emrine itaat etmeyin." (26/150-151)
    (Lut) Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin." (26/163)
    (Şuayb) "Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin." (26/179)

    Andolsun sizin için Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır. (33/21)

    Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur. (33/36)



    Onlar derler ki: "Allah'a ve elçisine iman ettik ve itaat ettik" sonra bunun ardından onlardan bir grup sırt çevirir. Bunlar iman etmiş değildirler. (24/47)

    Kim Resûl'e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik. (4/80)

    ''Kur’anı insanlara açıklayasın diye sana indirdik.'' [Nahl 44]

    (Resûlüm! ) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir. (3/31)

    Allah'a ve elçisine itaat edin, ki merhamet olunasınız. (3/132)

    Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'a ve elçisine itaat ederse, onu altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur. (4/13)

    Kim Allah'a ve Resûl'e itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehidler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır! (4/69)

    Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir. (8/46)

    İTAAT Yüzlerinin ateşte evrilip çevrileceği gün, derler ki: "Eyvahlar bize, keşke Allah'a itaat etseydik ve Resûl'e itaat etseydik." (33/66)
    Ey Rabbimiz! Biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk da onlar bizi yolda saptırdılar, derler. (33/67)

    Ki O ( Allah), amellerinizi ıslah etsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve elçisine itaat ederse, artık o en büyük kurtuluşla kurtulmuştur. (33/71)

    Yalnız İblis secde etmedi. O büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu. (38/74)

    İşte onun için sen (tevhide) dâvet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma ve de ki: Ben Allah'ın indirdiği Kitab'a inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de sizedir. Aramızda tartışılabilecek bir konu yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar, dönüş de O'nadır. (Âyette Hz. Peygamber in insanları davet edeceği prensipler açıklanırken, uyacağı esaslar da beyan edilmiştir. Buna göre davete devam edilecek, inanma yanların teklifve ısrarları dinlenmeyecektir.) (42/15)

    Yine onlar, Rablerinin davetine icabet ederler ve namazı kılarlar. Onların işleri, aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da harcarlar. (42/38)
    Ey iman edenler, Allah'a itaat edin, Resûl'e itaat edin ve kendi amellerinizi geçersiz kılmayın. (47/33)

    Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa artık o ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği ahdine vefa gösterirse, artık O da, ona büyük bir ecir verecektir. (48/10)

    Köre vebal yoktur, topala da vebal yoktur, hastaya da vebal yoktur. (Bunlar savaşa katılmak zorunda değildirler.) Kim Allah'a ve Peygamberine itaat ederse, Allah onu altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de geri kalırsa, onu acı bir azaba uğratır. (48/17)

    Bedeviler, dedi ki: "İman ettik." De ki: "Siz iman etmediniz; ancak "İslam (Müslüman veya teslim) olduk deyin. İman henüz kalplerinize girmiş değildir. Eğer Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederseniz, O, sizin amellerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir." (49/14)

    Gerçekten Allah'a ve Resûlü'ne karşı (onların koydukları sınırları tanımayıp kendileri sınır koymaya kalkışmakla) başkaldıranlar kendilerinden öncekilerin alçaltılması gibi alçaltılmışlardır. Oysa biz apaçık ayetler indirdik. Kafirler için küçültücü bir azap vardır. (58/5)

    Gizli toplantıların fısıldaşmalarından' (kulis) men' edilip sonra men' edildikleri şeye dönenleri; günah düşmanlık ve Peygamber'e isyanı (aralarında) fısıldaşanları görmüyor musun? Onlar, sana geldikleri zaman seni Allah'ın selamladığı biçimde selamlıyorlar. Ve kendi kendilerine: "Söylediklerimiz dolayısıyla Allah, bize azab etse ya." derler. Onlara cehennem yeter; oraya gireceklerdir. Artık o ne kötü bir gidiş yeridir. (58/8)

    Gizli konuşmanızdan önce sadaka vermekten ürktünüz mü? Çünkü yapmadınız, Allah sizin tevbelerinizi kabul etti. Şu halde namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah'a ve O'nun Resûlü'ne itaat edin. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (58/13)

    Bu onların Allah'a ve O'nun Resûlü'ne ‘başkaldırıp ayrılık çıkarmaları' dolayısıyladır. Kim, Allah'a başkaldırıp-ayrılık çıkarırsa muhakkak Allah cezası (ikâbı) pek şiddetli olandır. (59/4)

    Allah'ın, (fethedilen) ülkeler halkından Peygamberine verdiği ganimetler, Allah, Peygamber, yakınları, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Böylece o mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet olmaz. Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı çetindir. (59/7)

    O, ümmîler içinde kendilerinden olan ve onlara ayetlerini okuyan, onları arındırıp-temizleyen ve onlara kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderendir. Oysa onlar bundan önce gerçekten açıkça bir sapıklık içinde idiler. (62/2)

    Allah'a itaat edin ve Resûle de itaat edin. Şayet yüz çevirecek olursanız, artık elçimiz üzerine düşen (yalnızca) apaçık bir tebliğ (gerçeği en yalın biçimde size iletme)dir. (64/12)

    Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah'tan korkup-sakının, dinleyin ve itaat edin. Kendi nefsinize hayır (en büyük yarar) olmak üzere infakta bulunun. Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri tutumundan) korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (64/16)

    İman edip salih amellerde bulunanları karanlıklardan nura çıkarması için Allah'ın apaçık ayetlerini size okuyan bir elçi de (gönderdik). Kim iman edip salih bir amelde bulunursa (Allah) onu içinde süresiz kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Allah, gerçekten ona ne güzel bir rızık vermiştir. (65/11)

    Artık Rabbinin hükmüne (boyun eğip) sabret; onlardan hiçbir günahkâra, yahut hiçbir nanköre boyun eğme. (76/24)

    Hayır! Ona uyma! Allah'a secde et ve (yalnızca O'na) yaklaş! (96/19)





    KONU HAKKINDA HADİSLER VE ALİMLERİN GÖRÜŞLERİ


    “Ashabım hakkında uygunsuz söz söylemeyin. Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, sizden birinin Uhud dağı kadar altını olsa ve o bunun tamamını Allah yolunda infak etse, onların bir-iki avuçluk infakın(ın sevabın)a, hatta yarısın(ın sevabın)a bile ulaşamaz.” ( Sahih-i Müslim, Fedailü’s-Sahabe)

    Hadis olmaksızın yalnızca Kur’an’la yetinmek düşüncesinin bir Müslüman’dan çıkması caiz değildir.Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem bu noktaya dikkat çekerek şöyle buyurmuştur:


    يوشك أن يقعد الرجل منكم عَلَى أَرِيكَتِهِ يحدث بحديثي فَيَقُولُ بَيْنَنَي وَبَيْنَكُمْ كِتَابُ اللَّهِ فَمَا وَجَدْنَا فِيهِ حَلالاً اسْتَحْلَلْنَاهُ وَمَا وَجَدْنَا فِيهِ حَرَامًا حَرَّمْنَاهُ وَإِنَّ مَا حَرَّمَ رَسُولُ اللَّهِ كَمَا حَرَّمَ اللَّهُ “


    Sizden bir adam çıkarak, koltuğuna yaslanır bir halde benden bir hadis okuyacak ve ardından da “sizin ile benim aramızda Allah’ın kitabı var. Onda helal bulduğumuzu helal kabul ederiz. Haram bulduğumuzu da haram kabul ederiz” diyecektir. Hâlbuki Allah’ın Resulünün bir şeyi haram kılması Allah’ın haram kılması gibidir.”[1]


    Cabir’den merfu olarak gelen rivayette ise şu ifade yer almaktadır:


    من بلغه عني حديث فكذب به فقد كذب ثلاثة : الله , ورسوله والذي حدث به

    “Kim benden bir hadis duyarsa ve yalanlarsa, üç şeyi yalanlamış sayılır: Allah’ı, Resulünü ve kendisine hadis aktaranı.”[2]

    Kaynak:

    [1] Hakim ve Beyhaki
    [2] Mecmu’ul Zevaid

    Beyhakî Sünen'inde Misâfir namazı bölümünde, hazreti Ömerden (radıyallahü anh) bildirir: Hazret-i Ömere yolculukta namazın kasr edilmesi, ya'nî dört rek'atlı farzları iki rek'ât olarak kılmaktan soruldu ve: «Biz, azîz kitabda korku namazını buluyoruz, fakat seferî namazı bulamıyoruz» denildi. Sorana: «Ey kardeşimin oğlu [yeğenim], Allahü teâlâ bize Muhammed aleyhisselâmı gönderdi. Biz bir şey bilmeyiz. Ancak biz, Resûlullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) yaptığını gördüğümüz şeyi yaparız. O, seferde, 4 rekatlı farzları iki kılardı.

    (Beyhaki ,Sünen-Misafir Namazı Bölümü)


    İmam-ı Süyuti diyor ki:


    "Şunu bilesiniz ki, usül ilminde maruf olan şartları taşıyan -kavlî olsun fiilî olsun- hadisler hüccetdir. Resulullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) bu hadislerini inkar eden kimse küfre girer ve İslam dairesinden çıkar, yahudilerle, hıristiyanlarla veya Allahü teâlânın murad ettiği diğer kâfir fırkalarla beraber haşrolunur." (Miftahu'l-cenne, s.18)

    İMAM EBU HANİFE (Rahimehullah) ın Görüşleri;

    İmam Ebû Hanîfe şöyle der: “Kabir azabını bilmem” diyen kimse helaka uğrayan Cehmiyye’dendir. Çünkü o kimse, kabir azabının ifade edildiği “Biz onları iki defa azaplandıracağız” (9/et-Tevbe, 101) ayetini ve kabirdeki azabı anlatan “Şüphesiz zulmedenlere bundan başka da bir azap var” (52/et-Tûr, 47) ayetlerini inkâr etmiştir. Eğer bu kimse, “Ben ayete inanıyorum; ancak tefsir ve teviline inanmıyorum” derse kâfir olur. Çünkü Kur’an’da, tevili tenzilinin aynı olan (ne ifade ettiği konusunda ayrıca yoruma gerek bırakmayacak ölçüde açık olan) ayetler vardır. Eğer bunu inkâr ederse kâfir olur.” (1)

    Yine İmam Ebû Hanîfe şöyle der: Mestler üzerine meshin, mukim için bir gün bir gece, yolcu içihn üç gün üç gece olacak şekilde hak olduğunu ikrar ederiz. Çünkü hadiste böyle varit olmuştur. Bu konudaki rivayektler mütevatir seviyesine yakın olduğu için inkâr edenin küfründen korkulur.” (2)

    İmam Ebû Hanîfe (rh.a), itikadî meseleler hakkında yeterli bilgisi olmayan kimselerin takınması gereken tavır hakkında şöyle der: Tevhit (itikad) ilminin ince meselelerinden herhangi bir hususu anlamakta müşkilat çeken kimsenin, meseleyi sorup öğreneceği bir alim bulana kadar o konuda Allah Teala katındaki doğru neyse o şekilde inanması gerekir. Bu durumdaki bir kimsenin, meselenin doğrusunu öğrenmeyi ertelemesi caiz değildir. Bu durumdaki kimsenin, tevakkuf etmesi, meselenin aslını öğrenmekten geri durması mazur görülemez. Eğer bu durumdaki kimse, meselenin aslını öğrenmekten geri durursa (ve hayatını öylece şüphe içinde geçirmeye devam ederse) dinden çıkar.” (3)

    Kaynaklar;

    1) el-Fıkhu’l-Ebsat, (İmam-ı Azam’ın Beş Eseri içinde), 48.
    2) el-Vasıyye, (İmam-ı Azam’ın Beş Eseri içinde), 74.
    3) el-Fıkhu’l-Ekber, (Ali el-Karî şerhiyle birlikte), 319-20.

    Mealcilerin Allah’a şirk koşmayı tariflerine bakalım

    -Allah’ın ulûhiyet, rububiyet, sıfatında veya onun ibadette eşi olmadığına inanmaktır. Genelde mealcilerin Allah’a şirki tarifleri böyledir.

    -Ancak onlardan hoca Ahmedindiyn ve Abdullah Cekralevi bu tarife şu kelimeleride eklemektedir;

    -Onlara Göre ''Ehl'i Sünnet Şirk içindedir''

    -Sünnete göre amel etmek ve sünnete göre muhakemeleşmekte şirktir. Onlara göre; Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in verdiği hükümlere göre hareket etmek onlarla amel etmek şirktir.



    Bu kimseler; Nisa: 65, Ahzab: 36, Nur: 51 vb. ayetlere rağmen böyle söylemektedirler.


    65. Hayır; Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdi*ğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam manâsıyla kabullennıedikçe iman etmiş olmazlar.(Nisa.65)

    36. Allah ve Rasûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Rasûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur. (Ahzab 36.Ayet.)

    51. Aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Resulüne da'vet edildiklerinde, "İşittik ve itaat ettik " demek, sadece mü'minlerin söyleyeceği sözdür. İşte asıl bunlar kurutuluşa erenlerdir.(Nur Süresi 51.)


    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Hatemunnebi Oluşu; Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Hatemunnebi oluşu Mealcilerden Makbul Ahmed Makbul Ahmed ise; “Rasuller insanlığı hidayete erdirmek, cehalet karanlığından kurtarmak ve zulmü bertaraf etmekiçin gelmişlerdir.” Cehalet ve Zulüm yeryüzünde olduğu sürece Nebiliğin olması gerektiğini ileri sürmektedir.


    İsa (Aleyhisselam)’a karşı koymaları

    1) Doğumu ile alakalı görüşleri:

    Kur’an İsa (Aleyhisselam)’ın Allah’ın kudretine dalalet eden bir ayet olarak babasız bir tek anneden dünyaya geldiğini; yeryüzünde Allah’ın dilediği kadar nebi olarak kaldığını; sonra Allah’ın onu kendi katına yükselttiğini; öldürülünenin ve çarmaha gerilenin isa’ya benzer biri olup, isa (Aleyhisselam) olmadığını, açık olarak bildirilmektedir.


    Sünnette; İsa (Aleyhisselam)’ın Kıyamet saatine yakın adil bir hakem olarak yeryüzüne ineceğini, Deccal’i öldüreceğini vb. şeyleri söylemektedir. Hal böyle iken mealcilerden büyük bir çoğunluk isa (Aleyhisselam)’ın aksine bir anne babadan olduğunu iddia etmekte Allah’ın Meryem: 20, 21, 22, 23, 27, 28 ve Ali İmran: 59. ayetlerine gözlerini kapatmaktadırlar.

    Meryem (Aleyhisselam)’da şöyle demişti:

    “Bana hiçbir beşer dokunmamış ve ben hiçbir zaman kötü olmamış iken, nereden benim çocuğum olacak?” Melek’de demişti ki: Rabbın böyle buyurdu. İnsanlara onu bir delil ve bizden bir rahmet kılmak için, bu bize kolaydır.” Nitekim Meryem çocuğa gebe kalmış ve onunla birlikte uzak bir yere çekilmişti. Doğum sancısı onu bir hurma ağacına sığındırmış; “keşke ben bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim” demişti.

    Meryem Suresi: 20, 21, 22, 23

    “Meryem çocuğu taşıyarak kavmine getirmiş, onlarda şöyle demişlerdi: “Ey Meryem çok kötü bir iş yaptın,” Ey Harun’un kızkardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi; annende yoldan çıkmış değildi?”

    Meryem: 27, 28

    “İsa’nın durumu, Allah katında, Âdem’in durumu gibidir. Âdem’i de topraktan yaratmış, sonra ona “ol” demiştik; oda hemen oluvermişti.

    Ali İmran: 59

    Kıyamet Günü Şefaat Edilmesi:

    Mealcilerin hepsi şefaati reddetmektedirler. Bu hususta dünkü mutezile ile bu günkü mutezile arasında hiçbir fark yoktur.

    -Onların şefaati inkâr ederken delil olarak aldıkları ayetler:

    “Hiçkimsenin hiç kimse adına bir şey ödemeyeceği, hiç kimseden şefaatin kabul edilmeyeceği. Hiç kimseden fidye alınmayacağı ve kendilerine yardım bile edilmeyeceği bir günden sakının.”

    Bakara Suresi: 48

    “Ey iman edenler! İçinde ne bir alış verişin, ne bir dostluğun ve nede bir şefaatin olduğu gün gelmeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden sarfedin. Kâfirler, işte asıl zalim olanlar onlardır.”

    Bakara Suresi: 254

    Ehl'i Sünnet'in Şefaat ile İlgili aldığı Sahih Hadisler;

    (Müslim, Cenâiz 102-103, Hadis no: 974, 2/669).

    “Her peygamberin kabul edilen bir duası vardır. Diğer peygamberler o duayı yapmakta acele ettiler. Ben ise bu duamı Kıyamet gününde ümmetime şefaat için sakladım. Ona, ümmetimden şirk koşmayanlar kavuşacaklardır.” (Buhârî, Deavât 1, 8/82; Müslim, İman 334-342, Hadis no: 198-199, 1/188; İbn Mâce, Sünnet 37, Hadis no: 4307, 2/1440; Tirmizî, Deaavât 141; Kütüb-i Sitte, 14/403).


    “...O’nun izni olmadan, O’nun katında şefaat edecek kimdir?...” (2/Bakara, 255
    )

    Üstte Bakara 255.Ayette ise O'nun izni olmaksızın deniliyor,Rasulullah -Sallahu aleyhi ve Selem-ise Şefaat etme izni kendisine verildiğini Sahih olarak bize ulaşmaktadır.

    (Buhârî, Tefsir Sûre 18; Müslim, İman 84). Cennette derecelerin arttırılması için ilk şefaat edecek peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.)'dir. Bundan dolayı Hz. Peygamber bir hadisinde,"Cennette insanların ilk önce şefaatte bulunanı benim." (Müslim, İman 85) buyurmuştur.

    MEALCİLER ;Namazda kıbleye yönelmenin gerekli olmadığını söylüyorlar. Bakara suresindeki ayetlere rağmen.

    “Senin yüzünü çok defa gökyüzüne çevirip durduğunu elbette görüyoruz. İşte şimdi hoşnud olacağın bir kıbleye seni döndürüyoruz. Yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Nerede bulunursanız, sizde yüzlerinizi onun tarafına çevirin…”

    Bakara: 144


    “Kendilerine kitap verilenlere her delili getirsen, senin kıblene yine uymazlar, sende onların kıblesine uyacak değilsin. Onlarda birbirlerinin kıblelerine uymuyorlar…”

    Bakara:145

    ------------------------------------------------------------------
    SONUÇ:

    1-Ehl'i Sünnet'i TEKFİR eden kendisi KAFİR olur.
    2-Kıble Ayetleri varken her istediği tarafa Namaz kılan Ayetleri İnkar etmiş olur KAFİR olur.Ki bir Ayetin açık Hükmünü İptal etmek Küfürdür.
    3-Mütavatir Hadisleri RED eden kafir olur İCMA ile sabittir.


    Sadece MEHDİ nin Zuhurunu inkar eden Kafir olur Haber ''MÜTEVATİR'' olarak gelmiştir.

    DELİLLERİ;

    Ehl-i Sünnet Kaynaklarında, İmam Mehdi (a.s) ile İlgili Hadisleri Nakleden Sahabenin İsimleri

    1- İmam Emir-ul Mü’minin Ali b. Ebu Talib, bkz. “Sünen-i Ebi Davud”, c. 4, s. 51.
    2- Ebu Umame Bahli, bkz. “el-Beyan”, Genci, s. 95.
    3- Ebu Eyyub Ensari, bkz. “el- Mucem-us Sağir”, Tabarani, c. 1, s. 137.
    4- Ebu Said Hudri, bkz. “Sünen-i Ebu Davud”, c. 4, s. 107, Hadis: 4385.
    5- Ebu Selma Rai (Hz. Resulullah (s.a.a)’ın develerinin çobanı), bkz. “Maktel-ul Hüseyn”, Harezmi, s. 95.
    6- Ebu’t- Tufeyl Amir b. Vasile, bkz. “Müsned-i Ahmed b. Hanbel”, c. 1, s. 99.
    7- Ebu Leyla, bkz. “Menakıb” Harezmi, c. 5, s. 23-24.
    8- Ebu Vail, bkz. “Ikd-ud Durer”, Cemaluddin Yusuf Dimeşki, s. 23-38.
    9- Ebu Hureyre, bkz. “Sahih-i Buhari”, c. 2, s. 178.
    10- Enes b. Malik, bkz. “Sünen-i İbn-i Mace”, c. 2, s. 519.
    11- Temim Dari, bkz. “Arais-u Salebi”, s. 186.
    12- Sevban (Hz. Resulullah’ın azat ettiği kölesi), bkz. “Sünen-i İbn-i Mace”, c. 2, s. 519.
    13- Cabir b. Semure, bkz. “el-Burhan”, Muttaki Hindi, Tenbihat bölümünde ilk tenbih.
    14- Cabir b. Abdullah Ensari, bkz. “Müsned Ahmed b. Hanbel”, c. 3, s. 384.
    15- Cabir b. Abdullah Sadefi, bkz. “İstiab”, Kurtubi, c. 2, s. 111 ve “Mu’cem-i Kebir”, Taberani, c. 22, s. 937.
    16- İmam Hasan b. Ali, bkz. “Yenabi-ul Mevedde”, Kunduzi, s. 589.
    17- İmam Hüseyn b. Ali, bkz. “el-Burhan”, Muttaki Hindi, Bab: 2 Hadis: 17 ve 18.
    18- Selman-i Farisi, bkz. “Maktel-ul Hüseyn” Harezmi, c. 1, s. 146.
    19- Talha b. Ubeydullah, bkz. “el-Burhan”, Muttaki Hindi ve “el-Mehdiyy-ul Muntazar”, İbn-i Sıddık, s. 12.
    20- Abbas b. Abdulmuttalib, bkz. “el-Mehdiyy-ul Muntazar”, İbn-i Sıddık, s. 12.
    21- Abdurrahman b. Avf, bkz. “el-Beyan”, Genci (Şafii), s. 96.
    22- Abdullah b. Hars bkz. (Haris) b. Cüz Zübeydi, “Sünen-i İbn-i Mace”, c. 2, s. 519 ve diğer baskısında, c. 2, s. 270.
    23- Abdullah b. Abbas, “el-Fusul-ül Muhimme”, İbn-i Sabbağ (Maliki), s. 278.
    24- Abdullah b. Ömer b. Hattab, bkz. “el-Fusul-ül Mühimme”, İbn-i Sabbağ (Maliki), s. 277 ve “el-Burhan”, Bab: 1, hadis: 2 ve Bab: 6, hadis: 6.
    25- Abdullah b. Amr b. As, bkz. “el-Beyan”, Genci, s. 92.
    26- Abdullah b. Mesut, bkz. “el-Fusul-ül Mühimme”, İbn-i Sabbağ, s. 279.
    27- Osman b. Ebi-l As, bkz. “Müsned”, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 216-217.
    28- Osman b. Affan, bkz. “el-Mehdiyy-ul Muntazar”, Sıddık Mağribi, s. 12, Mekke Mecma-i Fıkhi’nin Fetva nitelikli makalesinde Genci’nin “el-Beyan”, s. 77, Beyrut baskısında kaydedilmiştir.
    29- Alkame b. Abdullah, bkz. “Sünen-i İbn-i Mace” ve “el-Fusul-ül Mühimme”, İbn-i Sabbağ (Maliki).
    30- Ali el-Hilali, bkz. “Mecma-üz Zevaid”, Haysemi, c. 6, s. 165.
    31- Ammar b. Yasir, bkz. “el-Burhan”, Bab:1, hadis: 10 ve Bab: 4, Fasıl: 2, hadis: 1 ve 24.
    32- Ömer b. Hattab, bkz. “el-Burhan”, Bab: 1, hadis: 38.
    33- Ümran b. Hüseyn, bkz. “Müsned-i Ahmed b. Hanbel”, c. 4, s. 437.
    34- Amr b. As, bkz. “el-Burhan”, Bab: 4, Fasl: 2, hadis: 23.
    35- Amr b. Mürre Cüheni, “İbraz-ul Vehm-il Meknun”, Ebu-l Feyz Gimari ve “Örf-ul Verdi”, s. 139 ve 390 ve “el-Mehdiy-ul Muntazar”, İbn-i Sıddık İdrisi, s. 13.
    36- Avf b. Malik, bkz. “Mu’cem-i Kebir”, Tabarani.
    37- Katade b. Numan, “el-Burhan”, Bab: 1, hadis: 17 ve Bab: 6, hadis:10 ve 11
    38- Kurre b. İyas el-Muzeni, bkz. “Yenabi-ul Mevedde”, s. 22
    39- Ka’bü-l Ahbar, bkz. “Uked-ud Dürer”, Cemaluddin Dimeşki, s.180 ve 233, 234.
    40- Ka’b b. Alkame, bkz. “el-Burhan”, Bab: 7, hadis: 8, 13, 21.
    41- Muaz b. Cebel, bkz. “İbraz-ul Vehm-il Meknun” Ahmed b. Muhammed b. Sıddık, s. 8.
    42- Fatıma’tuz-Zehra bint-u Resulillah (s.a.a), bkz. “Feraid-us Simtayn”, Hamvini.
    43- Ümm’ül müminin Ümmü Seleme, bkz. “Sünen-i Ebi Davud”, 4, s. 151
    44- Ümm’ül müminin Aişe, bkz. “el-Fiten”, Nuaym b. Hammad, “Uked-ud Dürer”, s. 16-17 ve “el-Burhan” Bab: 2, hadis: 21..
    45- Ümmü Habibe, “el-Burhan” Bab: 4, Fasl: 2, hadis: 20.


    4.CELALEDDİN SUYUTİ ; Biliniz ki: Her kim ister sözüyle, ister davranışı ile -fıkıhta belirtildiği üzere- (mütevatir hadisleri) inkar edip hüccet bilmezse kafir olur, İslam dairesinden çıkar; Yahudilerle, Hristiyanlarla ve Allah'ın dilediği grupla haşredileceklerdir. (Abdulgani Abdulhak, "Hücciyet'üs Sünnet", s. 270, Miftah'ül Cennet'ten naklen)



    EBU'L-FAZL ABDULLAH B. MUHAMMED EL-İDRİSİ
    "...Çünkü, alimlerin aldığı karar gereğince her kim, Peygamber'den nakledilen hadisleri mütevatir olduğu kanıtlandıktan sonra, reddine dair kabul edilebilir bir gerekçe göstermeden inkar ederse kafir olur. (Ebu'l-Fazl Abdullah b. Muhammed el-İdrisi, "El-Mehdi-ül Muntazar", s. 94, 95)



    MUHAMMED EL-MEKKİ
    Güvenilir ravilerin aktardıkları hadislerde Peygamber Mehdi'nin ahir zamanda zuhur edeceğini müjdelemiş, onun sıfatlarını ve zuhurunun belirtilerini açıklamıştır... Resulullah her kim vaadedilen Mehdi'yi inkar eder yalan sayarsa kafir olur denmiştir. (Alaaddin Ali b. Hişam Muttaki Hindi, "El-Burhan fi Alamati Mehdiyyi Ahirzaman", c. 2, s. 865-876)


    İBN TEYMİYE ;
    Resulullah'dan, ahirzamanda çocuklarından ismi ismine, künyesi künyesine denk, yeryüzünü adaletle dolduracak birisinin çıkacağını haber veren Mehdi hadislerinin hepsi sahihdir. (İbn Teymiye, "Minhacü's-Sünne", c. IV, s. 291)


    SAİD HAVVA; Araştırmacılar ahir zamanda ehli beytten bir halifenin olacağı anlaşmazlık göstermemişlerdir. İttifakla kabul edilen bu lider herkes tarafından Mehdi diye bilinenden başkası değildir.
    Buna göre biz de geleceği bildirilen o özelliklerdeki halifeye inanıyor ve o zuhur ettiği zaman onun taraftarlarından olmaya niyetliyiz. Allah'tan bu niyetimizle bize yardımcı olmasını diliyoruz." (Prof. Said Havva, "El-Akaid'ül-İslamiyye", c. 2, s. 1021-1026)

    MÜTEVATÜR HADİSLERİ RED EDENLER



    Mütevâtir hadisler, Akâid konularında bile tek başına delil sayılırlar. Bu yüzden mütevâtir olan haber-i Rasûlü inkâr eden küfre girer. Çünkü böyle bir haberi inkâr etmek, Peygamberi inkâr demektir. O da şüphesiz küfürdür.(1)


    Ahmed Naim, Tecrid-i Sarîh Tercemesi, Ankara 1976, Mukaddime, s. 102.

    Böylece ve Burda yazamadığım daha sonra devamını getireceğim Bir Çok DELİL le Sabittir ki,MEALCİLERİN KÜFRÜ ZAHİREN Apaçık ortadadır...


    ALLAH MEALCİLİK FİTNESİNDEN VE RASULULLAH -Sallahu aleyhi ve Sellem-in (Hadislerini İnkar edenlere) HİDAYET VERSİN..
    Konu KavlulFasl tarafından (04-15-2009 Saat 01:17 ) değiştirilmiştir. Sebep: düzenleme

  8. #8
    Yeni Üye
    Status : hanife_musluman isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Apr 2009
    Mesajlar : 47
    Kardeşine Dua Et : 0
    0 Mesajda 0 Dua Aldı

    Standart

    alıntı.
    Sizden bir adam çıkarak, koltuğuna yaslanır bir halde benden bir hadis okuyacak ve ardından da “sizin ile benim aramızda Allah’ın kitabı var. Onda helal bulduğumuzu helal kabul ederiz. Haram bulduğumuzu da haram kabul ederiz” diyecektir. Hâlbuki Allah’ın Resulünün bir şeyi haram kılması Allah’ın haram kılması gibidir.”[1]




    Allah’ın kitabında helal kıldığı helal, haram kıldığı haramdır. Hakkında sustuğu ise serbesttir. Allah’ın serbest bıraktıklarını kabul edin ve bilin ki Allah hiçbir şeyi unutucu değildir.

    Ebu Davud K. Etime 39/Tırmizi K. Libas 6
    İbni Mace K. Etime 60/El-Müracaat sayfa 20

    Bilin ki; Kuran’dan başka bir şey eken, ektiğini biçerken belalara uğrar. Artık siz de O’nu ekin, O’na uyun. Rabbinize O’nu delil edin, nefislerinize O’nu öğütçü yapın. Kendi reyleriniz O’na uymazsa reylerinizi (yorumlarınızı, seçiminizi) töhmetleyin, dilekleriniz O’na aykırıysa dileklerinize hıyanette bulunun.”

    Nehcül Belağa sayfa 55


    Peygamber’imiz Medine’ye geldiğinde Medineliler hurmayı aşılıyorlardı. Peygamber’imiz “Ne yapıyorsunuz?” diye sordu. Onlar “Biz bunu yapardık.” dediler. Peygamber’imiz “Belki yapmazsanız daha iyi olur.” dedi. Onun sözüne uyarak bu işlemi terk ettiler de hurma ürün vermez oldu. Bu durumu Peygamberimiz’e hatırlattıklarında kendilerine şöyle buyurdu: “Ben ancak bir insanım. Size dininizle ilgili bir şeyi emrettiğimde onu alın. Kendi görüşümden bir şeyi emrettiğimde ise ben ancak bir insanım.”

    Müslim, K. Fazail 140 / İbni Hanbel 3/152


    .................................................. .........................................

    Yer yüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zanna uyuyorlar ve onlar sadece tahminde bulunup saçmalıyorlar.

    6- En’am Suresi 116

    Onların çoğunluğu zandan başkasına uymaz. Doğrusu zan gerçek adına hiçbir şey ifade etmez. Şüphesiz Allah onların yaptıklarını bilendir.



    (alıntı)MUHAMMED EL-MEKKİ
    Güvenilir ravilerin aktardıkları hadislerde Peygamber Mehdi'nin ahir zamanda zuhur edeceğini müjdelemiş, onun sıfatlarını ve zuhurunun belirtilerini açıklamıştır... Resulullah her kim vaadedilen Mehdi'yi inkar eder yalan sayarsa kafir olur denmiştir. (Alaaddin Ali b. Hişam Muttaki Hindi, "El-Burhan fi Alamati Mehdiyyi Ahirzaman", c. 2, s. 865-876)


    İBN TEYMİYE ; Resulullah'dan, ahirzamanda çocuklarından ismi ismine, künyesi künyesine denk, yeryüzünü adaletle dolduracak birisinin çıkacağını haber veren Mehdi hadislerinin hepsi sahihdir. (İbn Teymiye, "Minhacü's-Sünne", c. IV, s. 291)

    Enam/ 37. “Ona bizim ısrarla istediğimiz bambaşka bir mûcize indirilse ya!” deyip duruyorlar. De ki: “Şüphesiz Allah öyle bir mûcize göndermeye kadirdir, fakat onların çoğu bunu bilmezler.


    SAİD HAVVA; Araştırmacılar ahir zamanda ehli beytten bir halifenin olacağı anlaşmazlık göstermemişlerdir. İttifakla kabul edilen bu lider herkes tarafından Mehdi diye bilinenden başkası değildir. Buna göre biz de geleceği bildirilen o özelliklerdeki halifeye inanıyor ve o zuhur ettiği zaman onun taraftarlarından olmaya niyetliyiz. Allah'tan bu niyetimizle bize yardımcı olmasını diliyoruz." (Prof. Said Havva, "El-Akaid'ül-İslamiyye", c. 2, s. 1021-1026)
    ....

    Gaybi ve gelecekte olacakları ancak ve ancak allah bilir...

    6 - Enam Suresinden ayetler...

    48. Biz peygamberleri sadece müjdeci ve uyarıcı olarak gönderiyoruz. O halde kim iman eder, kendini ve işlerini düzeltirse onlara asla korku yoktur. Onlar hiçbir üzüntüye de mâruz kalmayacaklardır.

    49. Âyetlerimizi yalan sayanlar ise isyan edip yoldan çıkmalarından ötürü azaba uğrayacaklardır.



    50. De ki: “Ben, size “Allah’ın hazîneleri benim yanımdadır” demiyorum. Yok, “Ben gaybı bilirim.” Yok, “Ben meleğim” de demiyorum. Bana ne vahyediliyorsa, ben ancak ona tabi olurum” De ki: “Kör, görenle bir olur mu? Hiç düşünmüyor musunuz?”


    51. Allah’tan başka birtakım tanrıların, Allah’ın huzurunda toplandıklarında kendilerini kurtaracaklarına inanan o kimseleri sen Kur’ân’la uyar ki, O’nun huzurunda kendilerini savunacak bir hamileri veya bir şefaatçileri olmayacaktır. Böylece umulur ki bu şirkten sakınırlar.
    Konu hanife_musluman tarafından (04-15-2009 Saat 09:58 ) değiştirilmiştir.
    Ey Rabbim! Benim toplumum bu Kuran’ ı devre dışı tuttular.

    25- Furkan Suresi 30



    :Hiç kuşkusuz bu Kur'an insanları en doğru yola iletir ve iyi ameller işleyen mü'minlere, kendilerini büyük bir ödülün beklediği müjdesini verir.(isra/9)

  9. #9
    Yeni Üye
    Status : hanife_musluman isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Apr 2009
    Mesajlar : 47
    Kardeşine Dua Et : 0
    0 Mesajda 0 Dua Aldı

    Standart

    Alıntı irhabiyyun Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Bismillah -Elhamdulillah


    Mealcilerin Allah’a şirk koşmayı tariflerine bakalım

    -Allah’ın ulûhiyet, rububiyet, sıfatında veya onun ibadette eşi olmadığına inanmaktır. Genelde mealcilerin Allah’a şirki tarifleri böyledir.

    Doğrudur.

    -Ancak onlardan hoca Ahmedindiyn ve Abdullah Cekralevi bu tarife şu kelimeleride eklemektedir;

    -Onlara Göre ''Ehl'i Sünnet Şirk içindedir''

    -Sünnete göre amel etmek ve sünnete göre muhakemeleşmekte şirktir. Onlara göre; Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in verdiği hükümlere göre hareket etmek onlarla amel etmek şirktir.

    hanife_musluman: ben bu görüşlere katılmuyorum...

    bizim inancımızda dini islamın tamamını belirliyen Allahın sözleridir yani kurandır yani vahyidir yani resulullah a. min tebliğ ettiği dir...

    Resulullah a.s ben ancak vahyiye uyarım ve vahyiyle uyarırım dediği ayetler ki bunlar nastır, din adına kurandan başka söz söylememiştr, söylemiştir diyeneler vahyiye beşer sözü katmakla ve bu sözleri resulullah a.s ma mal edenler hem kurana şirk yapmaktadırlar hemde sevgili peygamberimize iftiralar atmaktadırlar.

    bunlardan allaha sığınıyoruz..

    "ONLARIN ÇOĞU ANCAK ALLAH'A ŞİRK KOŞARAK İMAN EDERLER" (Yusuf Suresi 106.
    bu ayete göre hem iman hem şirk söz konusu din kardeşlerime bu ayet üzerine tefekkür etmelerini öneriyoorum..


    Bu kimseler; Nisa: 65, Ahzab: 36, Nur: 51 vb. ayetlere rağmen böyle söylemektedirler.


    65. Hayır; Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdi*ğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam manâsıyla kabullennıedikçe iman etmiş olmazlar.(Nisa.65)

    36. Allah ve Rasûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Rasûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur. (Ahzab 36.Ayet.)

    51. Aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Resulüne da'vet edildiklerinde, "İşittik ve itaat ettik " demek, sadece mü'minlerin söyleyeceği sözdür. İşte asıl bunlar kurutuluşa erenlerdir.(Nur Süresi 51.)

    bunlar ne güzel ayetlerdir duyduk ve iman ettik elhamdülillah.
    fakat şuan resulullah hayatta değil ki onu hakem yapalım. velevki şuan aramızda olsaydı bile elbetteki kuranı en iyi anlayan yaşayan ve tebliğ eden odur ki vallahi resulullahı hakem yapacaktık ve vallahi kahemlik yaptığında da kuran ayetleriyle hükmedecekti. kendisi yok emaneti var..bunada elhamdülillah...

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Hatemunnebi Oluşu; Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Hatemunnebi oluşu Mealcilerden Makbul Ahmed Makbul Ahmed ise; “Rasuller insanlığı hidayete erdirmek, cehalet karanlığından kurtarmak ve zulmü bertaraf etmekiçin gelmişlerdir.” Cehalet ve Zulüm yeryüzünde olduğu sürece Nebiliğin olması gerektiğini ileri sürmektedir.

    bu sözler batıldır bunlardan allaha sığınıyorum. nebi yoksa emaneti kuran vardir. kuranı devre dışı bırakmak yok muş gibi saymak ahmaklıktır !!!

    İsa (Aleyhisselam)’a karşı koymaları

    1) Doğumu ile alakalı görüşleri:

    Kur’an İsa (Aleyhisselam)’ın Allah’ın kudretine dalalet eden bir ayet olarak babasız bir tek anneden dünyaya geldiğini; yeryüzünde Allah’ın dilediği kadar nebi olarak kaldığını; sonra Allah’ın onu kendi katına yükselttiğini; öldürülünenin ve çarmaha gerilenin isa’ya benzer biri olup, isa (Aleyhisselam) olmadığını, açık olarak bildirilmektedir.

    Doğrudur.

    Sünnette; İsa (Aleyhisselam)’ın Kıyamet saatine yakın adil bir hakem olarak yeryüzüne ineceğini, Deccal’i öldüreceğini vb. şeyleri söylemektedir.

    Kur’an / Mâide Suresi:
    75. Meryem oğlu Mesih sadece bir peygamberdir, -ondan önce de peygamberler
    gelip geçmiştir- onun annesi dosdoğrudur, her ikisi de yemek yerlerdi. Onlara
    ayetleri nasıl açıkladığımıza bir bak, sonra da bak ki nasıl yüz çeviriyorlar!


    117. “Ben onlara, sadece bana emrettiğini söyledim: “Benim de Rabbim, sizin de
    Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin” dedim. Aralarında bulunduğum sürece onlara
    şahit idim. Fakat sen beni vefat ettirince, onlar üzerlerine gözetleyici yalnız sen
    oldun. Sen, her şeye hakkıyla şahitsin.”

    ayete göre hz. isa a.s vefat etmiştir..
    Kur’an / Âl-i İmrân Suresi:
    55. “Allah buyurmuştu ki: ‘Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, seni nezdime
    yükselteceğim, seni inkâr edenlerden arındıracağım ve sana uyanları kıyamete
    kadar kâfirlerden üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz Bana olacak. İşte o zaman

    ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda hükmü Ben vereceğim.”

    kesinlikle vefat etmiştir. her canlı ölümü tadacaktir ayetine göre h.z isa da vefat etmiştir. zaten kıyamete kadar yaşaması yani doğduğu günden kiyamete kadar var olması sünnetullaha aykırıdır

    ayetle sabıttır..rivayetler ayetlerin önüne geçemezler!


    185. Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size
    tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa,
    gerçekten kurtuluşa ermiştir.


    Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey
    değildir.
    (Ayrıca bkz: 21/35, 29/57)
    ...

    Hal böyle iken mealcilerden büyük bir çoğunluk isa (Aleyhisselam)’ın aksine bir anne babadan olduğunu iddia etmekte Allah’ın Meryem: 20, 21, 22, 23, 27, 28 ve Ali İmran: 59. ayetlerine gözlerini kapatmaktadırlar.

    bunu idda eden ahmaktır inanan ise ayetleri yalanlayanlardır. bunlardan Allaha sığınıyoruz.
    ....
    Meryem (Aleyhisselam)’da şöyle demişti:

    “Bana hiçbir beşer dokunmamış ve ben hiçbir zaman kötü olmamış iken, nereden benim çocuğum olacak?” Melek’de demişti ki: Rabbın böyle buyurdu. İnsanlara onu bir delil ve bizden bir rahmet kılmak için, bu bize kolaydır.” Nitekim Meryem çocuğa gebe kalmış ve onunla birlikte uzak bir yere çekilmişti. Doğum sancısı onu bir hurma ağacına sığındırmış; “keşke ben bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim” demişti.

    Meryem Suresi: 20, 21, 22, 23

    “Meryem çocuğu taşıyarak kavmine getirmiş, onlarda şöyle demişlerdi: “Ey Meryem çok kötü bir iş yaptın,” Ey Harun’un kızkardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi; annende yoldan çıkmış değildi?”

    Meryem: 27, 28

    “İsa’nın durumu, Allah katında, Âdem’in durumu gibidir. Âdem’i de topraktan yaratmış, sonra ona “ol” demiştik; oda hemen oluvermişti.

    Ali İmran: 59
    amenna.


    Kıyamet Günü Şefaat Edilmesi:

    Mealcilerin hepsi şefaati reddetmektedirler. Bu hususta dünkü mutezile ile bu günkü mutezile arasında hiçbir fark yoktur.

    ben anlamam mutezile den onları da tanımam...
    kuranı her savunan mutezile değilidr.


    -Onların şefaati inkâr ederken delil olarak aldıkları ayetler:

    “Hiçkimsenin hiç kimse adına bir şey ödemeyeceği, hiç kimseden şefaatin kabul edilmeyeceği. Hiç kimseden fidye alınmayacağı ve kendilerine yardım bile edilmeyeceği bir günden sakının.”

    Bakara Suresi: 48

    “Ey iman edenler! İçinde ne bir alış verişin, ne bir dostluğun ve nede bir şefaatin olduğu gün gelmeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden sarfedin. Kâfirler, işte asıl zalim olanlar onlardır.”

    Bakara Suresi: 254

    ne güzel ayetler hepsine iman ettim.

    Hiç şüphe yok ki, Kur’ân’ı biz indirdik ve muhakkak ki onu, tahrif ile tebdîlden (değişikliğe uğramaktan) biz koruyacağız.hicr /9

    sabit ayetler varken rivayetlere inanmak akıl karimidir??? gerçi allah akıl sahipleine diyor değil mi..


    Ehl'i Sünnet'in Şefaat ile İlgili aldığı Sahih Hadisler;

    (Müslim, Cenâiz 102-103, Hadis no: 974, 2/669).

    “Her peygamberin kabul edilen bir duası vardır. Diğer peygamberler o duayı yapmakta acele ettiler. Ben ise bu duamı Kıyamet gününde ümmetime şefaat için sakladım. Ona, ümmetimden şirk koşmayanlar kavuşacaklardır.” (Buhârî, Deavât 1, 8/82; Müslim, İman 334-342, Hadis no: 198-199, 1/188; İbn Mâce, Sünnet 37, Hadis no: 4307, 2/1440; Tirmizî, Deaavât 141; Kütüb-i Sitte, 14/403).


    “...O’nun izni olmadan, O’nun katında şefaat edecek kimdir?...” (2/Bakara, 255)

    Üstte Bakara 255.Ayette ise O'nun izni olmaksızın deniliyor,Rasulullah -Sallahu aleyhi ve Selem-ise Şefaat etme izni kendisine verildiğini Sahih olarak bize ulaşmaktadır.

    iyide yukarda verdiğiniz ayet örneklerini ne yapacağız ????????

    ayetleri bırakıp rivayetleremi uyalım insaf be Allahın arı duru tertemiz katıksız halis dinini öğrenmek istiyen din kardeşlerime sesleniyorum

    Ayetleri bırakıp da sahihliği nas ile belli olmayan rivayetleri lütfen ayetlerin önüne geçirmeyin vallahi allah hesabını sorar.

    ...İşte o zaman Kur'an'ı Anlamanın Önündeki En Yeni Engel: MEALCİLİK inkar edenlerin gözleri yuvalarından fırlayacak... (Enbiya Suresi Kur'an'ı Anlamanın Önündeki En Yeni Engel: MEALCİLİK 97)

    peygaber a.s zaten kuranla amel edenlere bir nevi şefaat etmiş sayılır.



    (Buhârî, Tefsir Sûre 18; Müslim, İman 84). Cennette derecelerin arttırılması için ilk şefaat edecek peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.)'dir. Bundan dolayı Hz. Peygamber bir hadisinde,"Cennette insanların ilk önce şefaatte bulunanı benim." (Müslim, İman 85) buyurmuştur.

    MEALCİLER ;Namazda kıbleye yönelmenin gerekli olmadığını söylüyorlar. Bakara suresindeki ayetlere rağmen.

    kim söylemişse onu bağlar

    ben ayete uyarım kıblem kabedir.

    “Senin yüzünü çok defa gökyüzüne çevirip durduğunu elbette görüyoruz. İşte şimdi hoşnud olacağın bir kıbleye seni döndürüyoruz. Yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Nerede bulunursanız, sizde yüzlerinizi onun tarafına çevirin…”

    Bakara: 144

    “Kendilerine kitap verilenlere her delili getirsen, senin kıblene yine uymazlar, sende onların kıblesine uyacak değilsin. Onlarda birbirlerinin kıblelerine uymuyorlar…”

    Bakara:145
    ------------------------------------------------------------------
    SONUÇ:

    1-Ehl'i Sünnet'i TEKFİR eden kendisi KAFİR olur.
    2-Kıble Ayetleri varken her istediği tarafa Namaz kılan Ayetleri İnkar etmiş olur KAFİR olur.Ki bir Ayetin açık Hükmünü İptal etmek Küfürdür.
    3-Mütavatir Hadisleri RED eden kafir olur İCMA ile sabittir.



    ..
    siz bu tekfirleri kurandan gösterin bize?


    De ki: "Biz Allah'a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına indirilene, Musa'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere iman ettik. Onlardan hiçbiri arasında ayrılık gözetmeyiz. Ve biz O'na teslim olmuşlarız." Kim İslam'dan başka bir din ararsa asla ondan kabul edilmez. O, ahirette de kayba uğrayanlardandır. (Al-i İmran Suresi, 84-85)

    ki bu peygamberlerin sünneti yok tu halbuki dini islam bu dinlerin devamıdır. ama siz anlamuyorsunz ne yazikki

    O: "Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri' etti (bir şeriat kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey, müşriklere ağır geldi. Allah, dilediğini buna seçer ve içten kendisine yöneleni hidayete erdirir. (Şura Suresi, 13)

    ben müslümanım yanlız müslüman ne mezhepçi hadisçi ne sunni şii vb..beni bağlamaz beni tekfirmi edeceksinz?

    Bir başka ayette ise "... size din olarak İslam'ı seçip-beğendim..." (Maide Suresi, 3)
    Ey Rabbim! Benim toplumum bu Kuran’ ı devre dışı tuttular.

    25- Furkan Suresi 30



    :Hiç kuşkusuz bu Kur'an insanları en doğru yola iletir ve iyi ameller işleyen mü'minlere, kendilerini büyük bir ödülün beklediği müjdesini verir.(isra/9)

  10. #10
    Aktif Üye
    Status : KavlulFasl isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Apr 2009
    Bulunduğu yer : Son Kıyamı Dünya yapacak Bize..Onun üstünde yaşıyorum.
    Mesajlar : 2,065
    Kardeşine Dua Et : 16
    60 Mesajda 92 Dua Aldı

    Standart

    Ey Mealci ; Sen Bizleri Tekfir etmiyormusun,Rasulullah-Sallallahu aleyhi ve Sellem-in Sünnetine Uyan ''Ehl'i Sünnet'' i Uydurma bir Din ithamınla ve Tevbe 31. ayeti Delil getirerek defalarca Tekfir ettin...Suçumuz Rasululllah-Sallallahu aleyhi ve Sellem-in Sünnetine uymak sana göre...

    İslam'ın Kanunları Yürürlükte olsaydı bu ''İRTİDAD'' ının Cezası vardı ''MEALCİLİK FİTNESİ'' ni saçtığın için ve bu Cezayı uygulardık Ayet ve Hadisler ile ''İçtihad edilmiş Senin Hakkında'' Siz Mealcilerin ''MÜTEVATİR'' olan Hadisleri ''RED'' etmeniz ,Kur'anda ''HİCAP'' ayeti olan Nur 31.Ayetini sapık bir ''TE'VİL'' ile bu Emri ''RED'' etmenizden dolayı Cezanızı alırdınız...

    Ancak biz ''Ehl'i Sünnet Menheci'' üzere olan Müslümanlar çok Sabırlıyız,Sabrımızında sınırları yok değil ...

+ Konuyu Cevapla

Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

     

Arkasında Google Var ; )

miftahul cennet duası arapça

miftahul cennet duası anlamı

mealcilik

mealciler

miftahul cennet duası

Kuranı Anlamanın Önündeki En Yeni Engel: Mealcilik

Miftahul cennet duası türkçe meali

abdullah cekralevi

miftahul cennet duasi tercümesi

kuranı anlamada engel

miftahul cennet duası arapçası

http://www.islam-tr.net/kur-ani-kerim/13398-kurani-anlamanin-onundeki-en-yeni-engel-mealcilik.htmlmiftahul cennet duasının türkçe mealimütavatır hadismiftahul cennet duasi turkce tercumesiarapca miftahul cennet duasimiftahul cennet duası ARAPÇASItirmizi hadislerin arapca ve tercumesi kabir cennetmiftahul cenne duası arapça yazılımealcilerin delillerimeftehul cennetül suresinin arapcasımütevatür hadisi inkarİbn Teymiye Minhacüs-Sünne c. IV s. 291)MİFTAHUL CENNET arapcamiftahul duasi

Benzer Konular

  1. Hakkın anlaşılmasının önündeki Engeller
    Konuyu Açan: mücadalem, Forum: Zulüm Resimleri.
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj : 08-16-2009, 10:22
  2. Oruç günaha nasıl engel olur ?
    Konuyu Açan: fecrislam, Forum: Ramazan ve Oruç Fıkhı.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 09-04-2008, 08:49
  3. Kur'an'ı 8 makamda okuyor / Video
    Konuyu Açan: rucane, Forum: İslami Videolar.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 09-24-2007, 08:55
  4. Kur'an'ı terk mi edelim?????
    Konuyu Açan: Hanne-sevde, Forum: Kur-an'ı Kerim.
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj : 06-27-2007, 02:05
  5. OLUMSUZ DAVRANIŞLARA CEZASIZ NASIL ENGEL OLABİLİRİZ?
    Konuyu Açan: Ümmü Yusra, Forum: İslami Eğitim.
    Cevaplar: 11
    Son Mesaj : 02-08-2007, 02:45

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
ilahi dinle